"Çevreye Duyarlı" Büyük Şirketler ve Hayvanlar Üzerinde Yapılan Deneyler

"Çevreye Duyarlı" Büyük Şirketler ve Hayvanlar Üzerinde Yapılan Deneyler

31 Ocak 2018

Açık Yeşil'de bu hafta konumuz ağırlıklı olarak otomotiv sektöründe hayvanlar üzerinde yapılan deneyler hakkında çıkan haberlerdi.  Bu haberler, bazı büyük şirketlerin "yeşil badana" faaliyetleri ile yaratmaya çalıştıkları "çevreye duyarlı" imajlarını büyük ölçüde zedeliyor.

31 Ocak 2018 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Yeşil podcast servisi: iTunes / RSS

 

Ümit Şahin: 94.9 Açık Radyo’da Açık Radyo’da Açık Yeşil başlıyor, ben Ümit Şahin.

 

Ömer Madra: Ben de Ömer Madra.

 

ÜŞ: Ve destekçilerimiz Cihangir ve Ayfer Yalçınkaya’ya teşekkür ederiz. Bugün ikinci Volkswagen skandalı denebilecek olayla başlayalım, sabah Açık Gazete’de de değindiğiniz. Bu çok ilginç, biliyorsunuz Volkswagen Almanya’nın en büyük ve dünyanın da aslında en büyüklerinden biri olan otomotiv firması. Geçen sene büyük bir skandalla ortaya çıkmıştı; dizel araçlarından yayılan özellikle azot oksitleri, yani havayı kirliliğine neden olan ve ciddi insan sağlığı sorunlarına neden olan kanserojen, vs. bir gazın miktarını az gösterecek bir cihaz takıp...

 

ÖM: 2015’te.

 

ÜŞ: 2015’te değil mi, 2 seneyi geçti, bir cihaz takıp laboratuvar testi sırasında yoldakinden daha az kirlilik yarattığını sahte bir şekilde gösterdiği, yıllarca bu şekilde dizel üretimini sanki dizel temizmiş gibi sürdürdü.

 

ÖM: Bütün dünyayı da aldatarak, çocukları başta olmak üzere insanları da ekstradan ölüme mahkum ederek.

 

ÜŞ: Bu gaza maruz bırakarak böyle bir skandal ortaya çıkmıştı, sonra bundan dolayı ceza yediler, hatta bu işten sorumlu olan kişi içeride galiba şu anda, onu kontrol etmedim. Bir kişi ceza aldı, özür üzerine özür dilediler falan.

 

ÖM: Bunu açığa çıkaran kişilerden biriyle de burada Peter Morg’la iki defa konuşma yapmıştık. Onları da belki yayınlarız tekrar.

 

ÜŞ: Şimdi bütün bunlar böyle, Volkswagen bu arada imaj tazelemek için elektrikli arabalara yatırım yapmaya karar verdi, batarya teknolojisine şu kadar para yatırdı falan gibi çok çevreci bir firma olarak ‘yeşil badana’ yapma çabaları içerisindeyken bir skandal daha patladı. Bundan 5 gün önce Cuma günü New York Times gazetesinde çıkan bir habere göre bir kuruluş ismi de şöyle European Research Group on Environment and Health in the Transport Sector yani Ulaşım Sektöründe Çevre ve Sağlık Üzerine Avrupa Araştırma Grubu isminde böyle tam müthiş bir tarafsız görüntülü ismi olan...

 

ÖM: Beyaz üniformalarıyla arı gibi çalışan genç bilim adam ve kadınları...

 

ÜŞ: Özellikle bilim adamları olacak İsviçreli ya da Alman. Bunlar bir lobi grubu kurmuşlar, lobi teşkilatı, kurucuları Volkswagen, Daimler yani Mercedes otomobilini üreten, BMW, bir de Bosch.

 

ÖM: Bayerische Motoren Werke

 

ÜŞ: Bir de Bosch var ama.

 

ÖM: Öyle mi?

 

ÜŞ: Bosch’u da unutmamak lazım, o da yedek parça imalatçısıymış, o da işin içinde. Bu dördü 2008 yılında bu kuruluşu kuruyorlar ve bu kuruluşun amacı dizelden çıkan kirleticilerin sağlığa zarar vermediği konusunda kamuoyunu ikna etmek, ikna edici bir takım bilimsel araştırmalar yürütmek. Tabii amaç açıktan böyle gerçeği çarpıtmak olunca sonuçlar da doğal olarak pek parlak olmuyor. Bunların neler yaptığı da tam belli değil, yani bu kuruluşu ne gibi sahtekarlıklar yaptı bunun hepsini bilmiyoruz. Sadece iki tanesi ortaya çıktı. İlk ortaya çıkan NY Times’da geçen hafta yayınlanan haber, 2014’de Amerika’da New Mexico’daki bir laboratuvarda maymunlar üzerinde, 10 tane maymunu odalara kapatıp içeriye saatlerce egzos dumanı üfleyip bu arada da sıkılmasınlar diye çizgi film seyrettiriyorlarmış hayvanlar! Sonra bunların akciğerlerinde ne gibi değişiklikler oldu falan diye test yapmışlar.* Bu NY Times’ın haberinde ortaya çıkınca tabii ortalık fena halde karıştı. Önce bence en sahtekarları olan bu açıklama serisinde kimin en sahtekar olduğu sıralamasını yaparsanız bence BMW en sahtekarı çünkü tamamen inkar etti “bizim bu işle hiç alakamız yok!” diye.

 

ÖM: “Bu söz konusu çalışmalara biz katılmadık” diyor.

 

ÜŞ: Mercedes “biz bu araştırmayla aramıza mesafe koyuyoruz” dedi ne demekse! Ne demek bu? Yani önceden yakındık şimdi mesafe mi koyuyoruz demek istiyor? ‘Çok kötü bir çalışma, hiç böyle şeyler yapılmaması lazım, asla tolore edilemeyecek şeyler’ falan gibi bütün bunlar kınıyorlar çalışmayı.

 

ÖM: “Dehşete düştük, ne kadar kötü deneylermiş?” diyor Daimler sözcülerinden biri.

 

ÜŞ: O yüzden Mercedes Daimler’i ikinci sıraya koyuyorum, Üçüncü sıraya da Volkswagen’i, muhtemelen işin başını asıl çeken o ama onlar özür diliyorlar “yahu hiç böyle bir şey yapmamak gerekiyordu. Bu hayvan haklarına, etik standartlara son derece aykırıdır” falan diye 3 numaralı sahtekar olarak, Bosch da tamamen inkar etmiş, o da ayrı bir hikaye. Bosch da bu arada çevrecinin önde gidenidir, yani dünyanın en çevreci geçinen firmalarından biridir, yani ‘yeşil badana’nın üstadı! Türkiye’de de bayağı çevre örgütlerini falan desteklerler bu faaliyet çerçevesinde. Neyse bunları inkar ediyorlar. Şimdi gelelim inkar kısmı ne kadar doğru? Son derece basit bir şeye gidip baktığınız zaman Spiegel dergisinde çok detaylı bir şekilde bu işin nasıl başladığı 2017’de, işin başında kimlerin olduğu falan yazıyor. Çok özetle şu, 5 kişilik yönetim kurulu bu lobi kuruluşunun, Avrupa Araştırmalar Grubu’nun 5 kişilik kurulunda Volkswagen, Daimler, BMW ve Frapport diye şirketin birer temsilcisi ve başında da Prof. Günter Zimmermaier diye bir adam var. İşin en çarpıcı noktalarından bir tanesi bu, bir tane de bilimsel danışma kurulu var bu kuruluşun, bunun başında da toksikolog Helmut Graim var. Helmut Graim kim diye kısaca bir tarama yaptığınız zaman bu kişinin geçen sene Monsanto’nun bu glifosfat deneyleri konusunda aklanması için lobi yaptırtan aynı kişi olduğu, yani o lobi kuruluşunun başındaki toksikolog da bu arkadaşmış. Yani profesyonel bir, bunlara ne demek lazım? Şarlatan mı demek lazım, yani profesyonel bir şekilde gerçekleri çarpıtmak üzere şirketlerden para alan bilim insanı kılığındaki kişiler bunlar ve toksikolog. Bu toksikolog meselesi çok ilginçtir, Türkiye’de de var böyle insanlar, toksikolog şeyini kullanıp ilaç şirketlerine ya da bu tür otomotiv şirketlerine danışmanlık yaparak, hatta Türkiye’deki bir tanesi mesela altın madenciliğine toksikolog sıfatıyla göğsünü siper etmişti yıllar önce isim vermeyeyim ama.

 

ÖM: Peki haberin devamı da var değil mi yoksa bitirdin mi?

 

ÜŞ: Var tabii maymunlardan sonrası da var, bir de insanlar var.

 

ÖM: Onu da unuttuk zannedecekler!

 

ÜŞ: Yok yok, yavaş yavaş gidiyorum tadını çıkararak. Bu yetmiyormuş gibi

 

ÖM: Maymunlardan kastın orangutan mı acaba, dünyanın en zeki hayvanları?

 

ÜŞ: Yok orangutan olsa orangutan yazar ‘monkey’ diyor.  Bunlar deney hayvanı olarak kullanılan maymun.

 

ÖM: Yağmur ormanlarından filan getirilmiş ya da Kongo ormanlarından.

 

ÜŞ: Belki deney hayvanı olarak özellikle üretiyorlardır, onu da bilmiyorum. Yani Alman çevre bakanı falan “bir canavarlık, dehşet içinde kaldım!” filan diyor ve bu arada bütün bu otomotiv şirketlerinin açıklamalarına bakarsanız hiç haberleri yok bu olan bitenden, hiç bilmiyorlar.

 

ÖM: “Dehşete kapıldık!” diyorlar.

 

ÜŞ: Bu yönetim kurulu ne iş yapıyormuş, araştırmaları önceden görmüyor muymuş? Bu çok saçma tabii. Bir başka şey de işte bu insanlar meselesine gelelim, insanlar üzerine yapılan çalışma ise Amerika’da değil Almanya’da yapılmış. 25 kişi ofislerinde saatler boyunca düşük dozda azotdioksite maruz bırakılarak –bu da 2014 ya da 2015’te, bakıyorum Deutsche Welle’de 2012 ile 2015 arasındaki bir zamanda diye tam spesifik vermemiş, başka bir yerde galiba 2015 olduğu yazıyordu- böyle bir çalışma yapmışlar. Yani insan deneyi yapmışlar! Ve hiçbir şey olmamış ama o da önemli. Yani kendilerini böyle savunuyorlar! Yani böyle bir deney yapıldı ama insanlarda herhangi bir solunum fonksiyonu, çok titiz bir deney yapılmış, bu da şöyle otomotiv firmaları zevahiri kurtarmak için inkar ediyorlar ya da özür diliyorlar ama araştırmayı yapan Aachen üniversitesindeki ekip inkar da etmediği gibi savunuyor: “Ne olmuş yaptık, gayet de güzel bir araştırmaydı” falan diyorlar.

 

ÖM: Aachen Üniversitesi'ni de tebrik ediyoruz.

 

ÜŞ: Thomas Craus...

 

ÖM: Bu araştırmada o 25 kişiden izin alıyorlar mı, söylüyorlar mı kendilerine?

 

ÜŞ: Arada ödemişlerdir kesin, o yazmıyor ama kesin ödemişlerdir.

 

ÖM: Benim tahminim göçmen oldukları.

 

ÜŞ: Olabilir, bilmiyorum o ayrıntı yok.

 

ÖM: Paraya çok ihtiyacı olan bir kesimden gelmiş olmaları insanlığın yerlerde sürünmesinin son kademesi olması muhtemeldir. Yani yorum bu tabii tamamen benim fikrim.

 

ÜŞ: Deutsche Welle de şeyi hatırlatıyor açıkça, Deutsche Welle’de bir yorum yazısı var “Alman otomotiv endüstrisi yerlerde sürünüyor” diye adam yazmış ve nazi deneylerini hatırlatıyor açıkça.

 

ÖM: Ben de onu diyecektim, bu Helmut Graim’in Joseph Mengele ile bir akrabalığı olması düşünülebilir yani.

 

ÜŞ: Düşünsel bir akrabalığı olabilir en azından, gayet soğukkanlı bir şekilde bu deneyleri dizayn ettiğine göre.

 

ÖM: “Sizi şu odaya alayım, size biraz azot vereceğiz, azotoksit..!”

 

ÜŞ: Ama en azından bunlar para ödüyorlardır deney için, yani nazilerden bir gömlek daha iyi oldukları söylenebilir! Ama gerçekten etik komiteden nasıl geçtiği de apayrı bir şey çünkü en ufak bir araştırma yapacak olsanız, biliyorsunuz üniversitelerde önce etik komiteye veriyorsunuz, etik komite bırakın insan deneyi olmasını, en ufak bir çıkar çatışması olduğunda, vs. kılı kırk yarar, yani zor verir size bu izni falan. Almanya’da da bu etik komiteden bahsediliyor, gayet bağımsız bir etik komite var, başında bir profesör, hatta halk temsilcisi falan var komitede, gayet güzel kurulmuş bir sistem. Nasıl etik komiteden geçiyor? Muhtemelen geçmiyor bu çalışmalar komiteden, yani etik komiteye sokmadan bir insan deneyi yapabiliyorlar. Bunu da şöyle savunuyorlar “canım ilaç araştırması da insanlar üzerinde yapılmıyor mu?” İlaç araştırması yapmak başka bir şey bir toksit maddeyi insanda denemek başka bir şey. Bu resmen bir grup insanda,

 

ÖM: Hayvanda da denemek

 

ÜŞ: hayvanda, yani hayvanda denemek en azından ‘yasal’ şu anda, yani hayvan deneyleri yasal, onun da katı şartları var falan, bence etik değil, yasaklanmalı falan ama en azından yasal ama insan deneyi yapmak

 

ÖM: Bu nazi işte!

 

ÜŞ: İllegal yani! Bir ilaçla nasıl karşılaştırırsınız bunu? İlaç deneyini insan üzerinde yapana kadar bir sürü aşamadan geçmeniz gerekiyor zaten, bunu nasıl olup da yani siyanür, “çok düşük dozda siyanürü size verelim bakalım 20 kişiye bir şey oluyor mu?” demekten bir farkı yok.

 

ÖM: Yok tabii, hatta belki de siyanürden daha bile etkili olabileceğine dair şeyler de var yeni, son araştırmalarda bu hava kirliliğiyle ilgili. Mesela bir şey okudum maalesef yok o not ama akli, zihnen sorunları olan insanlarda tamamen öldürücü sonuç veriyormuş hava kirlenmesi. Yani öyle bir bağ bulunmuş yeni, Lancet gibi çok önemli ve saygın bir sağlık dergisinde gördüm, yani ona atıf yapan Guardian haberinde gördüm.

 

ÜŞ: Yani hava kirliliği zaten son dönemin en büyük çevre ve insanlık problemi haline gelmiş durumda. Mesela yeni bir haberde, Hindistan’da 1 yıl içinde 5 yaş altı 47 milyon çocuğun normal kabul edilebilir standartların iki katı yüksekliğinde PM10’a maruz kaldığı açıklandı.

 

ÖM: Ana rahmindekiler de dahil buna tabii? Çok acayip bir şey.

 

ÜŞ: Bu 47 milyon’a dahil mi emin değilim.

 

ÖM: Ben de bilmiyorum.

 

ÜŞ: Onlar da etkileniyor tabii ama 5 yaş altı 47 milyon çocuk!

 

ÖM: Peki bütün bu araştırmalar yapılırken Almanya’da bu Mengelevari nazi soğukkanlılığıyla yapılan araştırmalarda başbakan kim?

 

ÜŞ: Angela Merkel.

 

ÖM: Peki o kimdi? Daha başbakan olmadan önceki görevi neydi?

 

ÜŞ: Alman çevre bakanı.

 

ÖM: Ya ne güzel, bu çevre bakanlarına hayranım ben! Dünyanın en ‘yeşil’ kadını ve siyasetçisi diye geçiyor.

 

ÜŞ: Vietnam’ın başkenti Hanoi mesela Reuters’de çıkan bir habere göre 2017 yılında temiz olan sadece 38 gün görmüş. Yani 365 günün sadece 38’inde hava standartları içindeymiş, %10 civarında.

 

ÖM: Ama kalkınıyor ve büyüyor! Onu da dikkate almak gerekir.

 

ÜŞ: Üstelik büyük bir kısmında yıl ortalaması kabul edilebilir standartların 4 kat daha kirli olduğu bir yerden bahsediyoruz. Hani şimdi bunu deyince sanki biz çok temiz bir yerde yaşıyormuşuz gibi de olmasın, hemen hava izleme web sitesini açayım, mesela şu anda ben Nefesiniz Cebinizde aplikasyonu var cep telefonlarına indirilebilen Türk Toraks Derneği’nin, herkese de tavsiye ediyoruz bunu; ‘Nefesiniz Cebinizde’ diye yazdığınızda bütün modellere cep telefonlarına uygun bir şekilde indirebiliyorsunuz. Buradan size sınırı geçtiği zaman kirlilik uyarı da geliyor, yani bulunduğunuz yeri işaretliyorsunuz en yakın istasyonu, uyarı geliyor. Mesela İstanbul Beşiktaş’ta dün akşam saat 8 civarında 86 tespit edilmiş PM10’da, bunun biliyorsunuz maksimum 50 olması lazım, şu anda 44 mesela.

 

ÖM: O da aslında 50 de değil daha düşük olması lazım.

 

ÜŞ: 50’nin altında olması iyi olur tabii, hadi 50’yi kabul edelim 86 imiş, dünkü raporu çıkartamadım nedense, orada bir problem var ama bir gün önce 29 Ocak’ta Aksaray’a bakayım dedim. Aksaray genellikle biraz daha kiri oluyor İstanbul Aksaray istasyonu, gece yarısı bir ara 231’e çıkmış! Yani maksimum gördüğü rakam 2312 mg’a kadar çıkmış.

 

ÖM: %400’den fazla yani?

 

ÜŞ: Çok yüksek yani 231 çok çok yüksek. 100’ü geçtiği zaman zaten gözle görürsünüz neredeyse “hava bugün de çok kirli” falan dersiniz.

 

ÖM: Şu anda kaç?

 

ÜŞ: Şu anda Beşiktaş 44 mg. Bu biraz havanın durgunluğu, rüzgarla, vs. ile de ilgili, kirleticilerle de ilgili. Bunun PMO’nun kaynağı büyük ölçüde şu anda trafik belli yerlerde, belli yerlerde de tabii ısınmada kullanılan kömürün de çok büyük etkisi var ya da sanayi varsa, sanayinin de etkisi var ama sonuçta fosil yakıt kullanılması tabii.

 

ÖM: Türkiye’deki çevre ve şehircilik bakanlığı da –oxymoron olarak- proje kapsamında dünya çapında bir şeye imza atmış ve üçüncü hava limanına eklenecek liman projesi için, eklendi bu, 15 bin metrekare ilave dolgu alanı yapılıyor, kıyı dolgu projesi. Muazzam bir şey yani 15 bin metrekare alan.

 

ÜŞ: ÇED?

 

ÖM: “ÇED’e gerek yok” demiş, çevre bakanlığı söylüyor bunu! Çevreyi koruma, çevre gerekli mi? Peki çevre bakanlığına göre çevre diye bir şey gerekli mi?

 

ÜŞ: Çevre ve şehircilik bakanlığının son zamanlardaki en çok yaptığı iş zaten ‘ÇED gerekli değil’ vermek oldu. Aşağı yukarı yaptığı iş bu, yani kendi gereksizliğini ilan ediyor sürekli çevre ve şehircilik bakanlığı maalesef.

 

ÖM: Yalnız mesela çok ağır bir şey varmış, dosyanın çevresel etkiler bölümünde, dolgu sırasında oluşacak bulanıklık ışık geçirgenliğini azaltacağı için hitoplanktonik dediği organizma ki bu hitoplankton denen şey bütün beslenme zincirinin en alttaki, en temel halkası, bitkisel planktonlar, küçük mikroorganizmalar. “Bunların gelişimi açısından istenmeyen bir durum yaratacaktır” diyor. Dosyada böyle bir şey de var yani. Hayat ölecektir orada diyorlar.

 

ÜŞ: Kanal İstanbul’a ÇED gerekli mi? Yapılacak mı ÇED?

 

ÖM: Kaldırıldı, iki gün yürürlükte kaldı ÇED’imsi bir şey

 

ÜŞ: ÇED yapılacak yani? Bence hiç gerek yok!

 

ÖM: Yok canım!

 

ÜŞ: Bence hiç gerek yok Kanal İstanbul için ÇED yapmaya çünkü Kanal İstanbul’un ÇED’i yıllar sürer yapmak isteseniz. Gerçek bir ÇED yapmak için bayağı uğraşmanız lazım. Ona da zaman yok yani o kadar bekleyemeyiz, bir an önce Kanal’ı açmak gerekiyor.

 

ÖM: 4 yıl filan. Cumhuriyet gazetesinde Hazal Ocak’ın iki günlük çok kapsamlı bir şeyi vardı, onu da takip etmek, belki daha sonra tekrar üzerinde durma fırsatı bulabiliriz. Bu dünya çapında bir faciaya yol açacağı, yani şöyle basit şeyler konuşuluyor, bir tek örnek vereyim bütün koca raporu buraya yatırmaya lüzum yok ama dünya çapında konuştuğu ya da işte Türkiye çapında uzmanlardan bir tanesi basit bir cümleyle ifade etmiş “Marmara denizi ve İstanbul yok olacaktır” diyor. Bu kadar basit bir cümleyle almış yani, bunu söyleyen bir profesör.

 

ÜŞ: Ama lazım, inşaat yapmak lazım, kazmak gerekiyor, onu da akıldan çıkarmamakta fayda var.

 

ÖM: Büyük bir rant geliyor tabii. Milyonlarca insan daha mevcut nüfusuna katılacak İstanbul’un. İşte deniz dibi canlıları üzerinde yıkıcı etki, inşaat sırasında habitat bozulmaları, “sağlıklı deniz ekosistemi tekrar kurulacak, merak etmeyin!” demiş ama yani!

 

ÜŞ: Birkaç yüzyıl içinde değil mi?

 

ÖM: Evet ama projenin kendisi 100 yıllık zaten en fazla. Deneyler demişken ben de bir ufak ilavede bulunayım izninle, insanlar üzerinde deneyler. Sen bir doktor olarak dikkatli bir şekilde takip ediyorsundur herhalde, ABD’de bütün servislerin başına o konunun en büyük uzmanları ya da düşmanları getiriliyor, en büyük çevre düşmanı, çevre ve iklim düşmanı. Burada da Alex Azar diye birisi geldi şimdi sağlık ve insanı hizmetler bakanlığına. Eski İlailili ilaç şirketinin CEO’suymuş kendisi.

 

ÜŞ: Çok önemli bir kariyer evet.

 

ÖM: Yeryüzünün en büyük şirketlerinden bir tanesi ve Cialis imal ediyor ve çok karlı tabii, cinsel gücü arttırdığı bilinen ‘erectial disfunction’ dedikleri, onu patenti bitmek üzereyken uzatmak için yeni bir takım ek şeyler istiyorlarmış, ben mekanizmayı iyi bilmiyorum ama uzatılabiliyormuş böyle bitmek üzere olan patent. Onun için de çocuklar üzerinde denemeye başlamışlar.

 

ÜŞ: A ne güzel!

 

ÖM: Evet. O sırada işte İlailili’nin başındaymış, o operasyonların başındaymış, şimdi onu sağlık ve insan hizmetlerinin başına getirdiler. Nasıl?

 

ÜŞ: Bu ‘general surgeon’ mu oluyor yoksa?

 

ÖM: Yok, Departmant of Health and Human Services’ın başı. ‘General surgeon’ da sağlık bakanlığına evet

 

ÜŞ: Daha bir kişiden oluşan

 

ÖM: Bu o bütün departmanın başına gelmiş ‘sağlık ve insani hizmetler’ güzel değil mi?

 

ÜŞ: Çok güzel! Bitirirken 3 haftadır veremedik bir türlü bu haberi, bu araştırmayı çok kısa verelim sonra belki detaylarına gireriz. İlginç bir araştırma yayınlandı, iklim değişikliğiyle mülteci meselesi arasındaki, göç meselesi arasındaki bağlantıya dair. Aslında hakikaten bayağı metodolojiye girmek lazım çünkü gayet ilginç bir araştırma ama sonra vakit fırsat olmaz bir kısa özet vereyim. Çok ilginç bir çalışma dizaynı yapmışlar, bir grup araştırmacı Kolombia üniversitesi ağırlık bir grup, Avrupa Birliği’ne yapılan sığınma başvurularının, yani sığınmacı olarak başvuru yapanları toplamışlar. OECD ülkesi olmayan ülkelerden yani toplam 103 ülkeden 2000-2014 yılları arasında, çok da geniş bir aralık, yılda 351 bin sığınma başvurusu geliyormuş. Bunların aralarında Afganistan, Irak falan önde gidiyor ama Afrika ülkeleri falan da var. Bir model kurmuşlar ve geldikleri ülkelerdeki sıcaklık artışı normalden daha sıcak ve daha soğuk olma durumuna göre iklim değişikliğinin o ülkelerde yaptığı etkiyle sıcaklık üzerinden, oradan gelen sığınmacı sayısı, başvurusu sayısı tabii kabul edilenler değil, başvuranların sayısını analize koymuşlar ve ilişki çıkmış.

 

ÖM: Korelasyon bulunmuş yani?

 

ÜŞ: Evet. İklim değişikliğinden fazla etkilenen ülkelerden daha fazla sığınmacı başvurusu geldiği ortaya çıkmış. Tabii bunu yaparken bir sürü başka değişkeni kontrol ediyorlar filan detaylı bir şey bu ama

 

ÖM: Suriye’yi de

 

ÜŞ: Evet Suriye olsun, diğer ülkeler olsun bütün ihtiyat paylarını koyuyorlar araştırmayı anlatırken ama gerçekten bir ilk adım olarak önemli bir araştırma çünkü daha önce ülkelere bakılıyordu; şu ülkede durum ne, bu ülkede durum ne? Ama burada 103 ülkeyi tek bir yere koyduğunuz zaman araştırmaya koyduğunuz zaman sonucun da daha anlamlı olma ihtimali yükseliyor.

ÖM: Metodoloji son derece ilginç.

 

ÜŞ: Son derece ilginç bir metodoloji ve resmi rakam üzerinden gidiyorlar tabii yani orada bir yanılma payı pek yok sığınmacı başvuru sayısı falan. Yani şöyle bir tahmin değil, şu ülkeden şu kadar göçmen geldi gibi bir tahmin değil, bayağı AB’deki kayıtlar üzerinden gidilmiş.

 

ÖM: Termometre de belli.

 

ÜŞ: Termometre de belli, son derece ilginç bir dizayn. Bunu belki daha sonra biraz daha araştırayım bunun üzerine tekrar konuşma şansımız olur. Zamanı yine biraz aştık gelecek hafta görüşmek üzere hoşça kalın!

 

ÖM: Hoşça kalın!

***

* Ümit Şahin'in metne programdan sonra eklediği bir not: Programda değinmeyi atlamışız ama buraya eklemek gerek. Üstelik bu deneyi yaparken bir de kirletici miktarını istedikleri gibi, yani az kirletici verirken çok vermiş gibi gösteren, daha önceki skandalın başrolündeki defeat device denen aleti kullanmışlar. Katmerli sahtekarlık yani.