Didik Didik Freud III

Didik Didik Freud III

28 Haziran 2006

Şenol Ayla 94.9 Açık Radyo’da Didik Didik Freud programındayız. Ben Şenol Ayla, merhaba.

Serol Teber Ben Serol Teber, merhabalar.

Şenol Ayla Bu üçüncü programımız. Geçen hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz. Freud’un evlenmesine kadar gelmiştik. Bu hafta evliliğini ve sonrasını göreceğiz. Bu haftaki anahtar sözcüklerimiz: evlilik, teknoloji, gardırop, berber, çorap, Figaro ve mektup. Bunları kullanacağız. Serol Bey, geçen hafta konuştuğumuz gibi Freud Martha’yı evlenmeye bir komployla ikna etti. “Kurt masalı” demiştik; bir kurt masalından sonra evlenmeyi başardılar. Bu nasıl bir evlilik oldu.

Serol Teber Evet, eksik kalan bir şeyi eklemek istiyorum. Dünya tarihinde Freud’a gelene kadar, sevgilisinin ve nişanlısının arkasından bu kadar koşan, kendisine binlerce mektup yazan ve bunların da bir kısmını yayınlamak için başkalarının okumasına sunan ikinci bir dahi örneğinin olmadığı söylenir. Freud bu bakımdan da oldukça avangard bir çıkış yapmıştır.

Şenol Ayla Geçen hafta da söylediğimiz gibi, bir kısmını da kendisi sansürleyip yakmıştı değil mi?

Serol Teber Kesinlikle, binlercesini.

Şenol Ayla Binlercesini yaktı, binlercesi kaldı.

Serol Teber Binlercesini yaktı, binlercesi kaldı en azından şu anda elimizde olan, bilebildiğimiz kadarıyla 800-900 arasında mektup var. Daha hâlâ kimse tarafından okunmamış. Belki birkaç kişi hariç diyelim.

Şenol Ayla Nerede duruyor bunlar?

Serol Teber Ailenin çeşitli kasalarında herhalde. Belirli bir zaman dilimi sonra, 20-30 sene sonra, parça parça açılmasını ve okunmasını öngörmüş diyelim. Ama bütün bu uzun nişanlılık döneminden sonra başlayan evliliği tek bir cümlede tanımlamaya kalkarsak, bu evlilik de diğer evlilikler gibi olmuş.

Şenol Ayla Nasıl yani?

Serol Teber Yani kısa zamanda monotonlaşmış, heyecanını yitirmiş ve yalanlaşmıştı.

Şenol Ayla Burada kendinin de bayağı öznel katkıları var cümlede sanıyorum. Yani “bütün evlilikler böyledir” gibi bir şey de öneriyorsun şimdi sen.

Serol Teber Hayır, “çoğu” diyelim, hiç olmazsa “hepsi” dememek için “çoğu” diyelim. Tabii kendim de bunu biraz yaşadığımı söyleyebilirim yani. Bir yanıyla, 9 yıl gibi bir zaman dilimi içinde 6 çocuklarının olması, Martha’nın 6 çocuk doğurması çok etkili. Tabii çok büyük bir yük gelmiş ailenin üzerine hem maddi, hem manevi.

Şenol Ayla Doğum kontrolü yapmıyorlardı herhalde.

Serol Teber Doğum kontrolünü sonradan, 6. çocuktan sonra Freud kendi kendine uygulamaya kalkmış, “koitus interruptus” denen, yani tam cinsel doyumun doruk noktasındayken, heyecanını başka biçimlerde sürdüren, ama bunun kendisine çok ağır psişik travmalara mal olduğunu defalarca yazan, anlatan Freud, her halükârda bu işten pek memnun kalmamış ve bilebildiğimiz kadarıyla 40-41 yaşlarından sonra cinsel teması, ve kendi tanımıyla libidoyu yaşamından tümüyle çıkarmıştır. Tabii bu şanssız yaşamı rasyonalize etmek, en başta da kendi kendini kandırmak için, libidosunu tümüyle entelektüel çalışmalarına verdiğini söylemiştir. Burada Martha’nın konumu nedir diye düşünürsek; Martha klasik Yahudi ailesindeki anne rolünü üstlenmiş ve çocuklarıyla kendi içine kapanmıştır. Martha, Freud’a, bir tür pornografi olarak nitelendirdiği uğraşısını, yani psikanalizi, muayenehanesinde kalmak koşuluyla, çocuklarının yatak odalarına sokmadan, kendi arkadaşları arasında konuşması koşulu ile sürdürmesine müsaade etmiş.

Şenol Ayla İzin vermiş.

Serol Teber İzin vermiş, ama zaman içinde ailede Freud ile Martha ve çocukları arasında ciddi bir duvarın ortaya çıktığı ve evdeki ilişkinin tam bir mezarlık sessizliğine dönüştüğü görülmüştür.

Şenol Ayla Evlenmeden önce Freud Martha’ya, onu destekleyeceğini, onun entelektüel kapasitesinden hoşlandığını, bunu destekleyeceğini belirtir tarzda mektuplar yazdı ama sanıyorum bunlar komplo halinde kaldılar.

Serol Teber Tamamen komplo olarak kalmış. Freud, bütün liberalliğine rağmen tam tersine -yine tipik bir Ortodoks Yahudi - bu kez, babasından da beter bir tiranlığa soyunmuş ve aile içinde, büyük aileyi çevresinde toplayan, dediği dedik bir otoriter bir baba tavrını sürdürmüştür. Martha’nın en çok yakındığı şeylerden biri de şu; Martha çok iyi bir Yahudi terbiyesi almıştı, yoğun bir dinsel eğitim almıştı, ama evlendikleri ilk günden itibaren, evlerinde Cuma akşamları Şabat dedikleri, bir mum yakılmasına bile Freud müsaade etmemiş. Ailenin yakın dostu ve Freud için herhalde en güzel ve en kapsamlı biyografilerden birini yazan Peter Gay’in söylediğine göre -Martha ile bire bir konuşmuştur- Freud der ki; “burada batıl inançlara yer yoktur, bizim evde bu tür şeyler olmaz” ve gerçekten de 53 yıl süren evlilikleri sırasında Martha bir gece olsun mum yakamamıştır. Ancak Freud’un ölümünden sonra yaşadığı 12 yıllık dulluk döneminde Cuma akşamları mum yakmış.

Şenol Ayla Dinsel görevlerini yerine getirmeye başlamış…

Serol Teber Evet, öldüğü zaman da, Anna Freud’un öncülüğünde çocukları konuşup, “hiç olmazsa cenazeye bir haham çağıralım da annemin ruhu bu anda olsun birazcık rahat etsin” demişlerdir ve bir haham çağırmışlardır.

Şenol Ayla Martha’nın aslında Freud’a bir yandan da anne gibi davrandığını biliyoruz.

Serol Teber Kesinlikle. Kendisini hem çok yücelten, kocasının isteğine uygun, sakin, düzenli, dingin bir evi ona sunarken, öbür yandan da Freud’u izole edip, ona bir tür küçük çocuk, neredeyse özürlü çocuk muamelesi yaptığını biliyoruz. Burada bir şey daha söylemem lazım, Freud’un Yahudi ve batıl inançlara karşı çıkarken, bazen oldukça ileri gittiğini ve üç oğlunu sünnet ettirmediğini vurgulamamız lazım. Bu denli çubuğu tersine bükmüş ama öte yandan da kendisindeki kimi batıl inançları alabildiğine ortaya çıkarmıştır. Örneğin sayıcılığa çok önem vermiştir Freud. Özellikle arkadaşı Fliess ile tanıştıktan sonra Kabala sayıcılığına, bazı rakamların, bazı sayıların uğurlu, bazı sayıların uğursuz olduğuna, örneğin 52 yaşındaki yaş gününde mutlaka öleceğine, buna karşılık 18’in uğurlu olduğuna, 2 kere 18’in toplamı olan 36’nın uğurlu bir sayı olduğuna inanmak gibi kendisindeki rasyonel düşünme, materyalist düşünme tarzlarıyla hiç mi hiç bağdaşmayan garip bir batıl inançlar manzumesi içinde yaşandığı görülmüştür ki bunu bağdaştırmak kolay değil Freud’la.

Şenol Ayla Evet çok ilginç hakikaten. Çocuklarının sünnet edilmesine Martha bile ikna edemedi.

Serol Teber Kesinlikle ikna edemiyor.

Şenol Ayla Çocuklardan bahsedelim mi?

Serol Teber Evet, çocuklardan bahsetmeye Martha ile bağlantılı olarak şöyle başlayalım. En küçük çocuk Anna. Martha gittikçe Freud’un yaşamından çıkarken, ikisi de birbirlerinden uzaklaşırken, Martha’nın yerine Anna geçmeye başlamış. Anna bir tür eş ile çocuk arasında bir konumda kalmış. Özellikle Freud’un 1923’de çene kanserinden ilk kez ameliyat edilmesi ve ciddi bir hastalık geçirmesi sırasında artık eş ve anne rolünü Anna oynamaya başlamış, bu da ilerleyen zaman içersinde Anna ile Martha arasında ciddi sürtüşmelere, ciddi tartışmalara neden olmuştur.

Şenol Ayla Hatta seyahatlere de Anna ile gidiyor değil mi?

Serol Teber Evet seyahatlere de Anna ile gidiyor. Bu o kadar ileriye varıyor ki Freud son saatlerinde kendisine morfin yapılarak öldürülmesine karar verdiği anda bile özel doktoruna “Bunu Anna’ya söyleyin” diye tembih ediyor. Martha’nın adını anmıyor. Martha’dan söz etmiyor. Çok açık bir şekilde ıskalıyor.

Şenol Ayla İleride de döneceğiz, bir kadın daha var hayatında Freud’un aslında, Martha ve Anna’dan başka, Minna.

Şerol Teber Minna var, Martha’nın kız kardeşi Minna var. Çok öğretici, üzerinde çok tartışılan bir kadın. Genç yaşta nişanlısı öldükten sonra Freud’ların evine taşınıyor ve yaşamının sonuna değin o evde kalıyor. Freud’la aralarındaki ilişki hem pek çok bilimsel araştırmalara, açık seçik dedikodulara kadar varıyor. Tensel bir birleşme olmuş mudur bilemiyoruz. Kimse ne “evet” ne “hayır” diyebiliyor bu konuda. Pek çok geziye Minna ile birlikte çıkıyor. Son derece kapasiteli bir kadın. Çok okuyan bir kadın. Freud hemen hemen yazdığı bütün raporlarını ilk kez Minna’ya okutuyor ve onun eleştirilerini alıyor. Onun düşüncelerini önemsiyor, değer veriyor. Onun da gerçekten hem edebiyat bilgisi, kapasitesi hem eleştirme yeteneği çok fazla, çok akıllı bir kadın her gören öyle söylüyor. Freud ile ciddi bir yakınlaşmaları var ama bu yakınlaşmanın boyutunu bilemiyoruz. Ama evdeki tiran tavrı Freud’un, her boyutta sürüyor ve o dereceye varıyor ki, çocuklardan bazıları ileri derecede peltek konuşmaya hatta kekeme olmaya başlıyorlar. Bu, Freud ailesinin çok fazla üzerinde durulmayan bir bölümü, çocuklarındaki bu kekemelik ve pelteklik. Bunlardan biri de Anna Freud’dur ve liseyi bile bitirememiştir. Anna ve çocuklardaki pelteklik öyle dereceye varıyor ki eğitimlerini sürdürmeye,engel olacak düzeye geliyor. Bir öğretmen toplantısında okul müdiresi konuyu gündeme getiriyor ve bu çocukların kekemeliklerinin ciddi bir boyuta vardığını ve bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyor ve diyor ve “ciddi bir psikologa gönderelim” diyor.

Şenol Ayla Çok ilginç.

Serol Teber Ve sınıf öğretmeni, çocuklara esas sahip çıkan öğretmen, kızarıyor, bozarıyor, kekeliyor, “Aman efendim, nasıl olur bunlar Sigmund Freud’un çocukları.” Müdire hiç istifini bozmadan, “Biliyorum” diyor, “ben de bu yüzden söylüyorum ya, ciddi bir psikologa gönderelim diye” diyor.

Şenol Ayla Özellikle şimdi gitmeleri lazım.

Serol Teber Özellikle gitmeleri lazım.

Şenol Ayla Freud’un kekemelikle ilgili saptamaları var aslında değil mi?

Serol Teber Evet pek çok yazısı ve pek çok konuşmasında kekemelik üzerine değinir ve kekemeliğin gerçek nedeninin evdeki baba otoritesi ve despotluğu olduğunu söyler. Ama dönüp kendi çocuklarını ya görmez ya görmezlikten gelir. Çünkü evde çok modern bir baba olarak görünmeye çalışmasına karşın, örneğin çocuklarını kucaklayıp öptüğü çok ender olmuştur.

Şenol Ayla Ama çocuklarına bazı özgürlükler tanıdığını söylüyorsun.

Serol Teber Evet burada oğlu Martin’in, babası öldükten sonra bazı konuşmalarında, bazı yazılarında söylediği çok çarpıcı betimlemeler var. Şöyle diyor Martin; “Babamızın biz çocuklarına sunduğu en büyük özgürlük, kendisinden istediğimiz kadar korkabilme özgürlüğüydü.” Sonra da şunu ilave ediyor “Her bir şeyi bilen, Freud’un en büyük hobisi olan mantar toplama gezilerinde bile, en iyi, en nadide, en az bulunan mantarları bizzat kendisi bulan ve her konuda haklı olan bir babanın biz çocuklarının kekeme konuşmaktan başka çaremiz yoktu.”

Şenol Ayla Anna için de benzeri bir şey söyleyebiliriz değil mi? Bir yanda annesi var, güçsüz sayılabilecek, silik, daha doğrusu biraz da kendi tercihiyle geri duran bir kadın, bir yanda da çok güçlü bir baba var. Anna’nın yaşamı boyu babasının gölgesinde kalıp benliğini tam oluşturamadığını söylüyorsun kitabında.

Serol Teber Evet, Anna’nın hakikaten trajik bir durumu var. Fırsatı olanlar Londra’ya gidip de Freud Müzesi’ni gezerlerse, üst katta Anna’nın odasını görmek mümkün. Yaşamının uzunca bir bölümünü bir küçücük şezlongda geçiriyor, biraz oynanınca divan şeklini alan bir şezlongda, gerçekten çok zor bir yaşam tarzı, bir küçük torba, ki bütün giysileri, kitapları, yazıları, hepsini o torbada sırtında taşıyormuş. Ancak o kadar kendine ait bir eşya ve kendine ait bir dünyanın içinde. Şezlongda yatıp kalkaraktan yaşamının geri kalan bölümünü sürdürmüş ve bilindiği kadar hiçbir erkekle birlikte olmamış, hiç kimse ona yaklaşamamış, gençliğinde Freud’dan, üstattan korktukları için, sonraki yıllarda da Anna biraz yaşlanmış ve bir arkadaşı ile birlikte bir tür lezbiyen ilişki içinde yaşamıştır.

Şenol Ayla Ona da daha sonra değineceğiz zaten. Bu arada bu evlilik ve çocuklar hakkında Freud arkadaşları ile konuşuyor. Özellikle mektuplarında bahsediyor değil mi?

Serol Teber Sürekli olarak yazıyor mektuplarında bunu.

Şenol Ayla Mesela Jung’un eşine yazdığı bir mektup var.

Serol Teber Bu çok çarpıcı bir mektup.

Şenol Ayla Emma Jung’a, değil mi?

Serol Teber Emma Jung. Emma’ya yazdığı mektup. İlginçtir, Jung ile bile konuşamadıkları kimi intim konuları Freud, Emma’ya yazmıştır. Epeyce bir mektup yazmıştır. Bunların bir tanesinde şöyle der, “Evliliğimiz çoktan kendini amorti etti. Heyecan bitti, benim artık ölümü beklemekten başka bir çarem yok.”

Şenol Ayla Evet, amorti etmekle de çocukları kastediyor herhalde, altı çocuktan sonra artık yapacak bir şey yok…

Serol Teber Yapacak bir şey yok, bitti.

Şenol Ayla Ve bunu da çok ileri yaşlarda söylemiyor zaten, çocuklardan hemen sonra…

Serol Teber Hemen sonra, 40-41 yaşlarında falan söylüyor.

Şenol Ayla Bütün bunlar Freud’un kuramının, bir sürü kuramının gelişimini etkileyen şeyler sonuçta, değil mi?

Serol Teber Kesinlikle kuramını hem etkiliyor, hem belirliyor. Bu tür ciddi kriz dönemlerinde, her bir dönemde bir büyük yapıt ortaya çıkıyor Freud’da. Bu 40-41 döneminde cinsel ilişkiler, ailenin heyecanının bitmesi, cinsel deyinmelerin kesilmesini izleyen günlerde dev yapıtı “Düş Yorumu”nun yayımlandığını göreceğiz 1900 yılında. Ondan sonraki yıllarda da her büyük krizin ardından büyük bir kitap çıkıyor.

Şenol Ayla Birçok yaratıcı insanda da bu böyle sanıyorum, hem bilim adamı olsun, hem sanatsal yaratıcılık olsun, kriz dönemleri bir şeyler yarattırıyor değil mi?

Serol Teber Evet, melankolinin bir çeşidi sanıyorum bu, yaratıcı melankoli diyorlar ta Aristotales’den beri buna. Eğer insanın şansı mı şanssızlığı mı diyelim bilmiyorum, bir yandan çok acı çekerken öbür taraftan da müthiş üretken olabiliyor insan. Freud, arkadaşı Fliess’e yazdığı bir mektupta bunu söylüyor “Benim bir şeyler üretebilmem için acılar içinde kıvranmam gerekir” diyor.

Şenol Ayla Gözlüyor bunu kendisinde.

Serol Teber Kendisinde gözlüyor, biliyor ve “İnan ki” diyor, “son birkaç gündür çok mutluyum ve tek bir satır yazmadım.”

Şenol Ayla Bu çok güzel. Çok ilginç. Çok mektup yazdığını biliyoruz değil mi Freud’un. Sadece Martha’ya değil, bir sürü insana bir sürü mektubu var.

Serol Teber Evet, yakınlarının tahminlerine göre Freud’un 15 ile 20 bin arasında mektup yazdığını b iliyoruz.

Şenol Ayla Bayağı bir zaman alacak bir uğraş, değil mi?

Serol Teber Buna rağmen inanılmaz derecede özen gösteriyor mektup yazmaya. Örneğin Martha’ya yazdığı mektuplarının ortalaması 12 sayfa. Binlerce binlerce mektup dedik, ama bunlar birkaç satır değil, üç dört sayfalık mektuplarına “çok kısa kesilmiş bir mektup” derler. En uzun mektup 28 sayfa kadardır. Ortalama 12 sayfadır bu mektuplar. Diğer arkadaşlarına yazdığı mektuplar da oldukça uzundur. Bunların 5 bin tane kadarı yayımlanmış, analiz edilmiştir, Freud uzmanları tarafından. Diğerleri de yazıldığı kişiler tarafından yayımlanmıştır, epeyce bir bölümü biliniyor. Freud mektuplarını o kadar özenli, o kadar güzel bir Almanca ile, o kadar güzel bir üslupla yazmıştır ki, yaşamının son yıllarına doğru ona Nobel edebiyat ödülü verilmesi rivayeti ortada dolaşmaya başlamıştır. Çünkü psikanalize Nobel verilmesi kesinlikle söz konusu olmadığı için, hâlâ hiçbir kurum tarafından benimsenmediği için bu tür “pornografi”, -tırnak içinde söylüyorum “pornografi” diye-, ama kendisinin de mutlaka ödüllendirilmesi gereği söz konusu, insanlık onuru adına, onun için mektuplarından dolayı edebiyat ödülü söz konusu edilmiş, o da verilemeyince 1930 yılında Goethe Ödülü verilmiştir kendisine Frankfurt’ta ve temel odaklanan nokta hem yapıtlarındaki nefis Almanca, nefis üslup, ama en çok da mektuplarındaki güzellik. Bu denli bir mektup yazma adeti vardır, yine çok, anlaşılması bugün bile çok kolay olmayan bir çalışkanlıkla… Evinin kapısının üstünde, kapının kenarındaki masanın üstünde tabii, bir defter vardır. Gelen mektuplar, yazılıp postaya atılan mektuplar diye ve o defter izlenebilir. Bugün elimizde…

Şenol Ayla Kayıt var yani…

Serol Teber Kayıtları var. Her mektubun yüzde doksanı aynı gün cevaplanıp postaya atılmıştır. Çok az bir bölümü ertesi güne kalmıştır.

Şenol Ayla Çok ciddiye aldığı bir iş.

Serol Teber Çok ciddiye aldığı bir şey. Ve pek çok arkadaşı Freud’a mektup yazarken onu üzmemek, onu ayrıca ekstradan yormamak için mektubun altına, “Üstat lütfen bu mektuba cevap vermeyiniz” diye not düşmek zorunda kalmışlardır.

Şenol Ayla Ama dinlememiş Freud herhalde.

Serol Teber Çoğu kez dinlememiş, tekrar mektup yazmıştır.

Şenol Ayla Bu bayağı bir vakit aldığına göre, bir günü nasıl geçiyordu? Freud’un, günlük hayatı nasıldı?

Serol Teber Gene bir cümlede bir başlık koyarsak “muhteşem bir monotonluk ve muhteşem bir yalnızlık içinde geçiyordu” diye tanımlarlar, hem kendisi hem de kendisini yakından tanıyanlar. Freud bir toplum insanı değildi.

Şenol Ayla Yalnız bir insan…

Serol Teber Yalnız bir insandı. Zamanının büyük bir bölümünü, hemen hemen tümünü evde geçirir. Evlerinin alt katını da muayenehane olarak kullanmaya başladıktan sonra, düşünün 46 yıl aynı odada aynı muayenehanede sabah 8’den akşam 10’a kadar, hiç durmadan çalışmıştır. Sabah saat 7’de kalkmış, soğuk duş almış…

Şenol Ayla Dakik galiba.

Serol Teber Çok dakik, yani rahatsız edecek kadar dakik... Soğuk duş almış, çok küçük bir kahvaltı ve 8’de ilk hastasını kabul ediyor, her bir hasta için 55 dakika, 5 dakikalık kendine bir düşünme zamanı, sonra ikinci hasta saat 13.00’e kadar bu sürüyor, tam 13.00’de öğlen yemeği yeniyor, ailenin bütün üyelerinin -çocukların da- hazır bulunduğu törensel yemeklerdir öğle yemekleri. Arada iki saat kadar kendisine dinlenme zamanı ayırıyor, bu arada notlarını düzeltiyor, küçük yürüyüşler yapıyor, ünlü purolarını alıyor. Ondan sonra saat 3’ten akşam 21.00-22.00’ye kadar tekrar hasta. Sonra akşam yemeği ve gün bitiyor. Bu haftanın altı günü aynı monotonluk içinde geçiyor. Cumartesi günleri akşamüstü bazı arkadaşları ile küçük kart oyunları, iskambil oyunları, pazar günü meşhur anne ziyareti, karın ağrıları ile başlayıp, biten anne ziyareti ve çok seyrek dışarıda yemek yemeler.

Şenol Ayla “65 yaşından sonra da”, diye yazıyorsun kitabında, “kendisine bir fincan akşamüstü kahvesi lüksü tanımış.”

Serol Teber Evet bu lüksü tanıyor kendisine. Bir fincan kahve içiyor.

Şenol Ayla Ama monotonluk kesin.

Serol Teber Kesin, çok monoton.

Şenol Ayla Freud’un yaşadığı mekân nasıldı?

Serol Teber Freud’un yaşadığı mekân -ne derler- anlatmakla bitmez. Mutlaka görmek lazım. Bugün o mekân tümüyle Londra’dadır, müze halindedir, imkânı olup Londra’ya gidenlere, kendilerine Freud müzesini seyretmek, gezmek lüksünü bahşetsinler derim. O kadar güzel, o kadar özenle donatılmış bir mekân, bir küçük müze. 3000’e yakın parça, kıymetli, çoğu orijinal ya da önemli bir bölümünü orijinal tanrıçalar, tanrılar, Çin vazoları, heykeller, küçük resimlerden oluşan bir müze. Cidden çok kıymetli bir müze olmuştur.

Şenol Ayla Narsist bir durum mu bu acaba?

Serol Teber Tabii tam da oraya gelecektim. Çok ünlü bir tanımlama bu iç mekânın oluşması ile ilgili, entelektüel yaşamının geliştiği bir tür ana rahmi niteliğinde bu iç mekân. Kişi kendini geliştirmek için, kendi beğendiği objelerden, heykellerden, resimlerden oluşturduğu bir mekânı oluştururken, o mekân da kendisini oraya kuran insana kendi damgasını vuruyor.

Şenol Ayla Yansıtıyor…

Serol Teber Yansıtıyor, ona göre o insanı üretiyor. İnsan o mekânı derleyip toparlıyor, ama o mekân da o insanı derleyip toparlıyor. Walter Benjamin’in tanımıyla “her iki taraf da birbiri üzerine parmak izi bırakıyor.” Zaten özel dedektiflik, ilerde konuşacağız, S. Holmes usulü dedektiflik bu iç mekânların oluşmaya başlamasından sonradır ki kamuoyunun gündemine gelmeye başlıyor.

Şenol Ayla Burada senin Bilimsel Bir Peri Masalı kitabında Freud’un fotoğrafı var. Gerçi bu Berggasse’deki fotoğrafı, ama Londra’daki fotoğrafları da var, gerçekten narsist bir bakışı içeriyor, o eserler arasında oturması.

Serol Teber Kesinlikle, çünkü o yapıtlar arasında ve 48-49 sene aynı mekânda oturuyor ve o mekânda oturmaya tahammül edebiliyor. Ayrı bir trajik boyutu da, Freud ateist olduğunu çok sık söylüyor. “Ben bir Yahudi ateistiyim” diye, yani kendisiyle dalga geçerek bunu söyleyebilme gücüne de sahip. Bir tek tanrıyı inkâr ediyor, buna mukabil 3000 tane tanrıcık ile aynı odada yaşıyor. Yani bir tanrıyı inkâr etmenin bedelini 3000 tanrı ile bütün gün bakışarak ödüyor. Bu da ayrı bir trajedisi.

Şenol Ayla Peki müzikle arası nasıl Freud’un?

Serol Teber Hiç yok. Herkesin çok dikkatini çeken bir şey. Freud’un edebiyata, sanata, resme bu kadar ilgi duymasına karşılık müzikle arası hiç mi hiç yok. Eve gramofon alınmasına tahammül edemiyor. “Freud’u müzik dinlemeye ikna etmek hemen hemen olanaksız” diyor Anna Freud.

Şenol Ayla Arası yoktan öte nefret ediyor sanki değil mi?

Serol Teber Nefret ediyor, ama günlük konuşmalarında, pek çok kişinin tanıklığını biliyoruz, müzik üzerine çok ciddi eleştiriler getiriyor, çok ciddi konuşmalar yapabiliyor. Müzik bilgisi var, ama dinlemeden var. Çok zorla, gerçekten çok çok zorla, Anna’nın ya da diğer çocuklarının zoruyla birkaç kez Viyana’da konsere gidiyor, tabii Don Giovanni ve Figaro’ya bir-iki kere gidiyor. Onun dışında başka bir operayla ya da konserle ilgilendiği pek bilinmiyor.

Şenol Ayla Teknoloji ile arası da kötü herhalde.

Serol Teber Çok kötü. Telefonun sesine bile tahammülü yok. Birkaç kere telefon çaldığı zaman kırmasın diye çocukları…

Şenol Ayla …üstüne yastık kapatıyorlar…

Serol Teber Gerçekten öyle, tam öyle. Üstüne yastık kapatıp sesini kısmaya çabalıyorlar ki telefon herhangi bir kazaya kurban gitmesin diye.

Şenol Ayla Gardırobu nasıldı Freud’un?

Serol Teber Freud’un gardırobunun çok mütevazı olduğunu, hep şık görünmesine karşın çok mütevazı olduğunu söylemek mümkün. Ancak birkaç takım elbise, ama hep tertemiz ütülü- sergilendiği kadarını gördüm- birkaç çift ayakkabısı ve birkaç takım iç çamaşırı var. 3-5 tane de bavulu var. Her an geziye gitmek için kullandığı deri, çok güzel bavulları var, Viyana’daki evinde.

Şenol Ayla Ayakkabı deyince çorap geldi aklıma benim. Çorapla ilgili bir anekdot var Freud’la ilgili.

Serol Teber Var, Freud’ların evinde 27 yıl çalışan hanımın -Paula’nın- anılarında yazıyor. Her gün yıkanmasına, her gün tıraş olmasına karşılık Freud’un ayak tırnaklarını hiç kesmediğini ve çoraplarının sürekli olarak delindiği ve evdeki hanımların, onun çoraplarını örmekten gına getirdiklerini söylüyor. Buna karşılık masasının üstü her zaman tertemiz, kalemlerin her zaman uçları açılmış duruyor fakat ayak parmaklarının tırnakları çok kötü durumda.

Şenol Ayla Bunun analizi de bir şekilde mümkündür herhalde ama…

Serol Teber …evet, ikinci bir Freud beklememiz lazım.

Şenol Ayla İçkiyle de arası yok, kokainle vardı, bahsettik, ama içki ayrı bir yerde.

Serol Teber Ayrı bir yerde. Çok az likör içtiğini, arada bir içtiğini ve gene yemeklerde çok seyrek olarak şarap içtiğini biliyoruz. İçkiden uzak durmasının, ısrarla, bilinçli bir şekilde uzak durmasının nedeni bilincini bulandıracak her şeyden uzak durmasından kaynaklanıyor ve bundan korkuyor. Bu temeldeki bir korkunun da yansıması. Bilinçsiz bir anında ağzından istemediği bir söz çıkacağı ya da istemediği bir harekette bulunacağı korkusu. Freud gibi diyasporada ya da sürgünde yaşayan insanların temel korkularından birini oluşturuyor. Freud’da bu var. Yaşamının son yıllarında çok ağır sancılar içinde kıvrandığı zamanlarda bile aspirinin dışında ağrı kesici hiçbir ilaç kullanmıyor Freud, ‘bilincim bulanır, olmayacak bir şey söylerim, olmayacak bir harekette bulunurum’ diye.

Şenol Ayla Ta ki son dönemlerindeki morfinin zorunlu kullanımına kadar.

Serol Teber O zorunlu, yaşamını noktalamak için.

Şenol Ayla Bu günün sonuna geldik. Haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Hoşça kalın.

 

17 Mayıs 2004 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

Didik Didik Freud’un kayıtlarını deşifre ederek bu metinleri yayınlamamıza olanak tanıyan dinleyicimiz Işık Ezber’e teşekkürlerimizle.

Didik Didik Freud II

Didik Didik Freud I