Şehit cenazeleri gelmeye başlarsa sorumluluk kimin olacak?

Bağlı olduğu dosyalar: 
Demokrasi Yazıları

Şehit cenazeleri gelmeye başlarsa sorumluluk kimin olacak?

17 Ekim 2017

Her gün iki, üç, beş… Artık gazetelerin iç sayfalarında bazen tek sütun, bazen bayrağa sarılı bir tabut fotoğrafıyla birlikte biraz daha büyücek bir haber. 

Kaynak: T24 (12 Ekim 2017)

Her gün iki, üç, beş… Artık gazetelerin iç sayfalarında bazen tek sütun, bazen bayrağa sarılı bir tabut fotoğrafıyla birlikte biraz daha büyücek bir haber. Televizyonlarda, ölü yıkayıcı kılıklı erkânın saksı gibi dizildikleri birkaç saniyelik cenaze görüntüleri.  Birbirinin aynı resimler, tekrarlana tekrarlana gerçekle bağlantısı kopmuş, kof ezbere dönüşmüş basmakalıp nutuklar; kanıksama. Ve asla kanıksanamayacak acı; ateşin düştüğü yerin, anaların, babaların, eşlerin, kardeşlerin acısı, hele de babalarının tabutuna sarılan minik yavrular.

“Şehit” dedikleriniz; “şehitlik” gibi dinsel-toplumsal kültürümüzde yüceltilmiş bir kavramı kullanarak hırsınız ve iktidarınız uğruna ölüme-öldürmeye gönderdiğiniz evlatlarımız bizim.

Beka sorunu da, dış tehdit de, algı operasyonunuzdan ibaret

Sürekli savaş politikaları izlerken, yedi düvelle düşmanlaşırken, insanlarımızı kendi çıkarlarınız için kendi açtığınız cephelere ölmeye-öldürmeye gönderirken, vatan savunması diye cebimize el atıp ekmeğimizi küçültürken ardına sığındığınız “beka sorunu” ve “dış tehdit” planlı programlı yürüttüğünüz bir algı operasyonundan, kitlelere yönelik bilinç saptırmasından ibaret.

Savaşçı politikalar izlemedikçe, şu veya bu bahaneyle komşu ülkelerin topraklarına girip sınırlarını ihlal etmedikçe, Orta Doğu gibi girift ilişkiler-çelişkiler yaşanan bir bölgede arı kovanlarına çomak sokmadıkça  Türkiye’ye yönelik bir tehdit, hele de bekayı (ilelebet varlık!) tehlikeye atacak bir durum yok. Amacınız sınır güvenliği olsaydı gerçekten, o sınırları cihatçılara değil Suriye Kürtleri’ne emanet ederdiniz. Oradan Türkiye’ye yönelik bir saldırı veya tehdit olmadı. PYD=PKK= terör denklemini kurarak tehdit algısını kendiniz imal ettiniz, çünkü bu işinize geliyordu.

İdlib gösterip Afrin’i vurmak

Son günlerde, Astana uzlaşması çerçevesinde gündeme gelen İdlib’de cihatçı unsurları, El Kaide türevlerini, IŞİD kalıntılarını temizlemek için girişildiği izlenimi verilen harekât, yine aynı teraneyle gerekçelendiriliyor: Sınır illerimize yönelebilecek tehditleri engellemek, bekamızı korumak…

Rusya’nın verdiği görevle İdlib’de cihatçı temizliği taşeronluğuna soyunan AKP iktidarının asıl derdinin İdlib olmadığını bilmeyen yok. Mesele Afrin; yani PYD, yani Suriye Kürtlerinin kendi topraklarını savunup kendi yurtlarında statü kazanarak, kendi yönetimlerini kurarak (dikkat: bağımsız devletlerini değil) özgürleşmeleri…

İktidarın Kürt fobisi ülkemizi savaşa, militarizmin güçlenmesine, savaş harcamalarının, silahlanmanın hepimizin cebinden karşılanmasına, halkın yoksullaşmasına sürüklüyor. İdlib adımının asıl hedef olan Afrin’e yönelmesi ve “Kürt koridoru”nun engellenmesi belki bu iktidarın son “çılgın projesi” olacak ama o süreçte Türkü ile Kürdü ile bütün yurttaşlar ve tüm bölge bedel ödeyeceğiz.

CHP ve Avrasyacı ulusalcı kesimler AKP’nin izinde

Vahim olan; iktidarın beka ve dış tehdit söyleminin CHP yönetimi tarafından da paylaşılması. Kuzey Irak referandumu sırasında CHP’nin dış ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz’ın ağzından dile getirilen tavrı “Âtıl kalıyorsunuz, hemen kararlı müdahale gerek, Barzani’nin referandum adımı, hele hele bağımsızlık talebi asla kabul edilemez” şeklindeydi.

Sınır Ötesi Harekât tezkeresine verilen destek de aynı tavrı yansıtıyordu. Nedeni ister kitlelerde kabaran şoven milliyetçi duyguları oya tahvil etme; ister “bana da terörist derler” korkusu; ister bu partinin milliyetçi-devletçi refleksi olsun  Suriye Kürtleri, Rojava, Kuzey Irak Kürtlerinin bağımsızlık talebi, vb. konularda CHP yönetimi (CHP’liler demiyorum, pek çoğunun böyle düşünmediğini biliyorum) savaşçılık, militarizm ve Kürt fobisinde AKP ile yarışıyor.

MHP’den söz etmeye bile gerek yok; Bahçeli fütuhat rüyaları görüyor; Musul, Kerkük yetmiyor, ilhak edilecek 84., 85. şehirlerin/bölgelerin peşinde. Bunun için 5000 silahlı Ülkücü göndereceğini, bunun ulusal ve uluslararası hukukta suç olduğunu bile düşünmeden açıklamayı sürdürüyor.

Milliyetçi sağ kadar  -hatta daha fazla- başını Perinçekçi Avrasyacıların çektiği ulusalcı sol da, Erdoğan iktidarının savaşçı, yayılmacı, militarist, Kürt fobisine dayalı siyasetinin takipçisi ve destekçisi durumunda.

Başımıza geleceklerden hepiniz sorumlusunuz

Bu tehlikeli gidişat bir an önce durdurulmazsa, kısa dönemde başımıza gelecek belaların baş sorumlusu, kuşkusuz bu politikaların mimarı Erdoğan AKP’sidir. Ama… askerî müdahalelere, silahlanmaya, bölgedeki operasyonlara, savaşçı politikalara, militarizmin yükselişine açık şekilde karşı çıkmayan; barış ve çözüm için diretmeyen, örneğin adalet için yüründüğü gibi barış için de Suriye’nin, Irak’ın, Güneydoğu’nun halklarıyla birlikte sınır boylarında yürümeyen, en azından muhalefetini bu çizgide kurmayan siyasî partiler, hareketler, örgütler, kişiler de ortak sorumludur.

Kaybedilecek canların, örselenecek yaşamların yanında lâfı bile olmaz ama işin başka bir boyutunu da unutmayalım. Silahlanma ve savaş harcamaları yakın tarihin en yüksek düzeyine ulaşmaya aday. Bir günlük sınırötesi harekâtın maliyeti bile dudak uçuklatıcı. Bütün ekonomik kalkınma palavralarına rağmen bütçenin verdiği açık, silahlanmaya ayrılan meblağ, hepsi bizlerin cebinden çıkmaya başladı bile. Önümüzdeki günlerde hayat daha da güçleşecek, ekmeğimiz daha da küçülecek. AKP’ye muhalefet ettiklerini sananların vatan, millet, şehitlik diye afyonlanmış kitleleri uyandırmak için ellerinde altın fırsat var. İktidarın elinin halkın cebine uzanmasının, ekmeğimizin küçülmesinin temel nedenlerinden birinin bu savaşçı politikalar olduğunu, çözümün barışta aranması gerektiğini anlatmak…

Yazının başlangıcına, içimi çok yakan konuya dönecek olursam;  temenni değil korkuyla söylüyorum, yarın İdlib’den, öbür gün Afrin’den “şehit” cenazeleri geldiğinde, ölen evlatlarımızın günahı Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi sadece AKP’nin değil, “Ne işimiz var İdlib’te, ne işimiz var Afrin’de, Kuzey Irak’ta” demeyenlerin tümünün omzundadır.

O sözü sevmem çünkü insan yaşamı teferruat değildir; ama “Mevzubahis olan vatansa gerisi teferruattır” diyenlerin de söz konusu olanın vatan değil Erdoğan’ın iktidarı olduğunu hatırlamalarında şiddetli yarar var.

Kategori: