Sahtekârlar ve Kendini Kandıranlar

05 Aralık 2017

Açık Bilinç’te bu hafta biyolojik dünyada yanıltanlar, aldatanlar, ve kendini kandıranlardan konuştuk ve beynimizdeki "sahtekâr yakalama modülü" hipotezinden, algı operasyonları psikolojisine uzanan bir gezinti yaptık.

05 Aralık 2017 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Bilinç podcast servisi: iTunes / RSS

Sahtekârlık konusu, geçtiğimiz hafta, rüşvet vererek işlerini yürüttüğünü ve büyük paralar kazandığını itiraf eden bir soyguncu şahsında yeniden gündeme geldi: Bir zamanların "haysiyetli iş adamı", bugünlerde devletin sırlarını ifşa suçlamasıyla varlığına el konulan Reza Zarrab.

Ortalığa saçılan rüşvet ve yolsuzluk itirafları çerçevesinde, şu iki soruyu ele adık: 

1. Bu tür büyük sahtekarlık iddialarının toplumun bir kesiminde oluşturduğu tepkinin biyolojik altyapısı nedir?

2. Bu tür iddialara tepkisiz kalan kesimin psikolojik iç dinamiğini nasıl anlamalıyız?

İlk soruyla başlayalım. Genel olarak biyolojik dünyada, en basit canlı türlerinden insanlara uzanan bir yelpazede, türlü çeşitli biçimleriyle "aldatma" çok yaygın.

Renkleri saklandıkları ağaç kovuklarının renkleriyle kamuflaj oluşturacak şekilde evrimleşmiş baykuşlar, ya da ekolojisindeki kurumuş yapraklardan ayırt edilmesi zor bir görünüme sahip bu "yaprak-kuyruklu kertenkele" (pek çok böcek, balık türleri gibi), bir tür aldatmaca içinde.
 

Bu cins aldatmacaya, evrim süreci içinde sabitlenmiş, doğal yollarla "yanıltma" demek en doğrusu. Bu yanıltma biçimi, organizma-ekoloji uyumuna dayanır ve esnek değildir. Ekoloji değişirse, örneğin ağaç kabukları renk değiştirirse, aldatmanın getirdiği avantaj da kaybolur.

"Sabit yanıltmanın" bir seviye ötesi, uyarana bağlı, değişken ya da dinamik yanıltmadır. Bazı tür organizmalar, tehdit algısına bağlı olarak ölmüş gibi hareketsiz kalarak, renk veya form değiştirerek, kısa süreli yanıltma stratejisi izlerler. Yalnız denizlerin değil, bütün canlılar aleminin en akıllı yaratıkları arasında yer alan ahtapotların, "dinamik yanıltma" yeteneklerine küçük bir örnek burada.

Canlılar dünyasında kamuflaj yoluyla gerçekleşen sabit veya değişken yanıltma, genellikle görsel olmakla birlikte, ses, koku gibi başka algı modaliteleri kullanan yöntemler de vaki.

İlgilenenler için, faydalı iki kaynak burada:

Non-visual crypsis: A review of the empirical evidence for camouflage to senses other than vision

Camouflage and visual perception.

Gerek sabit gerekse değişken yanıltma aslında gerçek anlamda bir aldatma, ya da bir "sahtekârlık stratejisi" sayılmaz. Bu iki yöntemde de organizmaların sahtecilik yapmama seçenekleri yok. Koşulları gözeterek ve seçerek, kasten yapılan aldatmaca, bir üst klasmana ait.

Kasten (stratejik) aldatma, yani gerçek anlamda sahtekarlık yapma konusunda uzman olan tür, biz insanlarız. Ama tamamen yalnız değiliz. Bazı başka primat cinslerinde de stratejik aldatmaya rastlanabiliyor. 

Biyolojik dünyada var olma şansları topluluklar halinde ve uyum içinde, işbirliği yaparak yaşamaktan geçen her canlı türü için, herkes çalışırken kendisi çalışmayan, yardımcı olmayan, hırsızlık yapan, yani "sosyal kontrat"ı bozan bireylerin saptanmasında çok hassas olmak, doğal.Yani, aldatmayı fark etmek, sahtekarlık yapanı yakalamak, izlemek, unutmamak, ve buna uygun olarak davranmak, hemen hemen bütün primat toplulukları için hayati öneme sahip. Biz insanlar başta olmak üzere.

"Evrimci psikoloji" adını verdikleri bir ekolden gelen kimi psikologlar, insan beyninde evrimsel süreçte oluşmuş, tek ve adanmış işlevi "sahtekarları yakalamak" olan, evrensel ve modüler bir nöron şebekesi olduğunu öne sürüyorlar. 

Not. "Evrimci psikoloji" ekolü, genel anlamda evrimci bakış açısıyla yapılan bütün psikoloji araştırmalarını kapsamıyor. Çok daha tartışmaya açık ve iddialı (kısmen de temelsiz) tezleri olan özel bir alan. Karıştırılmaması için not edelim. Geçmiş bir programda, "evrimci psikoloji" ekolünün insan beynindeki "sahtekar yakalama modülü" tezini detaylıca ele almıştık. İlgilenenler ve yeniden dinlemek isteyenler için burada.

Sosyal normlar alanında insansı primatların, örneğin şempanzelerin, bam teline basan iki ana konu var: Yiyecek ve seks.

Biz insanlar için de durum temel olarak çok farklı sayılmaz. Bu anlamda, çağdaş hayatta geçinmenin aracı olan para konusundaki sahtekarlıklar büyük tepki doğuruyor.

Örneğin, geçen yıl Panama belgeleri sayesinde, 2013'den beri iktidarda olan İzlanda başbakanı Sigmundur Gunnlaugsson'un vergi cennetlerinde hesapları olduğu ortaya çıkınca, öfkeli halk sokaklara dökülmüş ve başbakanı çekilmeye zorlamıştı. Panama Belgeleri: İzlanda Başbakanı istifa etti

Büyük sahtekarlıklarla karşılaşıldığında, bu tür tepkilerin ortaya çıkması, dolayısıyla, doğal. İlk sorumuz buydu.  Burada belki daha ilginç olan, tepkilerin ortaya çıkmadığı, toplumun bir kesiminin bu tür iddialara tamamıyla sırt çevirdiği durumlar. Bu da, ikinci sorumuz.

Sahtekarlık iddialarını görmezden gelenler için, şu üç kesimi ayrı tutmak gerek: Durumdan tamamen habersiz olanlar, zaten sahtekarlığın içinde yer alanlar, ve daha büyük bir emel uğruna bu tür şeylere katlanılması gerektiğini düşünenler. Sorumuz bu kesimleri kapsamıyor.

Psikoloji (ve muhalif siyaset) açısından özellikle ilginç olan, dördüncü kesim: Büyük sahtekârlık iddiaları karşısında küçük de olsa bir şüphe duyanlar, ama bu şüpheyi, aidiyet hissi, siyasi bağlılık gibi nedenlerle yok sayanlar,  görmezden gelmeyi tercih edenler.

Önce şunu not edelim: Giderek artan bulgular karşısında, insanın aklında uyanan bir şüpheyi görmezden gelmeye devam etmesi, çok kolay bir iş değil. Bilinçli olsun olmasın, zihinsel efor ve aktif bir inkar çabası gerektiriyor.
Bu tür bir inkar çabasını besleyen ve ayakta tutan kimi faktörlere önceki programlarda değinmiştik. İlgilenenler, Açık Bilinç'teki "bilişsel uyumsuzluk kuramı", "kitle psikolojisi", "geri tepme etkisi", ve "devrilme anı" tartışmalarına bakabilir.

İnkârı besleyen içsel faktörlerin yanı sıra, bu aralar rağbette olan terimle, "algı operasyonu" yoluyla inşa edilen ve üzerinde doğru bilginin sızabileceği hiç bir çatlak oluşmaması için büyük çaba harcanan sanal gerçeklik alanı faktörünü de göz ardı etmeyelim.

Çağdaş dönem siyasetinde, "sanal gerçeklik alanı" yaratmanın büyük mimarı, Nazi dönemi Propaganda Bakanı Joseph Göbbels idi. 1945'de Berlin'de ele geçen 6800 sayfa tutarındaki notları, psikolojik bir alternatif gerçeklik kurma konusunda günümüze kalan en şeytani başyapıt. 

Yurdundan göçmek zorunda kalan ve 1942'de Brezilya’da intihar eden Avusturya’lı yazar Stefan Zweig, Günlükler'inde şöyle yazmıştı:

“Hitler’in en korkunç suçu, yalanı ve aldatmayı saygın bir konuma getirmiş olması ve binlerce yıldır suç olarak görülen şeylerin devlet sanatı ve yaşam sanatı olarak kabul edilmesi.”
 

Her sanal gerçeklik kurmacası, sorgulamayı ortadan kaldırarak, yekpare bir kitle psikolojisi inşa etmeye çalışır ve kendine özgü yeni bir "normal" tanımlar. Ama her kurmaca, unutmayalım ki, zamanla gerçeklere çarparak çatlar, ve (Leonard Cohen gibi söyleyelim), ışık da o çatlaklardan sızar.