Nükleer santrallarda ortaya çıkar radyoaktif atıkların depolama yöntemi "ciddi oranda" yetersiz

Nükleer santrallarda ortaya çıkan radyoaktif atıkların depolama yöntemi "ciddi oranda" yetersiz

29 Ocak 2020
Fotoğraf: Yeşil Gazete

Ohio State Üniversitesi‘nden araştırmacılar nükleer santrallarda ortaya çıkan radyoaktif atıkları depolamak için kullanılan mevcut yöntemlerin “ciddi oranda” güvensiz olduğunu söyledi.

29 Ocak 2020 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Gezegenin Geleceği podcast servisi: iTunes / RSS

Independent’ten Anthony Cuthbertson’ın haberine göre, Ohio State Üniversitesi‘nden araştırmacılar nükleer santrallerde ortaya çıkan radyoaktif atıkları depolamak için kullanılan mevcut yöntemlerin “ciddi oranda” güvensiz olduğunu söyledi. Depolama amacıyla yapılan uzun vadeli planların sürdürülemez olduğunu söyleyen bilim insanları sürecin radyoaktif maddelerin çevreye salınmasıyla sonuçlanacağını belirtti. Araştırmacılar tehlikeli atıkları depolamak için kullanılan malzemelerin düşünüldüğünden çok daha hızlı aşındığını yazdı. Ohio State Üniversitesi’nin yönetici yardımcısı ve çalışmanın başyazarı Şiaolei Guo “Bu, mevcut modellerin bu atığı güvenle saklamak için yeterli olmayabileceğini gösteriyor” dedi. Birçok ülkede, radyoaktivitesini on binlerce yıl sürdürebilen yüksek seviyeli nükleer atık için çöp alanları bulunmuyor. Mevcut depolama çözümü atıkları metalik kaplara kapatıp yer altına gömmeden önce cam veya seramik oluşturmak için başka ürünlerle karıştırmayı içeriyor. Zamanla nükleer atıkların kimyasında meydana gelen değişiklikler yüzünden cam ve seramik maddeler metal kutularda “ciddi” aşınmaya neden oluyor. Araştırma belirli koşullar altında paslanmaz çeliğin aşınmasının ciddi boyutlara ulaşacağını belirtiyor. Çalışmanın yazarlarının önerdiği bir çözüme göre aşınmayı önlemek için metalle cam veya seramik arasına konacak uygun bir bariyer malzemesi geliştirilebilir.

Olimpiyat meşalesi hidrojenle yakılacak

Bu sene Japonya‘nın başkenti Tokyo’da düzenlenecek olan Olimpiyat Oyunları‘nda iklim krizine dikkat çekmek için çevre dostu adımlar atılmasına karar verildi. Bu adımlardan en sembolik olanı, olimpiyat meşalesinin hidrojenle yakılacak olması. Webtekno’nun haberine göre, Japonya ayrıca 500 adet hidrojenle çalışan arabayı da etkinlikte kullanıma açacak. Tokyo 2020 oyunlarını organize eden yetkililer, etkinlikte ortaya çıkacak karbon salımını sıfıra indirmeyi ve çevresel sorunlar hakkında farkındalığı artırmayı amaçlıyor. Meşalede kullanılacak hidrojen, Fukuşima’da bulunan bir yenilenebilir enerji tesisinden temin edilecek. Hidrojenin, 2011’deki deprem ve ardından oluşan tsunamide büyük hasar gören ve aynı adlı nükleer santrale ev sahipliği yapan Fukuşima’dan temin edilecek olmasının sembolik anlam taşıyacağı belirtiliyor. Ekinlikte atılacak diğer önemli adımların arasında; sporcuların kaldığı yerlerdeki yatakların yapımında yenilenebilir karton kullanılması, madalyaların geri dönüştürülmüş kullanıcı elektroniği ürünlerinden üretilmesi, meşalelerin alüminyum atıklarından yapılması gibi girişimler yer alıyor. 

Mikroplastikler her yerde

Yeşil Gazete’den Emre Kızılırmak’ın haberine göre, Mikroplastikler, Kuzey Buz Denizi’nden, Almanya‘nın tarlalarına kadar her yerde bulunabilir durumdalar ve yeni bir araştırma gösteriyor ki bu parçacıklar gökyüzündeki canlı yaşamına dahi karışmış olabilirler. Araştırmalar, su birikintilerinde yaşayan sivrisinek larvalarının küçük plastik parçaları yediklerini ve bu parçacıkların sivrisineklerin kanatlı birer yetişkin oldukları zaman dahi vücutlarında kalmaya devam ettiğini gösterdi. Sivrisineklerin; çoğunlukla kuşların, yarasaların ve daha büyük böceklerin menüsünde yer alması ve dolayısıyla plastiğin havadaki besin zincirine dahil olması, bilim insanlarını ciddi şekilde endişelendiriyor.

Ornitorenk sayısı gelecek 50 yılda yüzde 66'a varan oranlarda düşecek

Independent’ten Harry Cockburn’un haberine göre, Avustralya'da gün yüzüne çıkan iklim felaketi rekor kıran sıcak hava dalgalarıyla ve tehlike altındaki pek çok türü yok olmanın kıyısına getiren ve kontrol altına alınmayan yangınlarla birlikte doğal yaşama çok ciddi hasarlar veriyor. Bilim insanlarına göre ciddi kaygılar barındıran nadir türlere ornitorenk de katıldı. Avustralya'nın doğusundaki nehir sistemlerinde yaşayan gagalı keseli memeli türü; kuraklıklar, kirlilik, doğal toprak örtüsünün kaldırılması ve baraj inşaatları nedeniyle doğal yaşam alanının yüzde 40'ında zaten yok olmuştu. New South Wales Üniversitesi'nin Ekosistem Bilimi Merkezi'nden bilim insanlarına göre bu hayvan türüne yönelik iklim değişikliğinden kaynaklanan mevcut tehditler aynı şekilde devam ederse ornitorenk sayısı gelecek 50 yılda yüzde 66'a varan oranlarda düşecek. Üstelik bu 50 yıl için iklim değişikliğiyle ilgili tahminler de hesaba katılırsa sayıları 2070'e kadar yüzde 73 azalacak. Son yıllarda az miktardaki yağmur ve yüksek sıcaklıklar nedeniyle nehir sistemlerinde yaşanan mevcut hasar ornitorenkler açısından durumu daha da kötüleştirdi. Çalışmaya göre bu canlıların "hassas türler" sınıfına girip girmeyeceğini belirlemek ve ardından "soyunun tükenme riskini en aza indirmek amacıyla" koruma planları hazırlamak için bir ulusal bir risk değerlendirmesine "acil ihtiyaç var." Yeni çalışma "araştırmaların arttırılmasını, gidişatın takibini, tehditlerin azaltılmasını ve nehirlerdeki ornitorenk habitatının yönetiminin geliştirilmesi" için çağrı yapıyor.

"Erciyes Dağı'nda iklim kuşakları 150 metre yukarı kaydı"

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre, Prof. Dr. Doğan Kantarcı Kayseri’deki Erciyes Dağı’na ilişkin bölgede araştırma yaptı. Kantarcı hazırladığı raporda iklim krizinin bölgeyi etkilediğini tespit ederek “Erciyes Dağı’nda ısınmadan ötürü yükselti/iklim kuşaklarının en az 100-150 metre yukarı kaydı” ifadelerini kullandı.  Raporda iklim krizine dikkat çekilerek “İklim değişimi sürecinde alçak arazinin daha da kuraklaşması, buna karşılık yüksek arazide sıcaklığın artması ağaçlandırma çalışmaları için dikkat çekici bir gelişme. Dağ kavağının yaygınlaşması da iklim değişimi sürecinin belirgin bir göstergesi. Yeterli meteorolojik ölçmeler olmadığı için ‘Yükselti/iklim kuşakları’ ancak bitkilerin yayılmasına bağlı olarak belirlenebilmekte. Erciyes Dağı’nda geliştirilmeye çalışılan turizm yerleşimleri dağın doğal yapısını ve ekosistemlerini de etkileyecek” dendi haberde.