Haftanın kitabı 'Başka Dünyalarda Canlı Mahlukat Var Mıdır?': Gecelerine doyum olmayan Jüpiter!

Haftanın kitabı 'Başka Dünyalarda Canlı Mahlukat Var Mıdır?': Gecelerine doyum olmayan Jüpiter!

02 Haziran 2019
Fotoğraf: ABC

İnsanlık olarak henüz Jüpiter’e adım atabilmiş değiliz; şu sıralar, 2011’de fırlatılan insansız uzay aracı Juno’nun gönderdiği fotoğraflarla yetiniyoruz ama hayal gücümüz ışık hızı dinlemiyor tabii! İşte Osman Nuri Eralp’e Jüpiter semalarına dair yukarıdaki satırları yazdıran da bu ‘güç’; hem de yirminci yüzyılın henüz ilk çeyreğindeyken.

“Güneş’in batışından sonra bir de dört uydusu, dört Ay’ı, ekseri bizden doğup da doğudan batıya doğru gökyüzüne bir dizildi mi... Artık ne bahtiyarlık, ne ömür... Yıldızlı, Ay’lı bir gece... Gökyüzünün her tarafından ay doğmuş. Ne şairane manzara... Bu Aylar, bu Ay’lardır ki kimisi mavi ışık yayar, kimisi de sarı. Bu yüzden Jüpiter’de geceleri mehtap ne kadar da sefa verici olur.”

İnsanlık olarak henüz Jüpiter’e adım atabilmiş değiliz; şu sıralar, 2011’de fırlatılan insansız uzay aracı Juno’nun gönderdiği fotoğraflarla yetiniyoruz ama hayal gücümüz ışık hızı dinlemiyor tabii! İşte Osman Nuri Eralp’e Jüpiter semalarına dair yukarıdaki satırları yazdıran da bu ‘güç’; hem de yirminci yüzyılın henüz ilk çeyreğindeyken.

1877 doğumlu Osman Nuri Bey, Türkiye’de sivil veterinerlik eğitiminin öncüsü kabul ediliyor. Askeri Veteriner Okulu’ndaki hizmetlerinin yanı sıra bakteriyoloji ve kimya alanlarındaki kapsamlı çalışmalarıyla da adından söz ettirmiş bir biliminsanı olarak tanıtılıyor. Elimizdeki, 'Başka Dünyalarda Canlı Mahlûkat Var Mıdır?' isimli eseri ise, Bilge Kösebalaban tarafından bir kütüphane araştırması sırasında –belki de tesadüfen– bulunmuş. Şöyle anlatıyor Kösebalaban: “Kütüphane araştırmalarım sırasında karşılaştığım Osmanlıca bir eser, beni ismiyle büyülemişti. Dört sene önce bulduğum bu kitabı, Türk Dili ve Edebiyatı mezunu arkadaşım Merve Köken’den Latin alfabesine çevirmesini rica ettim. Elinizde tuttuğunuz bu çeviriyle ete kemiğe bürünen eser, sonunda yüz bir senelik uykusundan uyanarak, okuyucusuyla ilk kez Latin alfabesinde basılarak buluşuyor.”

Osman Nuri Bey, dönemin bilgileri ışığında bir ‘gezegenler kılavuzu’ kaleme almış aslında. Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter (ya da Utarid, Zühre, Merih, Müşteri de diyebiliriz) ve diğer gezegenlerin atmosferik durumlarından Güneş’e olan uzaklıklarına, hacimlerine, ağırlıklarına kadar bilinen özelliklerini aktarıyor. Ancak bir adım daha atarak, ‘bu dünyalarda canlı yaratık var mıdır’ sorusunun peşine de düşüyor. Bu noktada, bilimsel verilerden çok hayal gücünün ışığında ilerlediğini söyleyebiliriz: “Mars’ta medeniyet pek ileri gitmiştir. Maharet dolu makineler icat edilmiştir. Her şey makinelerin yardımıyla meydana getirilmektedir. İnsanlar aklen pek yüksek bir seviyeye çıkmışlardır. O derece ki uzuvları, makinelerin çalışması yüzünden çalışmaktan geri kalmış, fikren oluşan aralıksız çalışması sonucu beyni yetişip büyümüş ve evrimleşmiş bedenleri küçülerek körelmiş, kuruyup kalmıştır. Buna göre oranın akıllı yaratığı hayat şartlarının değişimi ölçüsünde değişmiştir. İnsanlıkla kıyaslanmayacak şekilsel bir gelişime girmiş, belki de gelecekte Dünya’da oluşacak fevkalade zeki insanların örneği, orada, Mars’ta çok asır önce oluşmuş ve yayılmıştır.” Diğer bir deyişle bilimin yanına kurguyu da ekliyor Osman Nuri Bey; hatta hayal gücünden çok bir inanç söz konusu: “Hayat denilince sadece Dünya akla geliyor. Hâlbuki böyle bir zan pek yanlıştır. Bu bir hatadır. Çok büyük bir hatadır. Sonsuz uzaya dair büyük ve uçsuz bucaksız bunca âlem ortasında bir tuz tanesi, özel bir zerre bile olmayan yeryüzüne, Dünyamıza her şeyi tamamen atfetmek yok mu, işte bu, bilime hiç, hiçbir şekilde uygun olmayan bir fikirdir.”

BAŞKA DÜNYALARDA CANLI MAHLÛKAT VAR MIDIR?

Osman Nuri Eralp

Çeviri: Merve Köken

Sadeleştirme: Bilge Kösebalaban

KaraKarga Yayınları, 2019, 96 s.

 

Dipnot: Kitabın kapağında “Osmanlıca ilk bilim-kurgu eseri, ilk defa Türkçede” ibaresi dikkat çekiyor. Böylesi bir kitabın, ilk yayımlanışından bir asır sonra yeniden gün ışığı görmüş olması sevindirici elbette. Ancak, Bilge Kösebalaban’ın önsözde belirttiği gibi, bu eserin içeriğiyle ‘Fenni Roman/Fenni Edebiyat’ türüne yakın bir yerde durduğunu kabul etsek bile “Osmanlıca ilk bilim-kurgu eseri” ibaresine soğukkanlı yaklaşmakta fayda var gibi görünüyor. Zira, Seda Uyanık’ın 19. yüzyıl sonu ve erken 20. yüzyılda Osmanlı edebiyatında ortaya çıkan “fennî edebiyat” türünün izini sürdüğü Osmanlı Bilim Kurgusu: Fennî Edebiyat (İletişim Yayıncılık, 2013) isimli çalışmasında incelediği eserler ve tarihleri şöyleydi: Ahmet Mithat, Fennî Bir Roman Yahut Amerika Doktorları (1888), Molla Davudzade Mustafa Nâzım, Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyye-i Rü’yet (1913), Celal Nuri İleri, Tarih-i İstikbâl (1913), Yahya Kemal Bayatlı, “Çamlar Altında Muhasebe” (1913), Hasan Rûşenî Barkın, “Rûşenî’nin Rüyası” (1914), Refik Halid Karay, “Hülya Bu Ya...” (1921), Abdülhak Hâmid Tarhan, “Arzîler” (1925), Behlül Dânâ, “Makineli Kafa” (1928).