Karikatür Krizinin Dersleri

Karikatür Krizinin Dersleri

07 Şubat 2006

7 Şubat 2006

 

Danimarka Başbakanı Rasmussen'in, İslam düşmanlığını körükleyen karikatürlerin ülkesindeki geniş ifade özgürlüğü kültürü ve hukuku tarafından korunduğunu ileri sürmesi, Huntington'un öngördüğü "uygarlıklar çatışması"nı akıllara getiren bir krize yol açtı.

 

Karikatürler barışçı protesto ve boykotlarla başlayıp, Şam'da ve Beyrut'ta Danimarka ve Norveç büyükelçiliklerinin ateşe verilmesine uzanan tepkiler doğurdu. Dünyamızın artık gerçekten bir "global köy"e dönüştüğünü, dünyanın bir ucunda bir kelebeğin kanat kırpmasının öteki ucunda fırtınalara yol açabildiğini de gösteren karikatür krizinden çıkarılabilecek pek çok ders var.

 

Öncelikle çıkarılacak ders, bütün özgürlükler gibi ifade özgürlüğünün de sınırsız olmadığı. Şiddete övgü ve çağrı gibi; kişilere, ırklara, milletlere, inançlara, dinlere hakaret de ifade özgürlüğüne sığmaz. Tek tek ülkelerde ve giderek bütünleşen dünyada barış içinde, uygarca bir arada yaşamanın asgari şartlarından biri de budur. Eğer bir ülkede ifade özgürlüğünün bu sınırlarını çizen, neyin eleştiri neyin hakaret olduğunu belirleyen kanunlar bulunmuyorsa, ahlak ve sorumluluk denen kavramlar herhalde mevcuttur. İfade özgürlüğünden yararlananların, bunun yüklediği ahlaki ve siyasi sorumlulukların bilinciyle davranmaları gerekir. Danimarka gazetesi ve onu iktibas edenler, eğer kendi ülkelerindeki ifade özgürlüğünün sınırlarını çiğnememişlerse, ahlaksızlık ve sorumsuzluğun ibret verici örneklerini verdiler.

 

Nazilerin Avrupa'nın göbeğinde Yahudilere uyguladıkları soykırımdan sonra özellikle Batı Avrupa ülkelerinde, anti-semitizmi, yani Yahudi düşmanlığını yasaklayan kanunlar yayılmıştır. Bu kanunlar Yahudi soykırımının olmadığını, hatta öldürülenlerin sayısının 6 milyondan az olduğunu ileri sürmeyi dahi suç haline getirmektedir. Kimi Avrupa ülkeleri Osmanlı devletinin Ermenilere uyguladığı tehcirin bir soykırım oluşturduğu tezine itiraz etmeyi de, katliama uğrayan Ermenilerin anısına saygısızlık olarak niteleyerek suç haline getirme yolunu tutmuştur. Hoşgörü ve özgürlük ülkeleri olmakla övünen Hollanda ve Danimarka gibi bazı ülkelerde ise İslam düşmanlığı tırmanmakta olduğu gibi, Müslümanlara saygısızlığı cezalandıran bir yasa bulunmuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin dini inançlara, bu arada İslam'a hakaretin ifade özgürlüğü kapsamına girmediğine dair kararlarına rağmen...

 

Bütün bu nedenlerle, karikatürlerin doğurduğu İslam dünyasıyla sınırlı kalmayıp, en küçük bir ahlak ve sorumluluk mefhumuna sahip, her din ve inançtan insanların göstermiş olduğu uygarca tepkiler, haklı ve yerindedir. Tepkilerin bu tür ahlaksız ve sorumsuz yayınların tekrarını caydırıcı bir etki yapacağı umulur. Ama madalyonun başka bir yüzü de var: Tepkilerin şiddet ve vahşete dönüşmesinin, büyükelçiliklerin yakılıp yıkılmasına, insanların öldürülmesine kadar uzanmasının, radikal İslamcı grupların bir siyasi mobilizasyon aracı haline dönüşmesinin kabul edilebilir, mazur görülebilir hiçbir yanı yoktur. İslam Konferansı Örgütü, bu meşru tepkilerin haklılığına gölge düşüren bu vahşeti telin etmekte tümüyle haklıdır. Kimi Hamas sözcülerinin "yayıncıların öldürülmesi gerektiği"ne dair sözleri ise en az karikatürlerin yayını kadar ahlak ve sorumluluktan uzaktır.

 

Öte yandan İslam'a karşı düşmanlık körükleyen karikatürlere tepki gösteren Müslümanlar, eğer başka dinlerden insanların inançlarına ve kutsallarına saygı göstermiyorlarsa, o zaman tepkilerinde en küçük bir inandırıcılık olamaz. Müslüman çoğunluklu ülkelerde ve bu arada Türkiye'de İslam inancına saygısızlığa şiddetle tepki gösterenler arasında başka din ve inançları, özellikle de Musevi inancını ve Yahudileri aşağılayan beyan ve davranış sahiplerinin yaygınlığı görmezden gelinemez. Bu kimselerin sayısı hayli kalabalık olduğu gibi hiçbir kovuşturmaya uğramadıkları da, ne yazık ki, bir gerçektir. Karikatür krizinden herkesin çıkarması gereken en büyük ders şudur: Başkalarının sana yapmasını istemediğin şeyleri sen de başkalarına yapmayacaksın!

[email protected]