Manastır: Toplumsal Örgütlenmelerin de Mekânı: Adsız Alkolikler Örneği

Manastır: Toplumsal Örgütlenmelerin de Mekânı: Adsız Alkolikler Örneği

29 Aralık 2017
saltonline.org/projects/manastir / Feyyaz Yalçın Arşivi

İstanbul Sanat Merkezi, şehrin ressamları, tiyatro ekipleri, müzisyenleri ve partilerine ev sahipliği yaparken, bu çeşitliliği sağlayan kültür kısmının yanında toplumsal hareketlere de ev sahipliği yapmıştı. Bu ekiplerden biri günümüzde ismi iyi bilinen ama kendisi pek 'konuşmayan' ilginç bir örgütlenme biçimi: Adsız Alkolikler. Ekibin 28 yıllık üyesi Mehmet Bey, Tarlabaşı Bulvarı'nda yer alan Manastır'da 1995'ten itibaren en az 4-5 yıl geçirdiklerini anlatıyor ve 'Günümüzdeki binalardan farklı olarak bir ruhu vardı, başka bir yere girdiğini hissederdin" diyor. Adsız Alkolikler ekibi içinde ise mekân 'han' olarak anılıyor. Programda Adız Alkoliklerden Mehmet Bey'i ve Betül Hanım'ı ağırlıyoruz.

29 Aralık 2017 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Manastır podcast servisi: iTunes / RSS

Seçil Türkkan: Herkese merhabalar. Açık Radyo’yu dinlemektesiniz şimdi ve iki haftada bir yayınladığımız Manastır programındasınız. Bendeniz Seçil Türkkan, Yağmur Yıldırım ve İlksen Mavituna ile birlikte hazırlayıp sunuyoruz bu programı. İstanbul Sanat Merkezi’nin 80’lerden 2000’lere gelişimine bir çeşit ışık tutmaya çalıştığımız programı dinliyorsunuz. Eğer detaylarına bakmak isterseniz http://saltonline.org/projects/manastir/ adresine göz gezdirmeniz mümkün ve hızlıca konuklarıma dönmek istiyorum. Stüdyoda Adsız Alkolikler’den iki ismi ağırlıyoruz; Mehmet bey ve Betül hanımla birlikteyiz. Hoş geldiniz!

Betül Hanım: Merhaba!

Mehmet Bey: Merhaba!

ST: Çok teşekkür ederiz geldiğiniz için, hakikaten bir taraftan Adsız Alkolikler’le röportaj yapmak şu anda beni heyecanlandıran bir şey, zira ismini çok duyduğumuz ama ulaşmanın zor olduğu bir yapı diyebiliriz. Nihayetinde buradasınız, çok sağ olun! Adsız Alkolikler de Manastır’dan yolu geçmiş ekiplerden bir tanesi. Şuradan başlamak iyi olabilir, Adsız Alkolikler nedir, kimdir?

BH: Adsız Alkolikler 1936 yılında Amerika’da kurulan bir kardeşlik örgütü; iki alkoliğin bir araya gelip içmediklerinde fark ettikleri andan itibaren spontan gelişen ve şu anda dünya üzerinde milyonlarca kardeşi olan çok hoş bir örgüt. Ben 2 yıldır Adsız Alkolikler’e devam ediyorum, daha önce çok fazla içiyordum ve hayatımın yönetilemez hale geldiğinin farkında değildim. Yani toplumsal ilişkilerimi engelliyordu ve tek başıma içmemeyi başaramıyordum. İnternet sitesi aracılığıyla toplantı yerlerine baktım ve şu anda Harbiye’de olan gruba gittim. Grup sinerjisi mi diyelim artık ne diyelim ona, içmemeyi başardım.

ST: Ne kadarda bir devam ediyor bu toplantılar? Nasıl oluyor?

BH: Toplantılar her gün 18:30-20:00 arası yani daha çok iş çıkışlarına denk getiriyoruz. İstanbul’da 5 grubumuz var, yabancıların da Beyoğlu’nda toplandıkları bir grup dahil 5 grubumuz var; Harbiye’de, Çapa’da, Kadıköy’de, Moda’da

ST: Sadece İstanbul’da değil Türkiye’nin pek çok yerine dağılmış bir kardeşlikten bahsediyoruz galiba?

MB: Evet, Türkiye’de aşağı yukarı 30 yerde kuruluşumuz var ama öyle oluyor ki bunların birçoğuna bir çoğu eklenebiliyor, bazıları kapanabiliyor. Çünkü bizde böyle bir memuriyet zihniyeti yok, biz diyoruz ki iki alkolik biraraya geldikleri zaman ve iki tane de çay bardağı bir tane de çaydanlık olduğu zaman bir toplantıdır bu. Hakikaten içkiyi bırakmaya istekli olan herkese de kapımız açık. Biz para-pul istemiyoruz, kimseye öğüt vermiyoruz ve hemcinslerimiz arasında oluyor olmamız da bizim işimizi kolaylaştırıyor. Çünkü biz içki içerken hakikaten çok abuk sabuk şeyler yaptık, davranışlarda bulunduk. Yaşamın içinde bir türlü düzgün bir şekilde duramadık. Oradaki arkadaşlar da aynı bizim gibi duramamış olan arkadaşlar. Dışarıdayken herkes bize öğütler verdi, “içtin böyle oldu, işte bak senin yüzünden şöyle oldu, bak senin yüzünden böyle oldu” gibilerinden. Orada herkes, hepimiz eşitiz, hepimizin bir sandalyesi var, dolayısıyla benim yapabildiğimi karşıda beni dinleyen arkadaşım örnek alabiliyor, onun anlattıklarını da ben örnek alabiliyorum. Bir keresinde çok enteresan bir şey oldu, içkiyi bırakmış bir arkadaşım evde ekmek kesmekten korkuyor, “ekmeği kesersem karım bana kılıbık der, ondan sonra bütün işleri üstüme yıkar” diyor. O arada ekmek kesen ve bunun böyle olmadığını anlatan bir iki arkadaş çıktı aramızdan. Sanıyorum 2 ay kadar sonraydı, geldi böyle yüzü gülüyor “ben dün akşam ekmek kestim” dedi. Yani bunlar dışarıdan alkolle ilgisi olmayan insanlara belki saçma ve komik gelebiliyor ama bizim için önemli adımlar.

ST: Bunlar bir tür deneyim aktarımı toplantısı mı oluyor?

BH: Evet,  deneyim aktarımı toplantıları, herhangi bir sıkıntımız olduğu zaman ya da başa çıkamadığımız bir durum olduğu zaman bunu paylaşım şeklinde ortaya sunuyoruz ve arkadaşlarımızdan deneyim istiyoruz. Yani karşılıklı bir konuşma değil de daha çok belirli bir konuda insanların neler yaşadıklarını ortaya koymaları.

ST: Ne kadar devam ediyor bu insanlar bu toplantılara?

MB: Bu hastalığı biz şeker hastalığına benzetiyoruz veya bir kalp hastalığına; sonuçta bu hastalığın bir tanısı var ama bir tedavisi yok. Hastaneler bir yere kadar 30-35 gün kadar tutuyorlar ve ondan sonra da hastaları taburcu ediyorlar. Taburcu olan kişi kendi eski mekanına dönüyor ve oraya gidince eski içki arkadaşları tabii hepsi birbirini çok kolay buluyor, ‘Hacı hacıyı Mekke’de, sarhoş sarhoşu dakkada bulur’dan yola çıkarsak ‘ya bir kadehten ne çıkar?’ diyerekten içkiye zorluyor. Zaten çıkan arkadaş da ‘ben iyileştim, tedavi gördüm’ gözüyle baktığı için o bir kadehten bir şey çıkmayacağını düşünüyor veya düşünmek istiyor. Zaten ondan sonra bir kadehten çok şey çıkıyor, tekrar gene alkolik, o bir kadehi içtikten çok kısa zaman sonra eski haline geri dönüyor. O ayıklığı sürdürmek, ayıklığı sürdürürken de benim içki içmeme neden olan bir takım karakter kusurlarımı da düzeltmeye çalışmak. Bunların başında korkular geliyor, bu korkuyu istediğiniz yere çekebilirsiniz yani yaşamın içinde duramama korkusu, para kazanma/kazanamama korkusu, yalnızlık korkusu, insan korkusu, vs. bir sürü bir sürü korku var. Bunları biz elimizden geldiği kadar düzeltmeye ve yaşamı da yaşamın şartlarında, içerek kendi şartlarımızda değil ayık kafayla yaşamın şartlarında yaşamaya çalışıyoruz. Tabii ki bu deneyimler çok zorluyor çoğu zaman, çünkü ilk defa yaşıyorsunuz, yaşınız gelmiş 45’e mesela bir bankada kuyruğa girmemişsiniz, girdiğiniz zaman afakanlar basıyor, böyle cinler toplanıyor. Geçenlerde bir devlet dairesine gittim, sıra kabarıyor filan, ben yarın geleyim dedim ve çıktım ertesi gün gittim. Yani bir takım yöntemlerimiz var, şöyle bir durum söz konusu, ben evet artık sarhoş yaşamak istemiyorum, benim bir tercih hakkım, ben AA’dan onu öğrendim. İçerken bu tercih hakkımın olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu, su testisi su yolunda kırılır diyordum ama tercih hakkımı kullandım ve içmemeyi istedim. O gün bugündür de içmiyorum, benim ayıklığımın süresi aşağı yukarı 28 sene oldu ama 28 sene ayık olmak da iyi bir şey değil, şöyle ki buna güvenip toplantılara katılmayan bir sürü örnek var, arkadaş kayabiliyor, ben toplantılara elimden geldiği kadar gitmeye çalışıyorum. İşte bugün gördüğünüz gibi sizinle karşı karşıyayız, ben yine bir alkolik olduğumu sizinle karşı karşıya olduğum zaman gene hatırlıyorum. Çünkü benim unutmamam lazım alkol problemim olduğunu, yani bundan korkarak da yaşamaktan bahsetmiyorum ama bunu yaşamın içinde her zaman bilmem lazım, benim bir alkol problemim var.

S.T: Bir de tabii şimdi Manastır meselesine gelmek lazım. Manastır’dan bahsettiğimiz zaman programda konuşmaya çalışıyoruz genel haliyle, mesela geçen hafta Vasıf Kortun’la Manastır’ın ilk yıllarını konuşmuştuk, yani işte Tarlabaşı ile olan ilişkisini, şimdi Tarlabaşı bulvarında yer alan Manastır’ın İstanbul’la kurduğu ilişkiyi gençlerin oraya katılmaya başladığı yıllar, vs. derken öğrendiğimiz kadarıyla bizim bu çalışmayı sürdürürken içinden pek çok kültür ve sanat alanına dair etkinlik ve kişi yeşermiş bir yer. Adsız Alkolikler’in de yolu geçti Manastır’dan, nasıl olmuştu anlatabilir misiniz bize?

MB: Tabii anlatmaya çalışayım. Orası kiralanırken ben Muğla tarafındaydım, zannediyorum 1995 senesinin başlarında orasını arkadaşlar kiralamışlar. Kiralama sebebi de İnter grubu İstanbul’a taşımak, yani daha merkezi bir yerde olmasını sağlamak amaçlı yapmışlar.

S.T: İnter grup nedir?

 

MB: İnter grup bir bölgenin üstünde olan ve bölgenin kendilerinden istediklerini yerine getiren, AA’da her şey tersinden çalışır, yani İnter grup, tepedeki grup aşağıdaki gruplara hükmetmez, grupların istediğini İnter grup yapar. Bu İnter grubu İstanbul’a taşımak, daha merkezi bir yerde olmasını sağlamak amacıyla kiralık bir yer aramışlar, bu arada karşılarına bu mekan çıkmış. Ben kiralandığında burada değildim,  zannediyorum kiralandıktan ben 3-5 ay kadar sonra İstanbul’a geldim.

ST: Nasıl bir ekip aramıştır mesela Manastır’ı? Arayan ekiple bir şekilde bağlantınız var mı?

MB: Arayan ekipten bir arkadaş vardı vefat etti, bir arkadaş ortalıklarda yok, zaten o ekibin içinde olan bir arkadaştan ben bu bilgiyi aldım. 4 kişi bu işi yapmışlar ama esas amaçları orada bir grup kurmak değilmiş, orada bir İnter grubun iletişim adresi olarak orayı kullanmakmış.

ST: Bir ofis gibi?

MB: Bir ofis tutmak gibi, bir mekan tutmak, “neredesiniz?” “biz şuradayız” hem de merkezi olması açısından. Daha sonra ben çok net o geniş uzun merdivenleri hatırlıyorum, merdivenlerden çıktıktan sonra bizim toplantı yerimizin kapısının tam merdivenlerin karşısına geldiğini hatırlıyorum, uzun bir kapıydı onu hatırlıyorum. Odamız da diklemesine ince uzun bir odaydı, yani çok geniş değil, dar ve uzunlamasına bir odaydı.

ST: Nereye bakıyordu camları?

MB: Caddeye bakıyordu, ana caddeye bakıyordu aşağıya. Keyifli bir yerdi. Tabii o zaman bizim için de orada başımızı sokacak bir yer bulmuş olmanın ve de çok merkezi olmuş olmanın da rahatlığını yaşadık. Orası aşağı yukarı 3-4 sene kadar kullanıldı.

ST: Peki toplantılar yapıldı mı?

MB: Tabii toplantılar yapıldı, hatta kimi zaman mekan dar geldiği için binanın tepesinde etrafı camla çevrili bir kafe gibi yahut bir mutfak da açık mutfak gibi, önünde masalar olan bir yer vardı, orada manzara çok güzeldi, orada çok keyifli toplantılar yaptık. Yani İstanbul’a kuşbakışı yukarıdan bakarak çok keyifliydi.

ST: Mesela orada oturduğunuz çay-kahve var mıydı, kafe gibi mi bir yerdi? Yoksa böyle şeyleri siz mi hazırlardınız? Yani Adsız Alkolikler ekibi mi hazırlardı ofisinde?

MB: Çayımızı kahvemizi biz hazırlardık da yukarıda zannediyorum bir çay-kahve içme olanağımız vardı, yanlış da hatırlıyor olabilirim ama vardı diye düşünüyorum. O tepedeki yer devamlı da açık olmayan bir yerdi, biz hanla ilgilenen bir arkadaş vardı, onu buluyorduk sayımız çok olduğu zaman, odaya sığamadığımız zaman, kendisinden rica ediyorduk bize yukarıyı açar mısın diye. O da sağ olsun yukarıyı açıyordu, toplantımızı yaptıktan sonra da kendisi bulup “biz toplantımızı yaptık, kapatabilirsin” diyorduk. Aramızda iyi bir ilişki vardı. Bir de tabii benim gördüğüm orası bir takım ressamların dolaştığı, yani böyle mekanik bir han değildi, sanırım havası daha bir yumuşak bir handı. Dediğim gibi bizim kullanma süremiz aşağı yukarı 4 sene civarı oldu, sonra taşındık.

ST: Neden taşındınız peki?

MB: Orası bize hem kira olarak fazla gelmeye başladı, çünkü AA’da biz dışarıdan bağış falan kabul etmiyoruz, kendimiz toplantı yaptıktan sonra ortada bir sepet dolaştırıyoruz, o sepete 3-5 lira para atıyoruz, onlarla bizim giderlerimiz karşılanıyor. Sanıyorum öyle bir problem oldu. Ondan sonra da biz 1-2 grup da açılır gibi olduktan sonra orası artık bize lüks gözükmeye başlayınca biz oradan vazgeçtik, başka yerlerde toplanmaya devam ettik. Şey olarak çok keyifliydi yani, o hanın girişi, dediğim gibi geniş merdivenler, loş demeyeyim de böyle flu gibiydi, grimtırak bir hava vardı ortada, eski bir hava vardı.. Anlatması zor.

ST: Ruhu vardı.

MB: Evet bir ruhu vardı, Türkçesi bir ruhu vardı. Şimdi paldır küldür girdiğiniz apartmanlardan, vs. değildi.

YY: İnsan bir çeki düzen veriyor değil mi öyle ruhu olan yerde kendine?

MB: Evet daha bir farklı hissediyorsunuz, daha da rahat da değil, böyle bir belki de bir hoşluk hissediyorsunuz.

ST: Ekipte bir değişime sebep olmuş muydu? Yani İnter grubunun orada olması var, orada insanlar kendilerini biraz daha rahat ya da bu havaya kendilerini kaptırarak biraz daha başka hissediyor muydu ya da kendi deneyiminizle düşündüğünüzde? Yani bir farkı var mıdır diyebilir miyiz genel olarak toplandığınız yerlerden?

MB: Onu çok söyleyemeyeceğim, ben az önce kendi adıma konuştum, bizim için önemli olan toplantılardır, tabii ki toplantıyı nerede yaptığımız da herhalde önemli ama öncelikle toplantı önemlidir. O açıdan öbür arkadaşlar ne hissetti, ne düşündü tam bilemiyorum ama tabii yukarıdan manzara çok güzeldi. Bir de yanlış hatırlamıyorsam etrafı camla çevrili o yerin etrafında bir de balkonumsu ince bir şerit vardı sanki bir tarafında, net hatırlamıyorum yalnız onu, oraya çıkmak da mümkündü, o şeridin üzerine, yani açık havaya çıkmak. Çok keyifli bir yerdi, ben epey gittim geldim oraya.

ST: Peki Tarlabaşı içinde nasıl hatırlıyorsunuz orayı düşündüğünüzde? Yani Tarlabaşı ile, şehirle, Beyoğlu ile filan birlikte düşündüğünüzde mesela, oraya gidip gelmek, yollar nasıldı mesela, oraya giden yollar? Ne hissettiriyor şimdi düşündüğünüzde? Uyduruyorum tekinsiz mi, huzur verici mi, tabii böyle geniş bir bağlam kuruyorum şimdi size ama?

MB: Tekinsizlik veya huzursuzluktan filan bahsetmeyeceğim, şehirler her zaman çehre değiştiriyor; bir bakıyorsunuz çok popüler olan bir yer birdenbire aşağılara bir yerlere iniyor, bir bakıyorsunuz hiç aklınızdan geçmeyen bazı yerler olması gereken yere, mesela ben böyle yapılara her zaman çok heyecan ve gıptayla bakıyorum, Beyoğlu’ndaki yapılara da keza aynı şekilde, üzülüyorum. Onun içinde böyle uzun bir geçmiş, bir takım aileler mi oturmuş, neler olmuş, o binaların da bir ruhu olduğuna inanıyorum.

ST: Devam eden.

MB: Devam eden, gelen. Onun için ben şey olarak bakmıyorum ve seviniyorum, böyle binaları özellikle iyi amaçlı diyeyim, onu altını da çizmeye çizeyim, iyi amaçlı alıp tekrardan yaşama kazandıranlar olursan tabii ki çok iyi iş yaptıklarına inanıyorum.

ST: Han diye bahsediyorsunuz mesela, sizin aranızda da o zaman han diye mi konuşulurdu, nasıl bir jargondu?

MB: Evet han, “hana geliyor musun?” vs. denirdi. ‘Manastır’ denmezdi de ‘han’ denirdi, evet.

ST: Örneğin hatırladığınız komşulardan, işte ofisinizin komşularını düşündüğünüzde ya da ofiste çalıştıysanız belki siz de, yani çalışmak dediğim var olduysanız orada nasıl geçerdi bir gün? Bir gün geçirmişliğiniz var mıdır Manastır’ın içinde ya da ‘han’ın içinde diyelim?

MB: Orada bir gün geçirmişliğim olmadı çünkü biz toplantı öncesi yarım saat veya 1 saat önce oraya gidip toplantı sonrası yarım saat, 1 saat sonra da çıkardık. Dolayısıyla oraya girip çıkarken bir takım arkadaşlara tabii ki rastlıyorsunuz sizin katta veya merdivenlerde, orada böyle sıkıcı şey tipler olmadı hiç, rahatsız edici tipler olmadı, hepimiz kendi içimizde uyumluyduk, rahattık.

ST: Muhabbet ediliyor muydu?

MB: Tabii konuştuğumuz komşular vardı.

ST: Hatırlar mısınız?

MB: İsim olarak hatırlamıyorum ama bizim yanımızda değil onun yanında bir yerlerde merhabalaştığımız, suyumuz bitince su istediğimiz veya onların suyu bitince bizden gelip bir şeyler istediği böyle komşularımız vardı. Ben şeyi de hatırlıyorum çok net olmasa da, bir takım ressam arkadaşların oralarda olduğunu hatırlar gibiyim. Nereden diyeceksiniz? O aralık kapılardan bir takım görüntüler, vs. ama çok çok da samimi değildik o kadar haddinden fazla ama hanın havası çok yapıcıydı, hakikaten çok güzel bir yerdi.

ST: Peki mesela oradan ayrılma kararı aldığında Adsız Alkolikler ekibi nasıl karşılandı? Tabii ki makul bir gerekçeniz vardır da ama böyle bir üzüldü mü insanlar ya da abartıyor muyum?

MB: Yok, öyle bir üzüntü olmadı çünkü bizim için önemli olan o oda ve o odadaki bütün masalar gibi gözüken ama esasında bütün masalardan çok büyük farkı olan herhangi bir oda, herhangi bir toplantı odası bizim için çok önemli. O açıdan biz oradan üzülerek falan çıkmaktan öte çıkmak durumunda kaldık. Mesela grup nerede kuralım, nerede yeni bir grup açılsın diye sorulduğunda tabii ki oraya gitmek durumu söz konusu, illa ki biz burada toplantılara devam edeceğiz diye bir lüksümüz yok. Keşke hakikatin öyle bir şeyimiz olsa da yapabilseydik yahut şu anda da yapabilsek. Çünkü şu anda da kiralarımızı biz ucu ucuna getirip, yani toplantı toplanan paralarla ucu ucuna getirip ancak ödeyebiliyoruz. Onun için öyle bir şey söz konusu olmadı.

ST: Nereye taşıdı merkezi İnterler?

MB: Ondan sonra İnter grup faaliyetlerini bir ara durdurdu çünkü İnter grubu taşıyalım mı taşımayalım mı, öyle mi yapalım böyle mi yapalım derken en sonunda İnter gruptan vaz geçip biz bir genel hizmet komitesi kurup onun altında da genel hizmet ofisini açıp çalışmaya başladık. İnter grup olayı biraz yavaşladı çünkü biz de AA deneyimlerini diğer ülkelerden alıyoruz, uyguluyoruz, yanılabiliyoruz, bir sürü şeyler çıkıyor ortaya. AA’da çok güzel bir laf var: Yanlış yapmaktan korkma! Çünkü korktuğun zaman hiçbir şey yapamazsın, onun için yanlış iş yapmaktan korkmuyoruz, bir takım yanlışlarımız oluyor ama onları en kısa zamanda düzeltmeye çalışıyoruz. Böylelikle de ayıklığımızı sürdürüyoruz. Yani oradaki handaki odamızda içimizden geçen bir ayıklık süreciydi sonuçta ama dediğim gibi şimdi bir çok arkadaş orayı bilmiyor, bilmesine de imkan yok.

ST: Biraz daha eskiler galiba değil mi 1995 yılında oradaymışsınız, 99’a kadar filan?

MB: Evet. 98-99’a kadar kalındı, hatta 98 de olabilir sanıyorum.

ST: Bilenlerin hiç bunu konuştuğu oluyor mu aranızda? Bir şekilde aklınıza geldi mi hiç şimdiye kadar?

MB: Geçiyor tabii ki arada bir eskiler biraraya geldiğimiz zaman bir takım şeylerin konusu açılıyor ama demin de söylediğim gibi eskilerin sayısının azalması sonucunda sanıyorum çok böyle bir şeye fırsat kalmıyor ama genelde konuşuluyor oradan buradan konuşulurken birisi bir nokta atışı yapıyor bir yere doğru, oradan iki laf açılıyor. Bizim bütün toplantı yerlerimiz için de aynı şey geçerli, işte şurada yaptığımız toplantı, burada yaptığımız toplantı salonumuz, vs. Bunlar güzel şeyler.

ST: Bir anı var mıdır aklınıza gelen, çok zorlamış oldum sizi Manastır konusunda ama örneğin orada geçen bir anı belki?

MB: Net bir anım yok ama şöyle bir anım var, orada bir tabii biz hiç kimseyi sorgulamıyoruz, “kimsin,  nesin, necisin, niye geldin?” demiyoruz; “sarhoşum, alkol problemim var” diyenin sandalyesi oluyor. Bir arkadaş geldi, zaten o zaman da handaki bizim grubumuzun artık yavaş yavaş sonları da gözükmüştü, böyle 2-3 toplantıya geldi, o arada biz devamlı toplantı esnasında çay ve kahve içmemiz lazım, bir de faksımız vardı küçük bir telefonlu faks, o arkadaş “ben boyacıyım, ben burayı bir güzel boyayayım size” dedi, biz de peki diyerek anahtarı verdik. Meğer arkadaşın niyeti kötüymüş, olabiliyor, yani bunu kötü karşılamamak lazım, ertesi gün toplantıya geldiğimizde çay makinası da yoktu, faksımız da yoktu.

ST: Eyvah!

MB: Bu işe çok güldük, olacağı varmış dedik çünkü bunu ciddiye alıp da kovalamak filan yerine olacağı varmış dedik. Hatta bunu bir anekdot haline getirdik, şunlaşma, bunlaşma diye gibilerinden. Öyle bir hikayesi var, zaten zannediyorum ondan 3-4 ay sonra orası kapandı.

ST: Peki gittiğinizde hakikaten eşya filan var mıydı yoksa o odaya Adsız Alkolikler kendi eşyalarını, yani masa, sandalye, vs. götürdü mü yoksa boş bir oda mı veriyorlardı kira olarak?

MB: Boştu, oda boştu, biz kendi eşyalarımızı götürdük. Zannediyorum şu demirden dolaplara benzer şeylerimiz vardı, ortada bir masa vardı ama sanıyorum masayı oradan bir yerden de almış olabiliriz, handan bir yerden de almış olabiliriz. Yalnız bizim demir dolaplarımız vardı, küçük sehpalarımız vardı, sonra çıkarken dediğim gibi hatırlamıyorum şu anda ama sanıyorum orada bıraktık eşyaları çıkarken.

ST: Belki başka bir ekibin eline geçti sonra?

MB: Belki de. Sanıyorum masalar oradan bir yerden bulunmuştu.

ST: Belki de o handa böyle bir ortak kullanım şeyi de dönüyordu bir taraftan, işte kullanılan sandalyeler, kullanılmayan sandalyeler falan diye. Çok teşekkür ediyorum geldiğiniz için, buraya kadar zahmet verdiniz. Adsız Alkolikleri bulmak kolay olmadı söyleyeyim, peşinizden biraz koştum ama değdi.

MB: Biz teşekkür ederiz. Benim bizi dinleyenlere bir mesajım olacak izin verirseniz?

ST: Lütfen.

MB: Alkol sorunu olduğuna inanan, “alkolsüz yaşasam daha iyi olabilir miydi?” diye kendi kendisine soran arkadaşlar bizi dinliyorlarsa ben diyorum ki alkol sorununuza çare var. Teşekkür ediyorum bize vakit ayırdığınız için.

ST: Biz çok teşekkür ederiz. Açık Radyo’dasınız şimdi Manastır programının sonuna geldik. Bu haftalık da Yağmur Yıldırım, ben Seçil Türkkan ve İlksen Mavituna’dan oluşan ekibin programlarından birini dinlediniz. Manastır’ı kazmaya devam edeceğiz, hikayelerini bulmaya ve dinlemeye devam edeceğiz. Eğer bize ulaştırmak istediğiniz bir hikayeniz varsa [email protected] adresine mail atmanızı rica edelim. Eğer eski programlarımıza bakmak ve onlarla birlikte dinlemek isterseniz http://saltonline.org/projects/manastir/ ya da Açık Radyo internet sitesindeki Manastır programının kayıt arşivi üzerinden ulaşabilirsiniz. Bu haftalık bu kadar, iki hafta sonra tekrar buradayız, hoşça kalın!