Temmuz 2016

Bağlı olduğu dosyalar: 
2016'nın Ardından

Temmuz 2016

28 Aralık 2016
Reuters

15 Temmuz akşamı saat 10 sularında internette yayılan görüntüler İstanbul ve Ankara sokaklarında yolunda gitmeyen birşeyler olduğunu gösterir gibiydi. İstanbul’da olanca akışıyla devam eden trafiğin ortasında Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin askerler tarafından trafiğe kapatıldığı, aynı dakikalarda Ankara’da askeri uçak ve helikopterlerin alçaktan uçuş yapmaya başladığı yolunda haberler gelmekteydi.

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

" Şu anda tabii ki bir hukuk devleti hukuku değil, bir olağanüstü durum hukuku uygulanıyor. Yani, şu anda hükümet, darbecilerin yapacağı hukuku, darbeci olduğunu düşündüğü çevrelere karşı uyguluyor kısmen. Zaman içinde bunu çok daha geniş bir çevreye de yayabilir."

Yazar ve akademisyen Ahmet İnsel, başarısız askeri darbe girişiminin ardından Türkiye'deki "yeni" hukuki durumun analizini yapıyor. (Açık Radyo)

*

2016 yılında “Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir” atasözüne hiç uymayan bir Temmuz ayı yaşadık.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW), Güneydoğu'da yapılan operasyonlar ve ‘abluka’ sırasında sivillere yönelik hak ihlallerinin soruşturulmasının hükümet tarafından engellendiğini rapor ettiği günlerde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personel Kanunu’nu onaylamaktaydı.

14 Temmuz’da, ülke tarihini kökünden sarsacak kanlı darbe girişiminden bir gün önce imzalanan yasa, terörle mücadele eden güvenlik güçlerini koruma altına alıyor, Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanları’nın yargılanmasını Başbakan iznine bağlıyordu. İllerde TSK personelinin görevlendirilmesi halinde koordinasyon, işbirliği ve gözetim valiler tarafından yerine getirilecekti. Ama komuta, sevk ve idare, askeri birliklerin en kıdemli komutanında oluyordu.

İmzadan bir gün sonra valiler ve komutanlar modern Türkiye tarihinin en karanlık ve kanlı karşılaşmasına geliyordu.

15 Temmuz 2016 gecesi, Boğaziçi Köprüsü

15 Temmuz akşamı saat 10 sularında internette yayılan görüntüler İstanbul ve Ankara sokaklarında yolunda gitmeyen birşeyler olduğunu gösterir gibiydi. İstanbul’da olanca akışıyla devam eden trafiğin ortasında Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin askerler tarafından trafiğe kapatıldığı, aynı dakikalarda Ankara’da askeri uçak ve helikopterlerin alçaktan uçuş yapmaya başladığı yolunda haberler gelmekteydi.

Atatürk Havalimanı’nda operasyonlar tamamen durmuş, zırhlı askeri araçlar ve kiminin altında pijamaları olan askerler tarafından Havalimanı’nın yolu kesilmişti.

Yol kesen askerin “ordunun yönetime el koyduğunu” gelip geçen araçların sahiplerine bağırarak anlatmaya çalıştığı saatlerde ilk tepki, gelişmeler üzerine NTV yayınına katılan Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamasıyla geldi.

“Kalkışma ihtimali üzerinde duruyoruz. Bu girişime izin verilmeyecek. Buna darbe demek mümkün değildir. Bu çılgınlığı yapanlar bedelini en ağır şekilde ödeyecek. Demokrasiden asla taviz verilmeyecek. Askerin içindeki bir grubun kalkışması söz konusu. Güvenlik güçlerimiz harekete geçti”

Açıklamanın ardından, darbe girişimi ortaya çıkınca Ankara Emniyet Müdürlüğü tüm polisleri göreve çağırdığı sırada Gölbaşı ilçesindeki Polis Özel Harekât Eğitim Merkezi Türk Hava Kuvvetleri’nin savaş uçaklarıyla vuruluyor, İstanbul'da Bağdat Caddesi’nde Kara Kuvvetleri’nin tankları ilerliyor, askerler Taksim Meydanı’nda konuşlanıyor ve TRT’nin yayını karartılıyordu.

Kendilerine “Yurtta Sulh Konseyi” adını veren cuntacılar darbe girişimi sırasında, en ağır saldırılardan birini TBMM'ne karşı gerçekleştirmişti. Meclis binası savaş uçakları tarafından aralıklarla 3 kere ağır şekilde bombalandı. Saldırıda ikisi ağır 12 polis yaralandı. Darbe girişiminin duyulmasının ardından milletvekilleri de Meclis'e geldi. Bombaların atılmasıyla birlikte can güvenlikleri tehlikeye giren vekiller sığınaklara indi.

Milli İstihbarat Teşkilatı binasının savaş helikopterleri tarafından tarandığı, Genelkurmay Başkanı’nın rehin alındığı, darbecilerin "Polise ve halka ateş açın" diye birbirleriyle cep telefonlarından “Whatsapp” denilen uygulama üzerinden yazıştığı bu korkunç, korkunç olduğu kadar da tuhaf darbe girişimin kırılma noktası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın henüz darbeciler tarafından basılmamış olan CNN Türk'te FaceTime uygulaması aracılığı ile millete yaptığı çağrı olacaktı.

Muhalefet partilerinin hiçbirinin destek vermediği darbe girişimine, Cumhurbaşkanı’nın çağrısı ile sokaklara dökülen halk ve girişime katılmayan Ordu’nun büyük kısmı sayesinde girişim birkaç saat içinde savuşturuldu. Ama oldukça büyük ve kanlı bir bedel ödenerek.

Kanlı darbe girişimi sırasında 62'si polis, 5'i asker, 173'ü de sivil olmak üzere toplamda 240 kişi darbeciler tarafından öldürülmüş, 100’ün üzerinde darbeci asker de bu başarısız deneme sırasında hayatını kaybetmişti. Darbecilerin cenazelerinin defnedilmesi bile dert olacak, sorun yaratacaktı.

“Hainler mezarlığı” kurulması, idam cezasının geri getirilip geriye dönük olarak yürürlüğe konması yolunda haykırışlar henüz yeni yeni yükselmeye başlarken, “kimin eli kimin cebinde”, “kim, kimi, kiminle, nerede...” sorularına cevap aramaya başlamak biraz daha vakit alacaktı. Çünkü, yetkililerin dediklerine göre, darbe girişimi henüz atlatılamamış, sadece savuşturulmuştu ve fakat halkın sokaklarda kararlı bir şekilde tutacağı demokrasi nöbetleriyle o da atlatılacaktı.

Temmuz ayının en sıcak günlerinde insanlar sokaklarda demokrasi nöbetinde, emniyet güçleri fazla mesaide, devlet memurları kesilen izinler yüzünden dönüş yollarında, yetkililer ise hep bir ağızdan nefret ve teşekkür seremonilerindeydi.

Genelkurmay Başkanlığı darbe girişiminin ardından ilk kez bu girişimle ilgili bir açıklama yaparak halka teşekkür etmiş, TBMM bütün temsilcileriyle darbe girişimine karşı yayınladığı ortak bildiride "Bugün olduğu gibi gelecekte de milli iradeye, Gazi Meclis'e uzanacak her el, karşısında TBMM'nin çelikten iradesini bulacaktır," diyerek onu takip etmiş, darbe girişimi sırasında ezanla başlayıp, uzun süre devam eden selaların eşliğinde, aralarında Diyanet İşleri Başkanı Profesör Görmez, İstanbul Rum Ekümenik Patriği Başepiskopos Bartholomeos ve Türk Musevi Cemaati Hahambaşı Haleva'nın da bulunduğu din adamları darbe karşıtı ortak bildiri ile tepkiler zincirine son halkayı eklemişti.

Ne Milli İstihbarat Teşkilatı, ne polis teşkilatı, ne de ordu! Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisini darbe girişiminden haberdar eden ismin eniştesi Ziya İlgen olduğunu El Cezire'ye verdiği röportajda millete açıkladı. Sonradan ortaya çıkacak olan bazı detaylarda girişimin önceden haber alındığına dair iddialar da bulunmaktaydı.

Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamasına göre, girişimin ardından geçen bir aylık süre içerisinde darbe girişiminin ardından Gülen Cemaati'ne yönelik başlatılan operasyonlar kapsamında 76 bin 597 kişi açığa alındı, 4 bin 897 kişi de memuriyetten çıkarıldı.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre 18 bin 756 kişi gözaltına alındı. Bunlardan 10 bin 192 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında 853’ü rütbeli, 898’i rütbesiz toplam bin 751 polis, 157’si general, 2 bin 71’i subay, bin 100’ü Jandarma, 18’i Sahil Güvenlik personeli olmak üzere toplam 6 bin 153 asker, 2 bin 131 hâkim ve savcı, 64 mülki idare amiri ve 93 sivil vardı. İlk aşamada 59 bin 467 kamu personeli ise açığa alındı, 55 bin 978 pasaport iptal edildi.

Erdoğan ve hükümet ihraç kararlarını YAŞ'a bırakmamış, 149 general ve amiral ordudan atılmıştı. Başbakan Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın lağvedileceğini açıkladı, TBMM’de füze koruma sisteminin kurulma çalışmalarına başlandı.

Bir diğer başlangıç ise, dalgalar halinde gazetecilerin tutuklanması durumu ile yaşanmaktaydı. 15 Temmuz darbe teşebbüsü soruşturması kapsamında gözaltına alınan 21 gazeteciden aralarında Nazlı Ilıcak ve Şahin Alpay'ın da bulunduğu 17 kişinin tutuklanması ile başlayan gazetecilerin cezaevi yolcuğuna kısa zaman içinde farklı kurum, kuruluş ve mecralardan bir çok gazeteci daha katılacaktı.

Türkiye’deki medya tek ağız olmuş darbe sonrası kahranamanlık manzumeleri düzmekle meşgulken, yurt dışındaki birçok yayın organında alarm zilleri çalmaktaydı.

İngiliz The Guardian, darbe girişiminin kötü haberleri beraberinde getirdiğini ve Türkiye’nin seçilmiş diktatörlüğe sürüklendiğini yazdı, Amerikan New York Times gazetesi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşananları, Türkiye'deki muhalifleri daha fazla bastırmak için kullandığını öne sürdü.

ABD’nin etkili gazetelerinden Wall Street Journal’ın (WSJ) başyazısında, darbe girişiminin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın giriştiği tasfiye harekâtı nedeniyle ülkedeki karışıklığın sürmesine neden olacağı kaygısını dile getirdiği günlerde, Bakanlar Kurulu tarafından Başbakanlık Tezkeresi, TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Genel Kurul'da yapılan oylamada, 81 ilde 3 ay boyunca olağanüstü hâl uygulamasını içeren karar 115'e karşı 346 oyla kabul edildi. Türkiye olağanüstü hal ortamına geçmişti.

Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, "OHAL'i en fazla 1,5 ay içerisinde bitirmek istiyoruz. OHAL boyunca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi askıda" diyerek kısa süreli bir olağandışılık öngörmüştü. Ama Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, olağanüstü halin, gerekmesi durumunda üç ay daha uzatılabileceğini söyleyerek daha işin başında, uzun sürmüş bir yazın, hatta daha da uzun sürecek bir kışın geleceğini önceden haber verir gibiydi.

Bir alacakaranlık kuşağı içine savrulan ülkede ölümcül söylemler hem yetkili ağızlarda, hem de iktidara yakın duran medyada yaygınlaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, idam cezasının geri gelmesiyle ilgili taleplere “önüme gelirse onaylarım diyor, AB ise bunun Türkiye ile kopuşu getireceği konusunda uyarıda bulunuyordu.

Zaten kapasitelerinin üzerinde dolu olan cezaevleri daha da dolmuş, etraftan toplanan ilave yataklarla yeni mahpuslara yer açılmaya çalışıyordu. Bu konuda ikili bir çözüm düşünüldü. Menfur darbe girişiminden tam bir ay sonra çıkarılacak bir KHK ile 38 bin mahkuma af çıkarılarak bir yandan cezaevleri rahatlatılacaktı. İkinci ayaktaki çözüm ise birinciden bir, darbeden iki ay sonra Eylül ortasında açıklanacak: Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü “Hükümlü ve tutuklu sayısındaki öngörülmeyen artışın karşılanması için beş yıl içinde 174 cezaevi yapılarak, 100 bin kişilik kapasite artışı sağlanacağını” müjdeleyecekti.

Uluslarası Af Örgütü, “Gözaltındakilerin işkence gördüğüne dair inandırıcı delillerimiz var,” diyerek bir diğer malumun ilanını yaptığı sıcak yaz günlerinde, başarısız olmuş bu darbe girişimi sonrasında, tıpkı, başarılı olmuş 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında olduğu gibi idamlar, işkenceler, infaz iddiaları ile dolu bir gündem Türkiye’yi çepe çevre sarıyordu..

ABD'de iki silahsız siyahın polis tarafından öldürülmesi üzerine başlayan protestolar bir çok eyalete yayılmış, Louisiana eyaletinin Baton Rouge kentindeki bir polis istasyonu yakınlarında görev halindeki polis memurlarına ateş açılarak gerilim daha yükselmişti.

Rusya ve Suriye rejimine ait savaş uçakları, Halep ve İdlib'de sivillerin de olduğu bölgeleri bombalamaya ediyor, canlarını kurtarmak için Türkiye’ye kaçan Suriyeliler, bu sefer de kendilerine vatadaşlık verilmesi konusunda başlayan son derece çirkin bir politik tartışmanın girdabına çekiliyorlardı.

14 Temmuz 2016, Nice, Eric Gaillard / Reuters

Adından oldukça kanlı bir şekilde sözettirmeye devam eden terör örgütü IŞİD’in üstlendiği bir diğer saldırı da, Fransa'nın Nice kentinde, ülkenin milli bayramı Bastille Günü'nü sokakta güle oynaya kutlayan kalabalığın üzerine benzeri az görülmüş bir vahşetle sürülen bir kamyonla gerçekleştirildi. 84 kişinin kamyon altında feci şekilde ezilerek öldüğü, sayısız sivilin yaralandığı saldırıda ölenlerin anısına mumlar yakılıp çiçekler bırakılırken, teröristin öldüğü noktaya çöpler atılıyor ve orası canı isteyenin tükürdüğü bir nefret noktası haline getiriliyordu.

Darbelerle, terör saldırılarıyla, savaşlarda sivillerin ayrım gözetmeden bombalanmasıyla dehşet sıcak bir siyasi ve sosyal gündemi yaşayan Temmuz ayı, aynı zamanda somut hava anlamında da dehşet sıcak bir yazı idrak etmekteydi – ya da idrak etmekte biraz zorlanıyordu da diyebiliriz belki. Evet bildiniz: ABD’nin uzmanlık kuruluşu NASA’nın ölçümleri 2016 Temmuz’unun 136 yıllık modern kayıt tarihinin en sıcak Temmuz’u olduğunu ilan etmekte gecikmeyecekti. Ufak bir teselli arayanlar için söylersek, bu seferki rekor, yılın ilk 6 ayının kırdıklarından biraz daha küçüktü!