Hava Kirliliğinin Vardığı Korkutucu Seviye

12 Aralık 2017

Türk Toraks Derneği’nden Doç. Dr. Osman Erbek ve Yrd. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç İklim İçin'de konuğumuzdu. Türkiye'de hava kirliliğinin ulaştığı korkutucu seviyeyi, nedenlerini ve sağlımıza etkilerini konuştuk.

12 Aralık 2017 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
İklim İçin podcast servisi: iTunes / RSS

Can Tonbil: Herkese merhabalar, 94.9 Açık Radyo’dasınız ve İklim İçin programı başladı. Ben Can Tonbil.

Yücel Sönmez: Ben Yücel Sönmez.

Ömer Madra: Ben de Ömer Madra.

Can Tonbil: Aynı zamanda desteği için dinleyicimiz Erol Malçok’a da buradan çok teşekkür ederiz.

Yücel Sönmez: Bugün çok kıymetli iki konuğumuz var, Türk Toraks Derneği’nden Doç. Dr. Osman Erbek ve Yrd. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç. Hava Grubu’ndalar aynı zamanda, bize havalarla ilgili durumumuzu anlatacaklar biraz. Malum çok temiz bir hava solumuyoruz ama işin küçük detaylarını onlardan öğreneceğiz. Hoş geldiniz!

Nilüfer Aykaç: Merhaba hepinize, günaydın!

YS: Ayrıca Ömer Madra’nın da bu grubun fahri üyesi olduğunu da bildirmekten gurur duyarım.

NA: Onur üyesi!

YS: Onur üyesi. İsterseniz önce nasıl bir hava soluyoruz, biraz buradan başlayalım. Bize havamız hakkında biraz bilgi verin, sonra bunların ne tür problemlere yol açtığını ve nedenleri üzerinde ayrıca duralım.

Osman Erbek: Tabii. Bizim cep aplikasyonundan hemen girmeden önce baktım, Ankara Sıhhıye şu an itibariyle 114 mg/mm3 pm10 solumaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün izin verdiği sınır 50’dir saatte, ikiye katlamış durumda şu anda.

ÖM: Şu anda Ankara’da siyasiler zor durumda.

CT: Aplikasyonun ismini de söyleyebilir misiniz?

OE: Tabii: Nefesiniz Cebinizde.

CT: Biz de zaman zaman kontrol etmeye başladık.

ÖM: Düzenli hale de getireceğiz, insanları ürkütme pahasına da olsa... Haklı bir itiraz geldi Can’dan ama ne yapalım ki mücadele etmek için bunu da bilmek gerekir diye düşündük sonradan.

OE: Son 24 saat İstanbul Alibeyköy 142’yi vurmuş durumda.

ÖM: 50 sınır iken?

OE: 3’e katlamış! Hatta Kartal 8 ve 12 arasında kırmızı ve mor renklerle 150 civarlarında, Kadıköy ve Göztepe ise ölçmüyor!

YS : O çok kritik değil mi? Öçülmeyen yerlerde enteresan bir durum var.

ÖM: Niye ölçmüyor?

OE: İstasyon ölçüm dışı. Göztepe Kasım ayından bu tarafa ölçmüyor, Kadıköy ise son 2-3 gündür. Kadıköy’ün en son ölçtüğü ve bizim hafızamıza aldığımız 200’dü partikül madde!

YS: 4 katı!

OE: Göztepe hiç ölçmüyor, Kadıköy de son 3 gündür tamamen devre dışı.

YS: Haritalara baktığımızda da Türkiye’de bu yıl bir tek Rize’nin biraz temiz hava soluduğu gözüküyor. Bu kirliliğin kaynağı, nedenleri ne?

OE: Tabii Türkiye’deki kritik nokta, kirlilik analizleri çok yapılmıyor, trafik, sanayi ve ısınma, 3 tane temel nokta ama lokal olarak istasyon istasyon çalışmak lazım. Bu istasyonda ana problemi yaratan nedir? Biz daha havamızın kirli, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre standartların üstünde olduğunu kamusal otoriteyle daha anlaşamadık daha bu noktada. İkinci adımımız ondan sonra olacak; peki havamız kirli ise bunun nedeni nedir trafiktir, ısınmadır gibi. Genellikle sanayinin olduğu yerlerde sanayi daha ağırlıklı, Doğu Anadolu’da ise ısınma daha ağırlıklı bir problem gibi görünüyor.

YS: Kömürle ısınma?

OE: Evet. Ev içi ısınmadan kaynaklı daha çok, kömür hala çok ciddi kullanılıyor çünkü Türkiye’de, metropollerde de trafik ciddi sorun partikül maddenin temel noktalarından biri. Çünkü hala toplu taşım istenilen noktalarda değil ve daha kötüsü toplu taşım hala kömür, fosil yakıt ürünleriyle, benzin kullanılıyor, elektrik gibi bir süreç tanımlanmamış durumda. Bunlar temel kirlilik kaynakları gibi duruyor.

YS: Bir de galiba yanılmıyorsam hepsini ölçemiyoruz değil mi? Belli bir miktar kirliliği ölçebiliyoruz, partikül boyutu daha küçük olan zararlıları ölçemiyoruz galiba ya da ölçmüyoruz?

NA: Aslında hava kirliliğine yol açan tonlarca zararlı madde var ama temel 5 tane zararlı maddeden bahsetmek mümkün. Bunlardan en önemlileri sıralamak gerekirse, partikül madde var, sülfür dioksit var, karbon monoksit var, azot dioksit var ve ozon var. Partikül madde Türkiye’de yaklaşık 200’ün üzerinde istasyon var ve burada spesifik olarak 2 tane şey ölçülüyor sülfür dioksit ve partikül madde 10. Partikül madde 10’un şöyle bir önemi var, aslında en fazla hava kirletici olarak sorunlu olan madde bu ancak 10 partikül bu maddenin çapını gösteriyor, 10 mikron çapını gösteriyor. Biz biliyoruz ki 10 mikron olanlar akciğerin en uç noktasına kadar ulaşmıyor, burunda tutuluyor ve anlamda partikül 10 ölçmeniz aslında çok bir anlam ifade etmiyor. Biz biliyoruz ki partikül madde 2,5 akciğerin en uç noktasına kadar ulaşıyor. Burada ne yapıyor? Birincisi enfeksiyonlara yol açıyor; 5 yaş altındaki çocuklarda özellikle akut solunum yolları enfeksiyonlarına yol açıyor. Ne yapıyor? Erişkinlerde kronik bronşitler alevlenmeler, astımlara yol açıyor. Sadece burada kalmıyor aslına bakarsanız, buradan sistemi dolaşıma geçiyor, inmelere yol açıyor yani felçlere yol açıyor yahut kalp krizlerine yol açıyor. Bu anlamda biz Türkiye’de istasyonlara bakarsak pm 2,5 ölçen yaklaşık 30 tane istasyon var. Biraz önce Osman beyin söylediği bizim istasyonlarımızda ölçülen değerler bir şeyi yansıtıyor ama aslında yansıtan bölümü çok küçük bir miktarı. Belki artık tüm istasyonlar, istasyon sayısının arttırılması sağlanmalı ama asıl akciğerlere ve sistemik dolaşıma yol açan, genel olarak akciğerdeki insan sağlığı üzerindeki etkilerine yol açan pm 2,5’u ölçmek gerekiyor.

ÖM: Pm 2,5 ölçülmüyor değil mi?

NA: 30 istasyon dışında başka yerlerde ölçülmüyor. O anlamda bunun ölçülmesini sağlamak çok önemli diye düşünüyorum.

YS: Esas kanser yapan da bu galiba değil mi?

NA: Akciğerlere bu ulaştığı için, çünkü pm 10 yukarılarda kalıyor, burunda tutuyorsunuz o kıllarla veya burun mukozasından geçmiyor ama pm 2,5 veya daha küçük, pm 1 var, 0,5 var, 0,1 var, bunlar

ÖM: Yani küçüldükçe tehlike artıyor?

NA: Akciğerlere ulaşım, yani nefesinizi durduramayacağınıza göre, böyle bir şey yaşamla bağdaşamayacağına göre bir nefesle o küçük parçaları söz ölçmediğiniz, bilmediğiniz, ne kadar olduğuna dair hiçbir şekilde fikir üretemediğiniz partikülleri alıyorsunuz. Düşünün ki Dünya Sağlık Örgütü hava kirliliğini ‘görünmez katil’ olarak tanımladı ve dünyada yaklaşık 7,5 milyon insan yılda hava kirliliği nedeniyle ölüyor. Türkiye’de bu oran 30 bin civarında. Hep söyleriz, trafik kazalarında yılda 3 bin civarında trafik kazası var, tabii ki hiç kimse elbette ki ölmesin ama hava kirliliği boyutunu düşünürseniz 30 bin rakamı inanılmaz. Bu havayı düzeltseniz 30 bin kayıp olmayacak. Buna gerçekten ‘görünmez katil’ diyoruz ve bu konuya dikkati çekmek istiyoruz.

OE: Türkiye’nin standartlarının bir eksiği de şu, pm 2,5’un kabul ettiği bir sınır da yok. Ölçelim peki ama hangisinin üstüne? Şehircilik bakanlığı benim kirli dediğim sınırı hiç tanımlamamış durumda. O yüzden ölçmeniz de tek başına sonuç vermeyecek. Bir nokta daha, örneğin Avrupa Birliği diyor ki 50’nin üstünde olmayacak Dünya Sağlık Örgütü, eğer olursa da yılda 35 günden daha az olması lazım. Türkiye’de böyle bir sınır da yok. Eğer Türkiye’yi 35 güne göre tanımlarsak 2016 yılında yaptığımız çalışmalarda Türkiye’de sadece Şile, İzmir Karşıyaka ve Bursa’da Uludağ üniversitesinin etrafı 35 günden az hava kirliliğiyle ilgili sorun yaşamamış. 1 milyon nüfusu aşmış diğer büyük kentlerin hepsi ve tüm istasyonlar yılda 35 günden daha fazla miktarda kanser yapan hava, toz solumuş durumda. Aslında hergün soluduğumuz havanın ne kadar ciddi bir probleme neden olduğu Türkiye açısından ortada. Tüm dünya açısından baktığınız zaman her 100 ölümün 16’sı hava kirliliğine bağlı, Türkiye’de bu 13. Tamamen gelişme ve ekonomiyle de bağlantılı, örneğin ABD’de bu rakam 5, her 100 ölümün 5’i. Biz hangi ülkeyle yarışıyoruz derseniz Birleşik Arap Emirlikleri sınırındayız.

CT: Koah üzerinden de anlatıyordu geçtiğimiz ay galiba yayınlanan bir haberde Türk Torak Derneği’nin başkanı Prof. Dr. Fuat Kalyoncu “toplumumuzda 40 yaş üstü her 5 kişiden 1’inde koah vardır” diyordu. “Oysa 10 koah hastasının sadece 1’i doktora başvurmuş ve doğru tanı alabilmiştir. Koahın temel nedeni olan kirli hava soluma sorunu sonu 200 yılda sanayi devrimi sonrasında ortaya çıkan bir gerçekliktir” diye nitelendirmiş. Hem sigaradan hem de aynı zamanda dışarıda solunan duman, gaz ve küçük parçacıklar nedeniyle koahın oluşabileceğini söylemiş, tütün dumanı, termik santraller, fabrikalar ve trafikteki arabaların egsozlarından çıkan ve çevreye yayılan kirli hava, ısınma ve yemek pişirme amaçlı evlerdeki soba ve ocaklarda yakılan odun, tezek, ağaç kökleri ve kömürün dumanı, dozlu dumanla işyerlerinde soluduğumuz kirli havanın hastalığa neden olan en önemli sebepleri olarak da gösterilmişti yapılan açıklamada.

OE: Gerçekten dünyada 5 tane temel hastalığın hava kirliliği ile doğrudan ilişkili olduğunu biliyoruz; sırayla düşünürsek biri kalp krizi, ikincisi inme, üçüncüsü kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan koah, dört zatürreler ve beşincisi akciğer kanseri. Bu 5 neden zaten dünyada da en çok öldüren, Türkiye’de de en çok öldüren temel nedenler. Bu yüzden aslında ölümlerimiz kader falan değil, mevcut sosyal ve ekonomik tabloların sonucunda. Koah tümüyle icad edilmiş bir hastalık, sanayi devrimi böyle yaşanmasaydı koah diye bir hastalık olmayacaktı. 1900’lerin başlarında Almanya’da otopsi çalışmalarında iki tane olgu sunuyorlar, çok az bulunan, nadir olgu diye, buldukları olgu akciğer kanseri. 1900’lerin başlarında çok nadir olgu olarak sunuluyor, bugün ise sıradan bir hastalık durumuna gelmiş bir halde sigara ve hava kirliliği nedeniyle.

ÖM: Burada çarpıcı bir yeni araştırma gözüme çarptı, daha doğrusu araştırmanın haberi, ana karnındaki bebeklerin hava kirliliğinden dolayı, bu partikül etkisinden dolayı, hatta zeka düzeylerinin de, zeka geriliğine bile yol açabileceği yani aklın alamayacağı felaketlerden bahsediyoruz.

YS: Ömer bey bununla ilgili UNICEF datalarını getirdim, Dünya Sağlık Örgütü’nün izin verdiği sınırların üstünde partikül madde soluyan çocuk sayısı bu dünyada 2 milyar.

ÖM: Onu ben de gördüm ve inanamadım! Birkaç defa okumak zorunda kaldım, 2 milyar çocuktan bahsediyoruz!

YS: Bunun büyük bir kısmı, 630 milyon’u Güney Asya’da ve Doğu Asya’da.

ÖM: Hindistan, Çin gibi?

YS: Hindistan ve Çin bunun çok büyük bir kısmını oluşturuyor. Hava kirliliği aslında yoksullukla da ilişkili, yoksulluğu da yeniden üreten bir şey. Çünkü tam da dediğiniz gibi çocuk ‘pretem’ dediğimiz çocuk ana karnında etkilenmeye başlıyor, beyin gelişimi, akciğer gelişimi ve kalp gelişimi sekteye uğruyor. Erken çocukluk döneminde sıklıkla grip ve zatürre problemleriyle yaşıyorlar. Bu okul gelişimlerini etkiliyor, akademik gelişimlerini etkiliyor. Gelişmekte olan ülkelerin hepsinde düşük eğitim düşük sosyal sınıf demektir aynı zamanda. Bu da üst sınıfa geçebilmek şanslarını ortadan kaldırıyor. Orta yaşlarda genellikle akciğer ve kalp hastalıkları nedeniyle pek çok sağlık harcaması yapıyorlar, orta yaşlarda, çalışabilecekleri zamanlarda iş hayatından uzak kalarak gelirleri de düşüyor. Yoksulluk kendini hem hava kirliliği olarak var ediyor hem de tekrar yeniden üretiyor.

ÖM: Adaletsizliğin son noktası. Yani artık ana karnındaki çocuk da olumsuz etkileniyorsa daha doğmadan, bundan daha büyük bir adaletsizlik olabileceğini düşünmek de mümkün değil. Peki durum çok vahim olarak tespit ediliyor, bence kalan vaktimizde ne yapılabiliri konuşalım, nasıl bir mücadele vermek gerekiyor. Çünkü bunları anlatıp ‘eyvah halimiz harap!’ filan diye konuşmanın hiçbir faydası yok. Sokağa mı çıkmalıyız, resmi yetkilileri mi etkilemeliyiz, miting mi yapmalıyız, ne yapmalıyız yani bunu önlemek için? Asıl soru bu ve çok fazla zaman kalmadığı anlaşılıyor.

NA: Biz bunun sağlık profesyonelleriyiz ve biz biliyoruz ki akciğerler için ve insan sağlığı için hava kirliliği çok kötü bir şey. Bu konuda biz hep beraber çalışmak istiyoruz, sizlerle, siyasal otoriteyle, bu tek başına çözülecek bir yöntem değil. Örneğin planlanan termik santraller var 100’ün üzerinde, güzelim yerlere termik santraller yapılıyor ve bu kömürlü termik santraller artık dünyada vazgeçilen, hiçbir şekilde fosil yakıtların kullanılmaması gerekli olan şeyler bizim ülkemizde tekrar gündeme getirilip, tekrar yapılmaya çalışılıyor. Belki buralardan başlamak lazım. Aslına bakarsanız bir enerji niye var, nasıl var, ne kadar enerji var ve ne için var? Bunların sorgularını yapmak lazım. Burada bireysel bir korunma yönteminden çok siyasi otoriteyle biraraya gelip daha temiz bir havada, bunun bir sağlık hakkı, insan hakkı olarak değerlendirmek ve aslında bu hava kirliliğinde iklim değişikliğine yol açarak salgınlara, felaketlere yol açtığını bilerek, aslında dünyanın da, sizin de her zaman söylediğiniz gibi ömrünü kısalttığımızın farkına vararak herhalde daha ciddi ele almak gerekiyor. Herşeyi yapalım bence, sokaklara çıkalım, konuşalım, çağıralım, elimizden ne geliyorsa yapalım. Herkes bulunduğu noktadan, benim 7 yaşında kızım var, bir anneyim, bir hekimim ve bazen endişe duyuyorum nasıl bir akciğer kapasitesiyle gelişiyor çocuğum? Çünkü gayet iyi biliyoruz ki kötü havalarda, hava kirliliği olan yerlerde yaşayan çocukların akciğer kapasitesi hem doğumsal olarak zorlukları oluyor ve akciğer kapasitesi de gelişmiyor. Gelecek kuşaklara böyle bir nesil bırakmamak istiyorum ben bir hekim olarak ve bir anne olarak. Bilmiyorum Osman ne der bunun için?

OE: Küresel düzlemde düşünüp yerel davranmak lazım çünkü bu tüm dünyayı etkileyen bir sorun, sadece kendi ülkenizin sorununu çözemeyeceksiniz. Temelinde aslında dünyanın gelir eşitsizliği ve yoksulluğu var, eşitsizlik devam ettiği sürece, birileri bu kadar fazla ekonomik kaynaklara el koyduğu sürece birilerinin enerji ihtiyacı son bulmayacak. O yüzden temel doktrin aslında ‘büyü, büyü, daha çok daha çok büyü’ felsefesinin neyin karşılığında olduğunu düşünmek lazım.

ÖM: Temel sorun sistemde yani kapitalizmde.

OE: Evet. Bunun önüne fren basmazsak, bunu zapt-ı rapt altına alamazsak hava kirliliğinden, sigaradan, hepsinden öleceğimiz, aynı şekilde açlık veya obezite nedeniyle bunların hepsi de aslında küresel kapitalizmle ilişkili. Şunu yapamıyoruz, örneğin sadece 2015 yılında dünyada 9 milyon erken ölüm oluştu, bunun anlamı şu, AIDS, tüberküloz ve sıtma ölümlerinin hepsini toplayın 3’le çarpın hava kirliliğiyle olan ölümler. Çatışmalarda doğrudan ölenlerin 15 katı kadar insanı biz hava kirliliğinden öldürüyoruz. Dünya Sağlık Örgütü AIDS’le ilgili program tanımlıyor, tüberkülozle ilgili program tanımlıyor ama hava kirliliği ve enerji konusunda hiçbir şey tarif etmiyor. Örneğin tütünle ilgili çok iyi bir kontrol politikası var, diyor ki “tütün endüstrisi asla bir taraf olarak kabul edilemez, çünkü dünyayı kirletiyor ve insan öldürüyor!” Eğer tütün endüstrisi ortama salgıladığı kanserojen maddeler nedeniyle kabul edilemeyecek bir ortaksa bunun aynısını enerji santralleri için, enerji şirketleri için düşünmek lazım; onlar da ortama kanserojen madde salgılıyorlar. O zaman aynı politikayı sağlık üzerinden tanımlayıp bir hava kirliliği kontrol politikası tarif ederek, o zaman ‘enerji şirketleri bizimle aynı masada oturamayacak şirketler’ aynı tütün endüstrindeki gibi tarif etmek lazım. Bu bakış açısını sağlayamadıktan sonra yapabileceğimiz şeylerin çok kısıtlı olduğunu düşünmek lazım.

ÖM: Daha geçenlerde de hem enerji bakanı hem de önemli sermaye gruplarının varlığıyla beraber “akıllı kömür stratejisi” diye bir şey açıkladı, yani dünya literatürüne de bir katkıda bulunmuş oldu. Yeryüzünün en kirletici maddelerinden biri, hatta birincisi olduğunu bildiğimiz hava kirleticisi ve aynı zamanda da küresel iklim değişikliğine, küresel ısınmaya etkisi, en kirli madde olarak geçen, hem de linyit kömürünü, yerli kömürü destekliyorlar, kahverengi kömürü. Buna da hiç ses çıkarılmaması olacak iş değil.

OE: Tütün şirketlerini bu dünya ne iyi bir katil olarak tarif etti.

ÖM: 50 yıl sonra!

OE: Lisanslı bir katil! Evet 50 yıl gecikmeyle, kesinlikle öyle. Aynısını enerji şirketleri için tarifletelim, hemen bugün itibariyle söyleyebiliriz, sigara her bir insanın içtiği zehir ise hava kirliliği de aslında tüm topluma içirilen bir zehir, bunların arasında bir fark yok; tütün şirketlerine nasıl bakıyorsak onlara da öyle bakmamız lazım. Bir nokta önemli, bir hep havayı konuşuyoruz, havanın topraktan bağımsız olduğunu zannediyoruz. Örneğin Yatağan’da çok iyi bir bilimsel araştırma var, hava kirliliğinin Yatağan’ın toprağını nasıl kirlettiğini, ağır metal birikimine neden olduğunu ve makalenin son cümlesi şöyleydi “saptanan miktarların sebzeler için tüketilmesine izin verilen değerlerin üzerinde olduğu”

ÖM: Evet ben onu da görmüştüm, ikinci dehşete de orada kapılmıştım. Bunlar yeni araştırmalar.

OE: Evet. Hava toprağı etkiliyor, topraktaki bitkileri etkiliyor, o da bizim yediklerimizi etkiliyor. Yani zehri hem soluyarak hem yiyerek alıyoruz. O yüzden buna cepheden karşı çıkıp sağlımız için bu politikaları var edenlere, akıllı kömür önerenlere hayır demek zorundayız.

ÖM: Biz aslında Açık Gazete olarak küçük bir kamu duyurusu, bir kamu spotu hazırladık; hani şimdi zorunlu olarak yayınlanıyor ya sigara için, kan, vs. biz de kendimizinkini yaptık, bakalım beğenecek misiniz?

“Pek çok sigara satmayan gibi siz de bırakmak mı istiyorsunuz? Belki de denediniz ama başaramadınız. Asla denemekten vaz geçmeyin! Sigara satmayı bırakırken ihtiyaç duyduğunuz destek dumanaltiolabilirsin.org’da. Sigara satmayı bırak, hayatı bırakma! Mosmoray. Kâinatın tüm seslerine Açık Radyo”

ÖM: Bir tane daha var, bu da kömürle ilgili, izninizle onu da dinletelim.

“Kömürü bırakmak gözünüzde büyüyor mu? Evet bazı zorlukları var ama bunlar aşılamayacak şeyler değil, hatta kolaylaştırıcı pek çok yöntem var; hepsi komursuzolabilirsin.org’da. Kömürü bırak hayatı bırakma! Karaay. Kâinatın tüm seslerine Açık Radyo”

ÖM: Spotlarımızı beğendiniz mi?

NA: Harika olmuş, elinize sağlık, bayıldım ben!.

ÖM: Teşekkürler.

YS: Bir şek eklemek istiyorum, yeşilliğimize sahip çıkmak çok önemli değil mi bu süreçte? Mesela İstanbul’da Kuzey ormanları, şehrin nefes almasını sağlayan parklar, bahçeler, bir avuç kalmış yeşillikler, belki buralara sahip çıkmakla başlayabiliriz bu mücadeleye?

OE: Kesinlikle öyle. Şu an Kadıköy’de görebildiğim kentsel dönüşüm adı altında evlerin küçük bahçelerinin yok edilerek ikinci binaların çıkartılması var. Halbuki kentte içinde kaybolunacak parklara ihtiyacımız var daha fazla binaya değil, daha fazla AVM ve otoparka değil. Şimdi yapılmaya çalışıldığı gibi Kadıköy’ün iskelesinin üstüne binalar inşa etmeye, denizin üstüne beton dökmeye değil, daha çok denize, yeşile ihtiyacımız var. Çünkü nerede yeşil varsa orada sağlık oluyor. En güzeli İzmir çalışmamızda Güzelbahçe çıktı, neden orası? Deniz kenarı ve ağaç var, ağacı ve denizi korursak, betondan uzak tutarsak sağlıklı bir ortam demektir.

ÖM: Son derece ilginç bir şey gördüm dündü galiba, Britanya’da eski kömür madenci kasabalarında, terk edilmiş tabii oraları, mahvolmuş yerler, madenler, sonradan bir STK da oralarda tekrar insanları şey yapıp ağaç dikme projeleri, büyük ağaç dikme projeleri yapmışlar ve ölçümler büyük ölçüde mutluluk oranlarının arttığını gösteriyor. Yani eski madenciler ağaç dikince mutlu oluyorlar.

NA: İstanbul tam bir şantiye alanına döndü, yani uzun uzun binalar, nefer alamayan bir kent ve ortalıkta hafriyatları taşıyan kamyonlar dolaşıyor. Yani hem hafriyatların bu kentsel dönüşümün verdiği kirlilik, aynı zamanda trafik, dizel araçlar, vs. sanıyorum daha yeşil alana, nefes alınabilir parklara, bahçelere, yatay düzlemlere ihtiyacımız ve gökyüzüne ihtiyacımız var diye düşünüyorum.

ÖM: Aynen öyle. Galiba bitiriyoruz değil mi?

OE: Bir cümle eklememe izin verirseniz, hep şöyle düşünülüyor, kıta Avrupası, Amerika gibi biz de zenginleşince ancak temiz olacağız. Ne olur İstanbul’un kirli bir kent olduğunu, 11 en kirli kent arasında 8. sırada olduğunu unutmayalım.

YS: Dünyanın.

OE: Dünyanın 11 en kirli kenti arasında.

ÖM: Avrupa’da birinci

OE: Avrupa’da zaten birinci. Ama biz örneğin Tahran’dan daha kirli bir kentte yaşıyoruz İstanbul’da, Mexico’dan, Sao Paolo’dan, yani hani kıta Avrupası ve Amerika değil sadece, Meksika’nın başkentinden, Brezilya’nın temel şehrinden, İran’ın başkentinden de kirli bir kent var. Dikkat ederseniz bunlar gelişmiş merkez ülkeler falan değil, demek ki gelişince otomatikman biz de temiz havaya ulaşacağız falan değil. Bugün yapılabilir bir şey, İstanbul’a, hani belki de yaklaşan seçimlerde daha çok bina vaad eden değil de daha çok yeşil vaad edenlerle temas etmemiz lazım. Siyaset tam da burada oluyor.

ÖM: Evet, bence de, bunu tekrar vurgulamakta yarar var. Diğer programlarımızda da sizi tekrar burada konuk etmekten mutluluk duyarız doğrusu.

YS: Bence de arada konuk etmekte fayda var, bu bilgileri güncelleyip tazelemek, insanlara ulaştırmakta çok büyük fayda var sorunların çözümü için, çok teşekkür ederim.

OE: Biz teşekkür ederiz.

NA: Biz teşekkür ederiz,  keyifle geliriz.

CT: Önümüzdeki hafta görüşmek üzere.

ÖM: Hoşça kalın!