Sahnede üç Kassandra

Sahnede üç Kassandra

22 Aralık 2018
Fotoğraf: Açık Radyo

Kulis Sesleri bu programında Krops Tiyatro tarafından sahnelenen Crista Wolf’un yazdığı Kassandra kulisindeydi.

Kulis Sesleri podcast servisi: iTunes / RSS

Bircan Yorulmaz, oyunun yönetmeni Dilek Güven, oyuncuları Öykü Candanadam, Özlem Aktaş, Özlem Durmaz ve koreografı Tuğba Özkul ile konuştu.
 

Kassandra mitolojik bir kahraman. Önce mitolojideki yerini sonrada oyundaki yerini anlatır mısınız? Hikâye nedir, karakteriniz kimdir?

Dilek Güven: Kassandra mitolojik bir figür ve genel olarak geleceği görüp buna bir türlü diğer insanları inandıramayan bir figür olarak bilinir. Kassandra Tanrı Apollon tarafından geleceği görme yetisi kazanır fakat yine Apollon tarafından lanetlenir. Geleceği görecektir fakat kimseyi gördüklerine inandıramayacaktır. Bu beni çok etkileyen, çok trajik bulduğum bir hikâye. Kassandrayı ben seçerken bu noktada bakmıştım ki daha sonra Crista Wolf’un Kassandra’sı ile karşılaştım.

Önce mitolojideki Kassandra’yı seçtikten sonra mı oyunu seçtiniz?

Dilek Güven: Evet önce Kassandra beni çekti. Geleceği görüp kimseyi inandıramama durumu beni çekti. Daha sonra birçok Kassandra metni, oyunu okudum. Crista Wolf’un Kassandra’sı aslında bir oyun değil diyebiliriz, 180 sayfalık bir anlatı. Bu beni çok etkiledi, çünkü Crista Wolf Kassandra metnine kendi yorumunu da katmış, bu çok hoşuma gitti benim. Daha sonra ben bu kadar heyecanlanırken ekip de beğenecek mi, heyecanlanacak mı düşündüm. Gerçekten inanılmaz bir şekilde herkes çok sahiplendi ve hepimiz yavaş yavaş aslında Kassandra olmaya başladık.

Nasıl bir araya geldiniz?

Öykü Candanadam: Biz aslında birbirini tanımayan üç kadındık. İki Özlem birbirini tanıyordu ama ben hiç kimseyi tanımıyordum. Sürpriz oldu. Dilek hocam gelip böyle bir oyun yapmak istiyorum dediğinde inanılmaz heyecanlandım. İlk toplandığımız gün Dilek Hocamız yaklaşık 10’ar tane kitap, Crista Wolf’un 180 sayfalık anlatısını okumamız için getirdi.

Özlem Aktaş: Çok ağır bir metin. Açıkçası anlamak biraz zamanımızı aldı. Anladıktan sonra da bizde de bir yarayı acıttı. Günümüz Türkiye’sinde, dünyasında geleceği hepimiz görüyoruz, kâhin değiliz ama görüyoruz. Bunun için yapmamız gereken şeyler ne? Nasıl yapılır? Gerçekten bilmiyorum. Umutluyum ama bilmiyorum. O acıyı hepimiz hissettik. Maalesef bir şey yapamam durumu. Buradaki Kassandra’nın acısını gerçekten çok fazla hissettiğime inanıyorum.

Sahnede 3 Kassandra var...

Özlem Durmaz: Evet, 3 Kassandra var. Bir monolog bu. Metnin zorluğu da şuradan geliyor. Kassandra öldürülmek üzere, infaz edilecek, ölmeden önceki bilinç akışını okuyoruz. Çocukluğu, savaş öncesi Troya, savaş anı, savaştan sonraki realite, Sparta’ya götürülme süreci, orada yaşadığı dram, Sparta halkıyla buluşması, birçok şey var; aynı zamanda kendi özeleştirisini verdiği yerler var, kendine dair düşünceleri. Tüm bunlar içerisinde sürekli anlar değişiyor, aynı zamanda 3 kişiyiz, belli bir retoriği var, aynı yerden oynamamız gerekiyor. Koreografi var. Orada da bir bütünlük var, onu da dikkate almak, 3 Kassandra olma durumu, öne çıkmamak, arkada kalmamak gerek, reji var, metni hakkıyla karşıya seyirciye geçirmek endişesi var. Başlı başına zorlu bir süreç oldu. Ama çok keyifliydi. Metnin derdi, hepimizin derdiydi.

Koreografiye geçelim. Bir monolog aslında ama oyunlaştıran şey koreografisiydi. Nasıl şekillendi?

Tuğba Özkul: Koreografinin metni ve oyuncuları, oyuncuların derdini desteklemesi gerekiyor. Her ne kadar öne çıkıyor gibi gözükse de her zaman ama her zaman oyuncuları ve metni desteklemesi için ikinci plandadır. Estetik değeri önemli elbette, girişi çıkışı, akıcılığı elbette önemli ama eğer onların oyunculuğuna ve yönetmenimizin istediği amaca hizmet etmezse hiçbir değeri yok. Bu mantıkla şekillendi.

Savaş meselesiyle büyük derdi olan, savaş karşıtı bir hikâye. Buradan da Krops’a geçersek, Krops’un da böyle bir duruşu var diye de biliyoruz...

Dilek Güven: Krops tiyatrosu yeni kuruldu, 2017 yılında. Bir oyun çalışırken, aman ne olacak iki kalas bir heves değil mi, bir şey olmaz diyerek kuruldu. Geçen seneki oyun da savaş karşıtı idi: “Hiç kimsenin öyküsü” O da çok beğenildi. Savaş karşıtı, kadınlığın anlatıldığı ve savaşın kadınlar üzerindeki etkisinin anlatıldığı, geleceği görüp inandıramama etkisinin anlatıldığı Kassandra ikinci oyun oldu. Yani genel olarak Krops’un oyunları mutlaka bir derdi olan, toplumsal bir tartışmaya neden olan, felsefi bir tabanı olan, çalışmaya başlamadan önce onlarca kitap okunması gereken oyunlar olacak. Biz çok güzel çalıştık, çok keyifli çalıştık. Zor ve riskli bir iş olduğunu biliyordum. Metin ağı ve mitolojik bir öykü ama bu riski hepimiz göze aldık.

Bir kadın tarafından yazılmış, bir kadını anlatan, neredeyse tüm kadronun kadın olduğu bir oyun. Bu çalışmayı farklılaştırdı mı?

Özlem Durmaz: Çok güzel bir ekip içindeyiz. Yönetmen yardımcımız, asistanlarımız, hepsi ile çok rahat ve samimi bir ortamda çalıştık.

Dilek Güven: Ayrı bir enerji yaratıyor. Kadınlar daha sahip çıkıyor, daha yüreklerini ortaya koyuyorlar. Sevdikleri zaman daha sağlam duruyorlar. Bütün ekip olarak mutlu çalıştık.

Türkiye’de tiyatroyu nasıl buluyorsunuz?

Dilek Güven: İstanbul’da 4-5 seneden beri tiyatrolarda büyük bir patlama yaşanıyor. 250-270 tane tiyatro ekibi olduğu söyleniyor. Bu inanılmaz bir rakam. Türkiye geneline baktığımızda da bir hareketlenme görüyoruz. Bu benim çok hoşuma gidiyor ve bunu bir dinamizm olarak görüyorum. Kötü olanlar zamanla kendi kendilerini elerler zaten. İnsanların tiyatro yapmak için bir araya gelmeleri çok güzel bir şey. Bunun fazla parametresi olabilir; çok fazla okul var, çok fazla mezun veriliyor, bu gençler birleşiyorlar ve bir grup kurup oyun oynuyorlar. Ne kadar tiyatro o kadar iyi. Tiyatro düşünmemizi, başka pencereler açmamızı, hatta kendi kendimizle yüzleşmemizi sağlıyor. Tüm sanat dalları öyledir ama tiyatroda elinizi uzattığınız zaman birbirinize değiyorsunuz, o yüzden daha etkili. İstanbul’da bu kadar çok tiyatro varken akla şu soru geliyor; acaba bu kadar çok seyirci var mı? Ya da bu kadar çok salon var mı? Salon problemi çok büyük. Ben belediyelerin buna el atmaları gerekir, ellerinde hiç kullanılmayan bir sürü kültür merkezleri var. Bu kültür merkezlerini bu tip bağımsız/alternatif tiyatrolara açmaları lazım. Ayrıca tiyatro seyircisi tiyatrolar oranında artıyorsa ne güzel. Aksi durumda bir biz izleniyoruz, sonra biz onları izliyorsak, yani biz bizeysek kötü.

Öykü Candanadam: Tiyatro her şartta iyidir, var olsun hep yaşasın.

Özlem Aktaş: Çok zor tabi. Yıllardır tiyatro ile haşır neşiriz, kendi tiyatromuz da var. Ama gerçekten o kadar çok engeller oluyor ki hatta daha fazlalaştı bu engeller. Mesela belediyelerde daha çok oyun oynanırken azalmaya başladı. Ama tiyatroyu yapanlar da inatçı, aşkla yaptıkları için yılmıyoruz, devam ediyoruz. Nereye kadar bilmiyorum. Koşulların sert olduğunu düşünüyorum, gittikçe sertleştiğini görüyorum.

http://kropstiyatro.com/
Twitter / Facebook / Instagram: @KropsTiyatro