Odyofilya'da Neler Oluyor?

Odyofilya'da Neler Oluyor?

19 Mart 2002

Odyofil olalım ya da olmayalım, hepimiz büyük çoğunlukla kaydedilmiş müzik dinleriz. Odyofil olanlarımız ise kayıtlı sesin iyisinin arayışı içinde olan bir azınlıktır. “İyi sesi kim istemez ki?” diye düşünebilirsiniz. Bu doğru ama hiç kimse (ya da hiç bir normal insan) bir odyofil kadar bunu elde etmek için çaba (ve para) sarf etmez. Peki bu iyi sesin oluşması için ne gerekir? Öncelikle iyi kaydedilmiş bir CD ya da plak, iyi bir müzik sistemi ve doğru bir oda akustiği. Maalesef çoğunlukla kayıt kalitesi ve oda akustiği ikinci plana atılır ve sahip olma duygusunun çekiciliği ve oyuncaklara olan merakımızın ileri yaşlara uzantısının sonucu olarak yatırım daha ziyade müzik aletlerine kayar. İşte bu sebepten (bir tür dengeleme merakı olsa gerek) Açık Radyo’daki programımda (“Odyofilya Sokakları”, Cumartesi 20:00) Hi-Fi konusuna ya da cihazlara hiç değinmeyip sadece kayıt kalitesi düzgün olan sıradışı bulduğum albümleri dinletmeye çalışıyorum. Esas olan müziğin kendisidir, bence bu hiç bir zaman gözden kaçmamalı! Kayıt ve her türlü aletin varoluş nedeni iyi müziğe hizmet etmek olmalıdır.Yine de iyi sesin müziğin vazgeçilmez bir parçası olduğu da bir başka gerçektir:

1693 yapımı bir Stradivarius;mp3'te dinlediğinizi düşünün...

Müzik bilgisi ne kadar iyi olursa olsun, ya da notaları ne kadar doğru söylüyor olursa olsun, hiç kimse çirkin sesli bir şarkıcıyı dinlemek
istemez ve aynı zamanda çok iyi biliriz ki, her kemancının gönlünde Stradivarius kemanla çalmak yatar. İster müziği oluşturan kişi ya da ister dinleyici olalım, müziğin en önemli tamamlayıcısı olan iyi sese olan talebimiz sürüp gidecek. Radyo programımı sadece müzikle sınırlı tutmaya çalıştığım için, bu yazımda (belki de yazı dizimde demem gerekir) cihazlardan ve Hi-Fi dünyasındaki gelişmelerden söz etmek istiyorum. Tekniğe fazla girmemeye ve konunun meraklısı olsun olmasın yazımın tüm okuyucular tarafından anlaşılır olmasına elimden geldiğince özen göstermeye çalışacağım.

Gerçek Hi-End sistem iki hoparlörlü

Hi-Fi endüstrisi zor günler geçiriyor. Dünya ekonomisindeki durgunlaşma sonucu yaşamımızda “hayati önem” oluşturmayan kalemlere olan talebin ortalamanın üzerinde bir düşüş kaydettiği bir gerçek. Ayrıca internet üzerinden dağıtımı yapılan ve gençler arasında büyük popülarite kazanan "mp3”’ler in yaygınlaşması ve talebin “home theater” (ev sineması) gibi ses kalitesini ikinci plana atan sistemlere kayması da diğer önemli tehditler. “Home Theater”’ın ses kalitesini ikinci plana attığına katılmayanlar olabilir ama, bana göre görüntünün girdiği yerde ses otomatik olarak ikinci plana düşer. Bir konsere gittiğinizde gözlerinizi kapayarak dinlemeyi deneyin, o zaman birçok duymadığınız şeyi duymaya başladığınızı fark edeceksiniz (tabii bütün konseri gözleriniz kapalı dinlemenizi öneriyor değilim, konserin görsel yanının da ayrı bir tadı vardır). Üreticiler de bu hususun çok iyi farkındalar tabii. Göz dikkatinizin en az %60’ını alır tabii kulaklar da kalan%40’la yetinmek zorundadır. Buna ek olarak da çok kanal özellikleri, ve “surround sound” gibi şeyler de odyofil bir sistemin antitezi sayılabilirler. Bana (ve birçok başka odyofil’e) göre gerçek bir Hi-End sistemde sadece iki hoparlör olur (bazen bir desubwoofer) ve bu hoparlörler de karşınızda dururlar, arkanızda ya da yanınızda değil. “Home Theater”da ise sese düşen görev görüntüye güçlü bir efekt desteği vermektir.

Yine ekonomik durgunlaşma sonucu fuarlara katılan firma sayısında da önemli düşüşler oldu. Son üç senedir Londra Hi-Fi Show’u ziyaret ettiğim için fuara olan ilgideki azalmaya bizzat tanık oldum.

CD satışlarında da kayda değer düşmeler söz konusu. Özellikle klasik müzik albümleri bu düşüşten en fazla pay alanlar. Tabii ekonomik krize ek olarak yukarıda söz ettiğim 

mp3’lerin varlığı da talep azalmasının önemli sebeplerinden biri.

İki hoparlör yeterli

İnternet kullanımının yaygınlaşması ve sanal ortamda parasız ve abonmansız kullanıma sunulan birçok elektronik derginin (“e-dergi”) mevcudiyeti Hi-Fi dergilerinin yaşam savaşlarını oldukça zorlaştırıyor. Örneğin ben “Stereotimes.com " isimli bir derginin eleştirmen yazarlarından biriyim. Bunun sonucu olarak daStereophile, The Absolute Sound gibi dergilerin tirajlarında ve reklam gelirlerinde önemli azalmalar oluyor. Bazı dergiler ise hayatta kalamayıp kapanıyor. Tabii kapananlar sadece dergiler değil, bazı büyük üretici firmalar da ya kapanıyor, ya da el değiştiriyor (örneğinWadia). Ve tabii plak şirketleri de nasiplerini alıyorlar (Mobile Fidelity, Nimbus).

Yeni CD formatları

Sanırım felaket tellallığına son verip, biraz da yeniliklerden, güzel şeylerden söz etmenin zamanı geldi. fiu sıralarda en fazla üzerinde araştırma yapılan ve dolayısıyla en çok yenilik üreten alan dijital teknolojiler. Bir yandan yeni CD formatları, SACD ve DVD-A, kendilerini piyasaya kabul ettirme savaşı verirken diğer yandan da gitgide daha büyük oranlarda “upsampling” (yüksek örnekleme) içeren DAC üniteleri (dijital/analog dönüştürücüler) piyasaya çıkmaya başladı. Bunlara kısaca bir göz atalım.

Hem SACD ve hem de DVD-A mevcut CD’den daha kaliteli formatlar. Bu kalite fazlalığının en basit izah şekli bu iki yeni formatın daha fazla bilgi içeriyor olmaları. Sesteki olumlu farkı kulakla da çok rahat duymak mümkün (bana inanabilirsiniz). SACD piyasaya sürüleli neredeyse üç sene oldu, DVD-A’nın çıkışı ise SACD’den bir sene sonra gerçekleşti. Her iki formatın kendi çalarları piyasaya çıktı ve yine bu formatlarda yapılmış az sayıda da olsa albümler mevcut. Daha da iyisi hangi formata yönelelim düşüncesini ortadan kaldıran ve her iki formatı birden destekleyen çalarlar bile yapıldı. Hal böyle olunca, yıllar önce video kasetlerde ortaya çıkan VHS / Betamax savaşına benzer bir savaşa tekrar şahit olmak ve bir formatın yenilerek piyasadan çekilişini izlerken yanlış ata oynamanın üzüntüsünü yaşamak söz konusu olmayabilir.

Yazarımızın Hi-End  sistemi; sitesinde rastladık.

Madem ki her iki formatı da destekleyen çalarlar çıkıyor ve çıktı, böylece her iki format da birlikte yaşayabilirler, herkes istediği albümü istediği formattan alır, çünkü nasıl olsa evindeki player hangisi olsa çalacaktır. Tabii bu oldukça pembe bir senaryo. Bir de elle tutulan gerçekler var: Örneğin SACD çıkalı üç sene olmasına rağmen gelişimi hala çok yavaş. SACD formatında satışa sunulmuş albüm sayısı, Sony’nin tüm gayretlerine karşın, hala çok yeterli sayıda değil ve fiyatları da standart CD’lerin neredeyse iki katı. Bu ekonomik ortamda plak şirketleri DSD (Direct Stream Digital:
SACD’nin kayıt teknolojisi) kayıt aletlerine yatırım yapmaktan kaçınıyorlar, ve tabii albümlerin yüksek fiyatları satışlarının yaygınlaşmasını engelliyor.  Bu durumda her iki formatın potansiyel müşterilerinin yine biz odyofiller olacağa benziyor ki, bu da söz konusu iki formatı yaşatmaya yetecek talebi oluşturmuyor maalesef. Odyofiller dışındaki alıcıları çekemedikleri sürece de marjinal kalmaya mahkumlar gibi geliyor bana. Ve maalesef bir çıkar yol üretmekte zorlanıyorum. Ama son derece emin olduğum başka bir nokta var: Bu iki yeni format başarılı olsun veya olmasın, mevcut CD formatı yaşamını sürdürmeye devam edecek. Tıpkı MD veya DAT gibi dijital kayıt ortamlarının çıkışı mini kaset formatını öldüremediği gibi, CD de daha ucuz ve daha yaygın bir format olarak uzun yıllar aramızda olacak. Odyofil olmayan bir kullanıcıyı SACD gibi bir formata geçmeye ikna etmeniz neredeyse imkansız: Ses farkını algılayabilir ama o algıladığı fark için talep edilen fiyat farkını vermeyi düşünmez. Peki ne olacak? Bekleyip göreceğiz, ya da aşağıdaki paragrafı okumaya başlayacağız.

Dijitalin yeniden analoga yakınlaştırılması

Yukarıda da bahsettiğim gibi dijital alandaki diğer bir gelişme de büyük oranlarda “upsampling" (yüksek örnekleme) içeren DAC ünitelerinin artan miktarlarda piyasaya sürülmeleri. Bu yüksek örnekleme olayı da zaten çok yeni bir şey değil, yaklaşık dört veya beş senedir var, ancak geçtiğimiz senelerde artan sayıda firma tarafından benimsendi ve oranında artmalar oldu. Hatta “upsampling” pikapların ürettiği analog sinyallere dahi uygulanmaya başlıyor! Peki nedir buupsampling? Biliyorsunuz analog müzik sinyali ‘sıfır’ ve ‘bir’lerden oluşan dijital cümlelerle tanımlanmadan önce ince dilimlere bölünüyor ve her bir dilim tanımlanacak örneği oluşturuyor. Standart CD formatında örnekleme frekansı 44.1 kHz, yani müzik sinyalinin her saniyesi 44100 adet örnekleme dilimine bölünüyor ve her bir dilim “0” ve “1”lerden oluşan cümlelerle ifade ediliyor. İşte bu şekilde kaydedilmiş bir CD’nin dijital bilgilerini analoga dönüştürmeden önce “upsampling” ile çok daha fazla adette dilime bölüyoruz ve analoga dönüştürmeyi bundan sonra gerçekleştiriyoruz. Dikkatinizi çekmek istediğim husus şu: Burada herhangi bir bilgi ilavesi kesinlikle yok, çünkü CD’nin kaydı zaten yapılmış bitmiş. Yani büyük parçalardan oluşan bir “puzzle”ın parçalarını önce daha küçük parçacıklara ayırıp sonra da tekrar bir araya getirip resmi oluşturmaya çalışmak gibi bir benzetme çok yanlış olmayabilir. Peki bu anlamsız şeyin sonunda ne oluyor diye düşünebilirsiniz, haklı olarak. Olan şu: Sesin kalitesi artıyor, daha akışkan, daha analoga yakın, daha az yorucu, daha az köşeli ve daha üç boyutlu hoş bir ses oluşuyor. Tabii başarılı örneklerinden söz ediyorum burada. “Sesteki bu düzelme nasıl oluyor”un açıklaması çok zor, en azından ben yapamıyorum ve çok tatmin edici bir şekilde yapana da rastlamadım. İş gördüğüne göre fazla açıklamaya çalışmadan kabulleniyoruz. Zaten Hi-End Audio’da buna benzer bir çok başka muamma da mevcut ve biz bunlara alışkınız. Belki de odyofillere pek “normal” insanlar olarak bakılmayışı da kısmen bu yüzdendir. “dCS” firması “yüksek örnekleme" konusunda başı çekenlerden ama artık onun birçok takipçisi oluştu.

 Pikaba da yüksek örnekleme

Bu "upsampling” metodu çok şaşırtıcı bir şekilde analog pikap sinyallerine de uygulanmaya başlanacak. O da şöyle olacak: Pikap (phono) sinyali pre-ampli’ye girdiğinde önce yüksek oranlı bir örneklemeye tabi tutulacak, ya da "upsample” edilecek ve daha sonra da RIAA* ve sinyal yükseltmesi gibi düzeltmeler dijital ortamda gerçekleştirilecek, ardından da bilgi tekrar analoga dönüştürülerek güç amplilerine yollanacak.Peki bu “analog-dijital-analog” dönüşüm niye yapılıyor ve sonucunda ne elde edilecek diye soracak olursanız,

Arduman'ın ilk "kendin yap"ı   

benden bir cevap alamazsınız, çünkü halen bu cihazlar piyasaya
çıkmış değil (ya da ben duymadım). Yine “dCS” ve pikapları ile ünlü Alman “Clearaudio”, bu konuda yoğun çalışmalar yapan firmalar arasında.

Tabii diğer bütün konvansiyonel ürünlerde (ampli, hoparlör, CD çalar, pikap) yeni modeller çıkmaya devam ediyor ama onları marka marka ele alıp okuyucuyu sıkmak istemiyorum.

"Do it yourself"

Hızını yitirmeden devam eden ve sevinerek izlediğim bir alan ise DIY (Do It Yourself - Kendin Yap) meraklılarının evlerinde imal ettikleri ampliler, hoparlörler, pikaplar, sistemler. Bu tür meraklıların en çok yöneldikleri cihazlar lambalı ampliler (ve özellikle de bunların “Single Ended” tipleri). Lambalılara talep her geçen gün o kadar çok artıyor ki, yeni lamba modelleri piyasaya çıkmaya başladı. Takip edenleriniz biliyordur, Western Electric fabrikası 40 sene sonra tekrar üretime başladı; sadece 300B modelini, o çok ünlü lambalarını üretmek üzere. Western Electric (WE) üretimi 300B tipi lambaların fiyatı ise oldukça yüksek: Adeti 400 dolar! Stereo bir sistemde bu lambadan en az iki tane gerekiyor ve eğer yaptığınız ampli de “Single Ended” tipte ise

elde edeceğiniz güç 7 W. 845 SE mono güç ampli, içyüzü
Bu güç size çok düşük gibi gözükebilir ama uygun ve verimi yüksek hoparlörler (95 – 100 dB/W/m, veya 1W güç ile 1 metre uzaklıkta 95 dB ses seviyesi olan) ile birlikte kullanılması durumunda neredeyse diskotek işletecek seviyede yüksek volüm elde etmek mümkün olabiliyor. Basit şema ve girişle çıkış arasındaki yolun mümkün mertebe kısalması ses sinyalindeki bozulmaların en aza indirilmesini mümkün kılıyor. Bunun getirisi o kadar fazla ki tadını alanlar bu derece düşük güçlere razı olup verimli hoparlör arayışlarına çıkıyorlar.

Dijital teknolojilerdeki gelişmeler bir yana, inancım o ki, Hi-Fi endüstrisinin geleceğikendin yap meraklılarından ilham alan basit şemalı ve dolayısıyla olabildiğince hesaplı ama yine de çok iyi ses kalitesi olan sistemlerde yatıyor. Birlikte izleyip göreceğiz. Kayda değer gelişmeleri sizlere aktarmaya devam edeceğim.

Müzik dolu günler dilerim.

Konuya ilgi duyanlar için web sitemin adresi: http://www.arduman.com/aa

* RIAA:Analog sinyal mekanik olarak plağa düzgün bir şekilde kazınabilmesi için önce alt ve üst frekansların seviyesi düşürülür; RIAA, preampli seviyesinde bu düşürülen frekansların tekrar normal değerlerine yükseltilme devresine verilen addır.

Kategori: