Didik Didik Freud VI

Didik Didik Freud VI

24 Ağustos 2006

Şenol Ayla 94.9 Açık Radyo’da Didik Didik Freud programından merhabalar, ben Şenol Ayla.

Serol Teber Ben Serol Teber.

Şenol Ayla Freud’un hayatıyla ve kişiliğiyle ilgili didiklememize devam ediyoruz. Kadınlarda kalmıştık geçen hafta. Birçok kadından bahsettik Freud’un hayatına girip çıkan, ama şimdi çok önemli birisi var Lou Andreas Salomé.

Serol Teber Evet, nasıl başlayacağız ben de bilmiyorum. Çünkü o kadar renkli, o kadar çok boyutlu bir kadın ve kişilik ki neresinden başlansa yeridir.

Şenol Ayla Başlamış sayılırız aslında bu renkli kişiliği anlatmaya. Tarifi zor bir kadın değil mi?

Serol Teber Tarifi zor…

Şenol Ayla Kendisi zor..

Serol Teber Kendisi zor, ama çok büyük bir kapasite. Yüzyılın en özgür, en dışa dönük, en kapasiteli, en zeki ama aynı zamanda yüzyılın en zeki insanlarıyla da birlikte olmasıyla da ünlü.

Şenol Ayla Güzel bir kadın öncelikle.

Serol Teber Çok güzel bir kadın. Viyana’da kullanılan bir sözle, girdiği her yerde sözcüğün tam anlamıyla trafiği aksatan bir kadın diyorlar.

Şenol Ayla Almanca’da böyle mi diyorlar bunu?

Serol Teber Almanca’da diyorlar.

Şenol Ayla Trafiğin bir başka anlamı daha var Almanca’da, onu kastediyorlar mı diye düşündüm de.

Serol Teber Mümkündür… Verkehr.

Şenol Ayla Verkehr, cinsel ilişkinin argosu aynı zamanda.

Serol Teber Kesinlikle herkes aynı şeyi düşünüyor. Vurgu da aynı vurgu. Hem doğal olarak yolları tıkıyor, hem başka boyutta yolları açmaya yönelik bazı düşünceler oluşturuyor.

Şenol Ayla Ama bir sürü şeyi yönlendiriyor kendisi.

Serol Teber Kesinlikle. Şöyle başlayalım istersen.

Şenol Ayla 1861 doğumlu.

Serol Teber Annesi Litvanyalı.

Şenol Ayla Freud’dan biraz küçük…

Serol Teber Küçük, birkaç yaş küçük, Litvanyalı. Babası bir general. Rus ordusunda çarın en sevdiği generallerden biri ve Polonya baskınını çok kanlı bastırdığı için de büyük ödüllerle ödüllendiriliyor. O denli zengin bir aile ki, kışlık sarayın yakınındaki bir evde Salomé doğuyor ve büyüyor. Bir yığın erkek kardeşten sonra doğan ve “dişi pırlanta” diye ailece tanımlanan bir güzelliğe sahip.

Şenol Ayla Sırf güzellik de değil galiba, bir aurası var aslında değil mi? Cazibesi, çekiciliği..

Serol Teber Kesinlikle ve bu aura yaşamı boyu sürüyor neredeyse ve “-bundan dolayı da” diyor Salomé, “doğaya hep şükran borçluyum. Böyle bir kişilikle beni yarattığı için.” Salomé olasılıkla genç yaşta Rusya’da modernizmin yayılmaya başladığı bir çağda modern bir okula gidiyor. Burada bir teolog ilk tanıştığı kişilerden biri. Kendisine hem Darwinizmi, hem felsefeyi -modern felsefeyi-, hem de bir miktar teolojiyi öğretiyor. Ama aynı zamanda da Salomé’nin ilk aşkının bu teolog olduğu sanılıyor. Öte yandan aynı teolog Salomé’ye İsviçre’ye gitmesini ve felsefe okumasını öğütlüyor ve bu önerinin uzantısında Salomé genç yaşta İsviçre’ye gidiyor, İsviçre’de felsefe okumaya başlıyor. Bir ara Roma’ya gittiklerinde orada -21 yaşındadır Salomé o sıralarda- 37 yaşlarında, çağın en avangard, en gür sesli filozofu Friedrich Nietzsche ile karşılaşıyor. Nietzsche o sırada Zerdüşt’ü yazmaktadır. Burada da bir görüşte birbirlerine aşık olurlar. Nietzsche kendi tanımıyla adeta çarpılır. Salomé, ilk defa romanlarda okuduğu kahramanlara özgü bir dille konuşan, sahici bir kahramanla karşılaşır. Tanrının öldüğünü yüksek sesle söyleyen bir kahramanla. Bir süre -aslında Salomé’nin bu sıralarda birlikte yaşadığı ya da en azından aynı evi paylaştıkları bir arkadaşı vardır, filozof bir arkadaşı- ama Salomé sadece evi paylaşmakla kalır, bütün duyguları, bütün heyecanlarıyla Nietzsche’ye doğru yönelir ve iki seneden fazla bir zaman Nietzche ile birlikte olurlar. Ama bu arada aralarında bir ilişki geçip geçmediği bilinmemektedir. Olasılıkla geçmemiştir. Çünkü Salomé ısrarla ebedi bir aşkın devam etmesi için ebedi bir bakireliğin de devam etmesi gerektiği gibi, anlaşılması kolay olmayan bir düşünce içindedir. Olasılıkla Nietzche de bu cinsel konularda çok fazla ısrarcı değildir. Birliktelikleri 2-2,5 sene kadar sürer. Ama ayrılmalarına Nietzsche’nin ablası, özellikle ablasının kıskançlıkları sebep olur. Ayrılırlar, bu Nietzsche için oldukça travmatik bir olaydır. Salomé de aynı şekilde üzgündür fakat ardından esas onun yaşamını belirleyecek olan Rilke ile tanışır. Rilke yaşamının dönüm noktasını oluşturur.

Şenol Ayla Salomé Nietzsche’den sonra şimdi Rilke ile tanıştı.

Serol Teber Rilke Salomé’nin o zamana kadar olan dünyasını alt üst eder. Çok etkilenir. İlk aşkı, ilk cinsel aşkı Rilke ile birlikte yaşarlar. Kendi söylediğine göre; “-iç organlarının kokusunu aşk süresince, cinsel ilişki süresince iç organlarındaki değişen kokuları ilk defa Rilke ile yaşadım” der. Bu denli yoğun bir aşktır. Rilke de aynı şekilde Salomé’siz bir dünyayı düşünemediğini kerelerce, kerelerce söyler. Ama yazık ki 4-4,5 yıl sonra ayrılmak zorunda kalırlar. Ayrılma nedenleri büyük bir olasılıkla Rilke’nin bitip tükenmeyen melankolisidir. Salomé artık bu sürekli depresyonu taşıyamayacak bir durumdadır. Birbirleriyle sürekli, ebedi dost kalmacasına ayrılmak zorunda kalırlar.

Şenol Ayla  Şairlerin ortak yazgısı sanıyorum melankoli ve depresyon.

Serol Teber Evet ve de ayrılmak.

Şenol Ayla Ve de ayrılmak.

Serol Teber Ve de ayrılmak. Tabii Salomé’nin ilişkileri burada bitmez. Pek çok kişiyle birliktedir ve bir ara yolu Viyana’ya düşer. Viyana’ya düşmesi tam da demin söylediğimiz gibi trafiği karıştırmak biçimde olmuştur. Bir süre sonra bütün Viyana çevreleri, entelektüelleri Salomé’den söz etmektedirler ve hem de ondan senli benli konuştuklarıyla söz etmektedirler.

Şenol Ayla Gurur duyuyorlar bundan.

Serol Teber Gurur duyuyorlar ve sanki Salomé’nin intim yaşamına çok yaklaşmışlar, çok karışmışlar gibi konuşuyorlar. Bunlar ne kadar doğrudur, ne kadar eğridir bilmiyoruz ama bildiğimiz bir şey var.

Şenol Ayla Böyle bir figürü var.

Serol Teber Böyle bir figürü var ve Freud, Salomé ile bir araya geldikleri zaman kesintisiz 8-10 saat birlikte olmuşlardır. Bu Freud için de yeni bir yaşantıdır. Ayrıldıktan sonra meraklı bakışlar Freud’un üzerindedir. Freud hiç istifini bozmaz; “Korkutucu derecede entelektüel bir kadın” der, “sadece bu konular üzerinde konuştuk” der ve bu uzun birlikteliğe açıklık getirir. Bu konuşmadan ve izleyen konuşmalardan sonra Freud’un üslubunda bile bir değişiklik olduğu söylenir ve bunu fark eden Karl Abraham ona, “Üstat, yeni bir yazış stili geliştirmişsiniz” diye küçük bir iğneli bir yorum yapar, “yani yutmuyoruz yeni gelişmeyi” demek ister. Burada ben uzunca bir listeyi anımsatmak istiyorum, Salome’nin Viyana’da ne kadar etkili olduğuna dair.

Şenol Ayla Kimlerle beraber oluyor, kimlerle tanışıyor?

Serol Teber Düşünün Nietzsche, Rilke, Freud, Gerhard Hauptmann, sosyalist önderlerden Georg Ladebour, rejisör Max Reinhard, yazar Arthur Schnitzler, Hugo von Hofmannsthal, filozof Paul Rée, Münihli yazar Wedekind, Feminist Helena Stöcker, araştırmacı Frieda von Bülow, Marie von Ebner-Eschenbach ve daha pek çokları Salomé ile tanıştıktan sonra yazdıkları yazılarda, felsefi olsun, şiirsel olsun, roman olsun, tiyatro olsun, ne olursa olsun Salomé’ye göstermeden, onun fikrini almadan bunları yayına vermezler ve bunların başına Freud’u koyabiliriz. Freud o günden sonra hiçbir önemli yazısını, ya da kitabını ilk önce Salomé’ye gösterip, onun önerilerini, eleştirilerini ve onayını almadan yayınlamamıştır.

Şenol Ayla Hatta konuşmaları sırasında Freud, Salomé’nin gözlerine bakarak konuşuyor genellikle.

Serol Teber O ayrı bir tutku ve Salomé’nin olmadığı toplantılarda, ardından Freud hemen bir mektup yazar, örneğin, “-dün gece yerinizde yoktunuz ve gözlerim sizin oturduğunuz koltuğa takılı kaldı” şeklindeki sözlerle yaşadığı eksikliği, sözcüğün tam anlamıyla eksikliği, ve yalnızlığı anlatır. Tabii Salomé’nin de Freud hakkında çok güzel bir gözlemi vardır. Freud’un hem kendini ele verme, hem kendini saklama yolundaki o çabalarını Salomé de kavranması çok zor bir beceriyle, yetenekle anlatır. Örneğin şöyle bir epizodu vardır, Freud’un bir derse, bir seminere gidişini betimler. Freud bir omuzu düşük, kapıdan içeri girerken, düşük omuzu duvarın kenarında ve duvara sürünerek sanki kimseye görünmemek, kimseye kendini fark ettirmemek çabasıyla kürsüye doğru ilerler, korku içindedir ama aynı anda da dehşetli bir şekilde kendisinin orada olduğunu, var olduğunu ve herkesin kendisini görmesini istediğini, görmesi gerektiğini hissetmektedir, hissettirmektedir ve Salomé bunu şeytani bir biçimde fark eder ve yazıya döker.

Şenol Ayla 94.9 Açık Radyo’da didik Didik Freud programındayız. Bach’ın parçasını (Solo Keman için 1 No’lu Sonat’ın Presto bölümü) dinlerken Serol Teber bir benzetmede bulundu, buradan okuyabilir miyim benzetmeyi?

Serol Teber Lütfen.

Şenol Ayla Parçayı aslında Salomé’ye benzetti, az önce çaldığımız parçayı. ‘Hiç kimseye ait olmamayı, kendisine ait olmayı, bağımsızlığını koruyup aynı anda pek çok erkekle ilişki kurmayı seçen bir kadın olarak’ gördün bu keman partisyonunu aslında. Doğru da. Freud için de tehlikeli, korkutucu bir kadın aslında. Çok anlamlı bir kadın, tehlikeli düzeyde entelektüel bir birikimi ve literatür bilgisi var diyor.

Serol Teber Evet, burada bunu örneklemek için de orada kurban giden genç bir yeteneği anımsatmak istiyorum, Viyana’da Viktor Tausk diye bir genç, Freud’un çok yakın izleyicisi, öğrencisi. Freud da ona ekonomik bakımdan elinden gelen yardımı yapmaya çalışıyor. Aynı zamanda piyanist, tiyatro yazarı, şair, pek çok yeteneği olan bir kişi. İşte Salomé trafiği aksatmaya devam ederken Viyana çevrelerinde Viktor Tausk ile de kısa bir beraberliği oluyor. Ama bu birlikteliğin boyutunu Freud sezinler sezinlemez genç adama yaptığı bütün yardımları kesiyor birdenbire ve sırtını dönüyor. Freud bu kadar sıkı, sert bir tavır alınca Salomé de Freud’u kaybetmemek için ondan uzaklaşıyor. Bir anda hem Freud hem de Salomé’nin sevgisinden ve yakınlığından mahrum kalan Viktor Tausk ağır bir depresyona düşüyor ve intihar ediyor. İntiharı da trajik. Kendini asmak üzereyken, aynı anda elinde de dolu bir tabanca var, boğulmak üzereyken ağzına kurşun sıkıyor.

Şenol Ayla Kesinlikle ölüyor.

Serol Teber Kesinlikle ölüyor. İki kez üst üste ölüyor ve daha da acısı bu ölümden ne kimseye söz ediyor Freud ve ne de Freud’un çevresi ve sessizce olay kapanıyor.

Şenol Ayla Psikanaliz ailesi ilgilenmiyor bu intiharla.

Serol Teber Kimse ilgilenmiyor bununla ve…

Şenol Ayla Suçlu hissetmiş olmaları büyük olasılık.

Serol Teber Hem suçlu hissetmiş… evet çok trajik bir tavır, insanlığın durumu diyelim.

Şenol Ayla Salomé ile Freud’un ilişkileri kısaca nasıl gidiyor, daha sonrasında ve nasıl sonlanıyor ya da nereye kadar gidiyor?

Serol Teber Mektuplaşmaları, yazışmaları her zaman devam ediyor. 1923’lerden sonra birbirlerini görmeleri oldukça azalıyor. Ama 1923’lerden sonra zaten Salomé artık eski çekiciliğini yitirmeye başlıyor. Yani eskisi gibi trafiği aksatmak konumu biraz yavaşlıyor. Bunu fark edince öteden beri evli olduğunu farkına varıyor ve kocasının yanına, Almanya’ya dönüyor. Oradan mektuplaşmaları sürüyor ve giderek çeşitli hastalıklar, çeşitli yorgunluklarla 1937’de ölüyor ve Freud, Anna’nın anlattığına göre, ölüm haberini getiren mektubu okurken bir çığlık atıp, “Salomé ölmüş!” diye etrafındakilere duyuruyor.

Şenol Ayla Kanser galiba.

Serol Teber Şekeri var, kanseri var, bir yığın, yürüme bozuklukları var. Ama buna rağmen, Freud, çok tartışmalara konu olacak, Musa Denen Adam ve Tek Tanrılı Dinler kitabının uzun bir özetini Salomé’ye gönderiyor ölmeden evvel. Onun onayını alıyor. Salomé yayınlayabilirsin dedikten sonr çevresindeki bütün eleştirilere rağmen kitabı yayınlamaya karar veriyor.

Şenol Ayla Belki de Freud’un hayatı boyunca en önemsediği kişi.

Serol Teber Kanımca en önemli kişi. Hatta bütün konuşmalarında, babaların kendi kızlarını analiz etmemeleri gerekir diye konuşan Freud, buna rağmen, Anna Freud’un analizini ilk önce kendi yapıyor, -Anna çok zor durumlara düşüyor bu sırada, çünkü babasıyla çok ciddi yakınlıklar da var- ama bir süre sonra Anna’yı Salomé’ye gönderiyor.

Şenol Ayla Onun devam etmesini istiyor.

Serol Teber Onun devam etmesini istiyor, “düşün” diyor, “bu ikimizin kızı”. Yani böyle bir tanımlamayı kullanacak bir düzeyde Salomé’ye yakın hissediyor kendini.

Şenol Ayla: Hayatında önemli bir kadın  daha var, Sabina Spielrein.

Serol Teber Evet Sabina Spielrein psikanalizin en parlak, en şanssız kadınlarından biri. Çok genç yaşta çok büyük bilgi kapasitesi ile neredeyse bir bomba gibi düşüyor psikiyatri camiasına. Yahudi kökenli bir Rus ailesinden, çok zengin, çok kültürlü ama çok sorunlu bir kız. Küçük yaşta ağır bir depresyona düşüyor. Bunu çözebilmek için de ilkin Jung’un kliniğine gidiyor.

Şenol Ayla Önce hastası oluyor.

Serol Teber Önce hastası oluyor, sonra asistanı oluyor, sonra da sevgilisi oluyor. Jung’un bayağı skandallere neden olan bir cinsel ilişki dönemi var Sabina ile. Jung’un karısı Emma da bunu öğrenip ciddi problemler çıkarıyor. Fakat bütün bunların ötesinde Sabina psikanalize çok büyük katkılarda bulunuyor. Örneğin ölüm içgüdüsünü, tahrip içgüdüsünü, aşkla sevgiyle birlikte oluşan bu tahripkârlığı ilk kez sistematik bir şekilde yazan Sabina Spielrein, onun bu yazdıklarını hem Jung, hem de Freud kullanıyorlar, bire bir esinleniyorlar ama yazık ki onun adını anmadan.

Şenol Ayla Bire bir deyince esinlemeden fazlası olmuş.

Serol Teber Esinlenmeden fazlası oluyor, doğru. Örneğin Freud’un Haz İlkesinin Ötesinde diye yazdığı ünlü kitabında ya da monografisindeki temel fikir Sabina’nındır, ama kaynak listesine baktığımız zaman onun adı geçmez.

Şenol Ayla Sabina’nın hayatının devamı da kötüye gidiyor.

Serol Teber Devamı da çok kötü. Sabina Viyana ve Zürih’te aradığını bulamayınca gidip Rusya’da psikanalizi yaymaya çalışıyor. Yalnız çok trajik bir durumdur, Nazi Almanya’sı psikanalize karşı olduğu gibi, Sovyet Rusya’sı da psikanalize karşıdır. İlk önce onun üç erkek kardeşi KGB tarafından öldürülüyor, sonra kocası öldürülüyor ve 1941 yılında Sabina iki kızıyla yolda yürürken Naziler tarafından yakalanıyor ve önlerine çıkan ilk sinagogun önünde kurşuna diziliyor ve yaşamı böylece son derece trajik bir şekilde son buluyor. Onun notları, psikiyatriye getirdiği katkılar sonradan kaldığı psikiyatri kliniklerinin ya da otellerin bodrumunda bulunuyor. Bir kısmı yayımlanıyor, bir kısmı hâlâ karanlıkta.

Şenol Ayla Freud’un aile romanının otoanaliz sayfalarına geliyoruz.

Serol Teber Evet burada sanıyorum Freud’u biraz daha yakından tanımak gerekecek. Onun için biraz gerilere gidip, kendi yaşadığı krizin, Freud’un psişik dünyasının yeniden biçimlenmesinin nerelere kadar uzandığını, bir kere daha hızla görüp, Düş Yorumu kitabının bitimine kadarki bölümü tartışalım.

Şenol Ayla Paris galiba ilk hatırlayacağımız yer.

Serol Teber Evet, genel kanı, son yapılan çalışmalarda Freud’un ilk büyük depresyona ya da melankolik krize girişinin Charcot döneminde başladığı saptanır. Freud burada çok yönlü bir ruhsal karmaşa içindedir. Entelektüel kapasitesinin, yeni yaşam tarzına, öngördüğü yaşam tarzına yetip yetmeyeceği kaygısı vardır. Babanın rolü yeniden gündeme gelmiştir. Kendisinin psikosomatik şikayetleri hızla artmaktadır. Ciddi bir şekilde kalp krizleri, kabızlık, mide-bağırsak bozuklukları, solunum yolu bozuklukları sürmektedir. Bu sırada günde 20’ye yakın büyük meşhur purolarından içmektedir. Bu sırada yakın arkadaşları gerek Fliess, gerekse Breuer kendisine miyokardit -kalp kası iltihabı- teşhisi koyarlar ya da nikotin enfeksiyonu tanısı koyarlar ama buna karşı Freud sürekli ölüm düşleri görmektedir, ölümü istemektedir. İntihara hızla yaklaştığını etrafına sezinletmektedir ya da yazmaktadır. Öte yandan kendisine konan bu nikotin yasağına uymamak istediğini Fliess’e neredeyse küçük şımarık çocuk edasıyla yazar. “Senin sigara, puro yasağına uymuyorum, sefalet içinde uzun yaşamaktansa, mutluluk içinde az yaşamayı seçiyorum” diye bir mektup yazar. Ve hakikaten de puro içmeye devam eder ki bu alışkanlığı onu ileride çene kanserine kadar götürecektir. Buna rağmen düşüncelerini aksatabilir kaygısıyla puro içmeyi kesmez. Ama aynı zamanda yaratıcı bir melankoli ve yaratıcı bir kötümserlik içindedir.

Şenol Ayla Ve bir yalnızlık ve bir yalıtılmışlık içinde.

Serol Teber Yalnızlık var ve o anda sezinler ki içinde bulunduğu psişik durumu şimdiye kadar nörofizyoloji ve nöroanatomi bilgileriyle çözmek mümkün değildir. Yeni bir metodoloji bulmak zorundadır. Yeni bir yöntemle ilk önce kendisini analiz edecektir, kendisinde bulduklarıyla hastalarında bulduklarını karşılaştıracak, bundan yeni bir metod çıkaracaktır. Burada işte Freud’u Freud yapan en büyük adım atılmaya başlanmak üzeredir. İlk defa tarihte bir kişi, bir doktor, bir psikiyatr kendi kendisini analiz etme sürecine başlar.

Şenol Ayla Evet otoanalizine geldik artık Freud’un.

Serol Teber Ölüm fantezilerinin, huzursuzlukların, güvensizliklerin, sıkıntıları içinde kıvrandığı anda aynı zamanda da entelektüel bir sıçrama yapma süreci başlar ve burada çoğunluğu hastalarında gördüğü, 18 kadar hastasında topladığı bulguları 21 Nisan 1896’da Viyana Nöropsikiyatri Kongresinde tebliğ eder. Bu hastaların tümü kadındır ve tümünde de gençlik yaşlarında, çocukluk yaşlarında cinsel tacize uğrama durumu ya da fantezileri vardır. Bu tebliği sunmasıyla Freud’un etrafında büyük bir olumsuzluk dalgası oluşur. Herkes buna karşıdır. Aleyhinde çok büyük yazılar yazılır, çok büyük konuşmalar yapılır ve işin daha da beteri muayenehanesine gelen hastaların sayısı hızla azalır ve Freud ciddi bir ekonomik kriz yaşamaya başlar. Bu ölümcül bir darbedir Freud için ama uzunca bir süre, “Kışkırtma Teorisi” adı vereceğimiz teori Freud’un düşüncelerinin temel noktası olur. Şöyle bir şeyin altını çizelim; Kışkırtma Teorisi Oidipus Kompleksi teorisini önceler. Yani uzunca bir süre Freud Kışkırtma Teorisi’ni kendi kuramının odak noktası olarak görür. Nedir bu Kışkırtma Teorisi? Bu, çocukların, çoğunlukla genç kızların yaşamlarının belli bir döneminde, özellikle çocukluk yaşlarında, özellikle de babaları tarafından cinsel bir tacize doğru itilmeleridir ya da böyle bir telkinde bulunulmasıdır. Çocuk bunu içinde bulunduğu güçsüzlük durumunda açıklayamaz, anlatamaz, susmak zorunda kalır. Ancak bu suskunluğu, bu bastırılmış düşünceleri, yaşantıları ileriki yıllarda onda çeşitli nörotik bozukluklara neden olur, örneğin sıkıntılar, bunalımlar, konuşma bozuklukları, felçler vs ile kendini belli eder. İlerdeki nevrozların temelinde Freud bu babanın kışkırtma rolünün altını çizer. Burada ciddi bir şekilde babayı karşısına alıp, neredeyse babalara cepheden saldırmak üzeredir Freud ya da saldırmıştır. Kışkırtma kuramı bilim dünyasına bir küçük bomba gibi düşer. O zamana kadar kutsal ailede, özellikle çocukların babaları tarafından cinsel tacize uğramaları – uğradıklarının söylenmesi, altının çizilmesi, düşünün nasıl bir tepki yaratır. Ama bu karşı tepki Freud’u belli bir süre için yıldırmaz, çalışmalarına devam eder.

Şenol Ayla Hatta eleştirileri şöyle karşılıyor: “Bir sürü ahmak tarafından yapılan bu eleştirilere hiç kulak asmıyorum” diyor, ama bir yandan da tam tersi…

Serol Teber Tam tersi, ciddi, yeni bir depresyon fazındadır kendisi. Hatta burada bazı şeylere biraz daha açıklık getirmek ister. Çocukların aile içinde cinsel taciz gördüklerini söylemeleri mutlaka böyle bir tacizi gördükleri anlamına da gelmeyebilir. Bu tacizi fantezi düzeyinde de yaşamış olabilirler diye açar bunu ki bu ilerdeki çalışmalarda doğrudur. Çünkü çocukların  gerçekten anası babası tarafından ya da yakınları tarafından cinsel bir tacize uğramış olmanın özlemini duydukları ya da duyabileceklerini biz öğreniriz. Hatta biraz daha ileri gidersek şöyle de deriz, bugün agorafobi olarak bildiğimiz yani çoğunlukla da kadınlarda görülen sokağa çıkamama rahatsızlığı, bozukluğu bu tür fantezilerin değişik biçimde algılanması sonucu ortaya çıkabilir. Biraz daha açayım; çocukluklarında geçirilen ya da geçirildiği sanılan bir cinsel taciz, hem hüzün hem de haz olarak anımsanır ve giderek zaman içinde haz bir tür -gene Anna O’yu çağrıştıran bir biçimde- fahişelik yapma istemi şeklinde kadınların içinde ortaya çıkabilir, ama bu süperego tarafından çok ciddi şekilde bastırılarak, sokağa çıkmama ya da sokağa çıkmaktan korkma korkusu şeklinde, bir agorafobi olarak, önlenir. Ancak böyle bir savunma refleksiyle kendisinin sokağa çıkmasını önler.

Şenol Ayla Yani sokağa çıkma durumunda orada karşılaşacağı insanlara karşı bir cinsel istek duyacağından korkup, kendisini cezalandırıyor… mu, doğru mu anlıyorum?

Serol Teber Evet aşağı yukarı, aşağı yukarı değil, tamamen öyle. Karşısındaki bütün insanlar kötüdür, ama aynı zamanda da o insanlar tarafından cinsel tacize uğrama arzusu içindedir. Böyle bir durumda kendisini eve hapsetmek, eve kapamak en rasyonalize olmuş, en aklileştirilmiş bir savunma refleksi olarak ortaya çıkar. Kendi kendisini korumuş olur. Şimdi Freud’a çok fazla eleştiri gelmiştir bu kışkırtma teorisinden dolayı. O zamanlar belki haklıydı, ama günümüzde Freud’un bu teorisinin ne kadar doğru olduğunu biliyoruz. Örneğin kadın hareketlerinin bize gösterdiği veriler, yüzlerce, binlerce ciltlik araştırma, modern toplumlarda bile her dört kadından birinin çocukluk yaşlarında kendi istemi dışında aile içinde ve yüzde yetmişe varan oranlarda babaları tarafından cinsel tacize uğradıklarını bize gösteriyor.

Şenol Ayla Bu konuda senin de 80’li yılların başında Düşün dergisinde yayınlanmış bir yazın var ama ona uzun değinmek isterim. Bu konu hâlâ günümüz için önemli. Onun için bunu uzun olarak öbür haftaya bırakalım, çünkü süremiz doldu. Şimdilik sizlere hoşçakalın diyoruz Didik Didik Freud programından.

7 Haziran 2004 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır. 

Didik Didik Freud’un kayıtlarını deşifre ederek bu metinleri yayınlamamıza olanak tanıyan dinleyicimiz Işık Ezber’e teşekkürlerimizle.

Didik Didik Freud VDidik Didik Freud IVDidik Didik Freud III

Didik Didik Freud II

Didik Didik Freud I