Peki ne yapmalı?

Peki ne yapmalı?

16 Ocak 2019
Fotoğraf: Reuters

Yeni yılda “Ne olacak bu gezegenin hali?” sorusuna eğiliyoruz. Açık Radyo web sitesinde iki haftadan beri, bu canalıcı konuya eğilen gelen düşünür, yazar ve aktivistlerin derin ve bayağı kaygı verici analiz ve uyarılarını özetlemekteyiz.

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

İkinci haftanın sonunda bugün de aynı derece hayati önem taşıyan “Ne Yapmalı?” sorusuna cevap arayan önde gelen bazı yazarların makale ve söyleşilerinden küçük bir derleme yapmaya giriştik.

 

Yüreğine en yakın gelen bölgeye yönelip duruşunu belirlemek:

 

Dahr Jamail, “Buzun Sonu” (The End of Ice) adını taşıyan –ve piyasaya bugün çıkan– kitabında şöyle diyor:

 

“Daha şimdiden kitlesel olarak yokoluşla yüzyüzeyiz. Okyanuslara boca ettiğimiz bunca ısıyı, her yıl atmosfere pompaladığımız 40 milyar ton CO2’yi ortadan kaldırma olanağımız yok. Olan biteni değiştirmek artık mümkün olmayabilir, üstelik, çok daha kötü şeyler de yolda. O halde, bu durumu nasıl karşılayacağız?

 

Pek çok başkası gibi ben de bu noktada ne yapabilirim diye düşündüm. Kendi başımıza açtığımız bu belalara her birimiz kendi dürüst, doğal cevabımızı bulmalıyız.

 

Brezilya’daki arkadaşım Karina Miotto gibi insanlar beni yüreklendiriyor: Karina bütün hayatını Amazon’u korumaya adamış biri. Sevgili yağmur ormanında ormansızlaşmanın arttığına ilişkin bir rapor ne zaman yayınlansa Karina’nın kederlere gark olduğunu görüyorum. Ama o, her seferinde kendi içine ve içinde yaşadığı topluluğa biraz daha derinlemesine dalıyor, yaşamakta olduğu gezegen parçasına duyduğu aşk biraz daha güçleniyor ve Karina kendisini, Amazon’u korumak için girişeceği bir sonraki eyleme göre yeniden ayarlıyor. Teselli bulduğum bir gerçek de şu: özellikle genç kuşak içinde, Karina gibi gezegenin kendi yüreklerine en yakın hissettikleri bölümü etrafında kesin çizgilerini çizmiş ve buna uygun duruşunu belirlemiş milyonlarca insan var.”

 

***

Kaderimiz asla kaçınılmaz değil! Küresel ölçekte dayanışma ve işbirliği!

 

Bill Mckibben, “Büzüşen bir Gezegende Yaşam” başlığı ile New Yorker’da yıl sonunda yayınlanan makalesinde diyor ki:

 

“Kendi kendimizi yok etme yoluna girmiş bulunuyoruz; yine de kaderimiz asla kaçınılmaz değil. Güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri şu anda enerji üretmenin en düşük maliyetli yöntemleri. Enerji depolayan akümülatörler eskisinden çok daha ucuz ve verimli. İstesek gayet hızlı hareket edebiliriz; yeter ki küresel ölçekte dayanışma ve işbirliğine girmeye karar verelim.

 

[...] Hızlı değişim, ancak ve ancak, insanlar Zeitgeist’ı (zamanın ruhunu) değiştirecek kadar büyük çaplı hareketler içinde bir araya gelebilirlerse sağlanabilir. Son birkaç yıl içinde, kaydedilen ilerlemenin yavaşlığından ben de ümitsizliğe kapıldım ve, Büyük Petrol aldatmacasına dikkat çekmek ve boru hatlarını protesto etmek isteyen pek çok insanla birlikte eylemlere katıldım. Hareket büyüyor. Paris iklim görüşmelerinden önce 400.000 kişinin New York sokaklarında yürüdüğü 2015’ten bu yana, – sıklıkla yerli gruplarının ve iklim değişikliğinin cephe hattında yaşayan halk topluluklarının başını çektiği – aktivistler boru hatlarını bloke etti, yeni kömür madenlerinin açılmasını durdurmaya girişti, büyük petrol şirketlerinin ABD’nin Kutup Bölgesinden uzak tutulmasına yardımcı oldu, ve düzinelerce kenti yüzde yüz yenilenebilir enerjiye geçme taahhüdünde bulunmaya ikna etti.

 

[...] Bu arada yeni aktivizm türleri pıtrak gibi ortaya çıkmaya devam ediyor. Sonbaharda İsveç’te Greta Thunberg isimli 15 yaşında bir kız çocuğunun başlattığı tek kişilik okul boykotu, tüm İskandinavya’da konuya dikkat çekmeyi başardı. Ekim sonunda “Extinction Rebellion” (Yokoluş İsyanı) adlı yeni bir Britanyalı grup, bir sivil itaatsizlik kampanyası için planlarını açıkladı. Grubun ismi hem karanlık bilimsel bulguları, hem de potansiyel olarak cesur ve canlı bir karşı koyuşu içeriyor. Kasım sonlarında [ABD Temsilciler Meclisi Başkanı] Nancy Pelosi’nin ofisinde oturma eylemi düzenleyen aktivistler Demokratların yenilenebilir enerji sektöründe istihdam yaratacak şekilde iklim değişikliğini ele alacak bir “Yeşil Yeni Düzen”i (Green New Deal) kabul etmesini talep ediyorlardı. [...] Bu destansı bir mücadele ve kimin kazanacağı belli değil.[...]”

 

***

“Çözüm siyasi: Lobinin ele geçirdiği hükümetleri alaşağı etmek...”

 

George Monbiot, yeni yılda yazdığı “Toksik dumanlar çocuklarımızı tehdit ediyor. Kirlilik lobisine karşı mücadeleye girmeliyiz” başlıklı ilk yazısında hava kirliliği felaketini anlatıyor:

 

“Dünya çocuklarının % 90’ından fazlası tehlikeli kirlilik seviyelerine maruz kalıyor. Bu durumda bir uluslararası OHAL’den bahsedebiliriz. O halde, zehirli maddelerin yasaklanması için niye harekete geçmiyoruz? [...]

 

“Hava kirliliği, yolsuzluk ve çürümenin en açık-seçik, elle tutulur tezahürüdür!

 

“Çözüm siyasi: Bu lobinin gücüne karşı koymak, lobinin ele geçirdiği hükümetleri alaşağı etmek, ardından özel arabalar ve sürekli genişleyen yol şebekeleri yerine elektrikli toplu taşımacılığı, yürümeyi ve bisikleti geçirmek, ve bir de kirli endüstrilere sıkı denetimler getirmek. [...]

“Çocuklarımızı hastalıklardan koruduklarını iddia edenler bizi yolda bıraktılar... Dolayısıyla, harekete geçmeliyiz.”

 

***

Siyasi ve iktisadi iktidarı yüzde 1'den geri alıp vatandaşa teslim etmek:

 

Kanadalı akademisyen ve aktivist Kevin MacKay, 2018 sonlarında yazdığı “Ekolojik Kriz Bir Siyasi Krizdir” başlıklı yazısında şunları söylüyor: “Sürdürülebilir bir gelecek yaratmak için, öncelikle geçmişten ders çıkarmalıyız. [...] Arkeolojik araştırmanın bize gösterdiği şey şu ki, tarih boyunca oligarşik bir elitin menfaatlerine esir olan medeniyetlerin hepsi çökmüştür. Günümüzün sanayi üretimine dayalı kapitalist medeniyeti de aynı ölümcül döngü içinde kısılıp kalmıştır.

 

Kendi menfaatlerinin peşinde giden elitler çağdaş devletlerde karar alma mekanizmalarını kontrol ettikçe, giderek daralmakta olan ekolojik sınırların etkilerinden kaçınmak da bir o kadar zorlaşacak. Buna ilaveten, iktisadi krizle yokuş aşağı gitmekten başka bir çaremiz olmayacağı gibi, bir taraftan da oligarkların zenginliklerini ve iktidarlarını ayakta tutmak için birbirlerini yedikleri sırada kaynaklar azalır ve kriz tırmanırken çatışma ve savaşlar meydana gelecek.

Bu yokoluşa götüren döngüden kurtulmak için, siyasi ve iktisadi iktidarı yüzde 1'den geri alıp vatandaşların eline teslim etmemiz gerekecek. Bunun anlamı ekolojik sürdürülebilirlik savunucularının bireysel eylemlerin, lobi faaliyetlerinin, var olan siyasi ve iktisadi kurumları reforma uğratmanın bir adım ötesine geçmeleri demektir. Eğer bir şansımız olacaksa, hükümetlerin şahsi kârı değil kamusal yararı düşünerek karar almalarını sağlamalıyız.

 

Sanayi üretimine dayanan kapitalist medeniyeti kökten değiştirmek şüphesiz ki kolay olmayacak. Çevresel sürdürülebilirlik, toplumsal adalet ve iktisadi hakkaniyet hareketlerinin bir araya gelmesi gerekecek. Ancak ondan sonra oligarşinin sistemini parçalayarak demokratik ve eko-sosyalist bir toplum yaratıp, ortak menfaatlerini gerçekleştirebilecekler. Bu "hareketlerin hareketi" sekter ağız dalaşlarını bir kenara bırakmalı ve nihayetinde iktisadi hakkaniyet, insan hakları ve ekolojik sürdürülebilirliğin hedeflerinin gerçekleşmesinin birbirlerine bağlı olduğunun farkına varmalıdır.

 

Bu tür değişimler meşakkatli gibi görünebilir, ancak nadir ekosistemleri korumak için başlatılan ve giderek derinleşen mücadelede umut bulunabilir. İlk Ulus toplulukları (First Nations groups) bu taarruzun başında olmakla beraber bazı önemli zaferler de elde etmeye başlamış vaziyetteler. Standing Rock'ın Su Muhafızları yoğun hükümet baskısı karşısında direnerek Dakota Access Boru Hattını önlemeyi başarıp, hepimize ilham kaynağı oldular. Kanada, British Columbia'daki birçok İlk Ulus topluluğu Trans-Mountain boru hattına gösterdikleri direnç ile takdire şayan bir hukuksal zafere imza attılar.

 

Eğer tabandan gelen başarılı mücadeleler gerçek siyasi değişim için umut vadeden hareketlerle bağ kurabilirlerse, ancak o zaman gelecek adına umut olabilir. Ne var ki, eğer "böyle gelmiş böyle gidecek" felsefesiyle devam edip, değişimin yaşam tarzı ilişkin seçimlerden ve her biri bir diğerinin aynı olan siyasi parti elitlerinden geleceğini umuyorsak, o zaman gelecek hakikaten de pek bir umutsuz gözüküyor.”

 

***

Değişim yaratmaya çalışan kolektiflerin birer parçası olmak:

 

Çağın önde gelen kamu entelektüellerinden ve aktivistlerinden Dr. Cornel West ile Real News Network’den Sharmini Peries’in yaptığı söyleşide West yol gösteriyor:

 

“Öncelikle söylediklerimizle ve yaptıklarımızla örnek olmaya çalışmalıyız; elimizden geldiğince görünebilirlik sağlayarak uluslararası bir vizyon sunabilmeliyiz. Emperyalizmin, kapitalizmin, ataerkilliğin, eşcinsel düşmanlığının (homofobi), beyaz üstünlüğünün, erkek üstünlüğünün analizini yapmalıyız.

 

Ama, bunların da ötesinde, topluluklar halinde birleşmeliyiz; grupların birer parçası olmalıyız. Değişim yaratmaya, bir fark yaratmaya çalışan kolektiflerin birer parçası olmalıyız. Çünkü, örneğin, Standing Rock hareketi (‘Dikilen Kaya’ isimli yerli ulusunun A.B.D.’nin Dakota eyaletlerinde petrol boru hattı inşasına karşı gerçekleştirdiği destansı direniş) kesinlikle soyut bir eylem değildi. Gayet somuttu. Son derece güçlü ve keskin şekilde ete kemiğe büründü.

 

Veya mesela, A.B.D.’de Missouri eyaletinde 2014’deki Ferguson ayaklanması sırasında Batı Şeria, Gazze’de mücadele veren Filistinli dostlarınızdan destek almışsanız, bunlar asla soyut eylemler değildir. Son derece somut ve gerçek olaylardır.

Mesele insanların olguları daha açık ve net görebilmeleri, hissedebilmeleri. Bunu hissetmeliyiz. O sevgiyi, desteği, doğrulanmayı ve dayanışmayı duyabilmeliyiz. Ama bu, ruhi veya duygusal destekten daha sağlam bir temel üzerine dayanıyor. Çünkü bu, onların umurunda. Onlar bunu önemsiyor. Biz de önemsiyoruz. Mesele derimizin rengi değil. Cinsiyetimiz de değil. Cinsel yönelimimizin ne olduğu da değil. Çünkü bir insan olarak, ezilen diğer değerli insanların çektiği acılara önem veriyoruz, bunu umursuyoruz.”

 

***

İnandığın konuda bastırmak beklenmedik sonuçlar getirebilir:

 

Aktivist yazar Rebecca Solnit, 14 Ocak tarihinde yayınlanan “Dikilen Kaya/Standing Rock, Ocasio-Cortez’e milletvekili adayı olmak için esin verdi. İşte protestonun gücü” başlıklı makalesinde yakın geçmişi hatırlıyor:

 

"ABD’de iklim hareketinin yeni öncülerinden biri olan ve Günışığı (Sunrise) hareketi ile birlikte Yeşil Yeni Düzen programı için Meclis’teki demokratları da bir hayli sıkıştıran iklim savaşçısı milletvekili Alexandria Ocasio-Cortez’in ABD Temsilciler Meclisi seçimlerinde aday olması kararını nasıl aldığı üzerinde düşünceye daldığını anlatıyor Solnit. Ve, geçen Ağustos’un zorlu sıcağında Standing Rock yerlilerinin direniş kampında beyaz bir iklim aktivisti ile yaptığı sohbette bir ayaklanma ya da hareketin sonuçlarının asla doğrusal olmadığını enine boyuna tartıştıklarını hatırlıyor:

 

Ocasio-Cortez geçen yıl sonlarında verdiği bir söyleşide şöyle demişti: ‘Kongre seçimlerinde aday olmayı ilk olarak Kuzey Dakota’da Standing Rock’ta (Dikilen Kaya) düşünmeye başladım. ‘İnsanların kendi hayatlarını ... hiç tanımadıkları bilmedikleri insanlar uğruna cephenin ön hattına sürdüklerini gördüğüm o aktivizm kazanında, aday olmaya karar verdim. Bunu gördüğümde, daha fazladan birşey yapmam gerektiğini anlamıştım.’ [...]

 

Ocasio-Cortez yemin töreninden bir gün sonra ‘Asla ve kat’a pes etmeyelim – asla!’ diye bir twit attı. Ve devamını da şöyle getirdi: ‘Hayatımızın sona erdiğini düşündüğümüz günlerin üstünden çok zaman geçmedi; artık çok geç olana kadar herşeye yeniden yeniden başlamanın da bir sınırı var, ya da bu kadarı artık çok fazla diye düşündüğümüz günler o kadar da geride kalmadı ... 28 yaşında bir garson kız olarak çok geç kalmış olduğumu; gerçekleşmiş potansiyel trenimin artık istasyondan ayrıldığını samimi olarak düşünmüştüm.'

 

Rebecca Solnit yazısını şöyle noktalıyor: “İklim değişikliği bize kaybedecek zamanımız olmadığını söylüyor. Ama tarih de bize sosyal değişimin dolaylı ve önceden kestirilemez yollarda gerçekleştiğini, inandığın şeyler için bastırmanın herşeye değeceğini söylüyor.”

(https://www.theguardian.com/commentisfree/2019/jan/14/standing-rock-ocas...)

***

Görüldüğü gibi ey okur, pek zorlu bir güzergâh var gezegenle birlikte bizim de önümüzde. Ne var ki, “Çıkmadık candan umut kesilmez" diyen o ünlü darb-ı mesel’i de asla hatırdan çıkarmamak gerek. Hatta, belki şunu da ekleyerek:

“Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!”

 

Vakanüvis ÖM