Ayrımcılıkta Sınır Tanımayan Bir Kamu Yönetimleri Vakası

Ayrımcılıkta Sınır Tanımayan Bir Kamu Yönetimleri Vakası

08 Ağustos 2018

5 Ağustos Pazar günü düzenlenen "Barış İçin Müzik Orkestrası" etkinliğini duyuran afişte yerin adı kazındı. Ruhban Okulu'nun yerini Şehit Muhtar Yüksel İlkokulu aldı. Ancak bu yer değişikliğinin neden gerçekleştiği hiç konuşulmadı. Hiç bir açıklama yapılmadı.

Oysa bu tarihi mekânda daha önce de etkinlikler gerçekleştirilmiş ve hiç bir sorun olmamıştı. İlk defa böyle bir şey oluyordu.  Konseri düzenleyenler, daha önce olduğu gibi Adalar'ın kültürel miras değeri olan uygun bir yerini tercih etmişlerdi. 9. yüzyıldan kalma Aya Triada manastırının bahçesinde her yaz konserler düzenleniyordu.

Bu iptalin "değişen politikalarla ilgili olduğu"nu söyleyenler oldu. Nitekim tam da bu sırada bu tarihi mekânın karşısında 200 dönümlük bir dini eğitim kompleksi kurulacağı açıklandı, Diyanet İşleri tarafından. Restoranlara bir takım tehdit mektuplarının gönderildiği söylendi.

Oysa kültürle ilgili bu tür etkinlikler bildiğimiz çatışmacı kültür anlayışının dışına çıkmayı sağlar, ötekileştirmeyi, şiddeti ortadan kaldırırlar. Bu yüzden bu tür etkinlikler her iki tarafta da birikmiş önyargıları değiştirir, yaraların iyileşmesini sağlar. Buna karşılık ayrımcılık politikalarını güçlendirmek isteyen yönetimler bunlardan rahatsız olur.

Bir sanat etkinliğine, üstelik adı "Barış İçin Müzik Orkestrası" olan bir çocuk etkinliğine ayrımcı ve ötekileştirici politikaları bulaştırmak, etkinliğin yerinin değiştirilmesi için tehditler savurmak, bir yöneticinin herhalde en yapmaması gereken bir şey. Bir hukuk devletinde bunu yapan kişiler, sorumlular görevden alınır.

Çünkü bu tür politikalar kendi vatandaşları arasında ilan edilmemiş bir iç savaş algısı yaratırlar. Bu tür simgesel yoğunlaşma alanlarında kimlikleri temsil ediyormuş gibi yaparak diğer alanlardaki eşitsizlikleri, haksızlıkları gizlerler.

Buna karşılık, olayı evirip, kıvırmaya çalışmak, olanı adıyla söyleyememek, "bu tür müdahalelere artık alışmamız gerekiyor" demek, olan bitenin üstünü örtmeye çalışmak, "affedersiniz Ermeni" demek gibi bir şey. Herkes ne olduğunu çok iyi biliyor, ama söyleyemiyor. Aman efendim, onlar da aynısını yaparlarmış. Nerede? Yunanistan'da.  Yahu burası İstanbul, bu kişiler vatandaş ve bu kurumun Yunanistan devleti ile alakası yok. Bu insanlar, bu kurumlar başka ülkeye ait değiller.

Evet, kötümser bir bakışla, 6-7 Eylül'den beri Türkiye'de hiç bir şey değişmesini istemeyen odaklar olduğu söylenebilir. Ancak ayrımcılıktan beslenen bu güçler sınır tanımıyorlar, çünkü muhataplarında, bir sessizlik, edilgenlik hakim. Tehdidin etkili olduğu anlaşılıyor. Konserin yerinin neden değiştirildiğini bile kimseye söyleyemiyorlar.

Kimliğin ötekileştirici yöntemlerle inşası travmatiktir. Bireyleri içeriye hapseder. Bu nedenle edilgenlik durumu da bir faillik konumu olabilir. Eğer anlam dünyaları birbirine karşıt biçimde oluyorsa, edilgenliğin bir faillik konumu olarak algılanma ihtimali güçlüdür. Mağdur politikası, yaralanabilir olanın temsili, eşitsiz ilişkileri değiştirme değil, devam ettirme politikasıdır.  Aynı şekilde kimlik politikasına rakip bir bakış açısını gibi algılanan sembolik işlevlerin temsili de travmatiktir, bunu fark etmesek de. Bu travmatik durum çarpıtılmış bir mantıkla, kapalı bir müzakere alanını kapatarak politikayı dönüştürür, baştan çıkarır.

İşte tam da bu nedenle kültür yönetimi alanındaki sivil toplum girişimleri ayrımcı bir tutum sergileyenlere karşı ilkeli olurlar. Olumlu bir şekilde vatandaşlık kurumlarını, okulları, eğitim işlevlerini özneler arası açıklık içindeki çalışmalarını geliştirirler. Çünkü bundan en çok yararlanacak olanlar başkaları değil, Türkiye vatandaşlarıdır.

STK'lar, bağımsız kurumlar her şeyden önce bunu geliştirmeye çalışırlar. Buradaki karşılaşma biçiminin, kimlik inşa yönteminde ortaya çıkan enerjinin başka bir yöntemle, özenli bir çalışmayla, güncel tekniklerle başka bir kavramsal eşiğe taşınabileceğini bilirler. Bu sorunu örtmek, gizlemek yerine sanatın, kültürün bir insani gelişme alanı olduğunu gösterirler. Bunun bir dolu örneği var, dünyada. Bilinmeyen bir iş değil. Başka tür bir anahtarla bu tür sorunlar çözülebilir, yeter ki istensin.