Anayasa önerisinin içeriği

Anayasa önerisinin içeriği

30 Ocak 2017

Bütün yürütme yetkisini elinde toplayan başkanın yasama organı karşısındaki etkinliği sadece (kuvvetle muhtemel) çoğunluk partisinin başkanı olmasının getirdiği avantajla ilgili de değil. Düzenlemenin başkanla Meclis arasındaki ilişkilere dokunan her maddesine sinmiş bir “başkancılık” ruhu var. Meclis başkana feda edilmiş; bu çok açık.

Kaynak: Serbestiyet, 27 Ocak 2017

Adil Gür geçenlerde halkın böyle referandumlarda nasıl motivasyonlarla oy kullandığına değinen bir yazı yazdı. Şu bilgi çarpıcı: 2010 referandumunda oy kullananların %70’inden fazlası oy kullandıkları anayasa değişikliğinin bir tek maddesini bile söyleyememişler. Hadisenin ne tür duygularla yürüdüğünü başka bir yazıda tartışabiliriz. Yine de; bilenler açısından tekrar nedeniyle, bilmeyenler içinse zaten pek merak etmediklerinden, sıkıcı olacağını düşündüğüm bu yazıyı yazmadan olmazdı. Ben de yazdım. Okuyacaklara kolay gelsin…

             *                            *                             *

Meclis’ten geçip referandumla onayımıza sunulacak anayasa değişikliklerinin, anayasal demokrasilerde görülen “başkanlık sistemi”yle ilişkisi olmadığı çok açık.

Düzenlemeleri madde madde incelediğinizde, halk oyu ile seçilen cumhurbaşkanının hem yasama hem yargı organlarında yer alan karar vericilerin kimler olabileceğini belirleme gücüne sahip olduğunu görüyorsunuz.

Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin genel başkanı olabiliyor ve kendisinin aday olduğu seçimlerle aynı gün yapılacak parlamento seçimlerinde partisinden kimlerin milletvekili seçilebileceğini tayin ediyor. Seçim Yasası, Partiler Yasası ve elbette fiilen hükmünü icra eden alışkanlıklar ve siyasi kültür, başkanı kendi partisinin yasama üyelerini belirlemede rakipsiz kılıyor. Seçimlerin aynı gün yapılmasının neden istendiğini anlamak güç değil. Başkanı seçen siyasal iklim, duygusal konjonktür ne ise, parlamento da aynı koşullarda oluşsun isteniyor. Bunun adı istikrar oluyor. Diğer tercümesi ise, cumhurbaşkanının yasamanın çoğunluğunu tayin edebilmesi.

Bütün yürütme yetkisini elinde toplayan başkanın yasama organı karşısındaki etkinliği sadece (kuvvetle muhtemel) çoğunluk partisinin başkanı olmasının getirdiği avantajla ilgili de değil. Düzenlemenin başkanla Meclis arasındaki ilişkilere dokunan her maddesine sinmiş bir “başkancılık” ruhu var. Meclis başkana feda edilmiş; bu çok açık.

Başkan Meclis’in çıkarttığı bir yasayı veto edebiliyor. Bu yetki bugün de mevcut. Ama Meclis cumhurbaşkanının veto ettiği bir yasayı basit çoğunlukla yeniden kabul ederek yasalaştırabiliyor. Yeni düzenlemede bu vetonun sonuçları ağırlaştırılmış. Meclis, veto edilen yasayı ancak üye tam sayısının salt çoğunluğu ile yeniden yasalaştırabiliyor.

Fakat asıl, başkan-parlamento ilişkilerinde başkanı kurumsal olarak muktedir kılan çok daha önemli maddeler var.

1. Parlamentonun yürütmeyi denetleme mekanizması olarak düşünülmüş “gensoru”, “soru” ve “Meclis soruşturması” mekanizmalarından gensoru kaldırılıyor; soru ve meclis soruşturması ise sadece başkan yardımcıları ve bakanlara karşı işletilebiliyor. Cumhurbaşkanı, bütün yürütme yetkisini elinde tutmasına rağmen nedense, parlamentonun bu denetim araçlarından muaf tutuluyor. Soru ise sadece yazılı olabiliyor. Yürütmenin atanmış üyeleri bile parlamentoya gelip açıklama yapmak zorunluluğundan kurtuluyorlar.

2. Cumhurbaşkanı; Genel Kurmay Başkanı, MİT Müsteşarı, TRT Genel Müdürü vs vs dahil tüm üst düzey bürokratları hiçbir denetim, onaylama veya sorgulama basamaklarına maruz kalmaksızın tek başına tayin etme yetkisine sahip kılınıyor. Oysa Başkanlık Sistemi olarak anılan anayasalarda, (toplumsal çoğunluğu temsil özelliği başkanla kıyaslanmayacak kadar geniş olan) seçilmişler meclisi; bünyesinde yer alan partilerle kurduğu komite/komisyonlar eliyle, bu tür atamalarda, ilgili kişilerle kamuoyuna açık mülakatlar yapmakla; bu atamaları onaylamakla yetkilidir. Bütün bürokrasinin; en kritik kamu görevlendirmelerinin bir başkanın iki dudağı arasında olmasının sakıncalarına karşı, “kamuoyu denetimi” amacıyla parlamenter mekanizmalar düşünülmesi boşuna değildir. Bizim tasarı bunu ayak bağı görüyor. 

3. Keza seçilmişler meclisinin, bütün toplum adına başkanı denetlemekte elinde tuttuğu en önemli yetkilerin başında “yıllık bütçenin onaylanması” gelir. Önümüzdeki teklifte bu yetki işlemez kılınmıştır. Çünkü Meclis bütçeyi onaylamaz ve böylelikle bütçe yürürlüğe girmezse, bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre arttırılarak yürürlüğe konulacaktır.

4. Cumhurbaşkanı tek başına Meclis’i feshetme ve kendisi ile birlikte parlamento seçimlerini yenileme yetkisine sahiptir. Bunun, başkan olarak tek kişiye gerektiğinde kendi iradesini kabul ettirmek yolunda, parlamento üstünde etkin bir tehdit ve zorlayıcılık imkânı verdiği açıktır. Meclis için aynı yetki 3/5 oranıyla karar alabilmesi şartına bağlanmıştır. Bunun denklik yaratma görüntüsü umularak yapılmış işlevsiz bir düzenleme olduğunu görmek için dahi olmak gerekmez.

5. Cumhurbaşkanı’na Meclis adına kararname çıkartma yetkisi de tanınmıştır. Kişi hak ve özgürlükleri ve siyasi haklar alanına giren ya da kanunla düzenlenmiş konularda kararname çıkartılamayacağı öngörülmüş olmakla birlikte, burada açıkça başkanın yasama alanına ilişkin bir güç yayılması vardır. Bu yetkinin anayasal sınırlar içinde kullanılıp kullanılmadığı tartışması başladığında sorunu çözecek kurum Anayasa Mahkemesidir. Örneğin Cumhurbaşkanı fiilen bazı kişi haklarına kısıtlamalar getiren bir kararname çıkarttığında bunun Anayasa’nın Cumhurbaşkanlığı’na Meclis adına kararname düzenlemesine imkân veren maddesine aykırı olduğu iddiasını, Anayasa Mahkemesi görüşüp kabul veya reddedecektir.  Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini seçecek kişi ise Cumhurbaşkanıdır.

6. Kimileri de, bu düzenlemelerle cumhurbaşkanının sorumsuz olmaktan çıkartılıp çok kuvvetli bir denetim ve sorumluluk altına alındığını söyleyebilmektedirler. Siyasi denetimle ilgili Meclis’in yetkilerini yukarıda yazdım.

Cezai denetim ve sorumluluğa gelince…İlgili maddeyi incelerseniz Cumhurbaşkanı’nın, 12 üyesini seçtiği AYM’ye yüce divan sıfatıyla hesap verebilmesi için 400 milletvekilinin kararının gerektiğini göreceksiniz. Çok etkin bir sorumluluk maddesi gerçekten!

Yasama- Yürütme ilişkisini düzenleyen hükümlere bakıldığında manzara böyleyken; tasarı savunucularının,” yasama ve yürütmenin birbirinden kesin olarak ayrıldığını; Meclis’in güçlendirildiğini” iddia eden sözleri, kimi ikna eder merak ediyorum. Böyle bir ikna dertleri var mı onu da bilmiyorum.

                     *                     *                      *

Başkan ve yargı ilişkisi ise yasamadan da önemli kanımca. Ve önümüzdeki taslak bir tek şey söylüyor bize: Bu ülkede yargı adına kimlerin karar vereceği başkandan sorulur.    

HSK (Hakimler Savcılar Kurulu) yargı bürokrasisinin yönetildiği kuruldur. İçinden geçtiğimiz kavga dövüş yıllarında bu kurulun önemini anlamayan kalmamıştır sanırım. Hâkim ve savcılar nerede hangi görevi yapacaklar; üst mahkemelere kimler terfi edecek; kimler başarılı, kimler başarısız sayılacak… Bu yetkiler öyle fiili olanaklar yaratır ki, bu kurul somut bir davaya hangi hâkimin bakacağında bile inisiyatif kullanabilir. Ve yargı bürokrasisinde görev alan her hâkim ve savcı da her normal insan gibi kendi kariyeri ve geleceği açısından karar yetkisi ile donatılmış bu otoritenin yapısını önemser. Onun onayını almak; o karar vericilerle iyi geçinmek, ters düşmemek ister.

Sözü hiç dolandırmadan açık ve dürüstçe konuşacaksak, bu tasarı yasalaşırsa bu kurulda kimlerin görev yapacağına cumhurbaşkanı karar verecektir. 13 üyeli bu kurulun başkanı ve bir üyesi, cumhurbaşkanının atayacağı adalet bakanı ve müsteşarıdır. Kalan 11 üyenin 4’ünü de cumhurbaşkanı seçecektir. Kurulun 7 üyesi ise Meclis tarafından seçilecektir. Yasama eliyle yapılacak tasarrufta cumhurbaşkanının istediği bir tek üyenin seçilmesi bile, çoğunluğu kendi iradesi ile oluşturduğu anlamına gelir.

Kısacası; önümüzdeki tasarı kuvvetler ayrılığına falan asla dayanmamaktadır. Bu “Başkanlık Sistemi” de değildir. Bu birçok yerde dile getirildiği gibi “tek adam sistemi”dir…

Mevcut sistemin sakıncaları ve yürümediği üzerine yapılan eleştiriler tepeden tırnağa doğrudur…

Ama, vesayet artığı bu anayasa gönderilecekse; onun yerine duyduğumuz çağrı,“denetimsiz güce destek” talebi olmamalıydı.

Bir siyasetçiyi desteklemekle, o siyasetçiyi kadir’i mutlak kılmak ve üstelik bunu anayasa haline getirmek hiç ama hiç aynı şey değildir.