Mart 2016

Bağlı olduğu dosyalar: 
2016'nın Ardından

Mart 2016

28 Aralık 2016

Mart ayı, modern Türkiye tarihinin en fazla terör eylemi yaşanan aylarından biri olarak kayıtlara geçiyordu. 13 Mart 2016'da yerel saatle 18:45'te Ankara'nın Kızılay semtinde, Güvenpark yakınlarında bomba yüklü bir araç patlatıldı.

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

"Onu kurtarmak için her şeyi yaptım. Ölmeden önce gözlerime bakarak 'seni seviyorum' dedi."

Didim'in Mavişehir bölgesi açıklarında göçmenleri taşırken batan teknede 9 aylık hamile eşi Mehdiye Kerimi'yi kaybettiğini belirten Afgan göçmen Hamid Jawadiy, eşinin 10 saat boyunca suda canlı kaldığını ancak hayata tutunamadığını söylüyor. (Hürriyet)

*

Yetişkinlerin hırs ve iktidar mücadelesi ile şekillenen dünyanın pisliğini en çok çocuklar çekiyordu. 2016 yılında mart ayında anlatılan hikâyelerde, acı da olsa bu durum oldukça belirgindi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), dünya çapında 7 yaşından küçük 87 milyon çocuğun çatışma bölgelerinde yaşadığını açıklamış, yaşamlarında çatışmadan başka bir şey görmemelerinin, bu çocukların beyinsel gelişimlerini engelleyebileceği uyarısında bulunmuştu.

Bu çocuklar dünyanın her yerindeydiler. Pakistan'ın Lahor kentinde bir lunaparkta düzenlenen intihar saldırısında ölen 70 kişinin çoğunluğu oluşturanlar onlardı. Uluslararası çocukları koruma örgütü Save The Children’ın raporladığı üzere, Suriye’de abluka altındaki bölgelerde aç bir şekilde yaşayan 250 bin kişi yine o çocuklardı.

Fransa'nın Calais kentindeki sığınmacı kampında tecavüze uğrayan 7 çocuk ise onların çatışmalardan kaçarak kendilerini güvenli bir yerde hissetmeye çalışanlarındandı. Ama bu durum bile artık eskisi kadar güvenli ve kolay değildi. Ya da hiç bir zaman öyle olmamıştı zaten.

Midilli'de Atina'ya ulaşmak için feribota binmeyi bekleyen göçmenler, Pieter Cleppe/ Getty Images

Mülteciler için İpsala sınır kapısından bindirildikleri otobüslerle kara yoluyla, Yunan adalarında içine dolduruldukları feribotlarda hijyenik maske takmış güvenlik görevlilerinin eşliğinde deniz yoluyla başlanan hayat, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad el Hüseyin’in de belirttiği gibi uluslararası hukuka aykırı anlaşmalar içerisinde şekillendirilmek isteniyordu.

Savaş ise ufak tefek dönüşümler geçirerek vargücüyle sürmekteydi. IŞİD’in, Suriye’nin kadim Palmira kentinin amfi-tiyatrosunda bir yıl önce çocuklara tiyatro oyunu seyrettirir gibi izlettirdiği infazlar şimdi yerlerini klasik müzik konserlerine bırakmıştı. Irak’ta özel birliklerin eline düşen IŞİD militanlarının kaderi ise, kendilerini ele geçirenler tarafından kadim Yunan tragedyalarının dijital reenkarnasyonları olarak, internet oylamalarında “ölsün mü, yaşasın mı?” sorusuyla belirleniyordu.

2011 yılında başlayan iç savaşta aynı zamanda bir ilk yaşandı. İlk defa bir olaya Esad rejimi ile AKP hükümetinin tepkisi aynı ya da benzer oldu. Kontrol ettiği üç bölgede oylama yapan PYD, Suriye'nin kuzeyinde federasyon ilân etti. Esad yönetimi, federasyon ilanının hiçbir yasal sonucu olamayacağını belirtti. Türk Dışişleri de Suriye'nin ulusal bütünlüğünü savunarak, tek taraflı federasyon ilanının hiçbir geçerliğinin olmayacağını duyurdu.

Türkiye’nin doğusunda da bir tür başka savaş devam ediyordu. TSK'nın internet sitesinden yapılan açıklamada, operasyonda 279 PKK'lının öldürüldüğü bildirilmiş, Sur'da öldürülen Dilber Bozkurt’un cenazesini taşıyan cemaate müdahale edilmiş, ama buna rağmen TOMA’dan su sıkılan anlarda dahi cenazeyi taşıyanların yürümeye devam ettiği gözlenmişti.

Mart ayı aynı zamanda modern Türkiye tarihinin en fazla terör eylemi barındıran aylarından biri olarak kayıtlara geçiyordu.

13 Mart 2016'da yerel saatle 18:45'te Ankara'nın Kızılay semtinde, Güvenpark yakınlarında bomba yüklü bir araç patlatıldı.  2'si saldırgan olmak üzere toplam 38 kişinin hayatını kaybettiği, 19'u ağır 125 kişinin de yaralandığı saldırı beş ay içinde Türkiye'nin başkentinde gerçekleşen üçüncü bombalı araç saldırısı oldu.

Ardından yayın yasağı geldi, Twitter, Facebook ve diğer sosyal medya mecralarına erişim yasaklandı. Hükümet kanadından yapılan ilk açıklamada "Terör saldırıları yüzde yüz engellenemez" dendi, TBBM'deki partiler saldırıyı kınadı.

Ankara’da yaşanan bu faciadan sonra tüm ülke artık diken üstündeydi. Sosyal medya üzerinden paylaşılan bilgiler, whatsapp mesajları ile yayılan ihbarlar, konsolosluklardan yapılan uyarılar sonucunda insanlar sokağa çıkamaz hale gelmişti.

Sonra bir saldırı daha bu sefer İstanbul’da geldi. İstanbul Valisi Vasip Şahin, şehrin en işlek yerlerinden biri olan İstiklal caddesinde, 3'ü Amerikan-İsrail vatandaşı, 1'i İran vatandaşı ve 1'i saldırgan olmak üzere 5 kişinin hayatını kaybettiği saldırıda yaralanan vatandaşları ziyaret ederken, Türkiye'deki dış temsilcilikler tarafından saldırının hemen öncesinde yapılan uyarıların bu saldırı ile alakası olmadığını söylemiş olsa bile, Mart ayında birçok konsolosluk, okul ve temsilcilik kepenklerini kapamıştı bile.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, İstanbul'da İstiklal Caddesi’nde meydana gelen canlı bomba saldırısıyla ilgili olarak “Aslında bu eylemi yapan PKK terör örgütüdür. Biz bunu biliyoruz" dediyse de, DNA testinden çıkan kimliği, saldırganın IŞİD militanı Mehmet Öztürk olduğunu ortaya koydu ve bakanı tekzip etti.

Saldırının ardından bu sefer Valilik de gelen ihbarları ciddiye almaya başladığından olsa gerek, Galatasaray-Fenerbahçe maçının “ciddi bir istihbarat” sebebiyle ertelendiği açıklandı.

Sadece derbi değil, Adana’da her yıl yaklaşık 100 bin kişinin katılımıyla gerçekleşen Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı iptal edilmiş, İstiklal caddesinde dükkânların bazılarında artık rağbet olmadığı için kepenk kapatma furyası başlamış, İsrail somut terör tehlikesi nedeniyle vatandaşlarını Türkiye'yi “mümkün olan en kısa sürede” terk etmeye çağırmıştı.

Terör Mart ayında Türkiye’nin olduğu kadar dünyanın bir çok yerinde de başlıca dehşet ve korku kaynağı olmaya devam etti.

23 Mart 2016, Brüksel, Christophe Petit Tesso / EPA

Belçika'nın Brüksel şehrinde Maelbeek metro istasyonunda ve Brüksel Havalimanı'nda gerçekleşen eşzamanlı saldırılarda iki saldırganla birlikte 33 kişi hayatını kaybetti, 250’den fazla insan yaralandı. Saldırıların ardından Belçika’nın ve Avrupa Birliği’nin başkenti Brüksel’de hayat durma noktasına geldi ama bazı ülkelerin tersine, patlamalar sonrası saldırılarla ilgili bilgi ve uyarılar televizyon kanallarında, haber sitelerinde ve sosyal medyada sık sık paylaşıldı, kamuoyu sürekli olarak bilgilendirildi. Saldırıyı IŞİD üstlendi.

Yine o sıralarda 6 kişilik silahlı bir grup Batı Afrika ülkesi Fildişi Sahili’nde bir plajı otomatik silah ve el bombaları ile taradı. Saldırganlar dahil 24 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı bu sefer El-Kaide üstlendi...

Medya ve ifade özgürlüğü açısından bu ay da diğer ayları aratmayacak derece zorluydu.

Bir süredir kayyum atanacağı yönünde hakkında haberler çıkan Zaman gazetesinin de bünyesinde bulunduğu Feza Gazetecilik A.Ş'ye Mart ayında el kondu ya da kayyum atandı. Gazetenin önünde bekleyen kalabalık gece geç saatlerde biber gazı ve TOMA'yla polis müdahalesine maruz kalırken, kapılar kırıldı ve kayyumlar içeri alındı.

Zaman, Today's Zaman, Cihan Haber Ajansı, Aksiyon Dergisi, Zaman Kitap, Cihan Medya Dağıtım, Irmak TV’nin bulunduğu binaya giren yetkililer içeride çalışanların sert tepkisi ile karşılaştı. Dışarıda ise muhalefet partilerinin, sendikaların, uluslarası gazetecilik örgütlerinin, AB Parlamentosu’nun, ABD’nin ve BM’nin tepkisi vardı.

Zaman gazetesinin kayyımlı ilk nüshası "Köprüde tarihi heyecan" manşetiyle 3. köprünün inşaat haberi ile çıktı ve gazetenin Yenibosna'daki binasının satıldığı Anadolu Ajansı’nın haberiyle duyuruldu.

Kapatılmasından 4 yıl önce 25. yıldönümü töreninde iktidar tarafından “35 farklı ülkede, 10 farklı dilde yayın yapan Zaman’ı görmekten çok büyük bir gurur duyduğu” açıklanan gazete yine aynı iktidar tarafından sona erdirilmiş oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı'nın müdahil olma taleplerinin kabul edildiği MİT tırları davasının ilk duruşmasına, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül, Mart ayında çıkıyor, davaya hemen gizlilik kararı getirilip, bir sonraki duruşma için 1 Nisan tarihi veriliyordu.

Davayı izlemeye gelen çoğunluğu Batılı ülkelerden yabancı başkonsoloslar Erdoğan’ın sert eleştirilerine maruz kaldı. Benzer bir tepkinin Alman NDR televizyon kanalında Erdoğan'ı hicveden bir şarkıya yer verilmesi üzerine Almanya Büyükelçisi’nin dışişlerine çağrılması ile gösterilmesi üzerine, Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sawsan Chebli basın özgürlüğünün Türkiye ile müzakere edilmeyecek bir konu olduğunu açıkladı.

Barış için akademisyenlerse cadı avında yem olmaya devam ediyordu. En az 30 akademisyen işten çıkarılmış, Esra Mungan, Muzaffer Kaya, Kıvanç Ersoy "Terör örgütü propagandası yapmak" suçundan tutuklanmış, onlara destek vermek için Çağlayan adliyesine giden Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Chris Stephenson, çantasından HDP’nin Newroz davetiyesi çıktığı için önce gözaltına alındı sonra, sınır dışı edildiği söylenerek İngiltere’ye gönderilmişti. 25 yıldır Türkiye'de yaşayan İngiliz akademisyen Stephenson insan hakları ve demokrasinin sadece belli kesimler için değil, herkes için olması gerektiğini hatırlatıyordu.

Anlatılan hikâyenin diğer ucundaki hikâyeyi ise, Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı dillendiriyordu: "Erdoğan giderse tam bir felaketle karşı karşıya kalırız" diyen profesör, "Türkiye'nin en tehlikeli kesiminin okumuş kesim olduğunu” söylüyor, bir televizyon kanalına verdiği mülakatta “cahil, okumamış halka daha çok güvendiğini" ilan ediyordu. Arı tepkiler üzerine üniversitedeki görevinden istifa etti ve “Görüntüler montaj” dedi.

Bununla birlikte, yılın sonlarına doğru  Uluslararası Değerlendirme Programı PISA’da Türk öğrencilerin tam anlamıyla dökülüp son sıralarda yer almasının hemen ardından dünyada yapılan bir araştırmada Türkiye’nin en eğitimsiz (ya da cahil) 9. ülkesi çıktığı açıklanırken, bu yoğun “cehalet” tartışmaları arasında Prof. Arı da, YÖK Denetleme Kurulu üyeliğine atanarak “terfi edecek”ti.

Montaj demişken, İranlı ortağı ülkesinde idama mahkûm olmuş hayırsever işadamı Reza Zarrab, Şarkıcı eşi Ebru Gündeş ve kızı ile ABD'ye giriş yapmak isterken, Miami Havalimanı'nda gözaltına alındıktan sonra, kara para aklama, dolandırıcılık ve İran'a uygulanan yaptırımları delme suçlamaları ile çıkarıldığı mahkemede tutuklandı ve kefaletle serbest kalabilmeyi bir türlü beceremedi.

17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması sonrasında görevinden ayrılan eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar Zarrab’ı tanımadığını söylemiş, Recep Tayyip Erdoğan ise, “Bu konu ülkemizi ilgilendiren bir konu olmadığı gibi, bir karapara aklama konusu mudur, değil midir, gerekçesini bilmeden değerlendirme yapmak istemem” demişti.

Zarrab’ı yalnız bırakmayan nadir kurumlardan Sabah gazetesi ise desteğini Zarrab'ı Miami'de tutuklatan ABD'li savcı Preet Bharara'yı bir fotoşop görseli üzerinden FETÖ'cü ilan ederek göstermişti.

Mart ayının hikâyesinin başında söylendiği gibi, dünyanın pisliğini en çok çocuklar çekiyordu. CHP Bursa Milletvekili Lale Karabıyık, parti heyetiyle Karaman’a ziyarete gittiğini ve Ensar Vakfı’nda 5 ay çalışan M.B. isimli öğretmenin tecavüz ettiği ileri sürülen bir öğrencinin ifadesinde “çocuk kendisine hayvan pornoları izletildiğini söylüyor” sözlerinin yer aldığını söyleyerek büyük bir pisliği ortaya çıkardı.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, “Buna bir kere rastlanmış olması, hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı’nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz” diyerek ilk savunma hattını oluşturdu.

“Bir kere” denmişti denilmesine de, yurdun dört bir yanından ihbarlar yağmaya başlayınca işin rengi değişmiş, Ensar Vakfı Başkanı İsmail Cenk Dilberoğlu bile idam ister hale gelmişti.

İdam tartışması 2016 yılı boyunca gittikçe artan bir sıklıkta, adeta şehvetle dile getirilecek bir konu olarak zihinlerde kalacaktı.

Bir önceki ay, Şubat sıcak başlamıştı, müthiş sıcak bitti: ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), yeryüzünde son 136 yılın en sıcak Şubat ayının kaydedildiğini, ölçülen değerlerin 1880'den bu yana görülen Şubat ortalamasından 1,35 derece fazla olduğunu, El Niño'nun en az 2016 yılındaki kadar sert yaşandığı Şubat 1998'deki değeri de 0,47 derece aştığını belirtiyordu.