Mehmet Uhri

Değerli Açık Radyo ekibi veya sevgili Ömer Abinin söylemiyle "MERABA HERKES"...

Dinleyici destek projenizin başladığı 2003 yılında mütevazı desteğim ile birlikte gönderdiğim iyi dilek metnini sevgili Ömer Madra  dinleyici mesajı olarak canlı yayında paylaşmıştı. 
Sadık bir destekçiniz olarak 15 yıl önce kaleme aldığım metnin bugün de güncelliğini korumakta olduğunu görüp hatırlatma gereği duydum. 

İyi ki varsın Açık Radyo...

Mehmet Uhri 

Not: Aşağıdaki metin Şubat 2003'te Açık radyo 1. dinleyici destek projesi için kaleme alınmıştır. 

İyi ki varsın “Açık Radyo“

Bir durup düşünün bakalım. Hayatınızda kaç kişiye “iyi ki varsın“ dediniz? Anne babanız yakın akrabalarınız gibi sizin isteminizin dışında hayatı paylaştığınız insanlardan söz etmiyorum. Bir şekilde tanıştığınız ve hayatınızı paylaştığınız, insanlardan söz ediyorum. Bunların kaçına “iyi ki varsın” dediniz? Pek çok arkadaşınız, dostunuz için övgüde bulunduğunuz, iltifatlar gönderdiğiniz olmuştur. Bunlar onun özelliklerini ön plana çıkaran, güzel yanlarını öven sözlerdir.

“İyi ki varsın” söylemi ise çok daha farklıdır.

Bu söylemde “onun” sadece varlığı ve gerçekliğini vurgulayıp, tüm özellikleri ile var olması, hayatımızda yer tutmasından söz ederiz. Satır aralarında ilişkilerin yapmacık, sanal ve sığ olmasından yakınma, her şeyi ile doğal ve gerçek ilişki arama kaygısı da hissedilir. “Var olmasaydın eğer, ben bu yabancı dünyada kendimi boşlukta ve hatta tümüyle sanal hissedecektim” gibi özel bir iltifattan söz ediyoruz.

Nedir insanı böyle özel tanımlamaya iten?

Eskiden gerçek ile hayal arasındaki ayırım keskindi. Yaşadıklarımız gerçek, hayallerimiz düşüncelerimiz, kurgularımız sanaldı. Romanların ortaya çıkması, sinemanın yaygınlaşması ve televizyonun kurgusal yapıtları hayatımıza sokması ile hayal ile gerçek arasındaki sınır seçilemez oldu. Sözgelimi, çocukların kaçırılıp dilenci yapıldığına dair film izleyen insanlar bu sanal olaydan etkilenerek çocuklarını oynamaları için sokağa bırakmamaya, yanlarından ayrılmamaya başladı. Hayaller saflığını yitirerek gerçek ile bulaşık hale gelirken, gerçek kavramı da biçim değiştirdi. Gerçek ve sanal kavramları birbirinin zıttı olmaktan çıkarak birbirini tamamlar hale geldi.

İşte insanlar burada bocalamaya başladı. İletişim teknolojisinin hızla ilerlemesi ile sanal gerçeklerin hayatımızın büyük kısmını kaplaması fiziksel ve ruhsal varlığımızı yeniden sorgulamamıza neden oldu.

Korkmaya başladık. Tüm yaşadıklarımızın, çabalarımızın, beklentilerimizin de sanal olmasından, tümüyle gerçek olmayan bir hayat yaşadığımızdan korkmaya başladık. Elimizde varlığımızı kanıtlayacak yaşadığımız geçmiş ve hayatı paylaştığımız insanlardan başka bir şey olmadığını görüyorduk. Geçmiş yılların yaşam biçimlerini anlatan kitapların ve nostalji konulu sohbetlerin son yıllarda popüler olması rastlantı olmasa gerek.

İşte, sanal ile gerçeğin duruma, yere, zamana göre yer değiştirebildiği bu zamanlara sosyologlar postmodern zamanlar diyorlar. Günümüzün gerçeği, neyin gerçek, neyin sanal olduğunun kesin ayırımının yapılamamasında yatıyor.

Her neyse; sanal ile gerçeğin karışmış gibi göründüğü ve neyin ne kadar gerçek olduğunu algılamanın giderek daha zorlaştığı dünyada bir şeye veya birine “iyi ki varsın” diyebiliyorsanız hala gerçek insanı oynamaya çabalıyorsunuz demektir.

“Onun”, sizin açınızdan sadece var olmasının, gerçek olmasının önemini hissediyor, artı ve eksi bütün özellikleri ile onun gerçek hayatınızın parçası olmasını istiyorsunuz demektir.

Şimdi bir kez daha düşünün;

Yaşadıklarınız ne kadar gerçek?

Hayatınızda “iyi ki varsın” diyebildiğiniz bir şeyler var mı?

İyi ki varsın “açık radyo”