Ortadoğu'da Yarım Milyon Çocuk Eğitim Hakkından Mahrum

Ortadoğu'da Yarım Milyon Çocuk Eğitim Hakkından Mahrum

01 Haziran 2016
AP

Birleşmiş Milletler'in ilk defa düzenlediği Dünya İnsani Zirvesi, 60'a yakın ülke liderinin katılımıyla İstanbul'da 23- 24 Mayıs 2016’da yapıldı. Zirvede görevli olarak bulunan UNRWA sözcüsü Christopher Gunness ile Açık Gazete için bir söyleşi gerçekleştirdik. Yarım milyon çocuğun eğitimden yoksun kalıp radikal grupların pençesine düşmesi ve geleceğinden mahrum kalması tehlikesi, ana konuydu.

02 Haziran 2016 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

 

Ömer Madra: Merhaba Chris Gunness, sizi Açık Radyo’da ağırlamaktan çok mutluyuz. Sizin BM Mülteciler Yüksek Komiserliği çerçevesindeki çabalarınızı epey bir zamandır takip ediyoruz.

Christopher Gunness: Merhaba.. Hoş bulduk.. Bunu duymaktan da memnun oldum. Teşekkürler...

Ö.M: Şimdi öncelikle Ortadoğu’daki dramatik hatta trajik boyuta ulaşan durumu size soralım. Özellikle son 5 yıllık savaş sonucunda BM yönetimindeki okulların yarısına yakını derinlemesine etkilenmiş, eğitim faaliyeti yapamaz olmuş. Bundan bahsedebilir misiniz? Kuruluşunuz bu âcil duruma nasıl bir çare bulmaya çalışıyor? Bunu açabilir misiniz?

C.G: Bence en önemli şey, Orta Doğu’da, son beş yılda Suriye, Gazze’de, Batı Şeria’da, Lübnan’da okullarımızın % 44’ünün: 962 okulumuzun %44’ü, ki bu da 302 okul demek, saldırıya uğramış olması ve bunun sonucunda da kapatılmak zorunda kalınmasıdır. Bunlar kapatılmak zorunda kalındı çünkü onarılamayacak bir şekilde hasara uğramışlardı. Biz bugün burada , sloganı “artık kayıp kuşaklar istemiyoruz” olan eğitim, eğitimi koruma gereği ve herkesin eğitim alması, kimsenin bundan mahrum olmaması konusunda en önemli ulaşım kaynaklarından biri olan Dünya İnsani Yardım Zirvesi’ndeyiz. Benim bölgemdeki BM ajansının son raporuna göre bölgedeki BM okullarının yarıya yakını saldırıya maruz kalmış durumdadır, ki bunlar diplomatik dokunulmazlık koruması altındadır. Bu okullar 2014’te Suriye, Gaza ve Lübnan’daki savaş esnasında geri dönülmez bir şekilde hasara uğratılmıştır. 90 okulumuzun 300 bin sığınmacı ile doldurulması gibi bir durumla karşı karşıya kaldık. Altı vakada bu okullar doğrudan İsrail ordusunun saldırısına maruz kaldı. 44 kişi öldü ve bir çoğu da yaralandı. Eğer somut bir sonuç varsa, insanlar zirveden ne bekliyorlar...ne gibi bir sonuç çıkacak? Benim bu noktada bir önerim olabilir: Üye ülkelerden ilkelere bağlılık, okullara saldırıda bulunmama taahhütü bekliyoruz. Elbette ki hiçbir okula saldırı olmamalı ve şüphesiz BM okullarına da.

Ö.M: Evet, o halde, zirvenin halihazırdaki durumundan ümitli misiniz?

C.G: Elbette okullara saldırıların engellenmesi konusunda umutlarımız var. bu çok temel bir konu. Ordulara sivil liderleri tarafından bu konuda emir verilmeli... bir çok demokratik sistemde askerler politikacılar tarafından kontrol edilmekte. Demokratik bir yolla demokratik amaçlar doğrultusunda...bu amaçlardan biri de okullara ateş açılmaması olabilir pekalâ. Bunun ötesinde şeyler de zirveden ümitle beklemekteyiz. Örneğin, benim dahil olduğum ajans gibi insani organizasyonlar ile toplum arasında  Grand Bargain, yani Büyük Pazarlık diye bir anlaşma var. Bunun kapsamında böyle bir şeyi umabiliriz. STK’lar ile insani yardım kuruluşları bu konuda aktif rol oynamak durumundalar. Bu gibi kuruluşlar şeffaf  ve sorumluluk sahibi olmak zorundalar. Bu arada, programlarımızın %60’ı nakit paraya dayalı olarak sürdürülebilmekte. Ve bizim mükemmel bir şekilde işleyen güvenilir bir muhasebe sistemimiz mevcut. Bizi maddi olarak destekleyenlere karşı son derece açık bir biçimde çalışmaktayız. Faaliyetlerimiz arasında yiyecek, elektronik alet dağıtımı ve nakit para yardımı sayılabilir. Başka bir çok değişik alanda faaliyet göstermeye de devam ediyoruz. Ve sürekli reformlar yaparak da kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz.

Büyük pazarlık olarak adlandırdığımız bu yardımın arka planında ise bizim garantili bir şekilde maddi destek görmemiz yatıyor. Açıklıkla ifade etmem gerekirse, şu anda insani yardım konusunda çok büyük bir açık söz konusu. UNRWA kendisi bir şeyler yapmaya çalışıyor. Daha önce de sormuş olduğunuz eğitim programımızda, ki bu bizim en kapsamlı projemizdir, yarım milyon çocuk her bir gün Orta Doğu bölgesinde, geçen yıl nerdeyse okul başlama tarihimizi ertelemek zorunda bırakıldık. 500 bin çocuk ...çünkü 100 milyon dolar bütçe açığımız vardı. IŞİD ve benzer grupların    bir zamanda finansal nedenlerden dolayı UNRWA bir krize sürüklendi.   Finansörler tarafından kapatılamayan bir açık söz konusuydu. Ve biz bu nedenle eğitime ara vermek zorunda kaldık. Beşyüz bin çocuk...! Bundan başka bir de yine Orta Doğu’da bir grup tarafından yaratılan kargaşa ortamında yarım milyon çocuk sokakta... Size ve herkese soruyorum, bölgede militanların ve aşırı unsurların yaratmış olduğu huzursuzluğun artmasıyla birlikte bu kadar çocuğun sokaklarda riske atılması nasıl bir şeydir? Bizim büyük pazarlık dediğimiz proje uçuk kaçık görünebilir ama bizim için o, düzenli bir şekilde desteklenmesi gereken bir UNRWA’dır. 81 milyon dolarlık bir bütçe açığının kapatılmasından bahsediyoruz. Eğer bu miktarı yaza kadar elde edemezsek okullarımızı gerçekten ertelemek, askıya almak zorunda kalacağız! Ve bu da demektir ki, geçen yıl olduğu gibi, sadece BM çocukları değil, Orta Doğu sokaklarında yarım milyon çocuk başıboş dolaşıyor olacak. Bu delilik!... Umuyorum ki İstanbul’daki bu İnsani Yardım Zirvesinde birtakım taahhütler verilecek, ve UNRWA’yı finansal krizden kurtaracak yardım sözleri ve teklifleri alacağız.

Ö.M: Ülkeler neden finansman taahhütlerini yerine getirmiyor ki? Ülkeler bunu yapacak mali güce sahip değiller mi yoksa?

C.G: Bu çok ilginç ve önemli bir soru. Üye ülkeler ile sponsor hükümetler size bu sorunuz karşılığında sürü sepet şey söyleyeceklerdir. Dünyada başka bir çok kriz varken, Orta Doğu’da mesela, ya da Ukrayna’da, veya doğal afetler olurken vb... Bildiğiniz gibi her hafta yeni bir senaryoyla karşı karşıya kalıyoruz artık. Sığınmacı akınları ve bunlar gibi bir çok şey. Bence bir numaralı mesele yabancı yardım bütçeleri üzerindeki baskıdır. İkinci olarak, bütün bu ülkelerde mali krizler yaşanmakta, birtakım ekonomiler çökmek üzere, bazı başkaları ise tamamen çökmüş durumda. Eğer hükümetlere bu soruyu soracak olursanız kendi mali sorunlarının olduğunu size söyleyeceklerdir. Filistin sorununun ben mesela uluslararası siyasi gündemde yeri olduğunu düşünmüyorum. Sanırım 1967’de başlamış olan İsrail saldırılarından elli yıl sonra, ki işgal önümüzdeki yıl yarım yüzyılı tamamlamış olacak,  tesadüfen Balfour Deklarasyonu’nun da yüzüncü yıldönümü olacak. Burada, bölgede olan bitenle ilgili olarak Britanya’nın sorumluluğundan bahsediyoruz. Kanımca, İsrail/Filistin sorununu çözmeye yönelik ciddi bir siyasal çaba söz konusu olmazsa, UNRWA’nın mali sorunlarının süreceğinden emin olabiliriz. Çünkü UNRWA’yı durduracak başka birşey söz konusu değil. Mülteci sorunu çözülene kadar sağlık, okul ve başlıca diğer hizmetlerin bu durumda, mülteci sorununun çözüme kavuşturulabilmesi için uluslararası hukuka dayalı, hakkaniyetli gerçek bir siyasi uygulamada ve yaptırımda bulunalım.  Bu durumda UNRWA da yok olmuş olacak ve ortada onun mali sorunları diye bir şey de kalmamış olacak..  Filistinlilerin istediği siyasi adalet, siyasi özgürlük. Bunları elde ettiklerinde UNRWA ortadan kalkacak otomatik olarak.  Bunun için biz de finansörlerimize “eğer anaparayı siyasi yatırımlarda değerlendirirseniz, gerçek anlamda finansal yatırım yapmanıza gerek kalmaz” diyoruz. Şu günlerde yaşamakta olduğumuz sığınmacı krizi çılgınca birşey! 1948’deki yerlerinden edilme olayından 60-65 yıl sonra bu sığınmacılar hala sığınmacı durumundalar, çünkü onları hiç kimse almak istemiyor. Bu durum onlar açısından onur kırıcı bir şey. Başkalarının yardımına muhtaç olmak. Filistinlilere özgürlüklerini, haklarını, siyasi bağımsızlıklarını verin, uluslararası hukuka dayalı haklarını iade edin, BM kararlarına bağlı özgürlüklerini verin, o zaman UNRWA’ya hiç gerek kalmaz.

Ö.M: Peki UNRWA’nın bu bütçe açığı kapatılamazsa, yani bu para bulunamazsa ne olacak?

C.G: Bu gerçekten de dehşet verici bir soru. Bizim 81 milyon dolarlık bir bütçe açığımız bulunmakta. Ve eğer bunu yaz sonuna kadar çözüme kavuşturamazsak, yani temmuza kadar, okul yılının başlangıcını büyük ölçüde ötelemek zorunda kalmış olacağız. Bu da demek oluyor ki, yarım milyon çocuk BM okullarında değil de sokaklarda olacak ve bunun da bu çocukların IŞİD gibi gruplara yem olmada ne denli etken rol oynayacağını çok iyi bilmekteyiz hepimiz. Ve benim düşünce sistemime göre de bu, tüm insanlığın ne yapıp yapıp bunu önlemesi gerekmektedir. Bu durumda da bu insanlık zirvesinden insani birtakım kararlar çıkması gerekmekte. UNRWA destekçilerin isteği doğrultusunda reformlar gerçekleştiriyor. Büyük pazarlığın diğer yüzünü de görmek zorundayız. Bu arada, batıdaki bazı hükümetler sığınmacılarla diğer hükümetlere oranla daha fazla uğraşmak durumundalar. Ve UNRWA aracılığıyla da onlara yardım sağlamaktalar. Sığınmacılar doğru dürüst bir iltica istiyorlar doğal olarak, hiç kimse Akdeniz’de bir botta boğularak ölmeyi istemez elbette. Veyahutta Suriye’den Türkiye’ye, IŞİD’i atlatarak Kuzey ülkelerine ulaşmak üzere dolambaçlı ve çetrefilli yollardan kurtuluşu seçmez.  Sonuç olarak, söylemiş olduğum gibi eğer bu yaz 81 milyon doları bulamaz isek, yarım milyon çocuk okul yerine sokaklara dökülmüş olacak..

Ö.M: Dahası, bu çocuklar IŞİD gibi aşırı radikal grupların eline düşmeseler bile, hiç de parlak olmayan bir gelecek onları bekliyor olacak. Bu doğru mudur?

C.G: Evet, ne yazık ki bu son derece üzücü bir sonuç. Çocukların okul hakkını ellerinden alır ve Suriye gibi insani hakları elinden alınmış bir şekilde ve zor şartlarda bir yerde yaşamaya zorlarsanız, olacağı budur.   Sivil yaşama saygı duyulmayan bir yerde. Evet, tabii ki bu şartlarda çocukların geleceğini ellerinden almış olursunuz.  Bu tabii ki son derece insanlık dışı bir durum. Ve bunu önlemeye çalışmak zorundasınız. Ban-ki Moon’un bu konferansta da dediği gibi, üye ülkeler ve devlet dışı kuruluşlar bir baskı oluşturmak zorundalar. Ne yazık ki BM Güvenlik Konseyi umutsuz bir biçimde bölünmüş durumda. Siyası baskının nerden geldiğini anlamak son derece güç. Biz insani yardım çalışanları siyasetin başarısız olduğu noktada devreye girmekteyiz. Bu soruyu gündeme getirmeliyiz. Bu konferansın, zirvenin bu konuyla ilgilenmesi gerek. Etkili baskıların yapılıyor olmasından emin olabilmeliyiz. Çünkü eğer bunu gerçekleştiremezsek, en korkunç insanlık suçu işlenmiş olacak.  Ve UNRWA gibi kuruluşların faturası da korkunç oranda yükselmiş olacak. Büyük pazarlık bu işte. Etkin mali destek ve etkin siyasi yardım bulmamız gerek. Diğer konuların yanı sıra, on yıldır Gazze’de sürmekte olan bir abluka ve kuşatma söz konusu, Belfour Deklarasyonu’nun yüzüncü yılı da denk geliyor... Bu gibi dönüm noktalarını kullanmak zorundayız. Bütün bu sorunların üstesinden gelebilmek için bu gibi yıldönümlerinden de yararlanmalıyız.

Ö.M: Muazzam büyük ve karmaşık bir mesele tabii. Ama bu bağlamın dışında, Güneydoğu’da çatışma ortamının ta içinde kalan yüksek sayıda Kürt çocuğu da benzer bir şekilde okulsuz, eğitimsiz kalmak ve belirsiz bir geleceğe mahkûm olmak durumunda. İnsani zirvede bu konu da ele alınacak mı acaba?

C.G: Bunu gerçekten içtenlikle umuyor ve  diliyorum. Türkiye’nin güneyindeki Kürt çocukları UNRWA’nın kapsamı dışında ama ben tüm çocukların, Kürt çocuklarının da bundan yararlanmasını isterim. Bu zirvenin sloganlarından biri de, BM’nin Çocuklarla İlgili Kuruluşu UNICEF’in sloganlarından biri olan, “erişilemeyen kimse kalmasın” dır. Kayıp kuşaklar istemiyoruz artık. Eğer sloganları gerçeğe dönüştürecek olurlarsa, bunu evrensel boyutlarda yapmak zorundalar. Bu da elbette ki, Kürt çocuklarını da kapsayarak tüm çocuklar için olacaktır. Türkiye’nin güneyindeki Kürt çocukları söz konusu olduğunda bunun nasıl işleyeceğini bilmiyorum ama olması gereken budur.  Üyelerin taahhütleri de bu yönde olmalı. İstanbul’daki zirvede siyasilerin söz vermiş olduğu gibi, hiç bir çocuk kapsam dışında kalmamak kaydıyla bu gerçekleştirilmelidir.

Ö.M: Bir soru da yine UNRWA bağlamı dışında kalan önemli bir konuya dair. Birçok yerde Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de hem ABD, hem Rusya, hem Esad, hem de Suudi Arabistan kasıtlı olarak hastaneleri bombalayarak savaş suçu, insanlık suçu işlediler. Zirvede bu konu da ele alınacak mı dersiniz?

C.G: Genel sekreter açısından bu son derece nettir: hakların korunması, siyasetin ötesinde ve askeri mantıktan uzak bir yerden gelmek zorundadır. Ve bunları gerçekleştirmek ise, insani yardım kuruluşlarının değil, siyasetçilerin görevidir. Ve bu çok büyük bir ahlaki ayıp ve tek kelimeyle korkunç bir durumdur. Ve biz bunu mümkün olan en etkili kelimelerle lanetliyoruz. Benim oğlum, Hipokrat yemini etmiş ve hayatını bu uğurda yaşamaya gayret eden bir doktordur. Hastanelerin bombalanması ise en korkunç şeylerden biridir, hele de özellikle hastanelerin hedef alınarak bombalanması  sivil topluluklar tarafından en güçlü biçimde lanetlenmelidir. Ve bizler bunun bir daha olmayacağından emin olmak zorundayız. Suriye çeşitli defalar ahlaki açıdan zayıflığını gözler önüne sermiş bir bölgedir. Ve bizler burada bu tip şeylerin artık asla olmaması için bir şeyler yapmalıyız.  Suriye “ahlakın uçuşuna yasak bölge” olmaktan çıkarılmak zorundadır. Nokta.

Ö.M: Son sorumuz şu: Sizce dünya nereye gidiyor? Gidişatı nasıl görüyorsunuz?

C.G: Ahh, içimdeki karamsar taraf maalesef bu konuda pek ümitli değil. Şayet şu anda çalışmakta olduğumuz Gazze’ye bakacak olursak, bugün harabe haline gelmiş olduğunu görürüz. Sanki savaş bugün olmuş bitmiş gibi bir görüntü var. sanki bir deprem vurmuş gibi her yeri. Bu durum Gazze halkına ne gibi bir mesaj veriyor acaba ?! Gördüğümüz manzara, nerdeyse saat başı bir vahşetin meydana geliyor olması. Çocuklara ve halka gelecekte ne olacak?  Ürdün’e, Batı Şeria ve Suriye’ye bakın, ne halde. İşgal sürmekte, Filistinlilerin aşağılanması halen devam etmekte.  Politik baskı olmadan bir şeylerin düzeleceğini nasıl umabiliriz ki bu durumda? Dediğim gibi, UNRWA eğitim odaklı çalışmakta, Batoul adlı bir kız çocuğu kamptan kaçtı mesela. Babasını ve amcasını yolda kaybetmiş bir kız. Güney Lübnan’daki okula geldi ve eğitimin hayattaki tek umudu olduğunu söyledi. Bu gibi vakalara baktığımızda elbette ki ümit besleyebiliyoruz. Okullarımızdaki harika çocuklar, Filistinli, Suriyeli çocuklar da bize gelecek kuşaklar adına bir umut kaynağı olmaktalar. Birçok bölgede umut taşımak zor olmakla birlikte, biz Birleşmiş Milletler eğitim programıyız ve pes etmeyi reddediyoruz. Gelecek kuşaklardan umutlu olmaktan başka bir seçeneğimiz de yok. Eğitimin de tüm bu umudun kaynağı olduğuna inanmaktan başka tek seçeneğimiz yok bizim!...

Ö.M: Chris Gunness, BM Yardım Kuruluşu sözcüsü olarak İnsani Zirve için İstanbul’daydınız, bu mülakat için çok teşekkür ederiz.

C.G: Ben Teşekkür ederim Ömer bu güzel söyleşi için. Hoşça kal. 

 

***

Dinleyici dostlarımızdan Gül Pulhan’a bize bu bağlantıyı kurmakta yardımcı olduğu, yine dinleyici ve destekçi dostlarımızdan İpek Akyel’e İngilizce çevirisi için çok teşekkür ederiz.