Anasayfa | Site Haritası | İletişim | About Açık Radyo  
 
E-Dergi online kişiye özel yaşam kültürsanat dergisi
Haftanın Kitapları
25/03/2010

Osman Necmi Gürmen

Neydi Suçun Zeliha!

Everest Yayınları, 2010, 340 s.

1927 doğumlu Osman Necmi Gürmen’in -sonrasında Türkçede de farklı isimlerle birkaç kez yayımlanmış- ilk kitabı, 1976 yılında Fransa’nın önde gelen yayınevlerinden biri olarak kabul edilen Gallimard tarafından basılmış. Görüldüğü üzere, aslında edebiyat dünyasına uzun zaman önce adım atmış bir isim, fakat tekrar “görünür” olduğu tarih -Râna isimli romanıyla- 2006’ydı.

Osman Necmi Gürmen uzun bir aradan sonra edebiyat dünyasına 2006 yılında Kanat Kitap tarafından yayımlanan Râna isimli romanıyla geri dönmüş ve oldukça da ilgi görmüştü. Sonrasında da art arda Mühtedi, Ah vre Sevda ve Saint-Michel’in Develeri isimli kitapları çıktı. Yazarın yakın tarihli romanlarına baktığımızda, hep tarihi bir arka planda arada kalmış, düştükleri ikilemle, çelişkiyle mücadele etmeye çalışan karakterleri ön plana çıkardığını görüyoruz. Örneğin Râna romanında, tam da Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş döneminde, imparatorluğun tutucu dünyasında büyümüş ama sonrasında her alanda yeniliklerin yaşandığı ortama ayak uydurmaya çalışan, bir anlamda iki dünya arasında kalmış Râna’nın hikâyesini anlatıyordu. Sonraki romanı Mühtedi’de de, Kılıç Ali Paşa’nın hayatını gözler önüne sermişti Osman Necmi Gürmen. Savaşların denizlerde kazanıldığı, Akdeniz’in o hareketli günlerini de yansıtmakla birlikte, dikkatleri Kılıç Ali Paşa’nın bir “mühtedi” oluşuna çekmişti; yani, inancını terk edip dininden dönerek Müslüman olmasına. Sonuç olarak şöyle bir soru ortaya çıkıyordu Mühtedi romanı için: “Hangisi daha güç? Yeni bir inancı kabul etmek mi, eskisinden sıyrılmak mı?”

Everest Yayınları tarafından yayımlanan son romanı Suçun Neydi Zeliha!’nın da benzer bir temaya sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu sefer XI. yüzyılın sonlarına, haçlı seferleri dönemine gidiyoruz ve yine “çelişkiyi” ifade eden sorularla karşılaşıyoruz. Kitabın arka kapağına da yansıtılan sorular: “Çoktanrılı dinlerde ana tanrıça, güzellik tanrıçası, bereket sembolü olarak yüceltilen kadın, tektanrılı dinlerde nasıl olup da ikinci sınıf bir varlık haline geldi?”, “Kutsal kitaplardaki; toplumları birbirine düşüren, uğruna savaş verilip kan dökülen ‘çelişkiler’ nereden ileri geliyor” ve “Vicdan ile sevda arasındaki zorlu yolculuk nerede sonlanır?”

Fatih Özgüven

Hep Yazmak İsteyenlerin Hikâyeleri

Metis Yayınları, 2010, 93 s.

Osman Necmi Gürmen’in arada kalmış karakterlerine karşılık, Fatih Özgüven’in yarıda kalmış karakterlerini okuyoruz... İstemenin başarmanın yarısı olduğu hep dile getirilir; ama işte Fatih Özgüven’in karakterleri de hep yazmak istemiş, ama tam da o yarıda kalmışlar. Kitabın ilk hikâyesi “Sel”, hemen en başta bunu hissettiriyor. Okuduğu kitaptan yola çıkarak, “Hiçbir zaman böyle bir şey yazamayacağım,” diye düşünen bir karakterin yer aldığı hikâye, şu cümlelerle sona eriyor: “‘...hiçbir zaman böyle bir şey yazamayacağım.’ Olsun, dedi. Züğürt tesellisi. Çocuk çığlıkları, satıcı bağırışları, durmadan çarpan bir şeyin çıkardığı gürültü, hepsi geri döndüler. Al, bunlara sevin.”

Kemal H. Karpat

Osmanlı’dan Günümüze

Asker ve Siyaset

Timaş Yayınları, 2010, 395 s.


Kitabın ismini bir başlık olarak değerlendirdiğimizde, son zamanların üzerinde çokça tartışılan, yazılıp çizilen ve anlaşılan o ki, gündemin üst sıralarındaki yerini bir süre daha koruyacak bir konu karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla bu süreç içerisinde, haklı olarak, birçok yayınevinden konuya ilişkin çok sayıda kitap yayımlandı. Çıkan bu kitapları iki kategoride değerlendirmek mümkün. Bir kısmı, tarihi de göz ardı etmeden, ama ağırlıkla güncel olaylara yer veren kitaplar. Diğer kısmı da, konunun ağırlıklı olarak tarihini göz önüne seren kitaplar. Kemal Karpat’ın kitabı, ikinci kategoriye dahil edebileceğimiz bir çalışma. Önsözde, kitabın içeriğine dair şunu yazmış Karpat: “Bu kitap Osmanlı ve cumhuriyet dönemlerinin siyasi olaylarını ve bu arada ordunun durumunu objektif olarak anlatmaya gayret etmiştir.”

Khaled Fahmy

Paşanın Adamları:

Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Ordu ve Modern Mısır

çev. Deniz Zarakolu

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2010, 335 s.

Paşanın Adamları esasen Mısır’da, Mehmed Ali Paşa iktidarı sırasında kurulan ordu hakkında bir inceleme, ama doğrudan askeri tarihi anlatmıyor kitap. Kitaba bir “sunuş” yazan Cemal Kafadar, iki noktaya dikkat çekmiş: Birincisi kitabın Osmanlı tarihçiliğinde yeni yaklaşımın bir örneği olması; diğeri de, Cemal Kafadar’ın cümleleriyle: “II. Mahmud dönemini ve dolayısıyla Osmanlı-Türk çağdaşlaşma serüvenini belirleyen en önemli dinamiklerden birisi, askeri örgütlenme anlayışının ve askerlik-siyaset ilişkisinin yeniden biçimlendirilmesiyse, yine bu dinamikleri anlamak için Mehmed Ali Paşa döneminde Mısır’ın tecrübelerini anlamak zorundayız.”


Yazıcı formatı Başa Dön
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan