2017 Uluslararası Hrant Dink Ödülü Eren Keskin ve Ai Weiwei’in

18 Eylül 2017

Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün dokuzuncusu, yıllardır tüm riskleri göze alarak insan hakları ihlallerini hem Türkiye’nin hem de uluslararası toplumun gündemine taşıyan avukat Eren Keskin ile, eserleriyle tüm dünyada yaşanan eşitsizliklere ve insan hakları ihlallerine dikkat çeken Çinli sanatçı Ai Weiwei'ye verildi. Açık Gazete'de ödül töreninde Rakel Dink'in yaptığı konuşmayı dinledik. Eren Keskin ve Ai Weiwei'nin mesajlarına yer verdik.

18 Eylül 2017 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

Ödül töreninde Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink'in yaptığı konuşma şöyle:

Hoşgeldiniz! Pari yegak! Hün xer hatın!

Bugün 63. yaş günü Hrant’ın. Ona olan özlemimden hiç bahsetmeyeyim bugün. Ama bugün, onun gibi, ülkelerini, hepimizin paylaştığı bu gezegeni cennete dönüştürmek ümidiyle yaşamları pahasına riske giren, mücadele etmekten vazgeçmeyen cesur ve güzel insanlara yine ödül vermek, onları cesaretlendirmek, teşvik etmek ve onurlandırmak üzere bir araya geldiğimiz için seviniyoruz.

Hiç kolay zamanlardan geçmiyoruz. Çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği için kaygılıyız. Tüm dünyada yükselen milliyetçilik, ayrımcılık yüzünden, demokrasi ve insan haklarından uzaklaşma yüzünden endişeliyiz.

Devletler, yönetimler, hükümdarlar şan, şöhret, üstünlük, güç ve yetki peşindeler, kimse dönüp geriye bakmıyor. Hakkı, adaleti arayanları değil korumak, yaşam hakkı bile tanımıyorlar. Tanrılaşmak istiyorlar, halbuki insanlıklarını da yitirdiklerinin de farkında değiller. Ne yazık ki hiç değiller.

Halbuki iktidarlar, savaşlarda, silah yapımında gösterdikleri gayreti, ayrımcılığı körüklerken kaçınmadıkları teşviki ve bunlar için yapılan harcamaları barış için kullansalardı ve erdemi arzulasalardı, erdeme bilgiyi, bilgiye öz denetimi, öz denetime dayanma gücünü, dayanma gücüne kardeşseverliği ve sevgiyi katsalardı, katabilselerdi, dünya cennet olurdu.

Doğruluk ve adalet yolu çetindir, dar ve dikenlidir, onun için onu seçenler azdır.

Matta 5’te yazıldığı gibi, “Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere, çünkü göklerin egemenliği onlarındır.” (Matta 5:10) 

Bugün düşünce suçundan hapiste olan onlarca yazar çizer var. Buradan hepsini hatırlarken, izninizle bu konuşmayı 5 Temmuz’da gözaltına alınan ve tutuklanan insan hakları savunucularından Özlem’e seslenerek bitirmek istiyorum.

Sevgili Özlem kardeşim,

Doğruluk yolunda, doğruluk uğruna, hak ve adalet uğruna tutuklu oluşun bile onurlu ve erdemli duruşunun kanıtıdır. Canım benim, bu satırları karalarken gözyaşlarım sel olmuş akıyor, tutamıyorum. Cinayetin ilk anından beri yanımızda oldun, aslında sen tüm haksızlığa uğrayanların yanındasın. Sakin, güvenilir, özverili, alçakgönüllü, arkadaşça ve dirayetli, bilinçli bir içtenlik ve sevecenlikle destek oldun, varlığınla elimi tuttun. 10 yıldır, seni tanıdım. Duruşunla, cesaret ve hayata dair farkındalık aşıladın birçok kişiye. Sana ve arkadaşlarına olanlar, sevgili Özlem, maalesef bu ülkede, ülkemizde oluyor. Ülkemizin tarihi maalesef bunu yaptığı kara sayfalarla dolu, ve maalesef ‘gurur tahtı’ndan hiç inmiyor. Adliyede, annenle beklerken, tutuklanmadan çıkacağınızı ummuştuk… Artık olanlara mantık yürütemiyorum. Sadece çocukça bir ümitle, iyiliğin kötülüğü yine iyilikle alt etmesini diliyorum… 

İyiliği çoğaltmak için bu geceyi bizimle paylaşan herkese teşekkür ediyorum.

 

Eren Keskin'in konuşması ise şöyle:

TEŞEKKÜRLER HRANT DİNK!

Rakel Dink’in telefondaki sesi ve “bu yıl ödül sana veriliyor, bunu sana ben söylemek istedim” sözleri, hayatımda hiç unutmayacağım bir andı benim için…

Çok heyecanlandım, ağladım… Belki de hayatımda aldığım güzel hediyeydi bu ödül…

Hrant Dink benim gözümde, naifliğin ve cesaretin temsilcisi bir isim!

Cesaret, her zaman radikal davranış ve sözleri gerektirmiyor.

İnsanların hiç kabul etmeyecekleri, duymak istemeyecekleri gerçekleri, cesurca ve naif bir dille de anlatabilirsiniz.

Hrant Dink bunu yaptı, yaşamını buna adadı.

Yüzyılın büyük suç’u, Ermeni Soykırımı!

Ve bu büyük suç’un üzerine kurulmuş bir sistem, bir devlet!

Sağcısı, solcusu, liberali ile soykırım suçlusu, ittihatçı ideoloji ile biçimlenmiş bir toplum!

Gerçekten çok zordu anlatmak!

Red ve inkar etmeyi, susmayı, unutmayı, yok saymayı seçerek bir yanından bu suç’a ortak olanlara anlatmak,  zordu gerçekten!

Hrant Dink bu zor yolu seçti. Ve bu yolda kaybetti yaşamını…

O’nun son yolculuğunda, bu coğrafyanın belki de bir daha göremeyeceği milyonlar, işte bu NAİF CESARETTE duyulan saygının göstergesiydi.

Kendi, ‘yasaklı kimliğimi’ 13 yaşında öğrenmiş biri olarak, başka bir, ‘yasaklı kimlikle’ tanışmam çocukluk yıllarıma rastladı.

Amcam Ermeni bir kadınla evlenmişti. Hukukçu olan ve demokrat olduğunu iddia eden dedem, yengemin Müslüman olması şartını koşmuştu.

Ben çocuk aklımla, bu haksızlığa hiç anlam verememiştim o yıllarda…

Yıllar sonra, büyüdükçe Ermeni Ulusuna yapılanların, büyük ağırlığıyla tanıştım.

Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın demokratikleşmesinin, birincil koşulunun 1915 soykırımı ile yüzleşmek olduğuna inananlardanım.

Tanıma ve tazmin, tam bir yüzleşme olmanın yanında, coğrafyanın tüm halklarının birbirlerini daha özgürce sevmelerine neden olacaktır.

Böylesine bir korku toplumunda, devletin yüzleşmek istemediği gerçekleri dile getirmek, kolay değil… Gazetecilerin, insan hakları savunucularının cezaevlerinde olduğu bir dönemde, benim de hakkımda açılmış 143 dava nedeniyle her an cezaevine girmek durumunda olduğum bu günlerde bu durum hem kolay değil, hem de tedirgin edici.

Hrant Dink’in güzel ifadesiyle, ‘bir güvercin tedirginliği var hepimizde…’

Ancak, bu tedirginlik, cesurca inandıklarımızı söylememizi de engellememeli…

Aynı Hrant Dink’in yaptığı gibi!

Teşekkürler Hrant Dink, bize bıraktığın sevgi, iyilik ve cesaret için…

 

 

Uluslararası Hrant Dink Vakfı Ödül Töreni hakkında daha fazla bilgi almak için tıklayın.