Yeniden tutukluluk ve hukukun iflası

Bağlı olduğu dosyalar: 
Demokrasi Yazıları

Yeniden tutukluluk ve hukukun iflası

15 Kasım 2019
Fotoğraf: Reuters

Yakalama kararının verildiği gün CNN Türk’te bir tartışma programı seyrediyordum. Programdaki altı kişiden en az üçü canhıraş biçimde Altan’ın yeniden hapse girmesini savunuyordu. Dağılım anlamlıydı: Emekli bir askerî hâkim, AKP’ye hayli yakın bir siyasetbilimci ve MHP’ye yakın bir gazeteci.

 

Agos/13 Kasım 2019

Evet hukuk bu ülkede çok kez iflas etti. 12 Martlardan, 12 Eylüllerden geldik. Ondan önce 1955 yılında 6-7 Eylül pogromu sonrasında bir hukuk garabetiyle solcuların, komünistlerin hapse atılmasını gördük, okuduk. Yakın zamana gelirsek, Gülen Cemaati’nin güçlü olduğu dönemde Ahmet Şık’ın tutuklanması gibi hukuk dışı uygulamalara tanık olduk. Osman Kavala olmadık suçlamalarla hâlâ hapiste. Selahattin Demirtaş’ı tahliye etmemek için formül üstüne formül icat ediliyor. Neredeyse her gün HDP’li bir belediyeye kayyım atanıyor, halkın seçtiği belediye başkanları ya hapse atılıyor, ya görevden alınıyor. 

Bu tablo içinde Ahmet Altan’ın hüküm giydikten sonra yattığı süre hesaplanarak tahliye edilmesi olumlu bir gelişmeydi. Davanın serencamını geçen hafta yazmıştım. Milliyetçi ve iktidar yanlısı basının “Niye tahliye edildi, daha yatsaydı” yorumlarının hangi mantığa tekabül ettiğini dilim döndüğünce anlatmaya çalışmıştım. 

Bu hafta, bu kesimlerin istediği oldu. Başsavcılık tahliyeye itiraz etti ve bir başka mahkeme Ahmet Altan hakkında yakalama kararı çıkardı. Ve 12 Kasım gecesi geç saatlerde Ahmet Altan yeniden gözaltına alınıp tutuklandı.

Altan’ın hapis yatması gibi, bu karar da siyasi, şüphesiz. Hatta siyasinin de ötesinde, artık bir tür ‘kin’ davası var ortada. Herhalde Altan’ın pişman olmasını bekliyor, istiyorlardı. Muhtemeldir ki Nazlı Ilıcak gibi iktidardan ‘ricacı’ olmasını bekliyorlardı. Belki de böyle olmadığı için Altan tekrar tutuklandı. 

Ahmet Altan’ın avukatı Figen Çalıkuşu şöyle diyordu karar sonrasında, Twitter mesajlarında: “Ahmet Altan ara karar ile değil hükümle tahliye edilmiştir. Hükümle birlikte ilk derece mahkemeleri dosyadan el çeker. Yetki İstinaf ve Yargıtay’dadır. Ne savcı hükümle tahliyeye itiraz edebilir, ne de bir ilk derece mahkemesi verilmiş hükme dokunabilir. Hukuksuzluğun freni kopmuştur 26. Ağır Ceza Mahkemesi dosyada gelinen aşamada tutuklamaya alternatif olarak adli kontrol tedbirini yeterli görmüştür. Tutuklamadan bir gün önce göreve atanan 27. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı bu takdire karışamaz.”

Avukat Çalıkuşu’nun açıklamaları net. Ancak ortada bir tutuklama var. Bir insanı manen çökertme operasyonu var. 

Yakalama kararının verildiği gün CNN Türk’te bir tartışma programı seyrediyordum. Programdaki altı kişiden en az üçü canhıraş biçimde Altan’ın yeniden hapse girmesini savunuyordu. Dağılım anlamlıydı: Emekli bir askerî hâkim, AKP’ye hayli yakın bir siyasetbilimci ve MHP’ye yakın bir gazeteci. 

Bu dağılım aslında mevcut rejimin karakterini de tarif ediyor. Ancak öne sürülen argümanlar gerçekten ürpertici. Altan’ın üç yıllık hapisliğinden sonra tahliyesine imkân veren mahkeme ve Yargıtay kararları, ‘eleştiri’ adı altında hiçe sayılıyor ve Altan’ın daha fazla, gerekirse müebbet hapis yatması isteniyordu. Aynı dakikalarda Altan gözaltına alındı. 

Belli ki hukuk sisteminde artık insanlar birilerinin ‘isteği’ne göre yargılanacak, onlar ne kadar istiyorsa o kadar hapis yatacak. Başta da söylediğim gibi, bunlar yeni değil, ancak bu intikam hukukunun artık televizyonlardan hüküm kesmesi, hukuki açıdan son derece feci bir durumda olduğumuzun, iktidarın hoşuna gitmeyen insanların mahkemelerde değil, böylesi oturumlarda yargılanacağının göstergesidir. Bunun siyasette ne manaya geldiğini herhalde tarif etmeye gerek yok. 

Haftanın bir diğer kritik gelişmesi ise CHP İl Başkan Canan Kaftancıoğlu’nun korumalarının Emniyet tarafından geri çekilmesiydi. Kaftancıoğlu iktidarın taktığı bir başka isim. İktidarın ‘iyi CHP’li’ sınıfına girmeyen Kaftancıoğlu, yıllar önce attığı tweet’ler nedeniyle bir yandan da yargılanıyor. Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları konularının yanısıra Ermeni meselesindeki çizgisiyle de milliyetçi-ulusalcı-AKP’li çevrelerin parmaklarına doladığı Kaftancıoğlu’nun korumalarının aniden geri çekilmesi, çok açık ki, bir tür tehdit. Kaftancıoğlu bu tehditlere göğüs gerecek yapıda bir insan olsa da, hükümet ile tek bir yapı haline gelmiş devletin böyle tasarruflarda bulunması son derece tehlikeli. 

Başta bahsettiğim bir gelişmeye dair bir not paylaşayım. Geride bıraktığımız günlerde HDP’li dört belediye başkanı daha ‘terör soruşturması’ kapsamında görevden alındı. Yerlerine kayyım atandı. Böylece, bu yıl seçilmelerinin ardından görevden uzaklaştırılan HDP’li belediye başkanlarının sayısı 20’ye yükseldi. Yazıyla, yirmi. 

Kategori: