Amerikan Cinneti

Amerikan Cinneti

18 Şubat 2017

Yalanlar öyle bir atmosfer yaratır ki, bu ortamda herkesin yalan söylediği varsayılır. Hakikat şüpheli ve müphem bir hale bürünür. Anlatılanlara, doğru oldukları için değil, hatta kulağa doğru gibi geldikleri için bile değil, duygusal bakımdan cazip oldukları için inanılmaya başlanır. Sistemli bir şekilde yalan söylenmesinde esas amaç, Arendt’in yazdığı gibi “bizatihî insan doğasının dönüştürülmesi”dir. Yalanlar eninde sonunda, büyülü düşünceye teslim olan ve olup bitene aldırmaktan vazgeçen halkta bir uyurgezerlik halini besleyip büyütecektir. 

Kaynak: Truthdig, 29 Ocak 2017

Gerçeklik tasallut altında. Sözel kargaşa ülkeye hükümdar olmuş. Hakikat ile yanılsama içiçe geçmiş durumda. Zihnimizdeki kaos, ne olup bittiğini idrak etmemizi güçleştiriyor. Aynalar dehlizinde kapana kısılmış haldeyiz sanki. Açığa çıkarılan yalanların karşısına hemen başka yalanlar çıkarılıyor. Akla uygun olan her şeyin karşısına hemen akıldışı olan çıkarılıyor. Bilişsel uyumsuzluk (cognitive dissonance) her yere egemen. Kaygı verici bir utanç, hatta suçluluk duygusu içinde kıvranıp duruyoruz. On milyonlarca Amerikalı, özellikle kadınlar, belgesi olmayan işçiler, Müslümanlar ve Afrikalı-Amerikalılar korkunç bir canavar tarafından sürekli kovalanıyor olmanın ağır huzursuzluğunu yaşıyor. Bunların hepsi kasıtlı, bilerek yapılıyor. Halk avcıları (demagoglar), yönetilen kitlelere kendi cinnetlerini daima bulaştırırlar.

“Totaliterlik ile psikoz (cinnet/çıldırı) arasındaki kıyaslama tesadüfi değildir.” Psikiyatrist Joost A.M. Meerloo, Zihnin Irzına Geçilmesi: Düşünce Denetimi, Zihinkırım ve Beyin Yıkama’nın Psikolojisi ( “The Rape of the Mind: The Psychology of Thought Control, Menticide, and Brainwashing”) adlı kitabında böyle diyor. Ve devam ediyor: “Kuruntucu, evhamlı düşünce, her türlü zorbalık ve isdibdat yönetimine eninde sonunda mutlaka sızar. Şuursuz geri güçler harekete geçer. Kadim geçmişin kem güçleri günümüze geri dönüverir. Kendini yoketmeye yönelik otomatik içgüdüsel bir zorlamanın gelişmesiyle, yapılan her hata yeni bir hatayla haklı çıkarılmaya çalışılır; marazî fâsit daireyi (kısır döngüyü) genişletip yaygınlaştırmak hayatın başlıca hedefi halini alır. Anlayamadığı bir kültürün ağırlığı altında ezilen o korkmuş adam, kendi içindeki büyük boşluğu örtbas edebilmek için, zorbanın o hudutsuz kudret kuruntusuna doğru geri çeker kendini. Bu kuruntu önce liderlerde başlar ve daha sonra da liderin zulmettiği kitleler tarafından devralınır.”

Yalanlar Beyaz Ev’den güvercin sürüleri gibi uçuşup kaçışıyor: Donald Trump’ın seçim galibiyeti ezici bir zaferdi. Trump’ın göreve başlama törenine Amerikan tarihindeki en büyük kalabalık katıldı. Seçimlerde 3 milyonlar 5 milyon arasında belgesiz göçmen oy kullandı. İklim değişikliği bir uydurmacadan ibaret. Aşı, otizme yol açar. Göçmenler korkunç bulaşıcı hastalıkların taşıyıcılarıdır. Seçim hileliydi – sonunda hileli olmadığı anlaşılıncaya kadar. Dünya Ticardet Merkezi’ni “gerçekte kimin yıktığını” bilmiyoruz. İşkence işe yarar. Meksika duvarın parasını ödeyecek. Komplo teorileri gerçektir. Bilimsel gerçekler komplo teorisidir. Amerika yeniden büyük ülke olacak.

Turuncuya çalan renkteki teni ve saçlarıyla, Penn Jillette’in “sidikten yapılmış pamuk helva”ya benzettiği 70 yaşındaki yeni cumhurbaşkanımız, Trump’ın sık sık bize hatırlattığı üzere “çok yakışıklı” biri. Trump’ın hemen hemen hiçbir entelektüel becerisi/hüneri yok: tarihten, siyasetten, hukuktan, felsefeden, sanattan ya da yöneticilikten pek anlamıyor. Ama “IQ’sunun (zekâ göstergesinin) en yüksek seviyede olduğunu” söylüyor. Ve ikliyor: “Bunu hepiniz biliyorsunuz zaten! Lütfen kendinizi o kadar aptal ya da güvensiz hissetmeyin, bu sizin hatanız değil.” Dahası, Bakanlar Kurulu’na yerleştirdiği bütün o vasat, yarım-akıllı insanlar “bugüne kadar herhangi bir Bakanlar Kurulu’nu oluşturmuş insanların uzak ara en yüksek zekâlı olanları.”

Bir saçmalıklar fırtınasıdır gidiyor.

Eğer sorun sadece Trump’ta vücut buluyor olsaydı, bu yalancılık dalgasını geri püskürtmek daha kolay olurdu. Ama yükselen zorbalık dalgasıyla yüzyüze iken bile Demokrat Parti, demokrasimizin içini boşaltan ve ülkeyi yoksullaştıran şirket güçlerini afişe etmeyi reddediyor. Neoliberal Trump Müslümanları, belgesiz işçileri ve medyayı şeytanlaştırıyor. Neoliberal Demokrat Parti ise Vladimir Putin’i ve FBI Direktörü James Comey’i şeytanlaştırıyor. Şirket kudretinin yıkıcı gücünden kimse bahsetmiyor. Birbiriyle savaşan elitler, alternatif olgular (gerçekler) karşısına alternatif olgular koymakla meşgul. Hepsi demagogluk yani halk avcılığı işinde. Tahminim o ki, hem Trump’ın yolsuzluk ve rüşvetçiliği hem de liberal sınıfın korkaklığı ve namussuzluğu yüzünden istibdat ve zorbalığa mahkûm olacağız.

Trump ve etrafındaki zevat, anlayamadıkları şeylere derin bir nefret duyuyorlar. Bağımsız düşünen herkesi susturuyorlar. Kendi çarpık ve tuhaf senaryolarına bağlı kalan yalancı-entelektüelleri yüksek makamlara getiriyorlar. Bu şahıslar karmaşık olgularla, ince ayrıntılarla ya da öngörülemeyen şeylerle baş etme becerisinden yoksunlar. Bireysel açılımlar onlar için ölümcül bir tehdit niteliğinde. Çevre Koruma Kurumu (EPA), ABD Tarım Bakanlığı araştırma servisi, Ulusal Park Hizmetleri, Sağlık ve Beşeri Hizmetler gibi bazı federal kurumlarının kimi çalışanlarının basınla ve Kongre üyeleri (milletvekilleri) ile haberleşmelerinin sınırlandırılmasına ya da tamamen kesilmesine ilişkin kararname, başkanlık yemin törenini izleyen altı gazeteciye 10 yıla kadar hapis cezası talep eden suçlamalar getirilmesi, gerçekliğin ötekileştirilmesi ve kuruntunun yüceltilmesi kampanyasının başladığına işaret ediyor. Olgular, yalnızca onları yaratacak kudreti olanlara bağlıdır. Trump yönetiminin hedefi, o yönetimin çarpık dünya algısına uyan yapay bir tutarlık yaratmaktır.

“Totaliter hareketler, iktidarı ele geçirip kendi doktrinlerine uygun bir dünya kurmadan önce, insan zihninin ihtiyaçlarına gerçekliğin kendisinden daha yeterli gelen bir yalan dünya tutarlılığı icat ederler; köklerinden kopartılmış kitleler, sırf hayal gücü sayesinde bu dünyanın içinde kendilerini evlerinde gibi hissederler ve gerçek hayatla gerçek deneyimlerin insanlara ve onların beklentilerine vurduğu sonu gelmez darbe ve şoklardan kurtulmuş olurlar.” Hannah Arendt Totaliterizmin Kaynakları kitabında böyle yazıyor ve şöyle devam ediyordu: “Tamamen hayalî bir dünyanın o ürkünç sükûnetinin herhangi biri tarafından en küçük gerçeklik parçasıyla bozulmasını engellemek üzere hareketlerin demir perdeler çekme gücüne sahip olmasından önce de totaliter propagandanın sahip olduğu kuvvet, kitleleri gerçek dünyadan koparma konusundaki becerisinde yatar.”

Trump’un kör edici narsizmi, 21 Ocakta CIA’ya yaptığı o acayip konuşmada tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştı. “Donald Trump bir entelektüel mi, diyorlar,” demişti Trump. “İnanın, ben, nasıl desem, akıllı bir şahsiyetim.”

“Medya ile sonsuz bir savaşım var” diye eklemişti. Gazeteciler yeryüzündeki en namussuz insanlar arasında yer alır. Gazeteciler, sanki benim istihbarat cemaati ile bir kan davam varmış gibi gösterdiler. Size şunu açıkça söylemek isterim ki [Başkanlığımın başında] ilk durak olarak sizi seçmiş olmam, bunun tam tersini – tam da bunu – göstermek içindir. Onlar da bunu anlıyorlar, ha.”

Trump daha sonra medyaya “başkanlık yemin törenine “bir milyon, birbuçuk milyon insan” katıldığını haber yapmadıkları için saldırıya girişti. Medyanın törene katılan kalabalığı tasvir etmek için “neredeyse kimsenin olmadığı bir araziyi gösterdi”ğini söyledi. “Donald Trump büyük kalabalıkları toplayamadı dediler. Ben de dedim ki, neredeyse yağmur yağacaktı, yağmurun onları kaçırması beklenirdi, ama Tanrı yukarıdan baktı ve dedi ki, Biz senin konuşmana yağmur yağdırmayacağız.”

[***]

Trump’ın abartmacılığı işe yarıyor. Trump basını ve kamuoyunu kendi yalanlarını tekrarlamaya zorluyor ve böylelikle bu yalanlara inandırıcılık kazandırıyor. Trump sürekli hareket halinde. Sürekli vitrinde. Onun sabit bir inanç sistemi de yok. Gücünü pekiştirdikçe, kendi ideolojik boşluğunu doldurmak için Hıristiyan sağının ideolojisini benimseyecektir. Hıristiyan sağının büyülü düşüncesi Trump’ın büyülü düşüncesiyle teyelsiz-dikişsiz bitişecek, kaynaşacaktır. Budalalık, kendini aldatma, megalomani, kuruntu ve devlet baskısı Hıristiyan haçı ve Amerikan bayrağı görüntüleriyle sarılıp sarmalanmış, ambalajlanmış olarak önümüze getirilecektir.

Yurttaşların dertlerine ya hasım ya da kayıtsız olan şirket devletinin halk nezdinde hiçbir duygusal çekiciliği yoktur. Hatta bu devlet genellikle halk arasında bir nefret objesidir. Siyasi adaylar siyasetçi olarak değil, birer şöhret olarak seçime katılırlar. Seçim kampanyalarında halkın adaylara sempati duyması ve kendilerini iyi hissetmesi için, meselelerin ele alınmasından kaçınılır. Fikirlerin bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Duygusal coşku her şeydir. Seçmen, bu politik tiyatroda bir aksesuardan ibarettir. Politika, politika karşıtlığıdır. Televizyon dizisidir (reality show). Trump bu oyunda hasımlarından daha iyi çıktı. Olguların ve bilginin filan hiçbir öneminin olmadığı bir bir oyundur bu. Gerçeklik, sen ne yaratırsan odur. Bizler bir Trump’ın gelmesi için şartlandırılmıştık zaten.

Meerloo şöyle yazıyordu: “Halk avcısı (demagog), etkili olabilmek için, kendi uydurduğu yalan ithamlara halkın inanmasını sağlamaya bakacak, yarattığı sahte meseleleri sanki gerçekmiş gibi tartışacak, ya da halk demagogun suçlamaları ve ithamları karşısında öyle bir paniğe kapılacaktır ki, kendi başlarına düşünme ve iddiaları doğrulama hakkından düpedüz feragat edecektir.”

Yalanlar öyle bir atmosfer yaratır ki, bu ortamda herkesin yalan söylediği varsayılır. Hakikat şüpheli ve müphem bir hale bürünür. Anlatılanlara, doğru oldukları için değil, hatta kulağa doğru gibi geldikleri için bile değil, duygusal bakımdan cazip oldukları için inanılmaya başlanır. Sistemli bir şekilde yalan söylenmesinde esas amaç, Arendt’in yazdığı gibi “bizatihî insan doğasının dönüştürülmesi”dir. Yalanlar eninde sonunda, büyülü düşünceye teslim olan ve olup bitene aldırmaktan vazgeçen halkta bir uyurgezerlik halini besleyip büyütecektir. Halk çıkışını yaptıracaktır. Kuşkucu, kelbî (cynical) bir tutum takınacaktır. Sadece eğlendirilmeyi isteyecek, hüsranını ve gazabını boşaltabilmek için de bir havalandırma deliği talep edecektir. Halk avcıları da tıpkı sihirbazın şapkadan tavşan çıkartması gibi durmadan düşman çıkarırlar ortaya. Mevcut olmayan tehlikelere karşı sürekli savaş açarlar, demagojiyi bir heyecan kasırgası seviyesinde tutmak için birbiri ardından hızla yeni tehlikeler icat ederler.

“Esas itibariyle, totaliter yönetici, onun düşman olduğunu herkes anlayana kadar öteki adama ısrarla hakaret eden biri gibi davranır ki, sonunda belli bir inandırıcılıkla gitsin o öteki adamı meşru müdafaa diyerek öldürsün. Arendt böyle yazıyor ve şöyle devam ediyordu: “Bu hiç şüphesiz biraz kaba saba bir yöntemdir, ama işe yarar – başarılı olmuş fırsatçıların rakiplerini nasıl tasfiye ettiğini biraz olsun izlemiş olan herkes bunu bilir.”

Milletçe bir psikolojik travma dönemine girmiş bulunuyoruz. Gözü dönmüş meczupların tacizi altındayız. Judith Herman’ın Travma ve Tedavisi: Şiddetin Sonrası – Ev İçi Tacizden Siyasi Teröre başlığını taşıyan kitabında yazdığı gibi “ezici bir gücün ağırlığı altında çaresiz bireyler haline getirilmekteyiz.” Bu travma, bütün travmalar gibi, “insanlara bir kontrol hissi, dostluk, yakınlık ve anlam kazandıran olağan bakım ve ihtimam sistemleri”ni bir çırpıda bastırır, ezer geçer.

Kendi ruhsal dengemizi yeniden kurmak için, travma kurbanları taciz ve istismara nasıl karşılık veriyorlarsa biz de Trump’a işte öyle karşı durmalıyız. İçlerinde anlayış ve dayanışma bulabileceğimiz topluluklar inşa etmeliyiz. Kendimize yas tutabilme imkânı tanımalıyız. Bizi hasta eden bu çıldırı ve cinnet halinin (psikoz) adını koyabilmeliyiz. Sivil itaatsizlik eylemlerine ve kararlı meydan okumalara girişmeliyiz ki, hem başkalarını hem de kendimizi yeniden güçlendirebilelim. Cinneti savuşturmak ve hakikat, okur yazarlık, empati ve gerçeklik üzerine kurulu diyaloglar yürütmek zorundayız. Doğada teselli ve şifa bulmak, müziğe, tiyatroya ve edebiyata, sanata, hatta dua gibi faaliyetlere –yani   kendimizi yenileme ve aşma konusunda kapasite yaratacak bu gibi faaliyetlere– yönelmeli, bunlara daha çok zaman ayırmalıyız. Psikolojik olarak bir bütün halinde kalabilmemizin tek yolu budur. Yoksa, bir dış kabuk oluşturmak ya da saklanmaya kalkışmak, psikolojik çöküntümüzü ve depresyonumuzu artırmaktan başka işe yaramaz. Kazanamayabiliriz ama küçük, benzer düşünen ve duyan hücreler yaratabilirsek kafayı yememe kapasitemizi geliştirebiliriz.

 

   

İngilizce aslından çeviren: Ömer Madra

Kategori: