Bir adım ileri, bir adım geri

Diğer Program: 
Açık Gazete

Bir adım ileri, bir adım geri

20 Kasım 2012

Radikal

18 Kasım 2012

Neden bu ülkede temel insan haklarıyla ilgili reformlar hep yarım yapılır? Bu sorunun yanıtı, daha önce sorulması gereken başka bir soruda yatıyor. Neden bu haklar zorla, ölüm, kan, bağırış çığırış, itiş kakış, hapsetmeler, polis copları ve biber gazlarının gergin ortamında tanınır? Daha doğrusu tanınır gibi yapılır. Temel hakların tanınmasına karşı gösterilen bu devlet direnci nedeniyle, atılmak zorunda kalınan adım hep yarım bir adımdır. Bir eliyle verdiğini hemen öbür eliyle alma imkanı, hep reform girişimleri içine yerleştirilir.

 

Veririm de, alırım da

İktidarlar yarım yamalak tanıdıkları hakkı, “kimse istemedi, ben uygun gördüm verdim” kibiriyle sunarken, bunu geri almanın tüm mekanizmalarını da yasaya, kararnamaye, yönetmeliğe yerleştirmeyi ihmal etmezler.

Ceza yasası reformunda, Ceza Muhakemeleri Yasası reformunda, Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasası değişikliklerinde, defalarca değiştirilen Kamu İhaleleri Yasası’nda ve daha nice yasa değişikliklerinde bir adım atarken, yanında bir adım geri atılması, kapısını açık bırakan savunmacı zihniyeti hep karşımıza çıkardı. Bugün de çıkarmaya devam ediyor. Anadilde savunma hakkı, yasaların her zaman sanık aleyhine yorumlanması becerisiyle maruf egemen Türk hakimi zihniyetinin bazı mümtaz temsilcileri tarafından gasp edilmesi ve hükümetin buna ilgisiz kalması veya el altından bu tavrı desteklemesi sayesinde kangrenleşmişti. Bu hakkı talep edenlerin çoğunun da aralarında yer aldığı tutuklu sanıkların başlattıkları açlık grevleri kritik bir aşamaya gelince, Başbakan nihayet Adalet Bakanı’nın bu konudaki girişimlerine yeşil ışık yaktı.

İnisiyatif bende

Yürürlükteki yasaya küçük bir paragraf ilavesiyle, bu yasağın kaldırılacağı ilan edildi. Başbakan da bunun için bu kadar gürültü koparmaya gerek olmadığını, zaten partisinin 2023 projesinde bu hakkın tanınmasının yer aldığını söyleyerek, bu adımı bir zor karşısında değil, bütünüyle kendi inisiyatifleriyle attıklarını ima etti. Kendisinin bile doğruluğuna inanmadığını tahmin ettiğimiz (aksi takdirde vahim bir gerçeklik algısı yarılması var demektir) bu yoruma, isteyen inanıyormuş gibi yapar, isteyen yapmaz. Sorun, bu tavrın tam da yukarıda belirtilen reformların niteliğini belirlemesinde yatıyor.

Hükümetin meclise sunduğu kanun değişikliği teklifi, anadilde savunma sadece dil yetersizliğinden kaynaklanan sorunları telafi etmek için talep ediliyormuş gibi yapıyor. Bu kanun değişikliği teklifi, her şeyin yarım yamalak tanındığı, bir elin verdiği hakkı öbür elin almasının kapısının ardına kadar açıldığı sözde reformlara mükemmel bir örnek. Bu teklifin bakanlık bürokratlarından mı böyle çıktığını, yoksa hükümetin birçok üyesine ve Başbakan’a kabul ettirmek için mi bu cambazlıklara gerek duyulduğunu bilmiyoruz.

 

Kürtçe-Türkçe

Sonuçta, eğer bu haliyle meclisten geçerse, şimdikinden çok daha karmaşık sorunlara, mahkemelerde trajikomik sahnelere neden olacak bir “geri viteste atılmış ileri adım” bu. Sanık bir gün sorulara Türkçe cevap verecek, ertesi gün savunmasını yaparken Kürtçe konuşacak. Hakim ve savcının dediğini bir gün anlayacak, bir gün anlamayacak. Bu ay meramını Türkçe yeterince ifade ettiğine karar verilecek, gelecek ay Kürtçe. Aziz Nesin’i bile kıskandıracak bir mizah malzemesi yatıyor burada.

Bu geri viteste olma halinin ana nedenlerinden birini, bakanlık adına konuşan bir yetkilinin basında yer alan açıklaması aydınlatıyor. Yargılamanın sadece iki aşamasında değil de, bütününde bu hakkın verilmeme gerekçesini, bu durumda yargılamanın dilinin değişecek olmasıyla izah ediyor. Birincisi, hakim ve savcı da Kürtçe konuşmadığı sürece, sanığın tercüman aracılığıyla bütün yargı safhalarında kendini Kürtçe ifade etmesi, neden yargının dilinin değişmesi anlamına gelsin? Türkoloji profesörü bir Almanya vatandaşı, Türkiye ’de mahkemede sadece Almanca konuşunca, yargının resmi dili değişiyor mu? Meramını Almancadan daha iyi Türkçe anlatabilecek kadar Türkçe bilse dahi. İkincisi, Kürtlerin bu talebi esas olarak Kürtçenin idare ile olan ilişkilerde istenirse kullanılabilecek bir dil olmasıyla ilişkili. Kimse kafasını kuma gömmesin. Anadilde savunma da bu talebin bir parçası. Bu olguyu inkâr ederek bu sorunu çözmek mümkün değil artık. Beğenelim veya beğenmeyelim ama gerçek bu.

Getirilen değişiklik önerisi, bugüne kadar kendi yorumlarıyla sorunu giriftleştiren hakimlere, eskisinden daha geniş bir takdir yetkisi veriyor. Davanın uzaması gerekçesiyle bu hakkın sınırlı olarak kullanılmasını bile askıya alma yetkisi tanıyor. Gecikme son derece göreli bir kavram. Bazı hakimlerin marifetiyle bu haliyle değişiklik kabul edilirse, var olan durumdan çok daha geri bir durumun ortaya çıkacağını birçok hukukçu ifade etti. Bu noktada karşımıza Türk devlet bürokrasisinin, devlet geleneğinin her şeye, herkese potansiyel şüpheli olarak bakan tavrının damgasını buluyoruz yeniden. Türk kamu yöneticisi prototipinin taşıdığı varoluşsal bir endişe bu. Verilen hakkın suistimal edilmesi gerekçesiyle meşrulaştırılmaya çalışılan bir “gereğinden fazla hak tanıma” endişesi. “Kürtlere bu hakkı verirsek daha fazlasını isterler” kanaatiyle, bunu suistimal ederler, kötüye kullanırlar kanaatinin birbirini karşılıklı beslediği, şüpheci, savunmacı, endişeli geleneksel devlet tavrının mükemmel bir örneği bu küçük değişiklik. Bu bulamaca neoliberal dünyanın kamu hizmeti anlayışından bir kepçe katarsanız, tercümanı bulmayı, parasını ödemeyi de sanığın sırtına yükleme çözümünü üretirsiniz. Paran kadar ama zaman zaman anadilinde yargılanırsın derken hükümet, tercümanın seçimini de sanığa bırakarak, en liberal hukukçunun bile saçlarını diken diken edecek bir uygulama getiriyor. Burada da esas amaç, devleti herhangi bir resmiyeti olan Kürtçe tercümanı listesi oluşturma gereğinden korumak mı?

Aman dikkat edelim, iki dilli yargılamanın önü açılmasın! Aman anadilde eğitim hakkı telaffuz bile edilmesin! Aman, aman...

Peki biz Türkler, Türkiye’de Kürtlerin ne kadar, ne zaman ve nerelerde Kürt olabileceklerini tek taraflı tayin etme hakkını nereden alıyoruz?

Kategori: