Nisan 2016

Bağlı olduğu dosyalar: 
2016'nın Ardından

Nisan 2016

28 Aralık 2016
Anadolu Ajansı/ Getty Images / Kerem Kocalar

Terör örgütü IŞİD’in denetimindeki Suriye topraklarından ateşlenen Katyuşa roketleri, Kilis’te ülkelerindeki iç savaşta yaşamını yitiren kişilerin dul eş ve yetim çocuklarının barındığı Hacı Hafız Sokak’taki 3 katlı Sumak Apartmanı’nın çatısına isabet etti. Korkunç patlamada ev harabeye döndü, 4 çocuk hayatını kaybetti.

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

"Asıl sorun insanların yasadışı faaliyetlerinden dolayı hapse atılmamaları değil, bu faaliyetlerin büyük çoğunluğunun yasal olmasıdır."

Culture2 Inc. adlı araştırma kuruluşunun direktörü Joe Brewer  Panama Belgeleri diye adlandırılan küresel yolsuzluk skandalının üzerine yorumda bulunuyor. (commmondreams.org)

*

Terör örgütü IŞİD’in denetimindeki Suriye topraklarından ateşlenen Katyuşa roketleri, Kilis’te ülkelerindeki iç savaşta yaşamını yitiren kişilerin dul eş ve yetim çocuklarının barındığı Hacı Hafız Sokak’taki 3 katlı Sumak Apartmanı’nın çatısına isabet etti. Korkunç patlamada ev harabeye döndü. Odalarda barınmakta olan 16 yaşındaki Yasmin Süleyman ile (AFAD kayıtlarında ikiz görünen) 12 yaşındaki Muhammed ve Tensim Hayro ve 8 yaşındaki kardeşleri Mutassem Hayro öldü. Faciada 5 çocuk da muhtelif yerlerinden yaralandı.

Katyuşa roket yağmuru altındaki Kilis diken üstündeydi. Ocak ayından bu yana kentte ölenlerin sayısı 18’e yükselmiş, tepki için valiliğe yürüyen ve öfkelerini dile getiren yüzlerce insanı teskin etmek Başbakan Ahmet Davutoğlu’na düşmüştü.

Sur, Nisan 2016

Başbakan roketlere karşı bölgeye zırhlı ambulans gönderileceği müjdesini veriyor, ayrıca çatışmaların ardından dümdüz olmuş Diyarbakır’ın o kadim ve benzersiz Sur beldesinin yukarıdan bakıldığında kalp şeklinde göründüğünü açıklıyor ve bu semavî müjde ile yaralı gönüllere su serpiyordu.  

Hatay'da Suriyeli çocuklar. Ümit Bektaş / Reuters

Bu arada, hayatta kalmayı başaran mülteci çocuklar da akranlarına kıyasla pek şanslı sayılmazdı. Hatay'da bir marketin önündeki ekmek dolabından pide alan aç çocukları yakalayan iki kişi çocukları öldüresiye döverek Osmanlı âlicenaplığının yerinde artık yeller estiğini ispat ederken, "demokrasinin beşiği" Britanya’nın parlamentosu, Avrupa'daki mülteci kamplarında barınmaya çalışan kimsesiz 3 bin çocuğun ülkeye kabulüne ilişkin öneriyi reddediyor, böylelikle, üzerinde bir zamanlar güneş batmayan yüce Britanya İmparatorluğu’nun torunları olarak Kraliyet'in yüzünü kara çıkartıyordu.

Bu arada, Osmanlı’nın eski vilayetlerinden Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da mülteciler artık maket idam sehpaları ile protesto edilir, daha doğrusu dehşete düşürülürken, Türkiye ile AB arasındaki yeni anlaşma uyarınca, İzmir’in Dikili ilçesinde apar topar hazırlanan kampa Yunan adalarından ilk mültecilerin getirilmesine başlanıyordu.

Bu anlaşmaya göre Türkiye’ye iade edilen mültecilerin kampa apar topar yerleştirilmesi esnasında, Dikili Belediye Başkanı CHP’li Mustafa Tosun, bir gün içinde tam 32 canlı yayına çıkarak kamuoyunu aydınlatma görevini bihakkın yerine getiriyor, tam o esnada da dışarıda bir yanda göçmen karşıtı eylemler, bir diğer yanda da göçmenlerle dayanışmaya gelenlerin basın açıklamaları göze çarpıyordu.

Batan bir bottan kurtulan mülteci aile, Midilli açıkları, Giorgos Moutafis / Reuters

Artık Akdeniz’de batan gemilere ilişkin haberlerde 5N1K’nın esamesi bile okunmuyordu: Ne, nerede, nasıl, ne zaman, neden olmuştu? Kim boğulmuştu? Kim kalmıştı? Bu soruların yanıtları sadece tahmini olarak veriliyor, mesela “500 kişi civarında ölü”den bahsediliyordu. Aynı anda, mültecilere yönelik sert ve acımasız söylemleriyle dikkat çeken Slovakya Başbakanı Robert Fico, kalp krizi şüphesiyle kaldırıldığı hastanede Tunus asıllı mülteci uzman doktorun ihtimamı ile hayata döndürülüyordu.

Aynı zamanda AB dönem başkanı da olan Fico, yıl sonuna doğru hayata ne kadar hızlı bir dönüş yaptığını ispatlarcasına, kendisine kamu ihalelerinde yolsuzluk yapıldığı yolundaki iddialar hakkında soru soran kadın gazeteci Zuzana Hlavkova karşısında kontrolünü kaybedip ağzını fena bozacaktı: "İçinizden bazıları çok pis ve Slovak karşıtı olan o…lar, bu sözlerimin de arkasındayım,” diye höykürerek bu söylentilerin Slovakya’nın AB Başkanlığını lekelemek için uydurulmuş bir komplo olduğunu söyleyecekti.

AB dönem başkanlığı Aralık’ta sona eren Slovakya Başbakanı'nın İzlandalı mevkidaşı Davíð Gunnlaugsson’un başı ise, Panama Belgeleri olarak adlandırılan yeni bir siber ifşaat patlaması dolayısıyla büyük dertteydi.

Panama menşeli Mossack Fonseca adlı karanlık hukuk firması tarafından 214 bin küsur “off-shore” kurum için düzenlenmiş olan 11.5 milyon gizli belge, Almanya'nın Süddeutsche Zeitung gazetesine ve ABD merkezli International Consortium of Investigative Journalists kurumuna iletilmiş ya da kimliği meçhul kişiler tarafından sızdırılmıştı.

1970'li yıllardan bu yana tutulan kayıtlara ilişkin 2.6 Terabayt büyüklüğündeki sızıntıda, çok sayıda ülkenin siyasetçileri, sporcuları, gazetecileri ve iş insanlarının ülkelerine vergi ödememek için yaptığı binbir numara açığa çıkmıştı.

Panama Belgeleri İngiltere Başbakanı David Cameron'ı, Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko’yu, Arjantin Devlet Başkanı Mauricio Macri’yi, Birleşik Arap Emirlikleri'nden Halife bin Zayid El Nahyan’i, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz el-Suud’u, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yakın çevresini ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in kızlarını zor durumda bırakmıştı.

Ama bütün bu “yalan dolan”lardan, döndürülen bunca dolaptan ötürü istifa edecek tek bir kişi çıkacaktı: İzlanda Cumhurbaşkanı Davíð Gunnlaugsson. Hatta o da önce, sorulan sorular karşısında tıpkı Slovakya Başbakanı gibi basın toplantısını sinirle terk edermiş gibi yapmıştı önce. Ancak, kısa süre sonra istifayı basmak zorunda kalmıştı. Neden? Çünkü bu “yalan’dan ötürü sadece İzlanda halkı sokaklara dökülmüş, tencere tava çalmış ve sadece İzlanda muhalefeti Başbakan'ı istifaya zorlayabilmişti de ondan.

Türkiye’deki isimlerin açıklanmasına daha bir ay vardı ama vergi cennetlerine ilişkin veriler ve siber skandallar Türkiye’de de fazlasıyla mevcuttu. Panama Belgeleri'ne göre, pek çok tanınmış firma, hemen her iş kolundan ve her daldan pek çok saygın isim, yıllar yılı, çaktırmadan uzak/yakın vergi cennetlerinde büyük miktarlarda vergisiz para saklamaktaydı. Bilinen atasözündeki gibi “Balık baştan kokar”dı ve fakat nedense hepimiz birden koku alma duyumuzu biraz yitirmiş gibiydik sanki. Panama Belgeleri konusu Mayıs’ta daha bir ayyuka çıkacaktı.

Öte yandan ülkede bir başka rezaletin kokusu da ortalığı o sıralarda sarıverdi. 50 milyona yakın kişinin, yani tüm ülke nüfusunun neredeyse üçe ikisini oluşturan vatandaşların kimlik bilgilerinin bir internet sitesinde çarşaf çarşaf yayınlandığına tanık olduk. 2010 yılına ait olduğu söylenen arşivi internete yayanlar, bu bilgileri Emniyet Genel Müdürlüğü’nden temin ettiğini ima etse de, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım kimlik verilerinin seçimlerde siyasi partilere verilen bilgiler üzerinden ele geçirildiğini iddia ediyor, dolayısıyla kendi partisi dışındaki partileri dolaylı yoldan suçluyordu.

Daha önce internet teknolojisini “Kafayı taktın mı o zaman işin kötü. Çok fazla hikmetine fazla şey yapmamak lazım...” diyerek tanımlayan Bakan, arşive girmeye çalışan vatandaşları “Kendinize ait bilgileri zaten biliyorsunuz. Oraya girmek zaten tuzaktır. Girdiğiniz anda size ait başka bilgilere ulaşmak istiyorlar,” diyerek uyarıyordu.

Yeni anayasa tartışmalarının “şahsi düşüncelerini ifade ettiğini” söyleyerek “Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır!” diyen TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın açıklamaları, Rotterdam Başkonsolosluğu'ndan gurbetçilere “Erdoğan'a hakaret edenleri bize bildirin!” şeklindeki çağrı haberleri ile birlikte gündemi belirliyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yazar Tolkien’in fiktif karakteri Gollum’u yanyana koyan bir fotoğraf paylaştığı için yargılanan Dr. Bilgin Çiftçi'nin davasında da uzman bilirkişi raporları dosyaya ekleniyordu.

“Bu Suça Ortak Olmayacağız!” başlıklı bildiriye imza attıkları için tutuklanan ve haklarında “terör örgütü propagandası” yapmaktan 7,5 yıla kadar hapis cezası istenen dört akademisyen Esra Mungan, Meral Camcı, Kıvanç Ersoy ve Muzaffer Kaya’nın tutuksuz yargılanmalarına karar verildi. Camcı yaptığı açıklamasında “Barış talebimizin takipçisi olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz," derken, 2016 yılının Nisan ayında ülke büyük bir şiddet sarmalının içine doğru çekilmeye devam ediyordu.

Çözüm sürecinin bitmesinden bu yana devam eden operasyonlarda 480'i aşkın asker ve polis şehit olmuştu. Ankara'da Cebeci Asri Mezarlığı’nın dolması üzerine yeni bir şehitlik yapılmıştı. 16 Ağustos 2015 ile 20 Nisan 2016 tarihleri arasındaki 8 aylık o kısacık süre içinde 78’i çocuk olmak üzere 338 sivilin hayatını kaybettiği ifade ediliyordu.

Ayın sonuna yaklaşırken Bursa'da, taşıdığı bomba düzeneğini Ulu Cami yakınında patlatarak 23 kişinin yaralanmasına neden olan teröristin %90 oranında PKK mensubu olduğu açıklandı, yüzde 10’luk diğer payın kime ait olduğu belirtilmedi.

Yine o günlerde, "Başarı Hikâyesi" konulu bir konferansta girişimcilere girişimcilik, dürüstlük, liderlik ve markalaşma konuları anlatıldı.  Bunları anlatan girişimci, Panama Belgeleri adlı büyük ifşaat zincirinde Britanya’nın Virgin (Bakire) adalarındaki vergi cennetlerinde saklı paraları olduğu ortaya çıkan Zorlu Holding’in CEO’su idi.

“Türkiye'nin daha da gelişmesini istiyorsanız, yerli ürün kullanın,” uyarısında bulunan CEO, “Önce ülkemiz, kurumumuz ve ailemiz diyeceğiz,” dedikten sonra “Biz insansız hava aracı yaptık. İnşallah silahlısını da Mayıs ayının sonunda uçuracağız," müjdesini verdi. Mayıs ayında insansız ama silahlı hava araçları haberlere konu olmadı, ama Giresun ve Gümüşhane’deki HES'lere saldırıların ardından, aynen Güneydoğu’da olduğu gibi 750 köyde köy korucuları göreve başladı.

Ha hava mı? Evet, Mart kapıdan baktırmış ve – Japon Meteoroloji Kurumu’nun Nisan ortasında açıklanan resmi verilerine göre – 100 yıllık küresel sıcaklık rekorunu kırdırmıştı. Hem de, herhangi bir ay için görülmüş en büyük farkı atarak.