Öğretmenler öğrencilerden öğreniyor: İklim adaleti talep eden öğrencilerin yanında olmalıyız

Öğretmenler öğrencilerden öğreniyor: İklim adaleti talep eden öğrencilerin yanında olmalıyız

05 Eylül 2019
Fotoğraf: Al Jazeera

Greta Thunberg o cesur Atlantik yolculuğunu sürdürürken hiçbir eğitimci ona katılamazdı tabii, ama hepimiz onun ardından gidebiliriz pekala. O kuşağın önündeki dönüm noktası niteliğindeki bu davayı desteklemek üzere harekete geçemezsek eğer, gençler nezdindeki itibarımızı kaybetme tehlikesiyle başbaşa kalabiliriz.

İklimAcil! podcast servisi: iTunes / RSS

Jonathan Isham ve Lee Smithey

Guardian 30 Ağustos 2019

Bazen de öğrenciler öğretir. Bu hafta 16 yaşındaki Greta Thunberg sıfır karbon salımı yapan bir yelkenliyle iklim değişikliği zirvesine katılmak üzere New York Şehri’ne geldi. Gezinin amacı mı? Bir öğretme ânı diyelim ona.

Geçen yıl boyunca Greta ve dünyanın dört bir yanından 2 milyon genç kız ve genç erkek, siyasi liderlerinin fosil yakıt çağına son vermesini talep ederek iklim adaleti için okul grevine çıktı. İşte şimdi de bu gençler, genç olsun yaşlı olsun bütün insanlar için 20 Eylül 2019’u dünya iklim grevi günü ilan ettiler: herkes için tarihî bir gün.

Kolej hocaları olarak bizler Middlebury ve Swarthmore kolejlerindeki öğrencilerimizden iklim adaleti için ayağa kalkma konusunda doğrusu pek çok şey öğrendik. Bu öğrencilerimiz iklim hareketinin ön saflarında dünya çapında fosil yakıtlardan yatırımların çekilmesi kampanyasını başlattıkları gibi 350.org ve Günışığı Hareketi (Sunrise Movement) örgütlerinin kurucuları oldular. Kahverengi, siyah ve yerli genç aktivistlerin kudretli fosil yakıt şirketlerine cesurca kafa tutmaları bize tüm adalet mücadelelerinin bir noktada nasıl kesiştiğini öğretti.

Dolayısıyla 20 Eylül’de biz hocalar, dünyanın her yerinde gençlere katılmayı, derslerimizi iptal etmeyi ve greve gitmeyi planlıyoruz. Yedi meslekdaşımızla birlikte bir açık mektup yazıp her yerde meslekdaşımız hocalara şu çağrıda bulunduk: Ders notlarınızı bir kenara bırakın ve size en yakın yerde iklim grevi yapan öğrencilerinize katılın. Greta’nın dediği gibi: “Evimiz yanıyor – öyleyse biz de evimiz yanıyormuş gibi davranalım.”

Bazı eğitimcilerin –ve onların patronlarının– greve gidilmesine itiraz edebileceklerini anlıyoruz. Okulda geçen zamanın değerli olduğu, öğretme fiilinin de saygın bir sorumluluk olduğu doğrudur. Bazı öğrencilerin aileleri bir tam gün boyunca derslerin iptaline karşı çıkabilir. Ayrıca –bir tam günü ödev yapmadan geçirme ihtimaline rağmen– gene de greve gitmek istemeyen öğrenciler olabileceğini de unutmayalım. Öğretmemenin öğrenmeyi reddetmek anlamına geldiği yolunda bir argüman da ileri sürülebilir.

Biz aynı fikirde değiliz. İklim adaleti adına greve gitmek, öğrenme ediminin yüksek sesle onaylanmasıdır aslında: Öyle anlaşılıyor ki dünya gençliği ta başından beri öğretmenlerini dikkatle dinliyormuş meğer. Bu gençler iklim yıkımı bilimini anlıyorlar; tarihten ders çıkartıyorlar; piyasa güçlerinin karmaşıklığı ve kirletmenin gerçek maliyeti ile baş edebiliyorlar. Beşeri bilimler ve sosyal bilim derslerinde kıyıda köşede kalmışların seslerini işitiyor ve ardından da onların haysiyetini ve insaniyetini sanatlar aracılığıyla onurlandırıyorlar.

Öte yandan öğrencilerimizin – hepimizin – iklim yıkımı ve adaletsizliği konusunda daha öğrenecek pek çok şeyi olduğu da kuşku götürmez. Dünyanın dört bir yanında güz sömestr derslerimizi planlarken biz eğitimcilerin ne yazık ki öğretecek bol bol yeni malzememiz var. Temmuz, kayıtlara geçmiş en sıcak ay olduğu gibi, 20. yüzyıl ortalamasından daha sıcak olan kesintisiz 415. aydı da aynı zamanda. Avrupa bu yaz kavruldu, Kuzey Kutbu ve Grönland rekor hızda eridiler. Sömürgeciliğin ve küresel eşitsizliğin mirası, siyah, kahverengi ve diğer marjinalleştirilmiş halkları tehlikeye atmaya devam ediyor: Haziran’da Hindistan’ın yüzlerce köyü tarihî kuraklık yüzünden tahliye edilmek zorunda kaldı – oysa o köylüler krizin çıkmasında en az sorumluluğa sahiptiler. Tehlike çanları çalmaya devam ediyor – ve çan sesleri her yıl daha yüksek çınlıyor.

İşte bu yüzden, herşeyden önce biz eğitimciler iklim hareketinin güçlenmesine yardımcı olmak zorundayız; bu eğitim yılı başlangıcı da önemli bir an teşkil ediyor. Dünyanın gözü gençlerin üzerinde; onlar dünya kudret merkezlerinde henüz kök salmamış bir vizyon ve kararlılık göstermekteler. Öğrencilerimiz “Beklediğimiz değişim, biziz!” diye seslenmeyi seviyorlar. 2019 yılı güzünde bundan daha doğru bir beyan olamaz.

Greta Thunberg o cesur Atlantik yolculuğunu sürdürürken hiçbir eğitimci ona katılamazdı tabii, ama hepimiz onun ardından gidebiliriz pekala. O kuşağın önündeki dönüm noktası niteliğindeki bu davayı desteklemek üzere harekete geçemezsek eğer, gençler nezdindeki itibarımızı kaybetme tehlikesiyle başbaşa kalabiliriz.

Jonathan Isham, Middlebury Koleji’nde ekonomi ve çevre araştırmaları profesörüdür.

Lee Smithey ise Swarthmore Koleji’nde barış ve çatışma araştırmaları ve sosyoloji profesörüdür.

Çeviren: Ömer Madra

NOT: Bu makalenin çevrildiği tarihte dünyanın çeşitli üniversitelerinden, yüksek okullarından ve liselerinden bu açık mektubu imzalayan hocaların ve öğretmenlerin sayısı 319 idi. Bu liste her 24-48 saatte yenilenmektedir.

Açık Mektup için bkz.: