Sivil İtaatsizlik

16 Mayıs 2017

Açık Bilinç'te bu hafta, Henry David Thoreau'nun, Mahatma Gandhi'nin ve Martin Luther King'in izinden giderek, meşru olanı sivil itaatsizlikle savunma ve şiddet içermeyen sivil direniş yolları hakkında konuştuk. Meşru olanla hukuki olan arasındaki fark nedir? Sivil İtaatsizlik bir hak olduğu kadar bir görev midir?

16 Mayıs 2017 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Bilinç podcast servisi: iTunes / RSS

Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça'nın KHK ile ihraç edildikleri işlerini geri almak için 75 gündür sürdürdükleri açlık grevine ve direnişlerine dikkat çekerek, meşru olanı savunmak için felsefi bir düşünce ve bir eylem biçimi olarak sivil itaatsizlik konusunu tarihten örneklerle ele aldık.

Sivil itaatsizlik düşüncesinin doğuşu, dünyada yayılışı, ve uygulamalarına, üç düşünür ve aktivistin yazı ve eylemleri ekseninde yaklaşacağız: Henry David Thoreau, Mahatma Gandhi, ve Martin Luther King.

Sivil itaatsizlik içeren eylemlerin tarihçesi çok daha eskilere gitse de, felsefi bir düşünce olarak formüle edilmesini Thoreau'ya borçluyuz. ABD'deki kölelik yasalarına ve ABD-Meksika savaşına karşı çıkan ve vergi ödemeyi reddettiği için tutuklanan Thoreau,1848'de "Civil Disobedience" yazısını kaleme alır.

Thoreau'ya göre, adil olmayan yasalara karşı çıkarak, akıl ve ve vicdanın gösterdiği yolda gerçek anlamda meşru olanı savunmak, bir yurttaşlık görevidir.

Thoreau'nun sivil itaatsizlik makalesi çok farklı coğrafyalarda yankı bulmuş, Tolstoy, Gandhi ve Martin Luther King'in fikir ve eylemlerine rehber olmuştur.

Sivil itaatsizlik hangi koşullarda haklı olur? Yasal olanın meşru olanla örtüşmediği, hatta çatıştığı durumları anlamak için geçen yüzyılın ortalarındaki Rosa Parks örneğine bakabiliriz.

Rosa Parks, Montgomery Alabama'da yaşayan, terzilik yaparak geçinen, sabıkası olmayan, 42 yaşında kendi halinde siyah tenli bir kadındır. 1 Aralık 1955 akşamı işinden evine dönerken, üç arkadaşıyla birlikte her zaman yaptığı gibi otobüse biner ve ortalarda bir yere oturur. 

Alabama yasalarına göre otobüslerde ilk on koltuk beyazlara ayrılmıştır. Siyahlar yasal olarak daha arkada oturmak zorundadırlar. Parks ve arkadaşları yasayı ihlal etmez, daha önce de yaptıkları gibi ilk 10 koltuğun hemen arkasına otururlar.


 

Aynı ırk ayrımcısı yasaya göre, beyaz yolcu sayısı 10’u geçerse, siyahlar onlara yer verip arkaya geçmek ve gerekirse ayakta gitmek zorundadırlar. "Sürekli yerimi sonradan gelen beyazlara vermekten bıkmıştım," diyen Parks bu kez yerinden kalkmayı reddeder. Polis gelir ve Parks tutuklanır.

Rosa Parks, hakkaniyetli ve meşru olanda ısrar ederken mevcut yasalara karşı çıkmış, Thoreau'nun öngördüğü türden bir sivil itaatsizlik eyleminde bulunmuştur. 

Thoreau'ya göre yasalar iktidarın gücüne ve vizyonuna bağlı olarak değişebilir, fakat onları meşru bulmak ya da karşı çıkmak bireyin kendisine ait bir vicdan meselesidir.

Parks'ın tutuklanmasının ardından başlayan ünlü Montgomery Otobüs Boykotu, Martin Luther King'in liderliğinde 1 yıldan uzun sürecek ve ABD tarihini değiştirecektir.

Montgomery'de otobüs yolcularının %75'ini oluşturan siyahlar, kendi taşımacılık sistemlerini finanse ve organize ederler, şehrin otobüs sistemini felce uğratırlar. Boykot sürecinde Martin Luther King ve diğer aktivistler polis tacizine uğrar, para cezalarına çarptırılır, ve hapse atılır. Fakat boykot devam eder.

Bir yıl içinde ABD Yüksek Mahkemesi, otobüslerdeki ayrımcı yasayı iptal eder. Artık Rosa Parks otobüste beyazların önünde oturabilecektir.

Boykotla birlikte siyah yurttaş hakları savunucu olarak öne çıkan Martin Luther King, şiddet içermeyen sivil itaatsizlik yöntemini kullanmayı sürdürür. King'e göre, kimi başka aktivistler tarafından çok eleştirilse de, şiddet içermeyen sivil itaatsizlik adil olmayan yasalara karşı ”meşru yöntemlerle meşru sonuçlara ulaşmanın" en etkili yoludur.

Martin Lther King'in sivil itaatsizlik konusundaki tarihi konuşmasını dinlemek için tıklayın.

Thoreau'dan etkilenmiş, Tolstoy’la yazışmış, ve daha sonra Martin Luther King'e ilham kaynağı olmuş, nev-i şahsına münhasır aktivist Mahatma Gandhi de şiddetsiz sivil itaatsizliği savunur. Sömürgeci İngiliz hükümetinin önceleri ciddiye bile almadığı Gandhi, elinde fikirleri ve iradesinden başka hiçbir şey yokken, Hindistan tarihini değiştirmeyi başarmıştır.

Gandhi'nin çok etkili olmuş sivil itaatsizlik eylemlerinden birisi, İngiliz vergi sistemine karşı gerçekleştirdiği 1930 Tuz Yürüyüşü'dür. Yüksek tuz vergisine karşı 24 gün süren 400km'lik yürüyüşe katılanlar her geçen gün çığ gibi artmış, bu süreçte sivil itaatsizlik suçlamasıyla tutuklananların sayısı 80 bini geçmiştir. 

Gandhi bir konuşmasında direnişçilere "bizi hapise atabilirler, mülkümüze el koyabilirler, ama kendimiz teslim etmezsek haysiyetimizi elimizden alamazlar," diyor.

Gandhi 1948'de bir Hint milliyetçisi tarafından öldürüldüğünde, ardında İngiliz emperyalizmini alt etmiş bir ülke ve şu eşyaları kalır.

 

Gandhi'den 20 yıl sonra M.L. King de aynı kaderi paylaşır, şaibeli bir suikastle 1968'de Memphis Tennessee'de vurularak öldürülür. Ama Thoreau, Gandhi, ve King'in izinden ilerleyen, meşru olanı sivil itaatsizlikle savunmak düşüncesi, sonraki yıllarda dünyaya pek çok kez ve farklı ülkelerde toplumsal hareketlere rehberlik eder.

Sivil İtaatsizlik konulu programın sonunda 6 aydır Ankara’da yaptıkları sivil itaatsizlik eylemiyle, ellerinden alınan işlerini geri isteyen ve 2 ayı aşkındır sürdürdükleri açlık grevlerinin kritik evresine girmiş durumda olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için somut adımlar atılması ve açlık grevinin acil olarak çözüme ulaştırılması çağrısında bulunuyoruz.