Rock on Rock'da Oliver Hartmann ile Söyleşi

s3_url_text: 
http://archive.org/download/RockOnRock_09.09.12_oliverHartmann/RockOnRock_09.09.12_oliverHartmann.mp3

Rock on Rock'da Oliver Hartmann ile Söyleşi

11 Eylül 2012

Rock on Rock'un geçen haftaki bölümünde Cemil Topuzlu'nun Oliver Hartmann'la yaptığı telefon söyleşisini dinledik:

 

 

 

Dinlemek için:

 

İndirmek için: mp3, 14 Mb.

 

9 Eylül 2012'de Açık Radyo'da yayınlanmıştır.

 

Rock On Rock: Merhaba Oliver, ben 94.9 Açık Radyo’da yayınlanan Rock on Rock programından Cemil Topuzlu. Öncelikle boş zamanının bir bölümünü bize ayırıp şahsın ve Hartmann ile ilgili sorularımızı cevaplandırdığın için çok teşekkür ederim.

 

Röportaja kişisel bir kaç soruyla başlamak istiyorum. İlk olarak ne zaman müzikle tanıştın? Herhangi bir okulda müzik eğitimin var mı?

 

Oliver Hartmann: Müzikle ilk tanışmam çok küçük yaşta ebeveynlerimin plaklarını dinleyerek oldu. O dönemde evde Hendrix, Beatles, Abba’dan tutun çeşitli Alman müzisyenlere kadar bir çok sanatçının albümleri çalınırdı. Daha sonra 10 yaşında kuzenimin bana hediye ettiği gitarı elime aldım ve o müzik aletini çalmanın ne kadar zevkli olduğunu farkettim. 15 yaşında yarı profesyonel bir müzik grubuna girdim ve zamanla iyi bir gitarist olarak ismimi duyurdum. 21 yaşında profesyonel bir cover grubunda çalmaya başladım.

 

ROR: Gitar ile bu kadar erken tanışmış olman beni çok şaşırttı çünkü ben müziğe solist olarak başladığını düşünmüştüm.

 

OH: İlk solistlik tecrübem 16 yaşındaydı. O zamanlar gitar çaldığım grupta çok yetenekli bir solist olan Goetz Mohre vardı. Bana şarkı söylemeyi o öğretti diyebilirim. Kendisiyle çok iyi arkadaşız ve iletişimimiz hala sürmekte. Solistlik de ilk ciddi tecrübem ise 21 yaşındayken daha önce sözünü ettiğim cover grubunda oldu. Uluslararası bazda ilk profesyonel başarıyı ise At Vance ile 1990’lı yılların sonunda yakaladım. At Vance’de sadece solisttim ve hiç gitar çalmıyordum. Daha sonra kendi ismimle kurduğum grup olan Hartmann’da ise sahnede elimde gitar ile şarkı söylemeyi çok sevdiğimden hem gitar çalıp, hem de solistlik yapmayı tercih ettim.

 

ROR: At Vance yıllarına geri dönersek Olaf Lenk ile ne zaman tanıştın ve At Vance’i kurma fikri nasıl oluştu? Grubun müzik tarzı olarak Power Metal’i seçmenizin belli bir nedeni var mı?

 

OH: Olaf ile At Vance’i 1999’da kurmadan önce de tanışıyordum. Hatta kendisi çocukluk arkadaşımdır. 17 yaşındayken beraber gitar çalar Malmsteen, Hendrix, MacAlphine dinlerdik. Beraber bir Progressif Metal grubu kurma fikri o zamanlardan beri hep aklımızdaydı. Nitekim 1990’ların ortasında Centers isminde bir grup kurup iki de albüm çıkardık ama ismimizi duyuramadık. Centers’in dağılmasından sonra o dönemde severek dinlediğimiz müzik türü olan Power Metal çalabileceğimiz At Vance’i kurduk. Aslında dinlediğim müzik açısından kendimi hiç kısıtlamadım ve Pop’tan tutun Funk’a kadar iyi olan her tarzı dinledim. O dönemde çalmak istediğimiz tarz Power Metaldi ve At Vance ile çok da başarılı olduk.

 

ROR: Gerçekten çok başarılı oldunuz. Sadece dört yılda tarzının en iyi örnekleri arasında sayılan dört albüm çıkardınız. Power Metal’in oldukça karmaşık tarzı gözönüne alındığında bu inanması güç bir yaratıcılığa işaret ediyor. Bu süreçte senin gruba katkıların konusunda bizi aydınlatabilir misin?

 

OH: At Vance’de şarkıların %95’i Olaf Lenk tarafından yazıldı. O sıralar inanılmaz bir tempoyla çalışıyorduk ve sonuçta her sene arka arkaya yeni bir albüm yayınlamayı başardık. Benim gruba katkım ise sadece solistlik düzeyinde kaldı. Müzik veya söz yazımına katkım çok az oldu. İlk albümdeki “All For One, One For All” isimli şarkıyı ben yazdım ve bu şarkı daha sonra yayınlanan Best Of albümünde de kullanıldı fakat gruba yaratıcılık açısından katkım son derece sınırlı kaldı. Zaten bu nedenle de 2003 yılında gruptan ayrılarak başka projelere eğilmeyi ve kendi grubum olan Hartmann için şarkı yazmaya başlamayı daha doğru buldum.

 

ROR: O dönemde Power Metal’in popülaritesi özellikle Avrupada Halloween, Hammerfall, Stratovarius ve Blind Guardian gibi gruplar sayesinde tavana vurmuştu. Bu dönemde At Vance olarak hiç bu gruplarla turneye çıkma şansınız oldu mu? 2000’li yılların başında Avrupadaki müzik piyasası hakkında bize bilgi verebilir misin?

 

OH: 1990’larda pek dinlenmeyen Power Metal 2000’lerin başında Avrupada çok popülerdi ve bu tarz müziği icra eden kalburüstü gruplardan biri olarak At Vance de bu ilgiden fazlasıyla nasibini aldı. O sıralar senin de dediğin gibi çeşitli gruplarla turneye çıkma şansını elde ettik. Mesela 2002’de Rapsody ile çok başarılı bir turneye imza attık. O turneler tam anlamıyla müthişti çünkü konserler sayesinde At Vance’e olan büyük ilgiyi bizzat görme şansını elde ettik. Çıkardığımız albümler iyi eleştiriler almıştı fakat turnede hayranların yakın ilgisi ile karşılaşmak bizim için çok daha değerliydi. Ayrıca, bu turnelerde diğer başarılı grupların müzsiyenleri ile tanışma fırsatı da yakaladık.

 

ROR: At Vance’den sonra Italyan Progresif Metal grubu Empty Tremor’un 2004 yılındaki albümü için solistlik yaptın. At Vance ile Empty Tremor’un yaptığı müzik tarzları birbirinden oldukça farklı. Bu tarz değişikliğinin bir vokalist olarak üstündeki etkisini bizimle paylaşabilir misin?

 

OH:  O dönemde grubun klavyecisi Daniele Liverani henüz gruptaydı ve bana bestelerin ana melodilerini yolladı. Ben de ana melodileri kendi vokal stilime uyacak şekilde değiştirerek vokal melodilerini yazdım. Aslında Progresif Metal tarzına At Vance’den önceki müzik grubum olan Centers’dan aşinaydım. Sonuçta The Alien Inside gerçekten çok iyi bir albüm oldu ve piyasada oldukça tuttu. Hatta Empty Tremor Dream Theater’in Avrupa Turnesine öngrup olarak katıldı.

 

ROR: Solo projen olan Hartmann’dan söz edecek olursak. İlk albüm “Out In The Cold”u dinlediğimde, bir Journey, Foreigner, Mr. Big tarzı Melodik Hard Rock hayranı olarak tam anlamıyla mest olmuştum. Hartmann grubunun kuruluşu ve bu albümün hazırlanışı hakkında bize bilgi verebilir misin?

 

OH: Solo projem ile ilgili çalışmalara 2002 yılında At Vance’den ayrıldığım andan itibaren başladım. Başlarda projenin hangi müzik trazına odaklanacağı konusunda kararsızdım. Ama çalıştıkça ortaya çıkan müzik Power Metal’e nazaran çok daha yumuşak olan Melodik Hard Rock türünde oldu. Zannedersem bunun başlıca nedeni ise müzikal açıdan tercihlerimi 70’ler ve 80’lerdeki rock müziğinden kullanmamada yatıyor. Senin önceden belirttiğin Journey, Foreigner, Toto gibi hard rock gruplarının yanısıra Deep Purple ve Rainbow gibi o dönemlerde müzik yapmış grupları da severek dinlerim. Hartmann için müzik yazmaya başladığımda yaşamım boyunca etkilendiğim müzik türlerini ilk defa istediğim gibi bestelerime yansıtma şansını yakaladım ve sonuçta ortaya “Out On The Cold” gibi Rock müziğinin değişik türlerinin örneklerinin sergilendiği bir albüm çıktı.

 

ROR: “Out In The Cold”daki tüm şarkıların beste ve kayıtları sana ait. Peki prodüksiyon konusunda hiç yardım aldın mı? Albümde çalan diğer müzisyenleri bize tanıtır mısın?

 

OH: Tüm vokal ve gitar kayıtlarını kendi stüdyomda gerçekleştirdim. Ayrıca, demo kayıtlardaki tüm davulları da stüdyodaki bilgisayar programını kullanarak yazdım. Tüm kayıt ve prodüksiyon işlerinde bana Avantasia, Edguy gibi tanınmış grupların prodüksiyon işlerini üstlenen Sascha Paeth yardımcı oldu. Çünkü bu benim ilk kayıt denememdi ve bir çok konuda bana yol gösterecek birine ihtiyacım vardı. Sascha ayrıca “Out In The Cold”un miksaj ve masteringini yaptı ve doğrusu çok iyi bir iş çıkardı. Bu projede çok iyi arkadaş ve daha sonraki tüm Hartmann albümlerinin hepsinde prodüksiyonu o üstlendi.

 

ROR: İlk albümünden sonra yalnızca dört yıl içinde “Home” ve “Three” isimleriyle iki tane solo albüm ve bir unplugged konser albümü çıkarttın. “Out In The Cold”dun büyük başarısından sonra üzerinde hiç baskı oluştu mu? Bu dönemde müzkal açıdan tercihlerin ne yönde gelişti?

 

OH: “Out In The Cold”daki şarkılar üç hatta dört yıllık bir süreç içinde yazılmışlardı fakat izleyen albümlerimdeki şarkılar için önümde bu kadar geniş bir zaman dilimi yoktu. İlk albümdeki kaliteyi devam ettirmek açısından kısa sürede çok sıkı iş çıkarmam gerekiyordu ve bu durum beni az da olsa baskı altına soktu.

ROR: Three yayınlandıktan sonra Tobias Sammet’in Avantasia projesinde yer aldığını görüyoruz. Tobias ile nasıl tanıştın? Avantasia gibi bir metal operanın kayıt süreci solo projeninkilerle nasıl ayrışıyor?

 

OH: Tobias ile ilk defa 1999’da tanıştım. Kendisi At Vance’in ilk albümü olan” No Escape”i dinlemiş ve sesimi beğenmiş. Sonra beni arayıp bir metal operada rol almanın ilgimi çekip çekmediğini sordu. Ben teklife olumlu yaklaştım ve kendisiyle buluşarak Avantasia’nın ilk iki bölümü için dört tane şarkı kaydettik. Biz tüm bu işleri yaparken bu Avantasia’nın bu kadar başarılı bir proje olacağı konusunda en ufak bir fikrimiz yoktu. Nitekim ilk bölüm 200.000 adet sattı ki bu oldukça yüksek bir rakam. Bu projenin başından itibaren Tobias ile olan iş ortaklığımızın iyi yürüyeceğinden emindim. Çünkü kendisi ne istediğini iyi bilen ve çok disiplinli bir müzisyen. Ayrıca, çok esprili ve kibar bir kişiliğe sahip. Açıkçası bu porjenin bir parçası olmaktan gurur duyuyorum. Başlarda proje ile olan bağlantım sadece solistlik bazındayken son iki albüm olan “The Wicked Symphony” ve “Angel of Babylon”da gitar da çaldım. Ayrıca grubun canlı performanslarında da gitarları ben çalıyorum. Bu projenin bir parçası almaktan büyük zevk alıyorum.

 

ROR: Ben grubun Metal Opera Comes Turnesinde kaydedilmiş olan “The Flying Opera” DVD’sini de izleme olanağı buldum ve çok beğendim. Jorn Lande, Bob Cately, Michael Kiske, Kai Hansen ve senin performansınız birbirinden iyi idi. Ayrıca, senin Rock Meets Classic turnesine de katıldığını Ian Gillan, Jimi Jamison, Steve Lukather ve Chris Thompson gibi efsanevi solistler ile aynı sahneyi paylaştığını öğrendim. Bu turnler ile ilgili izlenimlerini öğrenebilir miyim?

 

OH: Rock Meets Classic turnesi benim için tek kelimeyle harikaydı çünkü bu turnede idolüm olan müzisyenlerle aynı sahneyi paylaşma şansını elde ettim. Steve Lukather gibi bir gitarist ve Jimi Jamison gibi bir solistle çalmak gerçekten müthişti. Ama beni en çok etkileyen ise, çocukluğundan beri Deep Purple hayranı bir müzisyen olarak Ian Gillan ile Highway Star ve Smoke On The Water gibi klasikleşmiş şarkıları onunla aynı sahnede çalıp söylemekti. Beni çok sevindiren bir diğer şey ise bu turnenin önümüzdeki yıl Şubat ve Mart aylarında tekrarlanacak olması. Turnenin kadrosu daha kesinleşmediğinden isim veremiyorum ama eğer bir aksilik çıkmaz ve gerçekleşirse gerçekten harika olacak. Avantasia ile turneye çıkmak benim açımdan bir okul gezisine gitmek gibi çünkü tüm kadroyu yıllardan beri tanıyorum ve yolda hepimiz 15 yaşındaki çocuklar gibi çok eğleniyoruz.

 

ROR: Biraz önce Rock Meets Classic turnesinin gelecek sene tekrarlanacağını söyledin. Turne Avrupada mı olacak?

OH: Evet, turne özellikle Almanya üzerine odaklanacak ve Avrupada gerçekleşecek. Geçen sefer Almanyaya ek olarak Fransa, İtalya, İsviçre ve Avusturyada da çalmıştık bu sefer başka ülkelere de uğramayı amaçlıyoruz.

 

ROR: Daha geçen ay son solo albümün “Balance”i çıkardın. Bize albümün hazırlanış aşamaları hakkında bilgi verebilir misin? “Balance”in önceki Hartmann albümlerinden ayrıştığı noktalar var mı?

 

OH: Son albümüme Balance (Denge) ismini vermemin sebebi içindeki şarkılar arasında tam manasıyla bir denge yakaladığımı düşünmem. Bu sefer şarkıları yazarken acele etmedik ve besteleri defalarca gözden geçirdik. Önceki Hartmann albümlerinin dağıtımını kendi şirketim aracılığıyla yapmıştım. “Balance”de bu değişti ve albüm dağıtımı için Avenue of Allies şirketi ile anlaştım. Geçen yıl ortası itibariyle elimizde 11 tane şarkı vardı ama acele etmedik ve bir kaç tane daha şarkı yazıp aralarından en iyilerini seçerek yayınlamayı tercih ettik. Basçımız olan Armin Donderer “Like A River” ve “From A Star” gibi harika şarkılarla albüme katkıda bulundu. Sözün özü “Balance”deki şarkılar son derece huzurlu ve sakin bir ortamda yazılıp kaydedildi. Mixing ve mastering aşamaları bile aceleye getirilmeden yapıldı. Zanendersem albümün ismi bu ortamı gayet iyi yansıtıyor.

 

ROR: “Balance” da dikketimi çeken bir diğer nokta da back vokallerdeki harika düzenleme. Özellikle “Like A River” şarkısındaki back vokaller tek kelimeyle müthiş. Bu düzenlemeler senin eserin mi?

 

OH: Bu albümde basçı Armin ile back vokallere çok zaman ayırdık. Ayrıca, Tiffany Kirkland ile stüdyoda doğru back vokal melodilerini bulmak için de bayağı kafa patlattık. İşte beğendiğin o düzenlemeler bu yoğun çalışmanın ürünleri.

 

ROR: Zamanının büyük bir bölümünü turnede ve stüdyoda geçiren bir müzisyen olarak yolda ve stüdyoda tercih ettiğin müzik ekipmanı hakkında bize bilgi verebilir misin?

 

OH: Stüdyo kayıtları için eblli bir ekipman tercihim yok. İşime yarayacağını düşündüğüm her aleti kullanıyorum. Stüdyomda eski ve yeni amplifikatörlerden tutun değişik gitarlara kadar bir çok ekipmanım var. Kayıtlarda belli bir formata bağlı kalmamaya özen gösteriyorum. Bazen ampliye doğrudan bağlanırken bazen de bilgisayara aracılığıyla  amplifikatör bağlantısı kurmayı tercih ediyorum. Kısacası, istediğim sesi elde edinceye her yolu deniyorum. Gitarlarıma gelince çok kısa bir süre önce Japon FGN markası ile sponsorluk anlaşması imzaladım. Bu şirket son üç yıldır gitar üretiyor ve bana yolladıkları her türlü enstrümandan stüdyo ve sahnede çok iyi performans aldım. Bu marka dışında PRS ve Morgan tercih ettiğim gitar markaları arasında. Sahnede tercihim daha çok FGN ve Startocaster gitarları şeklinde oluyor. Canlı performanslarda amplifikatör tercihim ise Mesa Boogie. Bu marka ile de bir sponsorluk anlaşmam var özellikle Royal Atlantic tipi amplifikatörlerinden çok geniş bir yelpazede çok güzel tonlar alabiliyorum.

 

ROR: Şu anda meşgul olduğun projeler hakkında bize bilgi verebilir misin? Son albümün için turne planların var mı?

 

OH: Bildiğim kadarıyla Tobias yeni bir Avantasia albümü üzerinde çalışıyor. Gelecek yılın başlarında albümün yayınlanacağını zannediyorum. Hartmann’a gelince tüm gücümüzü olabildiğince büyük bir turne ile son albümün promosyonuna odaklamış durumdayız. Yaz sırasında bir kaç yerde konserimiz olacak ayrıca Toto’nun ön grubu olarak da sahne alma olasılığımız var. 2006’da Toto’nun öngrubu oalrak turlamıştık ve şimdi de Rock Meets Classic turnesi sayesinde Steve Lukather ile yakın bir arkadaşlık kuruduk. Kendisine Hartmann albümlerini dinlettiğimde çok beğendi. Umarım Toto ile bir kere daha turnaya çıkma şansını elde ederiz.

 

ROR: Hartmann konser takvimi ile ilgili en güvenilir bilgiyi nereden alabiliriz?

 

OH: www.oliverhartmann.com en doğru kaynak.

 

ROR: Tecrübeli bir müzisyen, besteci ve kayıt teknisyeni olarak genç müzisyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

 

OH: Öncelikle yeteneğini geliştirmek için çalışmak gerekli. Her müzik türüne önyargısız bir şekilde yaklaşmak da çok önemli. Çünkü dünya üzerinde müzik bir çok değişik tarzda icra ediliyor ve en büyük hata bu tarzları iyi veya kötü olarak gruplamaktır. Bir müzisyen olarak yapman gerken tüm tarzları olabildiğince algılayarak bir sentez yapman ve bu sentez sonucunda kendi tarzını yaratmandır. Bu arada müzik alanında başarılı olmak için işin ticaret kısmına da dikkat etmek gerekiyor. Bu nedenle, gerekli iş ilişkilerinin kurulması için iletişim kanallarının her zaman açık tutulması da çok önemli. Ama bence herşey yaptığın müziğin samimiyetine bağlıdır. Eğer yaptığın müzik gerçek seni yansıtırsa elbet beğeneni ve takdir edeni çıkar.

 

ROR: Bize ayırdığın zaman için tekrar çok teşekkürler.

Kategori: