Rock on Rock'da Rob Rock ile Söyleşi

s3_url_text: 
http://archive.org/download/RockOnRock01.07.2012/RockOnRockRobRock_01.07.2012.mp3

Rock on Rock'da Rob Rock ile Söyleşi

06 Temmuz 2012

Geçtiğimiz hafta Rock On Rock’da, Cemil Topuzlu’nun Axel Rudi Pell ve İmpellite’nin eski voklaisti, şimdiyse Driver’ın vokalisti olan Rob Rock’la yaptığı söyleşiyi dinledik:

 

Dinlemek için:

 

İndirmek için: mp3, 40.8 Mb.

 

1 Temmuz 2007 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

 

Merhaba Rob, ben 94.9 Açık Radyo’da yayınlanan Rock on Rock programından Cemil Topuzlu. Öncelikle bir Cumartesi sabahı boş zamanının bir bölümünü ayırıp şahsın ve Driver hakkındaki sorularımızı cevaplandırdığın için çok teşekkür ederim.

 

Rock On Rock – Röportaja kişisel bir kaç soruyla başlamak istiyorum. İlk olarak ne zaman müzikle tanıştın? Herhangi bir okulda müzik eğitimin var mı?

 

Rob – Aslında müzikle çok küçük yaşta tanıştım çünkü müzikle oldukça haşır neşir bir ailenin ferdiyim. Annem piyano, babam ve abim gitar çalıyordu. Çocukluğum abimin müzik grubunun evimizin garajında yaptığı provaları izleyerek geçti. İlk çaldığım müzik aleti ise davuldu. Esas amacım abimin grubunda davul çalmaktı fakat abim esasında bir soliste ihtiyaçları olduğunu ve gruba girmek istiyorsam şarkı söylemem gerektiğini belirtti. Grup vokal açısından oldukça çeşitlilik arz eden Crosby Stills Nash ve Young gibi grupların şarkılarını çalıyordu ve armonik vokal yapabilecek vokaliste ihtiyaçları vardı.

 

ROR – Bu gerçekten çok ilginç çünkü ilk olarak söylediğin tarz şu anda icra ettiğine nazaran oldukça yumuşak kalıyor.

 

Rob – Evet, gerçekten de ilk vokal denemelerimi Styx ve Boston gibi vokalin oldukça ağır bastığı Melodik Rock grupların şarkılarını söyleyerek yaptığımı söyleyebilirim. Daha sonra Dio grubunu ve dolayısıyla Ronnie James Dio gibi güçlü bir vokalisti keşfettiğimde tüm ilgim bu tarz müziğe kaydı. Ayrıca 70’li yılların sonlarında Foreigner’ın solisti Lou Gramm’de vokal tekniği ve tarzı ile beni çok etkilemişti.

ROR – Evet, Ronnie James Dio ve Lou Gramm gerçekten harika vokalistlerdir. Onlara ek olarak Journey’in solisti Steve Perry de çok hoşuma gider. Müzik kariyerinden söz etmek gerekirse, Mars Project: Dirver’dan önce adı hiç duyulmamış bir solisttin. Peki bu konumdayken nasıl Tommy Aldrige, Rudy Sarzo ve Tony Macalphine gibi çok ünlü müzisyenlerle çalışma şansını yakaladın?

 

Rob – 1985’de ABD’nin kuzeydoğusunda bulunan New England bölgesindeki altı eyalette devamlı olarak turlayan bir grubum vardı. Bu eyaletlerdeki hemen hemen tüm adı duyulmuş mekanlarda devamlı konserler veriyor ve oldukça iyi tanınıyorduk. Seyirci kitlesinden gelen talep nedeniyle grup genelde başka grupların şarkılarını çalıyordu. Tonny Macalphine Springfield Massachussets’de yaşarken beni izleyip dinlemiş ve çok beğenmiş. Bu sıralarda Tonny’nin çalıştığı plak şirketinin sahibi olan Mike Varney, Rudy Sarzo ve Tommy Aldrige’in gruplarına bir gitarist aradıklarını duymuş ve onlara Tonny’i tavsiye etmiş. Sonuçta üçlü olarak çalışmaya başlayan proje 1.5 yıl kadar solist aradıktan sonra Tonny’nin aklına ben gelmişim. Mike Varney de beni arayarak grupla bir deneme provası yapmamı teklif etti ben de bu teklifi tabii ki kabul ettim. Hemen Los Angeles’a uçtum. Deneme provları çok başarılı geçti ve ardından Mars Project: Driver albümü için şarkı yazmaya başladık.

 

ROR – Birden bire ünlü müzisyenlerin önünde şarkı söyleyen bir solist konumuna yükselmek harika olmalı.

 

Rob – Aslında benim beklentim o zamanlar şarkı söylediğim grubun keşfedilip bir plak anlaşması imzalaması yönündeydi fakat bir de baktım ki ben tek başıma tercih edilip seçilmişim.

ROR – Bildiğim kadarıyla Mars Project: Driver oldukça iyi bir sattı ve o dönemde grubun tüm dünyada oldukça sadık bir dinleyici kitlesi oluştu. Fakat grup tanınırlığı tam yükselmişken bir anda dağıldı. Bu gelişmenin nedenini bize açıklayabilir misin?

 

Rob – Grubun dağılmasının tek nedeni David Coverdale’in Rudy ve Tommy’e Whitesnake ile 1987 albümünün turuna çıkma teklifinde bulunmasıydı. Takdir edersin ki bu geri çevirilmesi oldukça zor bir teklif ve onlar da geri çevirmediler. Sonuçta hem çok iyi para kazandılar, hem de Whitesnake’in bir sonraki albümünün kayıtlarını gerçekleştirdiler. Öte yandan Mars Project: Driver tarih oldu.

ROR – O zamanlar senin açından bu durumu kabullenmek oldukça zor olsa gerek.

 

Rob – Grubun bir anda dağılması beni tam anlamıyla yıkmıştı. Mars Project: Driver’dan önce hiç olmazsa iyi tanınan ve iyi para kazandığım bir grubum vardı. Fakat tam bir yıl sonra elimde hemen hemen hiç bir şey kalmamıştı ve bu çok üzücüydü.

ROR – Anlattıkların gerçekten çok etkileyici. Kariyerinin bir sonraki adımında Chris Impelliteri ile kendi adını verdiği ilk albümünde çalıştığını görüyorum. Chris ile nasıl tanıştın?

 

Rob – Chris ile eski grubumla turnedeyken tanıştım. Kendisi aslen Connecticutdandır ve Allman Borthers konseri için kendi ses sistemini kiralamıştı. O konserde Allman Brothers’ın öngrubu olarak biz çıkıyorduk. Chris konserde beni dinlemiş ve sesimi çok beğenmiş. Bir kaç yıl sonra benimle demolarının kaydı için tekrar ilişkiye geçti ve bestelerine söz yazarak vokallerini yapmamı istedi. Ben de teklifini kabul ederek ilk demolarının kaydında ona yardımcı oldum. Daha sonra bu demo şarkılar Sony aracılığıyla onun ilk albümü olarak piyasaya sürüldü. O aralar ben Joshua isimli bir grupta vokalistlik yapıyordum.

 

ROR – Evet, Impelliteri’nin ilk albümü hoşuma gider fakat daha sonraları çıkardığınız albümler beni her zaman daha fazla etkilemiştir. Impelliteri’den sonra 1990’da Driver ile yaptığın beş şarkılık EP var. Daha sonra neden bir LP çıkarmadınız?

Rob – O dönemde bir yıllık Batı Kıyısı turnesinden hemen sonra tanınırlığımız bayağı artmıştı ve biz de bu durumdan yararlanıp bir albüm anlaşması elde etmek amacıyla EP’yi yayınladık. Atlantic Records yaptığımız müziği beğendi ve bizden bir LP yayınlamak için şarkı istedi. Bunun üzerine 30’a yakın şarkıyı demo olarak kayıt ettik. Fakat daha sonra Atlantic Records müzikte geleceğin Hard Rock’da değil Grunge müziğinde olduğuna karar verdi ve bizimle anlaşma imzalamaktan vazgeçti. Bunun üzerine Driver ne yazık ki dağıldık. Fakat bu sürecin sonunda elimizde 30-40 tane demo olarak kaydedilmiş beste kaldı. Nitekim 2008’de Metal Heaven plak şirketinin sahibi olan George Siegel beni telefonla arayarak EP’deki beş şarkıyı tekrar kaydetmek istediğini hatta bu şarkılara bir kaç tane daha ekleyerek yeni bir Driver albümü çıkarmanın zamanının geldiğini söyledi. Ben de bu fikire katıldım.

 

ROR - Evet kesinlikle haklısın. 1990’ların başında New York’dayken Pearl Jam, Soundgarden, Nirvana gibi Grunge gruplarının yükselişine ben de şahit oldum ve itiraf etmem gerekir ki Grunge pek hoşuma gitmemişti. O nedenle bir Hard Rock ve Heavy Metal hayranı olarak durumu kabullenmekte bayağı zorlanmıştım. Kariyerine dönecek olursak 1991’de Axel Rudi Pell ile Nasty Reputation albümünü çıkardığını görüyoruz. Bence Nasty Reputation Axel Rudi Pell’in en iyi albümlerinden biridir. Neden Axel ile sadece bir tane albüm çıkardın?

Rob – Atlantic Records Driver projesini reddettikten sonra New England’da oturmuş ne yapacağımı düşünürken Axel Rudi Pell’in menejeri beni aradı ve Pell’in yeni albümünü çıkarmak için bir solist aradığını söyledi. Ben teklifi kabul ettim ve sadece 10 günlüğüne Almanyaya uçtum. Zannedersem 1991’in başlarıydı ve her gün albümün yeni bir şarkısını dinliyor sonra da kayıt stüdyosunun mutfağında o şarkının sözleri ile vokal melodilerini yazıyordum. Aynı günün akşamı da stüdyoya girip şarkının kaydını gerçekleştiriyorduk. Önce de söylediğim gibi bu inanılmaz tempo tam 10 gün sürdü. Aslında bu durum beni rahatsız etmiyordu çünkü hem para kazanıyordum, hem de müzik piyasasında ismim duyuluyordu. Nitekim Axel’in albümü sayesinde elinde oldukça iyi bir plak anlaşması olan Impelliteri ile tekrar iletişime geçtim ve Los Angeles’a geri döndüm. Herşey bir yana Axel ile oldukça iyi arkadaş olmuştuk ve Nasty Reputation da oldukça başarılı bir albümdü. Sesim o dönemde Driver ile sürekli konserler vermem nedeniyle çok iyi durumdaydı. Ayrıca, şarkı yazma konusunda kendimi çok geliştirmiştim. Anlayacağın müzikal açıdan oldukça üretken bir dönemimdi ve bu üretkenlik Nasty Reputation albümüne de yansıdı.

 

ROR – Sana kesinlikle katılıyorum. Axel’in daha sonra çıkardığı Ballads albümünde de When a Blind Man Cries ve Falling Tears şarkılarını söylüyorsun. Bu şarkılar ne zaman kaydedildi?

 

Rob – Axel ile tüm şarkıları 1991’de kaydettik.

 

ROR – Gerçekten harika iş çıkarmışsınız. Impelliteriye dönersek. Daha sonra Impelliteri olarak Answer To The Master, Screaming Symphony, Eye of the Hurricane gibi kendi müzik türü içinde kült sayılabilecek albümlere imza attınız. Bu albümlerin hazırlanış ve kayıt aşamaları hakkında bize bilgi verebilir misin?

 

Rob – O dönemde Chris ile aynı evi yaşıyorduk ve deyimi yerindeyse yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu. Chris bestenin müziğini demo olarak kaydedip bana veriyordu ben de vokal melodileri ile sözleri yazıyordum. Beste sürecinin en zor yanı ise Chris’in bir gitar virtiyözü olması nedeniyle kaydettiği müziğin değiştirilmesine kesinlikle yanaşmamasıydı. Bu nedenle ben Chrisin verdiği müziğe hiç dokunmadan şarkıya söz ve vokal melodisi yazıyordum ki bu durum yaratıcılığımın oldukça sınırlanması anlamına geliyordu. Müziğe hiçbir şekilde dokunamadığımdan vokal melodileri üzerinde değişiklikler yaparak şarkılara en son halini vermeye çalışmak beni çok zorluyordu. Fakat zamanla bu duruma alıştım ve beraber çok iyi albümlere imza attık. Answer To The Master ve Screaming Symphony benim de en favori Impelliteri albümlerindendir.

 

ROR – Ben Impelliteri’den sonra çıkardığın Holly Hell ve Garden of Chaos gibi solo albümlerini de çok beğenirim. Bu albümlerin hazırlanış ve kayıt aşamalarında Roy Z ile çalıştın. Onunla nasıl tanıştığınızı bize anlatabilir misin?

 

Rob – 1989’da Joshua’dan ayrıldıktan sonra kendi grubumu kurmak için elemanlar arıyordum ve Joshua’nın basçısı olan Ray Burke gitarist olarak bana Roy’u tavsiye etti. Roy’un gitar çalışını dinlediğim anda onun grup için en doğru gitarist olduğunu anladım. Daha sonra gruba Roy’un referansıyla Butch Carlsson davulcu olarak katıldı. Böylece Driver kurulmuş oldu. Daha sonra çok yoğun bir tempoyla çalışmaya başladık. Bir yandan sürekli olarak konserlere çıkarken diğer yandan da demo şarkılar kaydediyorduk. Bu tempo aramızdaki arkadaşlığı pekiştirdi ve bu arkadaşlık daha sonra da devam etti. 2001’de solo projem için grup kurmam gerektiğinde aklıma ilk gelen isim yine Roy Z idi. Hemen çalışmalara başladık ve bir çok yeni şarkı besteledik.

 

ROR – Chris ile Roy’u çalışma tarzları açısından karşılaştırabilir misin?

 

Rob – Chris daha çok gitar çalmaya ve gitar melodilerine odaklanırken, Roy şarkıyı bir bütün olarak ele almayı tercih eder. Roy ile çalışırken işe onun yazdığı gitar riffleri ya da melodileri ele alarak başlarız. Ben onun yazıklarını dinler ve üzerine şarkı söylerim ve daha sonra şekillenen şarkıyı olgunlaştırır ve tamamlarız. Bazen de şarkıyı benim bulduğum bir vokal melodisi üzerine geliştiririz.

 

ROR – O zaman Roy ile ortaklığının Chris ile olandan daha yaratıcı olduğu şeklinde bir sonuca varabilir miyiz?

 

Rob – Roy ile çalışırken yaratıcılık bestenin her aşamasında gerçekleşiyor. Öte yandan Chris ile çalışmalarımda ise yaratıcılığımı elimde herşeyiyle hazır olan müziğin üzerine uygun sözler ve vokal melodileri yazma aşamasında kullanıyorum. Chris genelde virtiyözitesini ön plana çıkaran şarkılar yazmayı tercih ettiğinden vokal melodileri açısından gitarın baskın karakteri ile başa çıkabilecek fikirler bulmak benim için oldukça zorlu bir iş. Sonuçta her iki gitarist ile çalışmak da değişik açılardan yaratıcılık gerektiriyor.

ROR – Driver’ın 2008’de nasıl tekrar bir araya geldi? Aynı yıl yayınlanan Sons of Thunder albümünün hazırlanış süreci hakkında bize bilgi verebilir misin?

 

Rob – Daha önce de anlattığım gibi Driver’ın tekrar toplanma hikyayesinin ardında Metal Heaven plak şirketinin sahibi olan George Siegel var. Kendisi daha önce yayınlanmış olan beş  şarkıyı yeni şarkılar eşliğinde tekrar kaydetmemizi ve yeni bir Driver albümü çıkarmamızı teklif etti. Bu teklifi Roy Z’ye açtığımda o da çok heyecanlandı çünkü söz konusu beş şarkıya ek olarak daha önce demo olarak kaydettiğimiz yaklaşık 40 tane daha şarkı vardı. Bu şarkılar 1990’da bestelenmiş ve üzerinde son derece iyi çalışılmış şarkılardı. Yayınlanacak yeni albüm sayesinde tozlu rafa kalkmış bu şarkılardan bazılarını müzikseverlerin beğenisine sunma şansımız olacaktı.

 

ROR – Sons of Thunder’dan sonra 2009’da Impelliteri ile Wicked Maiden albümünü çıkardın. 10 yıllık aradan sonra Chris ile tekrar çalışmak nasıldı?

 

Rob – Wicked Maiden diğer Impelliteri albümlerinden oldukça farklı, çünkü bu albümde Chris ilk defa bana şarkılar üzerinde gerekli bulduğum değişiklikleri yapma özgürlüğünü tanıdı. Böylece Wicked Maiden’da aynı solo albümlerimde olduğu gibi vokal melodilerini Chris’in bana gönderdiği müzikler üzerine değişiklikler yaparak yazabildim. Önceki albümlerde yaptığım her işi dikkatlice analiz eden Chris solo albümlerimde yaptığım işi beğenmiş olacak ki bu sefer bana şarkıların yazılış ve kayıt aşamalarında büyük bir özgürlük tanıdı. Wicked Maiden’daki tüm vokaller Floridadaki bir stüdyoda kaydedildi. Daha sonra bu kayıtları Chris’e gönderdim, o da bu kayıtların nerdeyse tamamını albümde değiştirmeden kullandı. Son olarak Wicked Maiden’ın miksajı Kanadada gerçekleştirildi ve ortaya gerçekten kaliteli bir albüm çıktı.

 

ROR – Diskografine şöyle bir bakıyorum da özellikle 2000’li yıllarda inanılmaz bir yoğunlukta çalışmışsın ve hemen hemen her yıl bir albüme imza atmışsın. Ne var ki, 2009’daki Wicked Maiden sonra 2012’deki Countdown’a kadar senden hiç haber alamadık. Bu üç yıllık dönemde ne yaptın?

 

Rob – Önce 2010’da Rob Rock – Live In Atlanta DVD’sini çıkardım. Sonra solo grubumdaki klavyeci ile çıkaracağı Dragonfire isimli albümü için bir şarkı üzerinde çalıştık. 2008 ve 2009’daki aşırı yoğunluk nedeniyle fazlasıyla yorulmuştum o nedenle 2010 ve 2011’de bir kaç albümde konuk sanatçılık dışında fazla birşey yapmadım. Özellikle Driver’ın 2009’daki Avrupa ve ABD turnesi oldukça yorucuydu. Hemen bir ay sonra Impelliteri ile provalara başladım ve Wicked Maiden turnesine çıktım. Sweden Rock Festivalinden sonra Japonyaya uçtuk. Orada bir çok konser verdik. Anlayacağın o dönem inanılmaz bir yoğunluk yaşadım ve sonrasında işleri biraz olsun yavaşlatıp aileme zaman ayırmayı tercih ettim.

 

ROR – Driver’ın son albümü olan Countdown’da Sons of Thunder’da yakalanan yüksek kalite aynen korunmuş gibi görünüyor. Sen oldukça iyi bir söz yazarısın, Countdowndaki şarkıların sözleri ile ilgili görüşlerini bizimle paylaşabilir misin?

 

Rob – Albümdeki şarkılardan “Countdown” İncilde sözedilen tek dünya yönetimi üzerine yazılmış bir beste. O şarkıyı yazarken hem İncilden hem de güncel politik gelişmelerden oldukça etkilendim. “Hollywood Shooting Star” ise ABD’deki eğlence sektörü ve medyanın şu andaki çılgın durumunu anlatmakta. Şarkıda American Idol ve America’s Got Talent gibi televizyon programlarında gençlerin bir anda yıldız yapıldıktan sonra kısa süre içinde nasıl kenara atıldıklarını vurgulamaya çalıştım. “Always On My Mind” şarkısı turnedeyken çektiğim ailemi özlemini, “Running From The Darkness” şarkısı ise Amy Winehouse, Michael Jackson, ya da Whitney Houston gibi yıldızların bağımlılıkları nedeniyle neler çektiklerini konu edinmekte. Öte yandan “Rising Sun” şarkısında insanın kendinden daha güçlü ve büyük bir şeye inanma ihtiyacı gibi ruhani konulara değinilmekte. Özetlemek gerekirse şu anda yaşamamımı ve çevremi etkileyen gelişmeleri şarkı sözlerime yansıtmaya çalıştım.

 

ROR – Bu bilgiler için çok teşekkürler çünkü senin şarkıların hakkındaki bu açıklamaların ışığında albümünü dinlemek bir müziksever için çok aydınlatıcı oluyor. Sıra geldi kaçınılmaz soruya :o) Müzik kariyerinde bir sonraki adım nedir?

 

Rob – Şu anda Driver’la bir Avrupa turnesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Albüme gösterilen ilgi nedeniyle ABD’de Kaliforniya ve Connecticut’da konserle ilgili bağlantı kurduk ve ondan sonuç bekliyoruz. 2013’de yeni bir Rob Rock solo albümü kaydetmeyi planlıyorum. Impelliteri’den söz etmek gerekirse Chris Japonyada Animetal isimli bir grupla Japon animasyonlar için müzik yapıyor ve halinden son derece memnun. O proje tamamlandığında yeni bir Impelliteri albümü için çalışmaların başlayacağından eminim ama bu ne zaman olur hiçbir fikrim yok.

 

ROR – Bir sonraki solo albümünü merakla bekliyorum çünkü Garden of Chaos gerçekten harika bir albümdü. Son olarak müzik endüstrisinin durumuyla ilgili bir soru sormak istiyorum. Son dönemde Kıta Avrupasında Melodik Hard Rock ve Klasik Heavy Metal’de bir yükseliş trendi yaşanıyor, ABD’de ise hemen hemen tüm radyo kanallarında Alternatif Rock çalmakta. Sence 80’lerin klasik Metal müziğinin ABD’deki müzik tercihleri içindeki yeri nedir?

 

Rob – Zannedersem ABD’deki modern radyo istasyonları Avrupada sözünü ettiğin geçişi yapmaya henüz hazır değiller. Fakat, Utube aracılığıyla gençlerin oluşturduğu bir çok müzik grubunun 80’ler soundunu tekrar keşfetmeye başladığını farkediyorum. Biz de Countdown albümünü kaydederken gayet bilinçli olarak 80’lerdeki Ozzy Osbourne ve Dio soundunu kullandık. Mesela kayıtlarda hiç Protools oyunlarına başvurmadık. 80’lerdeki gibi klasik stüdyo alet ve gereçlerini aynı soundu yaratmak için gerektiği şekilde devreye soktuk. Bu açıdan şu anda ABD genelde çalınan müzikle ayrışıyoruz ve umarım bizim kullandığımız bu sound sektöde kabul görür.

 

ROR - Bize ayırdığın zaman için tekrar çok teşekkürler.

Kategori: