Didik Didik Freud XIV: Londra Günleri ve Musa Denen Adam

Didik Didik Freud XIV: Londra Günleri ve Musa Denen Adam

17 Mayıs 2007

02.08.2004

Serol Teber – Şenol Ayla                                                                                        

Şenol Ayla 94.9 Açık Radyo’da Didik Didik Freud programındayız. Merhaba, ben Şenol Ayla.

Serol Teber Merhabalar, ben Serol Teber.

Şenol Ayla 82 yaşında Viyana’dan Londra’ya göç etmek zorunda kalmıştı Freud geçen programımızda.

Serol Teber Evet.

Şenol Ayla Şimdi o günlere geliyoruz.

Serol Teber Evet o günlere geliyoruz. Ben bu günlerle ilgili bir küçük anekdot anımsatmak istiyorum. Freud 78-79 yıl kaldığı Viyana’yı bir türlü terk edemez. Ama sonunda ayrılmak zorunda kalır ve kendisini Londra’da karşılayan arkadaşları, Viyana’yı nasıl terk ettiğini sorduklarında, o zamanlar güncel olan bir başka anekdotla yanıt verir; ünlü Titanic gemisi batmıştır  ve formel de olsa bir davası yürütülmüştür. Orada 2. Kaptan’a şöyle bir soru sorulmuştur, “Kaptan, Titanic’i ne zaman terk ettiniz?” Kaptan, hazır ol vaziyetinde, sert bir duruşla, “Sayın Yargıç” der, “Ben Titanik’in güvertesinde ayakta duruyordum. Titanik’i terk etmedim. Titanik altımdan çekildi. Titanik beni terk etti.” Freud kendisinin Viyana’dan ayrılışını bu benzetme ile karşılaştırır. “Viyana beni terk etti” der. Zaten ayrıldığı gün, daha doğrusu Adolf Hitler’in Viyana’ya geldiği gün, notlarına “Avusturya’nın sonu, elveda Avusturya” diye yazmıştır.

Şenol Ayla Zaten bütün aileyi toplayıp gidiyor. Tek başına değil, değil mi? Çoluk çocuk hepsi gidiyorlar.

Serol Teber Evet burada çok özel bir torpil yapılıyor Freud’a. Roosevelt’den İngiliz Kraliyet Ailesi’ne, Avrupa’nın aristokratlarından bütün milyonerlere, özellikle ünlü New Yorklu milyarder Tiffany ailesine kadar herkesin katkılarıyla büyük bir kampanya başlatılır 81 yaşındaki Sigmund Freud, karısı Martha Freud, karısının kardeşi Minna Bernays, Anna Freud, oğlu Martin, Martin’in karısı Esti, oğulları Walter, kızı Sophie torunu Ernest Halsberstadt, Freud’un kızı Mathilde, doktoru Max Schur, onun karısı ve iki çocuğundan oluşan bir ekip için.

Şenol Ayla Bayağı kalabalık.

Serol Teber Kalabalık bir ekip gidiyorlar. Eşyalarının hemen hemen tümünün Viyana’dan çıkarılıp Londra’ya götürülmesine de, çok büyük paralar karşılığı, Naziler “evet” derler. Bu parayı hemen, onun koruyucu meleği Marie Bonaparte öder.

Şenol Ayla 4824 Dolar ödemiş Freud’un taşınması için.

Serol Teber Evet. Yalnız burada Marie Bonaparte’ın başaramadığı bir tek şey vardır. Freud’un dört kız kardeşi, Roza, Marie Freud, Adolphine, Paula Viyana’da kalmak zorunda kalırlar ki izleyen günlerde, hemen birkaç gün sonra, bunlar tutuklanıp Treblinka toplama kampına götürülürler. Ne oldukları uzun yıllar bilinmez. Ancak son birkaç yıl önce bu konu ile ilgili yapılan bir çalışmada, Nürnberg Mahkemeleri’nde bu dört yaşlı kadının davasıyla ilgili bir bölüm bulunmuştur. Yargıç, Treblinka komutan vekiliyle konuşmasının mahkeme zabıtlarını açıklamıştır. Buna göre, derler ki, bu dört kadın Treblinka toplama kampında rampaya geldiler, indiler. SS subay bunları karşıladı. “Sizler galiba bildiğim kadarıyla ünlü doktor Sigmund Freud’un kız kardeşlerisiniz”, “Evet” derler dört kadın. “Bir yanlışlık olmuştur, özür dileriz. Buyurun içeride bekleme salonunda, biraz bekleyin. Bu arada duş alın.”

Şenol Ayla Çok tehlikeli kelime.

Serol Teber Evet! “Tren iki saat sonra tekrardan Avusturya’ya gidecektir. Aynı trenden sizi gerisin geri kamptan çıkaracağız.” Onlar duş almak için salona girerler ve Treblinka toplama kampının bacasından duman olarak çıkarlar.

Şenol Ayla Evet bunların kayıtları da bulundu daha sonra.

Serol Teber Bunların kayıtları da bulundu.

Şenol Ayla Bütün kardeşleri öldürüldü o zaman.

Serol Teber Evet. Ve Freud birkaç gün sonra Londra’ya gider.

Şenol Ayla Viyana’dan kaçmak zorunda kalan Freud Londra’ya geldi. Ama sadece kendisi değil, kalabalık ailesiyle birlikte geldi. Ayrıca eşyaları da geldi değil mi? Çünkü çok sayıda antikası var, eşya, kilimler, mobilya, kitaplar, hepsi gitti.

Serol Teber İlk önce geçici olarak başka bir evde kalır. Ama hemen şunu vurgulamak lazım. Londra’da kendisine karşı büyük bir tezahürat gösterilir. Bütün ünlüler kendisini kutlarlar. Londra gazeteleri günlerce kendisinden övgüyle söz eder. Neredeyse Freud’u utandıracak şekilde kendisine büyük bir yakınlık gösterilir. Yazık ki yeteri rahatlıkta konuşamadığı için, radyo programlarına katılamaz, ama çok fazla söyleşi yaparlar. Virginia Woolf kendisini ziyarete gelir ve unutulmaz duygularla, anılarla ayrılır ki bundan kısa Freud’un ölümünden bir iki yıl sonra Virginia Woolf da kendi isteğiyle yaşamını noktalayacaktır.

 

Şenol Ayla Woolf’un Freud hakkında söyledikleri de ilginç. Virginia Woolf şöyle demiş Freud’la tanıştıktan sonra; “Freud çok etkili bir aura yayan, olağanüstü değerli, sevimli, saygın, yarı sönmüş bir volkan. Çok büyük bir insan.” Ciddi olarak etkisinde kalmış Freud’un.

 

Serol Teber Aralarında çok büyük bir dostluk başlıyor hemen. Zaten Freud’un kitaplarını basan Woolf’un kocasının sahip olduğu yayınevi.

 

Şenol Ayla Bloomsburry.

 

Serol Teber Aralarında organik bağlar var. Sonraki birkaç ay içinde, kısa bir zaman diliminden sonra, Freud’ların bütün eserleri, evindeki bütün antikalar, heykeller, hemen hemen her şey gelir. Aynen Viyana’da fotoğrafı çekildiği şekilde yerleştirilir. Orası bugün bir müze halindedir.

 

Şenol Ayla Sen orayı gördün değil mi?

 

Serol Teber Ben orayı birkaç kere görmek lutfuna mahzar olmuş ademlerdenim. Bütün Açık Radyo dinleyicilerinin fırsat buldukları zaman gidip görmelerini gerçekten dilerim. Büyük müzeler listesinde değil Freud’un evi, ama şunu da söyleyeyim, Freud’un evinin hemen birkaç yüz metre ilersinde Sherlock Holmes’ün de oturduğu rivayet edilen ünlü Baker Street vardır. Yani birkaç yüz metre yürüyerek iki çok güzel müze görmek mümkündür. Ama Freud’unki tabii başlı başına bir kültür tapınağıdır bence. Çalışma odasında üç bine yakın figür vardır. Bunların büyük bir bölümü orijinaldir. Kendisine verilmiş, gönderilmiş hediyeler, tanrıça, tanrı heykelcikleri, Karnak Tapınağının resimleri, bazı mumya yüzleri, Çin tapınaklarından toparlanmış yapıtlardır. Olağanüstü bir etkiyle insanı kuşatır bu odada bulunmak. Ünlü divanı oradadır, Orient halılarıyla kaplı, Türk halılarıyla kaplı. Yani o köşeye baktığında, Türkiye’den giden biri, birden bire “a-ha ben nereye geldim” diyebilir.

 

Şenol Ayla Tanıdık bir yer gibi.

 

Serol Teber “Topkapı Sarayı’na yakın bir yerlerde miyim?” diye düşünebilir. O kadar güzeldir. Kitap alma olanağı olan bir dükkân da var. Bence müzenin en trajik yanı, ikinci katta, Anna Freud’un ve ailenin diğer fertlerinin oturduğu odadır vardır. Anna çok küçük olmamasına rağmen o odanın bir köşesinde, bir şezlongda yatıp kalkmıştır. Yanında iki torba eşyası vardır. Bir torbaya sığabilecek kadar bir eşyayla yaşamını sürdürmüştür.

 

Şenol Ayla Dolabı bile mi yok!

 

Serol Teber Evet neredeyse dolabı bile yok, orayı gezdirenlerin ve herkesin bildiği bir gerçek var, Anna yaşamını minimalize etmiştir.

 

Şenol Ayla Kendi tercihi yani.

 

Serol Teber Kendi tercihi. Zaten hiç evlenmemiştir. Tiffany ailesinden bir kadın arkadaşıyla birlikte yaşamışlardır açıkçası. Lezbiyen ilişkiler içinde birlikte yaşamışlardır ve orada şezlongun içinde uyumaktadır. Gündüzleri orada yün örer, orada ördüğü birtakım şeyleri yoksul çocuklara hediye ederek, onların psişik sorunlarıyla ilgilenerek, yaşamını tam bir keşiş havası içinde sürdürmüş ve noktalamıştır.

 

Şenol Ayla Londra’daki evi Viyana’dakine çok benziyor. Aynı şekilde yerleştirilmiş, hatta onu ziyarete giden Eva Rosenberg de Freud’a, “Burası tıpkı Viyana’daki oda gibi olmuş” diyor.

 

Serol Teber Freud’un cevabı da ilginç ve trajik; “Her şey burada; ama bir ben yokum” diyor.

 

Şenol Ayla Evet ama bundan sonraki çalışmaları için aslında iyi bir zemin buluyor Londra’da.

Serol Teber Evet, Freud’u didikleme fazımızda, “tarihi roman” dedik ama tarihi romanın yazılışına henüz gelemedik. Dizi bitmek üzere. Biz neredeyse finali biz anlatamadık gibi. Ama şimdi başlıyoruz aslında.

 

Şenol Ayla Bayağı da ilginç ve zevkli bir kısım geliyor şimdi, değil mi?

 

Serol Teber Bence de çok heyecan verici. Freud 40 yaşından sonra bu romanı yazmaya niyetlenmiştir, not tutmaya başlamıştır. Ama gelin görün ki romanın tamamlanması Freud’un yaşamının tamamlanmasının son günlerine kadar uzamıştır. Üzerinde çok çok uzun boylu konuşulmaya değer bir hesaplaşma. Freud, babası Jacob ile Oidipus Kompleksi üzerinden yaptığı bir uzlaşmayı, makul bir uzlaşmayı aynı şekilde Musa üzerinde de yapmak ister. İlk defa 1901 yılında Roma’ya gidip Michelangelo’nun Musa’sını görür. Freud Musa dendiği zaman, hep kutsal kitaplardaki Musa ile Michelangelo’nun Musa’sını özdeşleştirir, kutsal Musa Freud için Michelangelo’nun Musa’sıdır.

 

Şenol Ayla Daha önce sözünü ettiğimiz, küçük bir kiliseye kapatılmış Musa heykeli.

Serol Teber Michelangelo olağanüstü bir sanatkâr. Dünyanın kültür donanımını yeni baştan düzenleyen sanatkârlardan bir tanesi. Onun yaptığı Musa heykeli bugün Roma’dadır ve St Pietro in Vincoli diye Collosseum’un, aslında Roma’nın merkezinde bir yerde, fakat kenar mahallelerinde küçümencik bir kilisenin içinde saklanmıştır. Katolik Roma hınzırca Musa’yı gizlemiştir. Michelangelo Musa’yı Hıristiyanlık teolojisinden intikam alırcasına çift boynuzlu yapmıştır. Bu bir tür Pan Tanrı anlamına gelir. Çünkü Michelangelo hayatı boyunca tek tanrılı dinlerden nefret etmiştir, hep doğaya yakın, doğa tanrılarının etkin olduğu mitolojik bir dünya içinde yaşamayı yeğlemiştir. İnsana benzeyen, insana yakın, insansı tanrılarla çok daha dost olmuştur ve büyük tek tanrıdan hep korkmuştur. Onlardan ve onların temsilcilerinden, papalardan uzak durmaya çalışmıştır. Ama o kadar büyük bir sanatkâr ki, onlardan uzak durmaya çalıştıkça, inadına bu sefer papalar onları kendi yanlarından ayırmamaya çalışmışlardır. Nitekim de Musa heykeli bir papanın kendi mezarı için yaptığı bir ısmarlamadır, zorla yaptırılmış bir heykeldir. Michelangelo tabii ki buna can-ı yürekten katılmıştır. Burada şöyle bir kelime oyunu yaptığı söylenir hep. İbranice’de ışık ile boynuz aynı sözden kaynaklanmıştır. Işık “neyir” sözcüğü ile “zülkarneyn” iki boynuzlu, birbirine karıştırılarak İbranice’de söylenir. Tevrat’ta da bu böyle geçer. Ben bunu Tevrat’tan alıntıladığım için yanlış olmasın diye, müsaade edersen okuyayım; “Çıkış/Exodus bölümünde 34. Bap 29. Kısım. Sina dağından indiği zaman Tanrı ile konuşmasının kanıtı olarak iki levhası elinde idi ve Musa, Rab ile -Allah ile- söyleştiğinden yüzünün derisinin parladığını bilmiyordu” diye yazmaktadır. Ve burada neyir ile, ışık ile, boynuzlu sözcüğü iç içe girmektedir. Michelangelo şeytani bir refleks ile buradan esinlenerek ışık değil de iki tane boynuz yapmış. Ama esas amacı onu bir pan tanrısı olarak yapmaktı. Panteist düşüncesini Musa’ya yansıtır ama kilise yetkilileri de tabii ki onun bu yaptığı oyunu yutmazlar, iki taraf da en az birbiri kadar akıllıdır. Alırlar o muhteşem dev yapıtı, küçük bir kilisenin bir köşesine, karanlıklar içine koyarlar.

 

Şenol Ayla Freud tercih ettiği, sevdiği Musa’yı, Michelangelo’nun Musa’sı olarak ortaya koydu. Çünkü o da onun gibi hınzır.

 

Serol Teber Evet hınzır ve onun yaşadığı psişik dinamiğe yakın bir Musa durumu. Freud 1914’te Musa üzerine bir çalışma yapmak ister ve bunu yazar. Burada tarihi romana temel teşkil edecek en önemli paragraf başlarını yazmıştır. Burada yapıtın analizini kendi anlayışına göre yeniden toparlamaya çalışır Freud. Günlerce karşısında oturmuştur, kiliseye her gün gitmiştir ve adeta Musa ile konuşmuştur. Burada şöyle bir anekdot anlatılır: Michelangelo Musa’yı yaptığı zaman da elinde çekiç ve keskisi saatlerce karşısında çakılakalmıştır. Heykel bittikten sonra, derler ki, Michelangelo o kadar etkisinde kalmıştır ki yaptığı heykelin, durup durup elindeki çekici fırlatıp atmıştır: “Konuşsana be adam” diye.

 

Şenol Ayla Heykele söylemiştir.

 

Serol Teber Heykele söylemiştir. Benzer düşünceleri neredeyse Freud’un kendisi de yaşamıştır. Freud o zamana kadar, yani 1914 yıllarına kadar Michelangelo’nun Musa’sı üzerine yapılmış hemen hemen bütün analizleri, kültür eleştirmenlerinin yaptıkları açılımları okumuştur. Ama bunların hemen hemen hiçbirini kendisine uygun bulmamıştır. Kendisinin getirdiği yorum şöyle:-kısaca özetlemek zorunda kalacağız çaresiz olarak- Michelangelo Musa’sı, öfkeli büyük bir baba, bir aydınlatıcı peygamber, bir din adamından çok, bir yasa koyucu, bir aydınlanmanın başlangıcı, insanları yeni bir dine çağırmaktan çok, neredeyse insanları dinden kurtarmaya gelmiş bir büyük düşünce insanı olarak gösterilmiştir, yapılmıştır. Ve gene yüzünün iki yarısında -zaten bütün önemli sanat yapıtlarında vardır bu- farklılık var; yüzün sağ tarafında bir dinginlik, bir sakinlik, öbür tarafında büyük bir öfke vardır. Öfkeyle dinginlik arasında, kendine hakim olma ruhsal çatışmasının içinde kıvrandığını Michelangelo bize yansıtmaktadır. Vücudu ileriye doğru kalkmak üzeredir, bedenin üst kısmı ileriye doğru bir atılım halindedir, aslında oturur pozisyonda yansıtmıştır. Sağ ayağı yere basmıştır, sol ayağıyla da parmaklarının ucuyla kalkmaya davranmaktadır. Zaten din kitapları, onun biraz sonra, elindeki kanun levhalarını atıp, ileriye fırlayıp, tekrardan altın buzağıya tapma gafletini gösteren İsrailoğullarını tokatlayacağını yazmışlardır. Oysa Freud der ki, “bu böyle değildir. Musa’nın bütün analizlerini yeniden analiz edersek, yüzündeki ifade, sakalını tutuşu, evet sağ eliyle sakalını iyice kavramıştır, öfke içinde ileriye fırlamak üzeredir ama sol eliyle sakalının alt tarafını ve karnını bastırmıştır, neredeyse bu öfke krizini bastırmış ve onu aşmıştır.” “Yani” der Freud –burada kendisinin yine Jung ile olan problemlerine döner, onun da Jung’u unutamadığının bir göstergesidir bu- tam da kendisi gibi büyük adamlara özgü bir tavırla, “Musa ayaktakımı İsrailoğulları’nın altın buzağıya tapınmasını görmüştür. Çok öfkelenmiştir, ama onların basit birer insan olduklarını düşünerek öfkesini yenmiştir. Yeniden dinginleşmiştir, kendine hakim olmuştur, yatışmıştır ve yeni bir dünyayı düşünme sürecine girmiştir. İşte bu da tam benim pozisyonum” der. Freud düşünür tabii bunu, yazmaz artık, ama satır aralarından biz bunu çok rahatlıkla okuruz ve bu durumda Freud’un bu makalesi, tarihi romanın birinci bölümüne giriş niteliğinde okunabilir.

 

Şenol Ayla Freud Michelangelo’nun Musa’sına bir yorum getirdi ve bu makalesini de yayımladı. İlerideki kitapları için de önemli bir noktadayız şimdi değil mi?

 

Serol Teber Evet.

 

Şenol Ayla Tarihsel romana geldik.

 

Serol Teber Evet, tarihsel roman zaten Freud’un son romanı ve son kitabı: Musa Denen Adam ve Tektanrıcılık. Bunun ilk bölümünün başlangıcını, 1914’te Musa üzerine yazdığı makale gibi okunabilir, ama asıl bu kitabı yazmaya başlamasının geçmişi 1934’lere kadar inmekte. 1934’te ilk bölümünü yazmıştır, ama kitap tamamlanmamıştır. Devamlı ertelemektedir, sonunu getirememektedir.

 

Şenol Ayla Bir yandan kiliseden de çekiniyor.

 

Serol Teber Evet, Viyana’daki Katolik kilisesinin kendisine karşı olması muhtemel tavrından çekiniyor ve burada tekrardan baba katlini işlediğini söylüyor. Kitap bir yanıyla da Totem ve Tabu’nun devamı niteliğinde.

 

Şenol Ayla İstersen buna öbür programımızda girelim. Çünkü uzun bir konuya başlıyoruz. Bugünlük hoşçakalın diyoruz.

 

Serol Teber Hoşçakalın. 

2 Ağustos 2004 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.

Didik Didik Freud’un kayıtlarını deşifre ederek bu metinleri yayınlamamıza olanak tanıyan dinleyicimiz Işık Ezber’e teşekkürlerimizle.Didik Didik Freud XIIIDidik Didik Freud XIIDidik Didik Freud XIDidik Didik Freud XDidik Didik Freud IXDidik Didik Freud VIIIDidik Didik Freud VIIDidik Didik Freud VIDidik Didik Freud VDidik Didik Freud IVDidik Didik Freud IIIDidik Didik Freud II

Didik Didik Freud I