İklim krizi ve tarım: Küreselleşmenin panzehiri yerelleşmek

İklim krizi ve tarım: Küreselleşmenin panzehiri yerelleşmek

02 Aralık 2019

Tarımsal üretim tarzının endüstriyel olması, insan eliyle felakete kaynaklık, geleneksel üretim tarzı (bilge köylü üretimi) ise iklim değişikliğinin yayılmasında engelleyici rolü var.
 

(İklim Krizi Yazıları/Bianet)

İlk sözler

Hava koşullarında hemen her gün büyük değişiklikler yaşanıyor. Buna genel olarak 'küresel iklim değişikliği' diyenler de var, 'küresel ısınma' diyenler de, 'küresel iklim krizi' diyenler de. Ne dersek diyelim, küresel iklim istikrarsızlaşıyor. Küresel iklimin istikrarsızlaşmasının birçok nedeni var. Bilim insanları ve uzmanlar iklim krizini ekseriyetle sera gazı miktarının artışına bağlıyorlar. Bu olaya insanların yol açtığına inanıyorlar.

Fosil yakıtlar (kömür, petrol, gaz) kullanan fabrikalar ile endüstriyel tarım yapan çiftçiler havaya karbondioksit salıyor. Konut ve tarımsal alan için ormanların yakılması karbondioksidin açığa çıkmasına neden oluyor.

Arabaların egzozlarında ve tarımsal üretimde kullanılan kimyasal gübreler havaya diazotmonoksit gazı yayıyor. Çürümüş bitkiler ve bataklıklar ile çeltik tarlaları metan gazı çıkarıyor. Birçok besi hayvanı, özellikle fabrikasyon üretilen hayvanlar, havaya metan gazı salıyor.

Kentleşmeyle birlikte çöp miktarı arttı. Büyük çöplüklerde çürüyen çöpler de metan gazını açığa çıkarıyor. Kapitalist sisteme bağlı bu gelişmeler insanlarla birlikte bütün canlıların yaşamını etkiliyor. İklimi istikrarsızlaştırıyor.

Enerji   

Fotoğraflar: DHA

Fosil yakıt tüketimi petrol, doğal gaz ve kömürcülerin kasalarını şişiriyor. Ekonomik gereklilik ileri sürülerek tüketim körükleniyor. Yoğun enerji kullanımı artıyor. Kullanımda olan enerji kaynakları petrol, doğal gaz, kömür, Rüzgar Enerji Santralleri (RES), Jeotermal Enerji Santrallerii (JES), Termik santraller, Hidroelektrik Santralleri (HES)...

Kullanımda olan bu enerji çeşitlerinin hepsi doğayı tüketiyor. Bir başka deyişle iklimi istikrarsızlaştırıyor, felakete ve yok oluşa adım adım değil, koşar adım yaklaştırıyor.

Evet, petrol küresel ısınmanın bir numaralı nedeni ya da sanığı… Fosil yakıtlar sınıfından olan petrole aynı aileden doğalgaz ve kömür eşlik ediyor. Yani “doğal” gaz ve kömür, JES, RES, Termik Santral ve HES’ler küresel iklim krizinde petrolün, cürümleri oluyor.

Petrol, ister otomobilde traktörde, ister ısınmada her nerede kullanılırsa kullanılsın yanma sırasında/sonucunda ortaya çıkan karbondioksit iklimin değişmesine, istikrarsızlaşmasına neden oluyor, sera gazlarına katkı koyuyor, kömür ve doğal gazlar gibi.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (UEA), 2030 yılına kadar yaptığı öngörüler şöyle: Atmosfere salınan enerji kaynaklı sera gazları içinde petrolün payı yüzde 39. 2030’da petrolün payının yüzde 35’lere gerileyeceği, doğal gaz payının yüzde 20’den 22’ye çıkacağı tahmin ediliyor. Kömürün payı ise yüzde 27. 

Görüldüğü gibi dünyanın para akışı ve politikalarının oturduğu eksenin büyük bölümü hala petrol. Dünyanın en büyük 500 firması arasındaki ilk 10 firmanın beşi petrol şirketleri. Bunlar da; Exxon Mobil, Shell, BP, Chevron ve Total. Geriye kalan 3 firma otomotiv endüstrileri. Bunlar da; General Motors, Toyota, Daimler Chrysler. Otomativ endüstrileri otomobil yani kara taşıtları üretir, otomobiller de petrol tüketir. Petrole dayalı sistem otomativ ve enerji sektörlerine dayalı. Birbirinden besleniyor, semiriyor.

Bu listenin ikinci onunda yine petrol, otomativ ve enerji şirketleri yer alıyor. Örneğin 11. sırada General Elektrik, 12 sırada Ford Motor, 16, sırada Volkswagen boy gösteriyor. Saptanması gereken bir başka nokta ise 1. sırada yer alan Wall- Mart Stores bir gıda firması ciroda birinci sırada ama kârlılıkta 10. sıradaki Total petrol şirketinin gerisinde.

Petrolcüler, otomativciler ve kömürcüler üçlüsü Amerika seçimlerini yönlendirmek için kesenin ağzını açmıyorlar, her daim açık tutuyorlar. Çünkü dünya ekonomi ve politikası üzerinde etkili ve “yetkili” olan Amerika yönetiminde etkili olmak onu ele geçirmek demek; dünyanın diğer ülkelerinde de sömürülerinin önünü açma ve sürdürmeleri demektir. Bunu biliyorlar. 

Fosil yakıt lobileri sadece partilere rüşvet pardon bağış yapmakla yetinmiyorlar. Bazı konularda düzenlenen konferanslarda çubuğun kendilerinden yana bükülmesi için sponsor oluyorlar. Sözde bilimsel enstitüler kuruyor ve destekliyorlar.

Ekonomik gereklilik

ABD ve ulusaşırı dev şirketler bütün bunları yaparken, ekonomik gereklilikleri ileri sürüyorlar. Fosil yakıta dayalı enerji olmazsa dünyada ekonomik çöküntünün yaşanacağından dem vuruyorlar. Dünya kamuoyuna öyle propaganda ediyorlar. Bütün dünyanın gözü önünde cereyan eden savaşlarda insanlar öldürülüyor, Tıs yok dünyada!

Fosil yakıtların oluşturduğu sera gazlarının neden olduğu küresel iklim krizinin tarım ve tarımcıyı olumsuz etkileyeceğini, bitkisel üretim ile hayvan yetiştiriciliğinde neden olacağı verim düşüklüğünün dünyayı açlıkla, kıtlıkla karşı karşıya bırakacağından asla söz etmiyorlar.

Küresel iklim değişikliği, bazı ılıman ve subtropikal bölgelerde ürün üretiminde bir miktar artış sağlayabilir, ama diğer bölgelerin çoğunda olumsuz ve yıkıcı etkisi olacağı uzmanlar tarafından alenen dile getiriliyor. 

Bir FAO çalışmasının bulguları; iklim değişikliğinin 2050 yılında Afrika’nın pek çok yerinde kuraklığa neden olacağı, 30 milyon Afrikalının daha o tarihe kadar kıtlıktan etkileneceğine işaret ediyor. 

Çölleşen arazilerde artık ne kekik, ne o kekiği yiyerek beslenen koyun ve keçiler ne de çiçekten çiçeğe dolaşacak börtü böcek olacak. Ama çölleşen arazilerde avuçlarınızı her daldırdığınızda doldurabileceğiniz kum, her rüzgâr esişte yüzünüzde kum tanecikleri ve yüzünüze çarpan alazdan başka bir şey olmayacak.

Küresel iklim krizinden Türkiye tarımının genel olarak olumsuz etkileneceği ve hali hazırda etkilendiği biliniyor. Çünkü Türkiye’de dünyanın birçok ülkesinde uyguladığı neo liberal politikaları uyguluyor. Tarımını iç dinamikleri ile geliştirmiyor, yönlendirmiyor. ABD kaynaklı yapısal uyum programı ile Aavrupa Birliği'nin Ortak Tarım Projesi (OTP) Türkiye tarımına yön verdi, o rotada ilerliyor. AB ve ABD de tarımın şirketleşmesini, çiftçiliğin ortadan kalkmasını ve tarımda üretim modeli olarak küresel iklim krizini besleyen endüstriyel tarım modelinin uygulanmasından yana.  

Tarım iklim değişikliğini, iklim değişikliği de tarımı etkiliyor 

Evet; durum böyle sürerse yeryüzünün üçte biri iklim değişikliği nedeniyle çölleşecek… Tarım sistemi bir yandan iklim değişikliğinden olumsuz etkilenirken diğer yandan global gıda sistemi ile birlikte iklim krizine kaynaklık ediyor! Tarımın küresel ısınma karşısındaki bu ikili durumu; tarımda uygulanan tarımsal üretim modeli ile yakından ilgili. Yani tarımda uygulanan tarımsal üretim modeli, iklim değişikliğinin yaygınlaşmasını azaltabilir de, çoğaltabilir de… 

Çünkü tarımsal üretim modelinin kendisi iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının önemli kaynaklarından birisidir. 

Eğer kimyasallar ile sürekli ve yoğun mekanizasyona dayalı üretim tarzı -endüstriyel üretim tarzı- uygulanırsa bundan doğa olumsuz etkilenir. Çünkü endüstriyel tarım tarzı yoğun mekanizasyonu zorunlu kılıyor. Mekanizasyonda kullanılan yakıtlar, bilindiği üzere fosil kökenli yakıtlar. Tarımda kullanılan mekanizasyonla birlikte kimyasal ilaç ve sentetik gübre de üretim girdisi olarak kullanılıyor. Endüstriyel üretim için kullanılan bu girdiler küresel iklim krizini arttırıyor.

Endüstriyel tarım ve global gıda sisteminin iklim krizine etkisi yüzde 44’ler civarında.

Henry Saragih şöyle diyor: “Toplam sera gazının %44 ile 57 arasındaki miktarından endüstriyel tarım ve globalleşmiş gıda sistemi sorumludur.

Bu rakamlar şöyle dağılıyor:

Tarımsal etkinlikler %11-15’inden sorumlu,

Arazi açma ve ormansızlaştırma %15-18 ekliyor,

Gıda işleme, paketleme ve nakliyat %15-20,

Organik atık çürümesi %3-4’ten sorumlu.

Bu demektir ki, şu anki gıda sistemimiz baş kirleticilerdendir. Ayrıca kıtalararası gıda nakli, yoğun monokültür üretim, arazi ve ormanların zarar görmesi, kimyasal girdilerin tarımda kullanılması tarımı bir enerji tüketicisi haline getiriyor. Saragih’in verileri sözü edilen kirleticiliğe tanıklık etmektedir.

La Via Campesina’nın genel koordinatörünün çözüm önerisi şöyle: “…La Via Campesina, iklim değişimine çözüm olarak ‘küçük ölçekli çiftçiler dünyayı soğutuyor’ diyerek topraksız çiftçileri ve küçük aile çiftçileri gösterdi. Ve burada, COP 15’de, biz bu öneriyi tekrarlıyoruz ve bu uygulamanın küresel sera gazı salımını yarıdan fazla azaltacağını da rakamlarla destekliyoruz:

Organik maddeleri toprakta tekrar kazanarak %20-25,

Fabrika (entegre üretim) çiftliklerindeki yoğun et üretimini durdurup, hayvan ve bitki üretimini birlikte yaparak %5-9,

Yerel pazarları ve taze gıdayı gıda sisteminin merkezine yeniden oturtarak &10-12,

Arazi açma ve ormansızlaştırmayı durdurarak emisyonlar %15-18 azaltılabilir.  

Kısacası çiftçiliği devasa küresel tarım şirketlerinin elinden alıp tekrar küçük çiftçinin eline vererek, küresel sera gazı emisyonu yarı yarıya azaltabiliriz. Buna La Via Campesina “Gıda Egemenliği” diyor.

Görüldüğü üzere endüstriyel tarım tarzı yerine toprak, su ve doğa ile dost tarım tarzının –geleneksel tarım tarzı olan Bilge Köylü Tarımı- uygulanması durumunda tarım, iklim değişikliğinin yayılmasını azaltma potansiyeline sahiptir. Çünkü köylü tarımında fosil yakıt, kimyasal ilaç ve kimyasal gübre pek kullanılmaz. 

İklim değişikliğinin artması ya da azalması yapılan tarımsal üretim tarzı tercihinin kendisiyle yakından ilgilidir. Tarımsal üretim tarzının endüstriyel olması insan eliyle felakete kaynaklık, geleneksel üretim tarzı (bilge köylü üretimi) ise iklim değişikliğinin yayılmasında engelleyici rolü var. 

Son sözler…

Küresel ısınma bazı ülkelerde yağmurları azaltıyor; tarımsal üretimi olumsuz etkiliyor, hayvanları otsuz bırakıyor. Bazı bölgelerde yağmurları yoğunlaştırıyor; toprak erozyonu oluşuyor, yine otun azalmasına neden oluyor. Örneğin Ürdün’de küresel ısınmanın etkisiyle yağmurlar azalmıştır. Ürdün’ün güneyinde binlerce yıldır hububat üretimi yaptıkları topraklarında şimdilerde çiftçiler, yağmur oranının azalmasıyla birlikte hububat üretimini terk ederek topraklarına zeytin ağacı dikmeye başladılar. Çünkü bölgede yağmurlar her yıl daha da azalıyor. Çiftçiler hububat ekimi yerine zeytine yöneliyor, ama bu kez hububatta dışa bağımlı hale geliyor.

Doğru tercih yapmak durumundayız. Çünkü küresel iklim krizi telafisi mümkün olmayacak bir rotada hızla yol alıyor.

İklim değişikliği nedeniyle kırsal yaşanacak olumsuzluktan bitkilerin yanında hayvancılık sektörünün de yaşayacağını; iklimin bu ani değişikliğinin hayvanlarda veba ve başka hastalıklara neden olacağı, bu durumun da hayvanların yetişme esnasında sorunlara ve veriminin ise düşmesine neden olabileceğine uzmanlar işaret ediyor. 

Ayrıca yağmurların yoğunlaşmasıyla toprak erozyona uğrar, ot ve dolayısıyla yem azalır. Ot ve yemin azalması sonucunda hayvanlardan elde edilen et ve süt ürünlerinde verimlilik düşer, hayvan sayıları azalır. Bu durum bitkisel üretim ve hayvan yetiştiriciliğinden geçimini sağlayanların geçimini zorlaştırır. Tüm insanlar ile evcil olan ve olmayan hayvanların gıda güvencesi risk altına girer. 

İlk elde Bangladeş, Çin, Mısır ve Endonezya gibi nüfus yoğunluğu fazla olan alçak bölge ülkelerinde ürünlerin çok büyük zararlar göreceği belirtilirken diğer ülkelerin bazı bölgelerinin büyük zararlar yaşanacağı yine uzmanlarca dile getiriliyor. Türkiye de ilk elde sayılan ülkeler kadar olmazsa da en çok zarar görecek ülkeler arasında değerlendirilmektedir. Yani Türkiye için ortada bir bilinmezlik durumu yok. 

Bir başka gerçeklikte şudur: İklim felaketlerinin başta gelen kurbanları, bu felaketin yaratılmasında en az pay sahibi olanlardır. Kıyı toplulukları, küçük ada sakinleri, köylüler ve hayvancılıkla uğraşan göçerler… 

Kapitalistler tarafından “hayat standardını yükseltme”, “hayat kalitelerini arttırma” doğayı tüketme olduğu görmezden gelinir.

Doğayı tüketmenin büyüme olarak sunulduğu ekonomik sistem kendisini mercek altına alıp incelemediği gibi doğanın tüketimini paraya çevirip maliyetlerin içerisine katmaz. Ayrıca ihtiyaçtan fazla kaynağı bulduğunda onu saklamak, ihtiyaç hasıl olduğunda kullanmak yerine bulduğu kaynağa talep yaratıp, tüketime sunmak ve paraya tahvil etmek için hiçbir fırsat ve zamanı kaçırmamaktadır. Kapitalizm talep karşılamaktan çok yeni talep yaratmakta daha arzulu, mahir…

Tarımın küremizi soğutmasına karşı, küreselleşmenin panzehiri olan yerelleşmeyi, global gıda sisteminin alternatifi olarak devreye alarak, kendimize ve küremize şans vermeliyiz!