İklim Matematiğini Yeniden Hesaplamak

İklim Matematiğini Yeniden Hesaplamak

27 Eylül 2016
350.org / Neil Webb

İnsanlığın geleceği aritmetiğe bağlı. Perşembe günü yayınlanan yeni bir çalışmadaki rakamlarsa şimdiye kadar karşılaştıklarımızdan da hayırsız bir alamet.

Kaynak: 350.org

İnsanlığın geleceği aritmetiğe bağlı. Perşembe günü yayınlanan yeni bir çalışmadaki rakamlarsa şimdiye kadar karşılaştıklarımızdan da hayırsız bir alamet.

Bu rakamlar açıkça, basit bir aritmetikle, dünyanın mevcut kömür madenleri ve petrol kuyularındaki fosil yakıtların ne kadarını yakabileceğimizi ortaya koyuyor. Diğer bir deyişle, şayet niyetimiz dünyanın sıcaklığının 2 derece santigratın üstünde artmasını engellemekse -ki bu dünya uluslarınca tanımlanan azami sınırdır- ne kadar yeni kazı, sondaj, çıkarma işlemine girişebileceğimizi.

Cevabı şu: Sıfır.

Evet, doğru okudunuz:  Eğer felaket boyutunda ısınmayı engellemek konusunda ciddiysek bu yeni çalışma, hiç yeni kömür madeni kazamayacağımızı, hiç yeni petrol kuyusu açamayacağımızı, boru hattı yapamayacağımızı gösteriyor. Tek bir tane bile. Fosil yakıtların sınırlarını genişleteceğimiz zaman bitti geçti. Tek umudumuz, işletime zaten almış olduğumuz sahalardan gelen karbon kaynaklı tüm enerji üretiminde hızlı, idareli bir düşüş.

Yeni rakamlar ürkütücü. Bundan sadece dört yıl önce “Küresel Isınmanın Dehşetengiz Yeni Matematiği” diye bir yazı yazmıştım. O makalede, Londra merkezli düşünce kuruluşu Carbon Tracker Initiative’in (Karbon Takip Girişimi) araştırmalarından hareket etmiştim. Araştırma, gezegenin iki dereceden fazla ısınmasını engellemek istiyorsak fosil yakıt sanayisi tarafından tespit edilmiş, henüz çıkarılmaya başlanmamış kömür, petrol ve doğal gaz yataklarının, yakabileceğimizin beş katı karbon içerdiğini ortaya koyuyordu. Yani, enerji şirketleri, üzerinde hak iddia ettikleri her şeyi çıkarıp yakacak olurlarsa, bu, gezegeni beş kere yakıp tutuşturabilecek. O matematik, üniversiteler, kiliseler, vakıflar arasında, yaygın bir şekilde fonlarını fosil yakıt yatırımları hisselerinden geri çekme kampanyası başlattı. O vakit bu vakit, bu kabul gören bir erdem halini aldı: Birçok merkez bankası yöneticisi ve dünya lideri artık fosil yakıtların büyük kısmını yerin dibinde bırakmamız gerektiği üzerine hemfikir.

Fakat, yeni yeni matematik daha da dehşet verici. Washington merkezli düşünce kuruluşu Oil Change International’ın (OCI – Petrol Değişimi Uluslararası), Norveç enerji danışmanlık kurumu Rystad’ın verilerini kullandığı bir raporuna atıfta bulunuyor. Bir ücret karşılığı -ki bu sefer $54.000 imiş- Rystad isteyen herkese dünyanın mevcut fosil yakıt kaynakları hakkında verilerini satıyor. Çoğu müşterisi petrol şirketleri, yatırım bankaları ve hükümet kuruluşları, ancak OCI, rakamları başka bir şey için istedi: felaketin eşiğine ne kadar yaklaşmış olduğumuzu çözebilmek için.

Bilim insanları, eğer 2 derecenin altında kalmak için üçte iki şansımız bile olmasını istiyorsak, atmosfere ancak 800 gigaton CO2 (milyar ton karbondioksit) salabilececeğimizi ifade ediyor. Ancak, Rystad’ın verileri, hâlihazırda işletimde olan kömür madenleri, petrol ve doğal gaz kuyularının 942 gigaton CO2 eşdeğerini içerdiğini gösteriyor. Yani matematik problemimiz basit, ve şöyle bir şey:

942 > 800

“Bulduğumuz şey, eğer hâlihazırda işletimde olan saha ve kuyulardaki karbonun tümünü yakacak olursanız, zaten iki derecenin üstüne çıkıyorsunuz,” diyor OCI’ın genel yöneticisi Stephen Kretzmann. On yıllarca böyle yemeye devam edersek ölümcül derecede obez olacağız demek değil, zaten dolapta olanları yiyip bitirirsek ölümcül derecede obez olacağız demek.

Daha da kötüsü, geçtiğimiz dört sene içinde “ölümcül”ün tarifinin de değişmiş olması. İki derece Santigrat limiti o sırada geçerliydi. Fakat bilim artık üst sınırın çok daha düşük olduğuna inanıyor. Dünyanın sıcaklığını şimdiden bir derece arttırdık bile; bu kadarı Kuzey Kutbu’ndaki buzların neredeyse yarısını eritipdünya mercanlarının dev sahalarını öldürmeye, ölümcül sel ve kuraklıklar başlatmaya yeterli oldu. Temmuz ve Ağustos ayları, tüm zamanların gezegenimizde kaydedilen en sıcak aylar olduğu konusunda berabere kaldılar; bilim insanları, bunların insan medeniyeti tarihinin en sıcak ayları olduğuna neredeyse kesin gözüyle bakıyorlar. Ortalama sıcaklık Irak’taki Basra gibi yerlerde, -araştırmacıların İncil’deki Aden bahçelerinin olduğunu düşündükleri bölgenin sınırlarında-, 54 dereceye vurdu, ki bu insanların dışarıda yaşamlarını sürdüremeyeceği noktaya yaklaşıyor. Bu konuları konuşmak üzere geçen yıl dünya liderleri Paris’te buluştuklarında yeni bir rakam üzerine anlaştılar: Dediler ki, küresel sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutmak için her türlü çaba gösterilecektir. Bu hedefi yakalamak için %50 şansımız olması içinse, aşağı yukarı 353 gigaton daha CO2 salabiliriz. Hadi matematik hesabı tekrarlayalım:

942 > 353

Çok daha büyüktür. Paris’te vakurca koyduğumuz 1,5 derece hedefini yakalamak için yarı yarıya bir şansımız bile olması için hâlihazırda işletmede olan kömür madenlerinin tümünü, petrol ve doğal gaz sahalarının ise bazılarını tükenmelerinden çok önce kapatmak zorunda kalacağız.

“Devrim boyutunda karbon emen efsanevi bir Hüma kuşu olmadığı müddetçe, rakamlar fosil yakıt sanayiinin genişlemesinin sonunu getirmemizi gerektiriyor,” diyor Kretzmann. “Paris Anlaşması’nın gerekliliklerini yerine getirmek üzere, fosil yakıt endüstrisinde hemen bir kontrollü inişe başlamalıyız, ve bunun sıfıra inişini olabildiğince çabuk becermeliyiz.”

“Kontrollü iniş”, hemen yarın el frenini çekip her şeyi kesmemiz gerekmediği anlamına geliyor; mevcut kömür madenlerinden, petrol kuyularından, doğal gaz sahalarından yakıt çıkarmaya devam edebiliriz ama gidip yenilerini arayamayız. Hâlihazırda varlığını bildiklerimizi bile geliştiremeyiz, mevcut projelerimizin kapı komşusu olsalar da.

Sadece ABD’de, mevcut maden, petrol kuyusu ve doğal gaz sahaları hazır 86 milyar ton karbon emisyonu barındırıyor; bu 1,5 derecelik sıcaklık artışına doğru giden yolun çeyreğini aşmaya yeterli. Ancak, ABD enerji endüstrisinin arzuları gerçekleştirilecek olursa ve hâlihazırda planlanan petrol kuyuları ve hidrolik kırma doğal gaz alanları geliştirilirse, bu 51 miyar ton daha salım demek olur. Buna izin verecek olursak, ABD tek başına dünyanın karbon bütçesinin neredeyse %40’ını yiyip bitirecek.

Yeni matematik, birçok güçlü oyuncu için kötü haber. Fosil yakıt sanayi, tüm iş modelini her yıl pompaladığı petrol ve gazı sınırsızca telafi edebileceği fikri üzerine kurmuştur; jeologlar mütemadiyen sondaj edilecek yeni sahalar arar durur. Eylül’de Apache Corporation, Batı Teksas’ta 3 milyar varil petrol olan bir saha tespit ettiğini ilan etti.  Yeni matematiğin, Paris’te koyulan hedefleri yakalamak için yapmamız gerektiğini gösterdiği üzere, o petrolü yerin dibinde bırakmak bu sanayiye on milyarlarca dolara mâl olacak.

Anlaşılır nedenlerle, üyeleri boru hattı ve petrol kuyusu inşa eden sendikalar da değişime karşı duruyor. Dönüp, Dakota Access petrol boru hattı etrafında yaşanmakta olan drama bakın. Eylül ayında, AFL-CIO sendika konfederasyonunun başkanı Richard Trumka, boru hattı güvenlik görevlilerinin, mezar yerlerini buldozerlere karşı barışçıl bir şekilde koruyan Kuzey Amerika yerlilerine biber gazı spreyleri ve bekçi köpekleriyle saldırmasının ardından bile, Obama hükümetine inşaatın devam etmesi  çağrısında bulundu. “Boru hattı inşaası ve bakımı” diyordu Trumka, “binlerce kalifiye işçiye kaliteli iş sağlar.” İnşaat İşleri Sendikaları’nın başkanı da hemfikirdi: “Üyelerimiz bu harikulade, aile geçindiren, orta sınıf, sağlık sigortalı, emeklilik veren, iyi maaşlı işlere yastlanagelmişlerdir.” Diğer bir sendika görevlisi belagatla ifade ediyordu: “Sırtımızı çevirip fazla yönetmelik getirmeyelim, hem ‘Hayır, yerin dibinde bırak’ da demeyelim. Bu kadar basit olmamalı.”

Haklı— eğer basit olmasaydı herkes için daha iyi olacaktı. Sendikalı işçiler gerçekten de orta sınıf hayatlar kurmak için o işlere yaslandılar, ve hepimiz bu mereti yakıp duruyoruz, tüm gün, her gün. Ancak mesele şu ki, hakikaten durum bu kadar basit. Başka bir yöne “dönmeliyiz.” Yerin dibinde bırakmalıyız. Rakamlar ortada. Eğer bir gezegenimizin var olmasını istiyorsak, yapmakta olduğumuzu yapmaya hakikaten devam edemeyiz.

“Yerin dibinde bırak”mak anında tüm fosil yakıt üretimini durdurmak anlamına gelmez. Kretzmann, “Eğer mevcut sahaları doğal düşüşlerine bırakırsanız” diyor, “2033 yılına bundan %50 daha az petrol kullanıyor olursunuz.” Bu, zaten açtığımız kuyuların yavaş yavaş kuruması için, tüm bu petrolü yenilenebilir enerji kaynaklarıyla değiştirebilmemiz için bize 17 yıl verir. Bu benzin canavarlarını elektrikli arabalarla değiştirmek için yeterince süredir belki. Boru hattı işçilerini ve kömür madencilerini güneş paneli ve rüzgâr türbini inşa etmek üzere yeniden eğitmek için... Yeni fosil yakıt altyapısını yasaklamış Portland gibi şehirlerin ve yeni kömür madenlerini yasaklamış Çin gibi ülkelerin yolundan gitmek için. Bunlar küçük adımlar, ancak önemli adımlar.

Bazı büyük sendikalar bile yenilenebilir enerjilere dönüşümün 2030 yılına kadar ABD’de bir milyon iyi maaşlı iş anlamına geleceğinin farkına varıyor. Hemşirelerden ulaştırma sektörü çalışanlarına kadar herkes Dakota boru hattına karşı çıkıyor; diğer sendikalar ise kömür ihracatı ve hidrolik kırmaya karşı seslerini yükseltmekte. “Bu neredeyse emsalsiz bir şey,” diyor uzun zamandır sendika ve iklim örgütleyicisi olan Sean Sweeney. “İklim sendikacılığının yükselişi emek hareketi için yeni bir yön sunuyor.” Ve eğer yaygınlaşırsa Demokratik Parti siyasetçilerinin küresel ısınmaya karşı hareket alanları genişleyecek.

Fakat dünya liderlerini bu matematiğe sadık kalmaya ikna etmek, herhangi bir yeni maden, kuyu ve boru hattı inşaatını durdurmak için, Keystone Boru Hattı’nı durduran, New York eyaletinde hidrolik kırmayı engelleyen ve Kuzey Kutbu’nda petrol sondajını önleyen hareket gibi bir harekete ihtiyacımız var. Ve kamu topraklarında yeni fosil yakıt maden ve kuyularını sonlandıracak “Yerin Dibinde Bırak Yasası”nı kabul ettirmemiz lazım. Exxon Mobil’den tutun ABD İç İşleri Bakanı’na kadar herkesçe “gerçekçi değil” ya da “naif” diye nitelenmiş olabilir, ancak, yeni matematiğin net bir şekilde ortaya koyduğu üzere, fosil yakıtları yerin dibinde bırakmak tek realist yaklaşım. Realist olmayan şey, iklim değişikliğinin amansız hesabından kaçabileceğimizi düşünmek olur. OCI raporunun ifadesiyle, “En kuvvetli iklim politikası araçlarından biri aynı zamanda en basit olanı: Kazmayı bırakın.” Ne de olsa çukurlara dair geçerli bir bütünleyici kural bu, ki gelmiş geçmiş en büyük çukurun içindeyiz.

Bu harfiyen bir matematik testi, ve not çan eğrisiyle verilmeyecek. Sadece bir doğru cevap var. Ve eğer doğru cevabı vermezsek başarısızlığın cezasını çekecek olan bütün insanlık olarak hepimiz olacağız ve 10 bin yıllık insan medeniyeti.

Makalenin İngilizce aslını okumak için tıklayın.

Çeviren: Alidost Numan

Etiket: