"Merkez Bankası'nın kaynaklarına el koymak gelecekte yüksek bir enflasyonu garanti etmek demektir"

Diğer Program: 
Açık Gazete

"Merkez Bankası'nın kaynaklarına el koymak gelecekte yüksek bir enflasyonu garanti etmek demektir"

06 Şubat 2020

Açık Gazete'nin köşelerinden Ekonomi Politik'te Ali Bilge, gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

03 Şubat 2020 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Ekonomi Politik podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey!

Ali Bilge: Günaydın Ömer Bey, günaydın Özdeş, hoş geldin!

Özdeş Özbay: Teşekkür ederim, günaydın size de.

AB: Size iyi yayınlar diliyorum.

ÖÖ: Sağ olun!

ÖM: Sağ olun! Şimdi ekonomimizdeki anormallikler, rakamlar

AB: Ona geçmeden önce Ekonomi Politik anonsundan önce bazı sesler duydum, ekonomi üzerine birisi bir şeyler söylüyordu ama anlayamadım.

ÖM: Biz eski konuşmalardan, eski yıllardaki şeylerden bazı konuşmaları böyle 25. yıl münasebetiyle oraya buraya serpiştiriyoruz.

AB: Tamam.

ÖM: İsterseniz göndeririz.

AB: Yok, yok ben merak ettim, kimlere ait o sesler diye.

ÖM: Arkadaşlar bildirir size Ali Bey.

AB: Tamam. Bazı tanıdık sesler de geldi.

ÖM: Evet, evet.

AB: Öncelikle sorayım: İdlib’deki çatışmalardan haberiniz vardır herhalde, 4 asker şehit olmuş.

ÖM: Hayır! Son dakika haberi?

AB: Evet son dakika haberi, Suriye ordusu ile ciddi sıcak çatışmaya girilmiş durumda, 9 da yaralı var.

ÖÖ: Bu tehlikeden dün bahsediyorlardı, İdlib’de Suriye rejiminin artık şehrin çok merkezine doğru bombalamaya başladı ve Türk askerlerinin bu tarafa doğru gitmekte olduğu, bunun bir sorun yaratacağına dair uyarılar vardı medyada.

AB: Evet gerilim sıcak çatışmaya dönüşmüş durumda ve şu anda da bölgeye askeri sevkiyat devam ediyormuş. Türk Silahlı Kuvvetleri ile Suriye askeri güçleri çatışmaya girmiş gözüküyor. Suriye ordusunda da kayıp çokmuş. Son dönemde 250’e yakın onların da kaybının olduğu iddia ediliyor. Sıcak çatışma başlamış gözüküyor yani.

ÖM: 250’e yakın kayıp Suriye güçlerinden mi?

AB: Suriye ordusundan, Fehim Taştekin yazısında değiniyor. Suriye hezimetinin sonuna gelmiş gibiyiz. Soçi mutabakatı, Astana anlaşması filan yırtılmış vaziyette gözüküyor.

ÖM: Evet, Millî Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamayı şimdi gördük, Oda Tv’den bir haber, İdlib’de çıkan çatışmada 4 askerimizin şehit düşerken 1’i ağır 9 askerimizin de yaralandığı belirtiliyor.

ÖÖ: Son bir haftadır zaten gerilim olduğu hem İdlib’den hem de Libya’dan dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Rusya’ya getirdiği eleştirilerden bir sorun olduğu aslında gözüküyordu ama sıcak çatışmaya dönmüş.

AB: Dün galiba Dimitri Peskov’un açıklaması vardı “Türkiye İdlib’te yükümlülüklerine yerine getirmedi, biz getiriyoruz” diyor.

ÖM: Rusya dışişleri bakanlığından değil mi?

AB: Kremlin sözcüsü. Herhalde bundan sonra ‘dostum Putin’den dostum Trump’a doğru bir akış yine olur! Bir tahterevalli ile yaşıyoruz ya…

ÖM: Dostum Trump da nasıl olacak bilmiyorum, ‘yüzyılın anlaşması’ projesini de İsrail’le yapınca biraz zorlaştı tabii o da.

AB: Evet o da doğru, tahterevallinin her iki tarafı ile bozuğuz, her taraftan kuşatılmış vaziyetteyiz galiba!

ÖM: Biz de Suudilerle anlaşma yaparız, Prens Salman’la! Orada da Kaşıkçı sorunu var ama o kadar önemli değil o!

AB: Onlar da Kuran’ı değiştirmişler, haberiniz var mı?

ÖM: Evet duydum o kötü şeyleri ben de.

AB: 300 ayeti değiştirmişler, kıyamet alameti...

ÖM: O zaman onlarla da olmuyor! Peki biz bırakalım şimdilik dış politikayı!

AB: Bırakalım! Bizim Ankara havalarına gelelim, sıkılsak ta takip ederiz Ankara’da olan biteni, eski bürokratlar, eski gazeteciler, akademisyenler, kuşkular içinde de olsa Türkiye ekonomisinin verilerini, rakamlarının nasıl geleceğini, nasıl yayınlanacağını takip etmeye izlemeye çalışırız. Çünkü hukuk devletinin olmadığı bir ortamda veri ve bilgi güvenliği de olmaz. Uzunca süredir Türkiye veri ve bilgi güvenliği konusunda gerçekten içler acısı pozisyonda. Merkezi yönetim bütçesi ve hazine nakit dengesi de takip edilen önemli göstergelerdir. En son 2019 rakamları yayınlandı. Öncelikle şunu söyleyeyim, bir devlet herhangi bir geliri kanuna dayanmaksızın toplayamaz. Yasama örgütü bir kanun çıkarır ve der ki “bedelli askerlik şu kadar paraya”, işte imar affı, normal vergiler, yeni vergiler, bunlar kanuna dayanır, toplanan bu paralarda bütçeye gelir olarak kaydedilir. Son dönemde bütçe gelirlerinde bazı anormallikler görüldü. Bütçeye kaydı olmayan ancak nakit girişi olan bir gelir gözüküyor. Nakit gelirler, bütçe gelirleri birbirine yakın olması gerekir. Son 2 yıla birde baktık ki bütçeye tahakkuk etmeyen ama Hazine nakit dengesine yazılan gelirler var, böyle arada bir uyumsuzluk var, 2019 yılında 26,5 milyar TL, 2018’de 22 milyar TL bütçeye tahakkuk etmeyen gelir gözüküyor. Böyle yüksek bir gelirin nasıl ve nereden tahsil edilerek Hazine nakit dengesine yazıldığı anlaşılmıyor. Bu ve daha sonra söyleyeceğim anormallikler bir soru önergesi haline getirildi. Bütçeye kaydı yapılmayan ama nakit girişi olan devletin nasıl bir geliri olabilir? Bunu anlamış değiliz.

Soruyu birde şöyle soralım “Eğer nakitte gözüken bu gelir olmasaydı bütçe dengesi nasıl olurdu? Borçlanmamız daha ne kadar olurdu?” Bütçe gelirlerinde son 2 yıl içinde görülen bu durum, dikkat çekmemiz gereken ilk anormallik.

Olabildiğince karmaşık olmadan anlatmaya gayret edeceğim meseleleri, ikinci anormalliğe geçelim, bütçede önemli 2 hesap vardır, avans hesapları ve emanet hesapları. Bunlar da bütçe dengesini ciddi etkileyen kalemlerdir. Bu hesaplar bütçe açığı ile hazine nakitleri arasındaki geçişi sağlayan önemli kalemlerdir. Avans hesabı malum, çalışan bir kişisiniz, maaşınız ay sonuna tahakkuk eder ama paraya ihtiyacınız var muhasebeye gidersiniz avans istersiniz. Aslında tahakkuk etmediği için hakkımız yoktur ama bu size isterseniz muhasebe maaşınızın belli bir bölümünü avans olarak ödeyebilir. Tahakkuk işlemi yapılmadan nakit olarak yapılan ödemeler avans hesabından izlenir, önce nakit verilir sonra ödenek, harcama emri çıkar, tahakkuk gerçekleşir, avans hesabı bütçede böyle çalışır, nihayetinde işlem kapatılmış olur. Emanet hesabı ise bunun tam tersidir, aslında işlem tahakkuk etmiştir, alacak tahakkuk etmiştir, hazineye nakit ödemesi için gönderilir ama hazinede nakit yoktur ve bir sonraki döneme bırakılır. Son dönemde bütçede bu 2 hesaba baktığımızda bir anormallik var, bir kere yıl boyunca yayınlanmamış olduğunu görüyoruz. 2019 yılında Kasım ayına kadar yayınlanmamış, merkezi yönetim bütçesi her ay yayınlanan bir veridir. Aralık’a kadar ne emanet ne de avans ödemesinde bir hareketlilik yok. İkinci anormallikte böyle

ÖM: Görünmüyor öyle mi?

AB: Görünmüyor.

ÖM: Peki nasıl olabiliyor böyle bir şey, yani avans ve emanet hesaplarını görmeden genel tabloya ulaşmak ekonomik durumun gidişatını anlamak mümkün olmasa gerek değil mi?

AB: Tabii, bunları yayınlamazsanız, saklarsanız aylık bütçenin dengesini olumlu göstermiş oluyorsunuz. Sonuçta emanet ve avans hesaplarında bakiyenin sıfır olması bir gariplik çünkü toplu manzarayı göremiyorsunuz, tabloyu göremiyorsunuz, bütçedeki aslında var olan açıkları gizlemiş oluyorsunuz, sonuç olarak ve müthiş bir kapalılık içinde cereyan eden gelişmeler oluyor. Bu tür uygulamaları nerelerde görürsünüz? Demokrasinin olmadığı, parlamento ve muhalefetin etkinsiz olduğu memleketlerde görürüsünüz. Saddam’ın Esed’in bütçesi böyle bütçelerdendir. Otoriter rejim bütçe uygulamaları, verileri bu şekilde karşımıza çıkıyor. Türkiye ekonomisi içerisinde şeffaflığın dibe inmesi, olmaması ekonominin gidişatına ilişkin başka hikayelerin yazılmasına sebebiyet veriyor.

Anormallikleri sıralamaya devam edelim, şimdi değineceklerimi geçen seneki programlarda da konuştuk, Merkez Bankası kaynaklarının alt üst edilmesini. Geçen yıl ne olmuştu?

ÖM: Onun üzerinde epey durduk tabii.

AB: Birkaç programda üzerinde durduk. Önce Merkez Bankası’nın genel kurulu erkene alınarak Nisan’da yapılacak genel kurul Ocak’ta yapıldı ve Ocak’ta Merkez Bankası yönetim kurulu üyeleri değişti, banka meclisi üyeleri değişti, bir hafta sonra atananlar çıkarılıp daha sadıklarla değiştirildi 1 hafta önce göreve getirdiklerini görevden aldılar. Bu arada karına el kondu Merkez Bankası’nın erkenden. Çünkü Mart’ta seçim vardı. Hemen sonra neyle karşılaştık? Merkez Bankasının yedek akçesine el kondu. Kurumlar vergisi dahil bütçeye 94 milyar TL aktarılmış oldu.

Bunlar olağanüstü uygulamalar, kar aktarılmaz mı? Aktarılır ama bunlar kurala uygun yapılır ama yedek akçe çok önemlidir. Kamuoyunda ülkenin kefen parası denilen kaynağıdır. Daha sonra sıra neye geldi, merkez bankası kaynaklarının hazineye aktarılma sürecinde? Değerleme hesabı dediğimiz fiktif bir hesap vardır, bir nazım hesaptır, Merkez Bankası işlemlerinden dolayı, örneğin altın, döviz gibi işlemlerden dolayı bazı negatif ve pozitif hareketlilik söz konusu olur, kimi zaman bu hesap artı kimi zaman eksi yazar. İşte bu hesap değerleme hesabıdır. Asli bir hesap değildir. Bu tür gelişmeler tali hesaplar diyebileceğimiz hesaplarda izlenir.

Çünkü bu bazen pozitif, bazen negatif olabilir, işte bu hesaptaki paraya el konması gerçekten anormallik üstü anormalliğe karşılık gelir. Geçen sene 19 Ekim ile 19 Aralık arasında değerleme hesabındaki paranın bankanın karına aktarılmak suretiyle oradan da bütçeye aktarıldığını hesaplar içinde gezinirken buluyoruz. Ama deklare edilmiyor, açıklanmıyor. Geçen yıl içinde işte tüm bunları yaşadık, kimi açık kimi kapalı MB kaynaklarından hazineye yapılan aktarımları gördük.

20 Ocak 2020 günü MB genel kurul yaptı ve kardan avans aldı bütçeye. Yani iktidar, bankanın dibini sanki tencerenin dibini kazırcasına kazıyor, geçen yıl seçimleri de finanse etmek için bu uygulamalar içinde oldu, bu yıl da devam ediyor. Bu tür uygulamalar aslında bütçe açığını gizli tutmak anlamına gelir. Şayet bu aktarımlar olmasaydı eğer bu transferler, bu muhasebe oyunları olmasaydı gerçek bütçe açığınız ne olurdu diye baktığımızda inanılmaz açık rakamlarla karşılaşıyoruz. Bugün 23,7 milyar eksi bakiye veren 2019 bütçe açığı ki o da çok yüksek bir açıktır, 128 milyar TL’ye ulaşmış olacaktı. Farkı düşünün artık, MB’sının kaynaklarına el koymak ne demektir? Gelecekte olacak neyin habercisidir? Gelecekte yüksek bir enflasyonu garanti etmek demektir.

ÖM: Bu tabii demokratik bir ekonomik yönetiminin taban tabana zıddı olduğunu söylememiz gereken bir durum herhalde?

AB: Kesinlikle yani zaten MB’sı uzunca bir süredir sarayın MB’sıdır. Tam tekmil emrindedir. Merkez Bankaları araçsal bağımsızlığı olan kurumlardır, elbette hazine MB’nin en büyük sahibidir ama liberal bir ekonomide, kapitalist bir ekonomide, merkez bankaları para politikasını hükümetin genel ekonomik politikasına destek olabilecek bir şekilde bağımsız idare eden kuruluşlardır. Böyle bir bağımsızlık ortadan kalktı, malum 2018 ’de Erdoğan Londra’da “Ben başkan oldum, MB başkanını da ben belirlerim, ekonomi politikasını da faizleri de ben belirlerim” dedikten sonra yaşananlar bunlar. Kendi getirdiği başkana bile tahammül edemedi, Murat Çetinkaya yerine Murat Uysal’ı atadı, sarayın bir memuru var artık, TCMB saray uzantısı bir kuruluş halinde çalışıyor.

ÖM: Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası.

AB: Evet 1930 yılında yasası çıktı, büyük bunalım esnasında, TCMB’den önce Osmanlı Bankası bu işlevi görüyordu. Osmanlı bankası uzun süre hem Osmanlı’nın son döneminde hem de cumhuriyetin ilk döneminde imtiyazlı banka olarak MB işlevini gördü. İçinde bulunduğumuz dönemde MB’sı faaliyetleri ve bütçe uygulamaları açık değil, kapalı, gizlenen bazı gelişmeler ve oyunlar içerisinde cereyan ediyor. Nitekim hem yolsuzluk endekslerinde hem de küresel demokrasi endekslerinde sürünüyoruz. Üyesi olduğumuz OECD gibi kuruluşlar nezdinde güvenilmeyen verilerin üretildiği bir ülke konumundayız, Türkiye verilerinin test edilmesi gerektiği, araştırılması gerektiği belirtiliyor. Küresel sistem içerisinde şüpheyle yaklaşılan durumlar olarak algılanıyor.

ÖM: Peki genel olarak bu bir kriz ekonomik kriz olarak da nitelendirilebilir mi acaba? Nasıl bir durum?

AB: Türkiye ekonomisi zaten hep hastanede bulunan bir ekonomidir hastanenin normal servisi ile yoğun bakım servisi arasında gider gelir ama hastanenin bahçesinin dışına çıktığı çok vaki değildir. Ekonomi borca dayalıdır, borçla yaşar, borç olamazsa krize girer...

ÖM: Ama şimdiki durumda…

AB: Şimdiki durumda bir krizdir.

ÖM: Ben de şunu sorayım o zaman, bunu cuma günü de azıcık konuşma fırsatımız olmuştu, içinde geçilen sürecin en büyük krizi olduğu da söyleniyor bazı yerlerde açıklamalarda. Türkiye perakendecilik sektöründe son zamanların en zor durumunda olduğunu söyleyenler var ve Türkiye’de artık mesela alışveriş merkezleri açılmaması gerektiğini, her yıl alışveriş merkezlerinden, AVM’lerin her yıl %5-10’unun eleneceğini düşünenler var. İyi iş yapan 50 AVM haricindeki 450 AVM’nin işinin gerçekten zor olduğunu ve “Bugün içinde bulunduğumuzdan daha büyük kriz görmedik” diyenler var. Bunu söyleyenlerden bir tanesi 29 Ocak tarihinde söylediğimiz erkek giyim mağazaları Kiğılı’nın sahibi Abdullah Kiğılı sektörün en zor dönemine girildiğini vurgulamış ve “Bugün içinde bulunduğumuzdan daha büyük bir kriz görmedik. Sektörde 54.yılımı yaşıyorum, benimle beraber sektörde 3 kişiyiz, birincisi Osman Boyner yani Boyner holding, ikincisi Sait Akarlılar o da Mavi Jeans, üçüncüsü de benim. Bizden daha yaşlı kimse yok sektörde, bu zamana kadar görüp görebileceğimiz bana göre en büyük krizi yaşıyoruz. Bundan daha büyük kriz görmedik” demiş.

ÖÖ: İdi.

ÖM: Demişti evet, şimdi öyle dememiş. Bunları Ekonomist Online’e konuşmuş Sibel Atik imzasıyla.

ÖÖ: Bu 29 Ocak.

ÖM: Evet 29 Ocak tarihinde, şimdi 3 Şubat’a geldiğimiz zaman öyle değilmiş bakalım Ali Bey size soruyorum ne diyeceksiniz?

ÖÖ: Tabii gazete Hürriyet.

ÖM: “100 günde önümüz açıldı” demiş.

AB: Demek ki fırçayı yemiş!

ÖM: “Şimdiki farklı, 100 günde benim de kimsenin de hayal edemeyeceği şeyler oldu”. Elif Ergü’ye konuşmuş Hürriyet’ten “Faiz de enflasyon da indi, perakende sektöründe ümit doğdu, önümüz açıldı, moral, motivasyon kazandık. Zaten o sözleri de 4 ay önce söylemiştim, şimdi tarihin en büyük krizinden çıktık” demeye getiriyor. Fakat Ekonomist Online’a 29 Ocak 2020 tarihinde çıkmış. Onu anlayamadım, belki siz yorumlarsınız.

AB: Bu tek adam rejimine dayalı ülkelerde -ekonomi politika lafını bile etmek istemiyorum, çünkü ekonomi politika ciddi bir iştir- ekonomik gidişat her alanda baskıya dayalı, özel sektöre de baskıya dayalı bir rejimdir. Ayrıca tekstil sektöründe ucuz iş gücü kullanamıyorlar eskisi gibi, çocuk, kadın işçiler gibi. Küçük işletmeler hala kullanıyor ama büyükler eskisi gibi kullanamıyorlar, ihraç edebilmek için uluslararası kurallara uymak zorundalar. Dolayısıyla tekstil sektörünün genel ekonomik gidişattan etkilendiği gibi hem de üstünlük sağlayabilecek, rekabet edebilecek pozisyonları da azalıyor, Çin’le rekabet edemiyorsunuz örneğin, ayakkabı sektörü de bitti bu arada.

ÖÖ: Ben şunu hatırlıyorum, tekstil sanayiinde işverenler sendikalarından birinin başkanı 2016’da röportaj vermişti yanlış hatırlamıyorsam “sektörü Suriyeliler kurtardı, göçmen emeği bizi kurtardı” diyordu. Çünkü korkunç fiyatlarla, asgari ücretin neredeyse yarısına göçmen emekçileri kullanıyorlardı, hiçbir şey yok, saat sınırı yok, zaten sigortalar yok, vs. muazzam bir sömürü.

AB: Bakın Antep kökenli tekstilcilere, orada da tekstil sektörü gelişmiştir, onlardan fazla ses çıkmıyor, onlar Özdeş’in söylediği gibi 1/3 maaşa, boğaz tokluğuna Suriyeli çalıştırıyorlar. Kriz ne ifade eder? İşte iktisadi büyümenin olmaması, azlığı, ekonomik aktivitenin yeterli olmaması, büyüyememenin bir sorunu olarak işsizlik karşımıza çıkıyor, işsizlik rakamları da ortada. İktisatçılar rakamlar üzerinden konuşur yazar, rakamlar doğru değilse, rakamların üretildiği kurumlar güvenilir olmaktan çıkmışsa, -işte TÜİK de damadın bir arkadaşı bulunuyor- analiz kabiliyetini yok olmuş demektir. Geçenlerde Davutoğlu açıkladı “Benim zamanımda da rakamlara oynamak istediler ama ben yerine getirmedim” dedi. 2014’ten sonrayı anlatıyor. Şu anda AKP’nin içinden çıkan politikacılar Türkiye ekonomisinde zikredilen rakamları yalanlıyor.

Bakın deprem iletişim vergisi, o unutuldu 1999 yılında depremden sonra hatırlarsınız özel iletişim vergisi geldi. 2002’de de AKP iktidara geldi, bu vergi süreliydi aslında ama 2004’ten sonra uygulama sürekli hale getirildi. Cep telefonunu her kullandığımızda biz bunu ödüyoruz, kalıcı hale geldi.

ÖÖ: Bu deprem vergisi denilen vergi bu aslında iletişim vergisi değil mi?

AB: Deprem vergisi aslında tüketimden alınan vergilerin içerisine yerleştirilmiş; bu iletişim kısmı, elektrikten, sudan da ödedik, şimdi hatırlamıyorum ama başka şeylerden de ödedik, ödemeye de devam ediyoruz herhalde. Pek çok vergi ödüyoruz tüketim harcamalarında. TRT’ye bile katkı payı ödüyoruz. 2004-2019 arasında 65 milyar TL toplanmış, ortalama 7 milyar Dolar vergi toplanmış, 17 yıldır deprem vergisi alıyorsunuz, Elâzığ ve Malatya depremleri yaşandı, peki bu paralar nerede? Bu paraların neye harcandığını bilmiyoruz.

ÖM: Bizim avluda yok valla baktık!

ÖÖ: En üst kademeler yanıt verdi “Harcanması gereken yerlere harcandı” dendi.

ÖM: Hesap vermedi.

AB: Hesap vermek açık bilgi vermek yok zaten, meclis de fonksiyonunu yitirdiği için. Eskiden en azından ne olurdu? Bütçe komisyonlarında görüşülürken bunlar konuşulurdu, genel kurulda konuşulurdu, bir evvelki yılın rakamları konuşulurdu Sayıştay raporları yayınlanır ve sorular sorulurdu. Bu şekilde kamuoyu aydınlanmaya çalışılırdı, basın medya bunları araştırırdı, artık çok az kişi gazeteci bunların üzerinde duruyor. Daha önce bahsetmiştim, Osmanlı’da kaynak sıkıntısını aşmak için bir uygulama vardır. Para yok, hazineye de kaynak sağlayacaklar, uygulanan yöntemlerden biri imdadiye yöntemi, bu da zenginlerden zorla alınıyor. Tespit edilen zenginlerin üstüne parasızlıktan ayaklanan askerler görevlendiriliyor, bunlara da zorba başı deniyor. Zorba başılar Galata’da oturanlardan, zenginlerden, bankerlerden, o zamanki sarraflardan, Bizans döneminde ticaret yapan Ceneviz ve Venedikliler daha sonra Rum ve Ermenilerle evlenerek Osmanlı Levanten sınıfını oluşturdular, bunlar daha çok para işleriyle uğraşırlardı. Asker bunlardan zora dayalı para alıyor ama ellerine verilen bir defter var, pençeli divan defteri deniyor bu deftere, gidiyor zorla alıyor, adamı soyabiliyor ama zorba başı zorla aldığı, soyduğu zenginden aldığı parayı pençeli divan defterine kaydediyor.

ÖM: Halbuki bu şimdi artık kayıt da yok galiba?

AB: Kayıt da yok, nereden, bu para nereye gitti? MB’nin işlemlerinde oluşan, değerleme hesabında olması gereken ve dokunulmaması gereken parayı Merkez Bankasının karına nasıl geçiriyorsunuz? MB ile kamu bankaları ile birlikte kuru düşük tutmaya çalışıyor. İnanılmaz işler yapılıyor, hesaplar var! Biliyorsunuz Financial Times geçen sene MB’nin döviz rezervlerini abarttığını yazdı. Döviz rezervleri gerçekte nedir bu ülkenin? Bütçede emanet, avans hesapları neden sıfır, bütçe gelirlerindeki bu anormallikler nedir? Bunları bilmiyoruz. MB’sı ile bütçeyi fonluyoruz, MB’nin kaynaklarına dayalı bir pozisyonda yaşıyoruz. Üstelik tüm bu anormallikleri idare edenler ehil olmayan insanlardan oluşuyor Adolf Hitler iktidara geldikten sonra 1934’ten sonra Alman burjuvazisiyle temasını sağlamak için Reichbank başkanını kendi yanına çeker Maliye Bakanı yapar, iletişimi onun üzerinden kurar ama adam kurt bir maliyecidir.

ÖM: Siyasetçi.

AB: Siyasetçi, Schacht galiba adı, sonuçta bir de çok ehil olmayanların bulunduğu bir ortam var. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen sistemle bürokrasi çökmüş durumda. Saray ayrı bir alemde, eski yapı ayrı bir alemde. Devletin maliyesi de bu şekilde, anormallikler arenasında yaşıyoruz…

ÖM: Son dakikalara gelirken ben bir ufak şey çizeyim, biz Adolf Hitler’le ilgilenmiyoruz bu sıralarda, daha çok Duçe ile Mussolini ile ilgileniyoruz, kahverengi gömlekliler kuruluyor Türkiye’de biliyorsunuz, bekçiler kahverengi gömlek giyiyorlar, bizim dikkatimiz o yönde daha çok.

 

AB: Onu da bir programda işleyelim, geçenlerde okulların açılışı sırasında diyanet işleri ve milli eğitim ilişkisine bakmıştık, kahve renklilere bu gelişmelerle bağlantı kurarak bakmakta fayda var.

ÖM: Son bir rakam vererek öyle bitirelim isterseniz.

ÖÖ: İletişim bakanlığı cumartesi günü bir açıklama yaptı herkes deprem vergilerini soruyor diye, deniyor ki “17 yılda 147,2 milyar lira deprem vergisi toplandı, deprem bölgelerine ise 1,21 trilyon lira yani bilmem kaç katı harcama yapıldı” deniyor ama bu kalemlere baktığımızda depremlerin olduğu illeri yazmışlar ve diyorlar ki “Buraya eğitim yatırımı yaptık şu kadar milyar lira, sağlık yatırımı yaptık, hastane açtık, önemlisi kentsel dönüşüm yatırımları” deniyor 112,4 milyar lira. Bunların her birini bu vergilerden gelen parayı artı çok daha fazlasını okul yaptık, hastane yaptık deprem olan bölgelerde, bunları depremle mücadele harcaması olarak açıklamışlar.

ÖM: Ama Elazığ’da %30’u gitmiş binaların.

AB: Son olarak bugün konuştuğumuz hususların neredeyse tamamını CHP başkan yardımcı Faik Öztrak, Maliye Bakanı Berat Albayrak’a soru önergesi olarak geçen haftanın sonunda yöneltmiş bulunuyor. Umarım bu soru önergesine yanıt verilir.

ÖM: Biz onu takip eder söyleriz. Peki çok teşekkür ederiz.

AB: İyi yayınlar. Tekrar hoş geldin!

ÖÖ: Çok teşekkür ederim.

AB: Tüm arkadaşlara başarılar dilerim yeni başlayanlara.

ÖÖ: Sağ olun, görüşmek üzere.

ÖM: Görüşmek üzere.

Kategori: