'Yalnızlıktan kurtulmanın bir yoluydu Manastır'

'Yalnızlıktan kurtulmanın bir yoluydu Manastır'

03 Kasım 2017
03 Kasım 2017 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Manastır podcast servisi: iTunes / RSS

(3 Kasım 2017 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

Seçil Türkkan: Burası Açık Radyo ve Manastır programının ilkini dinliyorsunuz burada şimdi, ben Seçil Türkkan.

İlksen Mavituna: İlksen Mavituna ben de.

Yağmur Yıldırım: Yağmur Yıldırım ben de.

ST: Kalabalık bir ekip gördüğünüz gibi ama bu kadarla da kalmıyoruz elbette, devamımız da var şimdi burada, stüdyoda. Aslında tam da stüdyo dememek lazım; Ömer Madra’nın odasında yaptığımızı söylemek isterim bu kaydı. Volkan Aslan’la birlikteyiz ve Merve Elveren bizimle birlikteler.

İM: Hoş geldiniz! Manastır’ı değerlendireceğimiz bir dizi programın ilk yayınında bir tür girizgah aslında sohbeti yapmak istiyoruz. Merve SALT’ın program ve araştırmalar bölümünden, Volkan da şu anda ‘online’ olarak yani çevrimiçi olarak ulaşılabilir Manastır sözlü tarih projesinin içeriğini oluşturan dostumuz. Ellerinize sağlık öncelikle ama bitmiş gibi bir iş gibi de konuşmamak lazım galiba Manastır’ı; bu senenin başında erişime açılmış olsa da halen katkılara açık. Biraz aslında programın esprisi de o olacak, sizinle dirsek teması halinde olduğumuz müddetçe hem mülakatları daha genişleteceğiz, yeni perspektifler açmaya açmağa çalışacağız. Yani bir tür dinleyicilerin rahatlıkla erişebileceği web sitesine de yeni içerik de umarız bu program için de çıkacak. Manastır neye denk gelir, nereye denk gelir, nasıl dikkatinizi çekti? Merve belki SALT’ın genel programı açısından geçen sene başlatıldı ama ardı var sanırım.

Merve Elveren: Evet çok uzun bir süreci var aslında Manastır’ın. 2015 yılında SALT Beyoğlu ve SALT Galata’da ‘Nereden geldik buraya?’ sergisi açıldı. Ben proje yürütücüsüydüm o sergide. Onun araştırması sırasında ki bu da bir önceki senelere tam olarak tekabül ediyor. 2014 yılı gibi biraz 80’lerdeki birlikteliklere bakmağa çalışıyorduk, hem şehirde ne oluyor, neler var, nereden bahsedebiliriz, mekanlar ya da tekil olaylar nedir 80’lerdi diye. Manastır o zaman bize Vasıf Kortun’un sıkça bahsettiği hani “mutlaka bakılması lazım, git gör, binayı dışarıdan gör, içeriyi konuşmak lazım” dediği mekanlardan biriydi. O zaman sadece Manastır olarak biliyorduk biz de mekanı, ancak o zaman ‘Nereden geldik biz buraya?’nın içerisinde çok da yer bulamadı Manastır konusu.

İM: Sebebi?

ME: Sebebi de bir birliktelik mekanı aslında değil, evet bir çok stüdyo var içeride, ortak projeler yapılabiliyor, açık günler yapılabiliyor ancak bir hareket olarak düşünmek ya da itici bir güç olarak, yani birebir etkinlik olarak, mekan olarak düşünmek oldukça zor Manastır’ı, daha farklı bir yerden bakmak gerekiyordu Manastır’a. ‘Nereden geldik buraya?’ projesinde konserler, etkinlikler ya da Bilar gibi eğitim kurumlarının yanında farklı bir yerde duruyordu Manastır.

İM: Daha zor ya da anlaşılır bir varlık mı?

ME: Daha zor değil.

ST: Ayrışan?

ME: Bir stüdyo kullanımı aslında, ana amacı stüdyo tutmak içindi, atölye tutabilmek. Bilar gibi, bunlar kıyaslanabilir mekan tabii ki de değil ama içeri girip birlikte zaman geçirdiğim bir yer çokça değil Manastır. Atölye tutanların atölyelerinde, sonradan belki içeride zamanla gelen dans gruplarıyla tiyatrolarla daha interaktif hale gelen ama çok da uygun değildi ‘Nereden geldik buraya?’ örneğine.  Sonra sergi 2015’te açıldıktan sonra tekrar Manastır’a dönelim ama ayrıca bakalım dedik. O zaman da bir dizi sesli tarih projesine girdik, bizim daha önce de kullandığımız bir metottu, yine sergi zamanı ‘Nereden geldik buraya?’da sık sık oturup insanlarla konuştuğumuz ve bilgi aldığımız bir şeydi ama Manastır’da bunun bir web sitesine dönüşmesinin fikri o zaman çıktı. Çünkü arşiv yokluğu diye bir durum var yani arşivsel malzeme bulmak, görsel malzeme bulmak oldukça zor. O yüzden de biz bu yaptığımız  ses kayıtlarını, sözlü tarih projesini bir web projesi olarak tutmayı, birbiri ardına dinlenebilecek olan, kendi aralarında çelişkileri de olan bir taraftan bir sözlü tarih projesi olarak tutmaya karar verdik. 2015 itibariyle de bunun üzerine çalışmaya başladık.

İM: Peki neden Manastır bu kadar önemliydi?

ST: Böldüm ama yerini belki tarif etmek lazım dinleyenler için, çünkü neresi burası ve bu Manastır ne hatta?

ME: Manastır Katolik-Ermeni vakfının bir binası, gerçekten manastır, Tarlabaşı bulvarından geçerken görebildiğiniz bir bina, kapalı, girebildiğiniz bir bina değil ama üstünde bir çan kulesi var o yüzden seçebilirsiniz binayı geçerken. Neden tekrar geri döndük bu projeye? Çünkü 80’ler araştırması devam ediyordu, yani 80’ler araştırması biraz 90’lara da devam eden, akan bir projeydi. Ben o zamanlar başka neler vardı, gece hayatı nasıldı, neler değişiyordu? Çünkü biraz da ‘Nereden geldik buraya?’ içerisinde Pozitif arşivlerine azıcık girdiğimiz bir konuydu. Bu hem sanatçıların hem de o dönemde 70 sonrasında dağılımında bütün bu isimleri tekrar tekrar bu grupların içerisinde görmeye başlıyorsunuz. Yani bambaşka bir şeyin içinde tekrar karşınıza çıkıyorlar. Manastır bu anlatının içerisine hala oturan bir konu, sergi içerisinde değerlendirmek değil de dışarıdan bakabildiğimiz bir konuydu hala. Tabii ikna edildik, çokça Manastır dendi bize “mutlaka bakmak gerek, benzeri yok!” diye.

İM: Ama bir geçiş dönemi sonuçta onun varlık gösterdiği

ME: Manastır’ın geçiş dönemi ve 90’lar üzerinden ağırlık olarak baktığımızda 2000’lere kadar varlığını sürdürüyor Manastır ama 90’lardaki birçok sanatsal etkinliği anlamak için ya da örneklerin nereden çıktığını görmek için çok iyi yer.

Volkan Aslan: Manastır’ın şöyle bir yapısı var, bir kere Merve’nin bahsettiği gibi Bilsar ya da diğer toplu hareket edilen ya da örgütlü hareket edilen, burada örgütlüden kastım kurumsal hareket eden bir yapı değil, kendiliğinden bir anda oluşan, Tarlabaşı’nın göbeğinde, hem merkeze çok uzak, yani Kerem’in dediği gibi sosyopolitik olarak uzak ama bir yandan da Taksim’e 500 adım bir mekan. Bir kere mimarisi çok ilginç sanatçılar için. Bir kere işte ressam, fotoğrafçı, şirket, sivil toplum, tiyatro gibi geniş bir yelpaze içinde barındırabiliyor ve herkese ev sahipliği yapabilecek bir mimarisi ve hacmi var. Olduğu yer çok ilginç, Tarlabaşı’nda olması, çevresiyle olan ilişkisi, vs. Bir de gerçekten Merve’nin dediği gibi Türkiye bir başka örneği olan bir yapı değil, çok kendiliğinden, organik, bir anda ortaya çıkan bir formasyon Manastır aslında burada. Sadece bir bina üzerinden, yani bir stüdyo ihtiyacı üzerinden ortaya çıkıp bir anda kendini de aşan bir yapı.

ME: Bir boşluk alanı aslında tam olarak Manastır. Çünkü bir kere illegal, kullanımı illegal Manastır’ın, o kadar uzun süre illegal bir mekanı hem de bilinen bir mekanı sürdürebilmek de oldukça enteresan.

ST: Kocaman bir bina yani!

VA: Yani saklayabileceğin bir şey değil, bir taraftan

ME: 15 senelik aktif bir kullanımı var o binanın,  tamamen illegal aslında.

İM: Yani manastır olduğu için mi illegal? Hayrat!

ME: Manastır olduğu için evet bir dönem hayrat ilan ediliyor ama o zamana kadar işte kiracının kiracısı olarak devam ediyor.

VA: Vakıf malı olduğundan ticari bir şey yapamıyorsunuz orada, yani tiyatro isen bilet satamazsın, otele çeviremezsin, restoran açamazsın ama bunların hepsi yapıldı.

İM: Hepsi oluyor yani, barı bile var!

VA: Tabii canım.

ST: Kaç yılında yapılıyordu SALT aslında o kadar uzun süre oradaki varlığı bile bir şeye işaret ediyormuş gibi.

ME: 1843’te Ermeni-Katolik kız okulu olarak açılmış. Şu da ilginç, 1975 yılında yönetim rahibelerden alınıyor, ortaokul kapatılıyor, ilkokul karma eğitime geçiyor.

VA: Çevresinden dolayı.

ME: Evet. 82’de uygunsuz bir hal almasından dolayı ortalığın kapatılıyor, ilk sanatçılar ne zaman geliyor?

VA: 88’de geliyorlar, Nihal Geyran Koldaş ve Ziya Ilgaz ‘Cahide’ dizisi için mekan bakıyorlar. Nihal hanım sanat yönetmeni, Cihangir’e bakıyorlar, Beyoğlu’na bakıyorlar, sonra burayı keşfediyorlar. Son günlerini geçirdiği bir oda arıyorlar buraya en uygun yer de Manastır çıkıyor karşılarına.

ST: Bu sırada kullanılmıyor değil mi Manastır? Henüz ikamet eden, atölye olarak kullanan birisi yok değil mi?

ME: Yok ama - bu da sadece dinlediğimiz ama oradan bir yere konuşamadığımız bir şey- içeride yaşayanların olduğunu söyledi Nihal hanım. “Ben girdiğim zaman içeride aileler olduğunu gördüm” dedi.

VA: Ama kimdir bu aileler bir fikrimiz yok.

ST: Çok da makul tabii olması öyle bir zamanda düşündüğümüzde. O zaman tabii Tarlabaşı’nda etrafında evler de var?

VA: Tabii tabii, daha bulvar açılmamış.

ME: Var.

VA: Var mı?

ST: İlk yıkım yaşanmış mı?

VA: Tabii tabii.

ME: 86’da başlıyor ilk yıkım, bulvarın ilk projesi 86, ondan hemen sonra, tam o dönemde yani temizlenme, Taksim tarafına, İstiklal tarafına yaklaştırma

VA: Biraz görünür de oluyor bulvar açılınca, çünkü arada bulvar yokken daha geri planda kalıyordu, bulvarla birlikte bir anda ortaya çıkıyor Manastır.

ST: Tabii TRT’de Cahide Sonku’nun hayatını konu alan dizide çekim platosu ararken buluyorlar, çekiliyor, bu arada programın jenerik müziğinde de Cahide’ye kulak verebilirsiniz merak eden dinleyicilerimiz için. Hemen ardından da plato olarak kiralıyor değil mi anlaşma yapıyor galiba vakıfla?

ME: Aslında şöyle Ziya Ilgaz Cahide’nin yapımında var, Ziya Ilgaz’ın ve bir taraftan da Cahide’nin yapımında daha önceden de tanışıklıkları var. Adnan Vurdevir var, o da setleri kuruyor.

VA: Set işçisi.

ME: Evet. Eski arabaları yapıyor, faytonları yapan dizilerde, filmlerde. Adnan Vurdevir ile Ziya Ilgaz birlikte başlatıyorlar. Önce Adnan Vurdevir etrafındaki tanıdıklarına böyle bir plato olduğunu, plato olabilecek bir mekan bulduklarını söylemeye başlıyor. Ondan sonra mekanları birazcık daha içeriyi dekorlu olarak tutmaya başlıyor tekrar kullanıma açabilmek için. Derken buradan nasıl bir gelir elde edilir, en rahat nasıl olur? Sanatçılara kiralamak olur diye düşünüp sanatçılara kiralamaya başlıyor. Bu da tam olarak o dönemde birçok insanı konuştuğumuz ilk atölyesiydi Manastır. Atölye arayan ya da okul dışında bir yerde hareket etmek isteyen, birşeyler üretmek isteyen yahut üretimini gerçekten büyüttüğü için, yani malzemeyi büyüttüğü için alana ihtiyacı olan insanların da geldiği bir yer oluyor.

ST: Kiracı olarak mı geliyorlar?

ME: Evet ama bir kontrat yok, sözleşme yok.

İM: Tamamen enformel.

VA: Onu yapamadığı için burada en kolay sanatçılarla çalışmak çünkü kimsenin faturaya ihtiyacı yok, kimsede fatura yok zaten, aydan aya verdiğin, kimi zaman eksik verdiğin kimi zaman fazla verdiğin bir sistem oluşuyor ama Adnan’ın asıl yapmak istediği plato tabii ki.

ME: Asıl gelir kaynağı.

VA: Yani böyle bireysel sanatçılarla, atölyelerle uğraşmak değil de mesela ne yapıyor oraya? Cezaevi dekoru yapıyor, bir hastane yapıyor, bir mahkeme salonu yapıyor, bunlar sabit mekanda.

ST: Ay çok ilginç!

VA: Sanatçılar için de tabii o çok cezbedici, herkesin ilk anlattığı şey “girdim mekana bir yerde cezaevi var, bir yerde mahkeme salonu var, bir yerde hastane var” diye başlıyorlar.

ST: Dönemin ruhu tabii bir anlamda.

VA: Dizilere çalışıyor, TRT’nin o dönem çokça yapım yaptığı zaman, klipler çekiliyor, filmler çekiliyor ve hepsi TRT üzerinden gidiyor. Ziya Ilgaz bağlantısıyla Adnan iş bağlamaya çalışıyor orada. Yani biraz plato niyetiyle başlıyor.

İM: Başarılı oluyor mu?

VA: Oluyor oluyor.

ME: Oluyor, çok başarılı. Yani biz onun listesinin bir kısmını bildiğimiz ve bize gelen bilgileri ekledik kronolojik olarak ama özellikle videolarda yani müzik kliplerinde onları takip etmek mümkün değil, çok çekilmiş. Bir dönem bütün kliplerin orada çekildiği söyleniyor ama plato olduğu için çok değiştiriliyor, o yüzden de tanıyamıyorsunuz. Birebir Ezel Akay kalkıp “ben bunu burada çektim” demişti bize mesela.

VA: Reklamlar çekiliyor.

ME: Evet onları öyle takip edebiliyorsunuz ama birebir mekanın göründüğü çok az var.

ST: Burası büyük de bir yer tabii, kaç metrekare?

ME: Hiç bilmiyoruz. Projenin en başında bir plan çıkarmak istedik, daha doğrusu yakınlıkları gösterebilmek için kim hangi katta diye, ses kayıtlarını dinlerseniz hep “siz hangi kattaydınız, yanınızda kim vardı?” diye sorduk. Ama o kadar büyük bir sirkülasyon var ki içeride çıkarmak mümkün değil.

İM: Evet çok klasik, eski bir bina.

ME: “Ben bıraktım o geldi, ben tekrar girdim biraz daha kullandım ama zaman 5. kata çıkmıştım” gibi çok değiştiği için onu çıkaramadık.

İM: Bu arada ses kayıtları demişken saltonline mecrasında Manastır’ın bahsedilen kayıtlarını artı anı kabilinden görülebilecek, belge niteliğinde de görülebilecek fotoğraflar var. Bu Manastır’a dair ayrıntıları da bulabilirsiniz orada.

ST: Link vermek istersek de http://saltonline.org/projects/manastir/ adresinden bulabilirsiniz. Çok güzel de bir çalışma yapılmış, şu anda yanımızda olan Volkan Aslan tarafından özenli bir çalışma yapılmış, ses kayıtlarıyla ve ekiple birlikte diyelim.

İM: Evet ellerinize sağlık. Şimdi bu plato olarak kullanılması, sanatçı atölyeleri vs. konuştuk ama burada tabii kalemleri tüketmiş olmuyoruz Manastır’a dair. Bir kere kumpanyalar var, örgütlenen dernekler var, vs. onların da ayrıca üstünde durmak gerekecek diye düşünüyorum. Bu yayında muhtemelen hepsini tüketmek imkanı olmayacak ama en azından oradaki tiyatro ekiplerinin çektikleri izleyiciyle beraber belki de daha popüler bir ekibin de o mekana uyanmasını ve hani size nasıl sürekli ‘Manastır, Manastır!’ diye hafızaya yerleşmesinde belki de tiyatro ekipleri sayesinde olduğunu söyleyebiliriz.

ME: 90’lar üzerinden bir araştırma yapmaya başladığınız zaman ya da 90’larda kültür sanat nasıl değişmiştir, neler olmuştur, neler çokça konuşulmuştur dediğiniz zaman karşınıza çıkan örneklerin hemen hemen öncülüğü Manastır. İşte orada tanıştığı biri, orada performansını izlediği biri, daha sonra 97’de başka bir yerde tekrar karşınıza çıkıyor. O yüzden Manastır biraz daha tekil bir örnek, daha önceden bir benzeri yok, sonradan da bir benzeri yok, bir geçiş alanı ve sonradan açtığı imkanlar da bazen de hiçbir benzerinin olmaması sebebiyle de zorluklar da çıkıyor kapandığı zaman özellikle. Çok önemli bir örnek. Ses kayıtları arttırılabilir, yolu geçenler listesi yapıyoruz.

İM: Sadece yolu geçenler?

ME: Sadece yolu geçenler listesi yapıyoruz, kısa süreli de olsa, çok kullanmamış dahi olsa binayı onu da tutuyoruz.

ST: Kaç kişi var şimdiye kadar elinizde?

ME: Hiç saymadım ama çok büyüyebilecek bir proje aslında. Biz de bunun açıldığı zamandan beri özellikle görsel arşivinin ya da Manastır’la ilgili yazılmış yazıların, oradaki bir etkinlik üzerine yazılmış bir eleştirinin de eklemelerini yapıyoruz. Yani sitede görülen tab’ler büyüyebiliyor, arttırabiliyoruz yeni bir malzeme gelirse.

Yağmur Yıldırım: Bu ölçekte olan bir projede tabii büyüyüp başka hikayelere dalmak da çok olası. Dolayısıyla biz o sebeple de bu programa başladık, bu vesileyle aslında bütün bir yayın dönemi boyunca 2 hafta bir devam edecek olan bu programda nasıl ilerleyip nasıl başka bir gözle bugünden, 2017’den 80’lere, 90’lara, İstanbul’un kültür, sanat ve eğlence hayatına, tarihine biraz bakmak gibi bir amacımız oldu. Bunu söylemiş de olalım. İlksen ve Seçil Açık Dergi’den ben Açık Mimarlık’tan böyle ilginç de bir birliktelik oldu. Çeşitli konuklarla aslında farklı konulardan, farklı zamanlardan Manastır’a tekrar bakıp aslında ayrıntılı bir değerlendirme, yer yer yorum, oradan geçmiş, havasını solumuş insanlarla birlikte bir yayın dönemi geçirmeyi planlıyoruz. Çok da büyüyebilecek bir proje gerçekten dediğiniz gibi.

VA: Doğru bir mekan; dağılmak ve açılmak için Manastır iyi bir başlangıç.

ST: Çok acayip tabii böyle bir şey olmaması aynı zamanda, biraz da herhalde bu kaygıyla da çıkmış olabilir gibi geliyor bana Salt Manastır, böyle bir örneğin olmaması

VA: Ama herkesin başka bir kaygısı var, Adnan plato yapmak istiyor, Arhan Vakko’daki duyarkatları sergisini getirmek istiyor, Feyyaz orada fotoğraf çekmek istiyor, Pozitif konser yapmak istiyor, biri resim yapmak istiyor, böyle bir anda bir komplekse dönüşüyor.

ME: Çok acayip!

YY: Öyle bir kompleks ki Mimar Sinan üniversitesi modern sanat dalı üniversite yapısındaki mekansızlık sebebiyle burada atölye kiralıyor. Yani böyle bir ölçeğe geçmeğe başlıyor. Yani çok ilginç, 2. Akbank Caz Festivalindeki ilk konserlerden bir tanesi Manastır’ın şapelinde yapılıyor, festival için İstanbul’a gelen David Murray orada Okay Temiz’le birlikte konser veriyor. Böyle bir yere evriliyor! Tabii Tarlabaşı’nın temizlenmesi, tüm göçlerin olması, 80’lerde yaşananlar hızlı şehirleşme, bulvar yeni açılmış, bambaşka bir kozmopole dönmeğe başlamış aslında İstanbul. Orada tüm bunlardan beslenen ve onları da besleyen bir birarada yaşam kesiti gibi, çok ilginç, sihirli bir şey yaşanıyormuş sadece o yapıda.

ME: Bir mekansızlık döneminde bence, ben hep öyle okumuştum o zaman da mekansızlık alanında, yani inter disiplinler sonradan, 90’larda çokça artık referans verilen böyle disiplinler arası mekan yokluğu için bir yer Manastır. 88-95 arası bir boşluk, daha rahat hareket edebilme alanı var Taksim ve çevresinde, daha meydan değişime uğramadan tam, o arada kendine yer bulmuş ve her türlü etkinliği de kaldırabilecek, altyapısı da olan, büyüklüğü de olan bir mekan.

VA: İnci Eviner’in mesela söylediği bir şey hep aklımdadır benim Manastır’la ilgili, “80 sonrası herkesin kapandığı, yalnızlaştığı dönem sonrası yalnızlıktan kurtulmanın bir yoluydu Manastır” diye tanımlıyor. Bana da çok ikna edici geliyor bir sanatçının böyle demesi. Çünkü herkes kendi köşesinde, evinde, vs. bir anda yavaş yavaş orada toplanılıyor. Zaten İstanbul da aslında eş zamanlı açılıyor, barlar başlıyor, gece hayatı başlıyor, Tarlabaşı biraz daha hareketleniyor. Aslında tam doğru bir dönem, o döneme denk geldi, doğru zamanda doğru bir yerde doğru bir binaydı sanki Manastır.

İM: Bir 20 sana daha süremezdi bu koşullar altında.

VA: Aynen.

İM: Bütün alışkanlıklar artık oturdu orada daha –iyi manada- bir kararsızlık oluyor kendi kullanımına dair, bugünden baktığınızda yaratıcı görülebilecek bir çok set-up oluşturulmuş, formül oluşturulmuş.

ST: Aslına iyi haber şu anda yıkılmıyor, Tarlabaşı 360 projesi orada sürüyor, danıştay bir ara durdurma kararı veriyor, aslında yıkılması da isteniyor o projenin içinde ama yıkılmayacak. Ama kapalı ilginç bir şekilde, içine giremediğimiz ama etrafında dolaşabildiğimiz, senin dediğin gibi sihir gibi şimdilik orada duruyor.

YY: Yenilenmiş bir bina şu anda, otel olmak üzere hazırlanmış, açılamamış bir bina.

ST: Evet bir turizm şirketinde hatta şu anda.

YY: Son sanatçı atölyeleri de 2006’da boşaltılmış, yani yaklaşık bir 25 senelik bir sürenin o küçük birlikte yaşama anlarını biz bu yayın dönemi boyunca sürecek program boyunca küçük küçük bir yoklayıp, hatırlayıp oradaki anekdotları bugüne taşıyıp onları konuşmayı düşünüyoruz. Çok ilginç bir yer, bizim de çok ilgimizi çekti, çok da heyecanlandığımız bir proje oldu diyebiliriz. Bakalım neler çıkacak?

İM: Var mı eklemek istediğiniz süremizin sonuna gelmişken?

ME: Bilmiyorum ama proje devamlılık sağlayabilecek yeni malzemeyi getirebilmesi için aslında bu programın yapılması o yüzden çok önemli bizim için.

İM: Bizi de çok cezbetmişti, zaten ses malzemesiyle dolu içerisi, Volkan’la beraber topladığınız o mülakatları peyderpey duyacağız burada. Yani bir radyo özelliği de var demek istiyorum, ben şunu duydum “Açık Radyo biraz sıkınca Manastır’ı açıyordum” diyen bir programcımız var mesela. Yani içerik aslında örtüşüyor, mantalite de örtüşüyor, bu şekilde birbirine karacağız. Umarız daha fazlası olacak.

VA: Evet bir sağlaması çıkar bunların, çünkü belge olmadığı için ve sözle ilerlediği için bu süreç bir sağlama çıkarmak da önemli bu hikayelerden.

ST: Yeni bir hikaye.

İM: Saltonline.org üzerinden bulunabilir Manastır Projeler sekmesi altında dinleyicilerimize bir kere daha hatırlatalım. Çok teşekkürler.

VA: Biz teşekkür ederiz.

ME: Biz teşekkür ederiz.

ST: Sağ olun katkınız için. Biz de haftaya değil sonraki hafta tekrar burada olacağız, şimdilik hoşça kalın.