Rapor: Son 50 yılda sulak alanların yüzde 35'i yok oldu

Rapor: Son 50 yılda sulak alanların yüzde 35'i yok oldu

03 Şubat 2020
Fotoğraf: WWF-Türkiye
03 Şubat 2020 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.

WWF-Türkiye, dün 2 Şubat Pazar günü Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle bir açıklama yaptı. WWF’in Yaşayan Gezegen Raporu’na göre, 1970-2012 yılları arasında omurgalı canlı popülasyonlarında yaşanan en büyük azalma %81 ile sulak alan türlerinde meydana geldi ve bunların %25’i şu an yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Dünyadaki tüm bitki ve hayvan türlerinin %40’ı, kimi tatlı, kimi tuzlu veya yarı-tuzlu, kimi acı sulara sahip deltalar, lagünler, bataklıklar, göller ve sazlıklar gibi sulak alanlarda yaşıyor ya da üremek için sulak alanları kullanıyor. Yeryüzünün en zengin ve üretken ekosistemleri olan sulak alanlar, kendine özgü doğal yapıları ile sudaki kirliliği azaltıyor, karbon tutuyor, suyun akışını düzenleyerek insanı taşkın, sel, fırtına gibi doğal afetlerden korurken geçim kaynaklarına ve beslenmesine katkı sağlayarak her yıl dünya genelinde milyarlarca dolara eşdeğer ekosistem hizmeti sunuyor. Ancak bu kıymetli hazine önemli bir kayıp süreciyle karşı karşıya. Ramsar Sekreteryası’nın 2018 yılında yayımladığı Global Wetland Outlook verilerine göre yapılaşma, kirlilik, kurutma, aşırı kullanım gibi çeşitli sorunlar nedeniyle son 300 yılda, dünyadaki sulak alanların %87’si, 1970’ten bu yana ise %35’i yok oldu. Ülkemizde de 1960’lardan bu yana, sulak alanların yarısı ekosistem özelliklerini kaybetti. Küresel iklim değişikliği ve istilacı türler de bu süreci tetikliyor. Sulak alanları koruyarak yaşanan kaybı durdurmak için son 30 yıl içerisinde çeşitli adımlar atıldı. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Ramsar Sözleşmesi gibi çeşitli uluslararası sözleşmeler imzalandı, ulusal eylem planları hazırlandı, komiteler kuruldu. Ancak bugüne kadar atılan adımlar ne yazık ki sulak alan ve biyolojik çeşitlilik kaybını bir miktar frenlemiş olsa da tamamen durdurmaya yetmedi. WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem, “Mevcut gidişatı tersine çevirerek sulak alanlardaki biyoçeşitlilik kaybını durdurmak ve bu alanların gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde ulaşmasını sağlamak için, önümüzdeki 10 yılı çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Gelin bugüne kadar yapamadıklarımızı gerçekleştirmek adına kamu idaresi, özel sektörü ve bireyleriyle hepimiz bir araya gelelim ve doğa ve insan için ‘yeni bir başlangıç’ yapalım. Sanayide hızla temiz üretime geçelim, sulak alanlarda akılcı yönetimi hayata geçirelim, bu değerli alanların en iyi şekilde korunmasından taviz vermeyelim, hatta kaybetmekte olduğumuz sulak alanları geri kazanmak için şimdiden restorasyon çalışmalarına başlayalım; çünkü doğa için iyi olan insan için de iyi.” dedi.

Kuyucuk Gölü'nün kurtarılması için çalışma başlatıldı

Kars Valisi Türker Öksüz, bir süreden beri çeşitli nedenlerle suyu çekilerek kuruyan Kuyucuk Gölü’nde incelemelerde bulundu. Türkiye’nin 13’üncü, Doğu Anadolu’nun ilk Ramsar alanı olan ve 233 kuş çeşidine ev sahipliği yapan Kuyucuk Gölü’nün kuruması nedeniyle Vali Türker Öksüz’ün talimatlarıyla gölün kurtarılması için çalışma başlatıldı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden konunun uzmanı akademisyenler ve Kuzeydoğa Derneği tarafından yapılan teknik çalışmalar sonucunda sorunlar tespit edilerek kısa ve uzun vadeli çözüm önerileri sunuldu. Sondaj kuyusu açılması ve sondaj kuyusundan göle su taşıyacak iletim hattı inşa edilmesiyle sondaj kuyusundan göle su verilmeye başlandı. Sondaj kuyusundan Kuyucuk Gölü’ne günde bin 200 ton su pompalanarak gölün eski haline gelmesi ile ekosistemin yeniden canlanması sağlanmış olacak.

Güneş elektriği pazara büyüyor

Bloomberg New Energy Finance küresel güneş elektriği pazarının 2020 yılında bir yıl önceye göre yüzde 14 oranında artış ile 138 GW’a ulaşacağı tahmininde bulundu. Yeşil Ekonomi’de yer alan habere göre kuruluş bu artışın 121 ile 154 GW arasında değişebileceğini belirtti. 

Denizcilik şirketleri karbon salımlarını azaltmayı planlıyor

Karbon salımlarını azaltma baskısı altında olan küresel denizcilik şirketleri, eskiden beri kullanılan bir teknolojiyi deniyorlar; okyanus rüzgarlarını kullanmak için yelken açmak ve pahalı yakıtlara olan bağımlılığı azaltmak. Yeşil Odak’ta yer alan habere göre Fransız yat tasarımcısı, denizaşırı hizmet uzmanı şirket ile karbon içermeyen taşımacılık konusunda uzmanlaşmış denizcilik şirketi ile bir yük gemisi tasarlamak için görevlendirildi. Bu geminin tasarımındaki yenilik, 30 metre yüksekliğindeki Oceanwings adı verilen 4 adet kanat yelken. Kanat yelken, rüzgar hareketinden itme elde edebilmek için bir tekneye dikey olarak sabitlenmiş, uçak kanadına benzer bir yapı. Üç boyutlu kanat yelkenlerin eni dar olduğu için sürtünme çok düşük oluyor bu da geleneksel yelkenlerden daha verimli olmasına neden oluyor. Başka bir sistemde de Oceanwings, ayrı olarak geliştirilen bir rotalama sistemiyle ilişkili otomatik ve yeniden açılabilir hafif yelken kanatlardan oluşuyor. Bu yelken kanatlı gemiler, yakıt tüketimini ve karbondioksit emisyonlarını ortalama %30 oranında azaltmak için geminin ana tahrik sistemine yardımcı oluyor, geminin ucundan açılıyor.

Amsterdam Üniversitesi'nde protesto

Amsterdam Üniversitesi’nde bir araya gelen öğrenciler dev bir petrol şirketini protesto etti. Beyaz önlükler giyen öğrenciler, petrolü temsil eden siyah boyalarla dolu deney tüplerini üstlerine döktü. Petrol şirketinin üniversitenin sosyal ve eğitim harcamalarının bir kısmını finanse ettiğini belirten öğrenciler, üniversitelerinden fosil yakıt sponsorluğundan çekilmesini ve “yeşil yıkama”ya izin vermemesini talep etti.