Koronavirüs gibi solunum virüsleri kalabalıklaşma ve tarımın değişmesiyle ilintili: Maske dışarıdan gelen virüse karşı korumaz

Koronavirüs gibi solunum virüsleri kalabalıklaşma ve tarımın değişmesiyle ilintili: Maske dışarıdan gelen virüse karşı korumaz

10 Şubat 2020

Açık Gazete’de Selim Badur dünyanın gündemindeki koronavirüs hakkında doğru bilinen yanlışlara açıklık getirdi

06 Şubat 2020 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.

Ömer Madra: Evet, Açık Radyo burası 94.9. Saat tam 9 buçukta, biraz önce de duyurusunu yaptığımız gibi bütün dünyanın en önemli konularından bir tanesi haline gelen, büyük bir salgın pandemik halini almış olan korona virüsünü konuşmak üzere, bu konunun uzmanlarından programcımız, dostumuz Selim Badur'la beraber konuşacağız. Hoş geldiniz,

Selim Badur: Hoş bulduk.

Özdeş Özbay: Hoş geldiniz.

Ömer Madra: Yarasalar gibi çok sayıda şey var, dedikodu var her zaman olduğu gibi bu konularda. Irkçılık almış yürümüş vaziyette. “Onlar da yarasalar, yılanlar yiyorlar” filan diye bir yarasa konusu var bir. İşte asemptomatik olgular programda da sözünü ettiğin şey var. Bir de tabii bu, hangi maskeyi ne zaman kullanacağız meselesi var, hepsine birazcık açıklık getirebilir miyiz?

Selim Badur: Elbette, şu asemptomatik olgular konusu ilginç, bu beni çok güldürüyor. Asemptomatik olgular dediğimiz zaman semptomu olmayan, yani belirtisi olmayan, aksırmayan tıksırmayan, öksürmeyen, hatta ateşi olmayan olgular var. Bunlar taşıyorlar virüsü. Tabii önemli bu asemptomatik olguların yeni koronavirüs enfeksiyonu salgınında oranının yüksek olması. İkincisi de, bunların tabii o havaalanlarındaki detektörlerle filan saptamanız mümkün değil. Adamın ateşi olmadığı için onları geçiyorlar.

Ömer Madra: Ya işte nasıl onu da soracaktım. Yani şimdi mesela sağlık bakanı bütün gelenlere havalimanlarında, tüm yolcuların ateşini ölçeceğiz diye bir şey yeni çıktı, dün.

Selim Badur: Ben dün akşam girdim havaalanında şöyle bir şey yoktu.

Ömer Madra: Ama bugünden böyle yapacaklar. Hiçbir işe yaramayan bir şeyi neden yapıyormuş gibi yapıyorlar?

Selim Badur: Bunlar evrensel olarak alınan önlemler işte. Benim giriş yaptığım, çıkış yaptığım Kuzey Afrika ülkelerinde de vardı bunlar. Dillendiriliyor, söz ediliyor ama hiçbirisinde yok hava alanlarında. Büyük bir olasılıkla ben de Uzakdoğu'dan, Çin’den gelen uçaklar mı, şimdi artık Çin'den uçak gelmiyor ama, oradan gelecek uçaklardan mı acaba, o yolcuları mı sadece kontrol ediyorlar diye düşünüyordum. Çünkü benim geldiğim, çıkış yaptığım uçak seferinde böyle bir kontrol falan yoktu. Yani etrafta da öyle bir alet yoktu.

Maske konusu tabii, herkes maskeli ama kontrolü yok. Maske konusu ilginç aslında. Maske sizi dışarıdan gelecek bir virüse karşı korumaz. Böyle bir şey yok. Onu neden Uzak Doğu’da, Japonya'da herkes maskeyle gezer bunu pek anlamak mümkün değil. Kendinizi korumak için değil eğer hastaysanız, virüsü yaymamak için kullanabilirsiniz. Örneğin, cerrahlar ya da diş hekimleri böyle bir cerrahi maskeyi taktıkları zaman ağızlarından hani hasta bir kişiye virüsü ya da bakteriyi bulaştırmamak için o maskeyi takarlar. Kendileri kontamine olmamak için değil. Maske ama tamamen etkisizdir demek yanlış. Maske nerede devreye giriyor ya da önemi nerede? Yapılan bir çalışmada insanlar, genel olarak, ortalama, bütün küresel boyutta ellerini saatte 23 ile 25 kez ağızlarına ve yüzlerine sürerlermiş. Bunu engellemesi açısından önemli yoksa dışarıdan gelecek bir virüsü engelleme açısından değil. Kendi elinizdekini engeller. Bu nedenle elinizin sık yıkanması, koronavirüs için değil sadece, grip ve diğer bütün solunum yolu etkenleri için önemli bir önlem. Gerçekten enfeksiyon zincirini kırıyor, el yıkanması önemli normal sabunla.

Özdeş Özbay: Bu virüsü mü ortadan kaldırıyor yoksa su ile atıyorsunuz anlamında mı?

Selim Badur: Yok yok ama virüsü elimizden hem fiziksel olarak dışarıya atmamızı sağlıyor, hem de öldürücü etkisi de var yani. Virüsün o dezenfektanlar dediğimiz herhangi bir dezenfektana şu ya da bu grubu için, klor içeren içermeyen, alkol içeren içermeyen değil, hangisi olursa olsun bütün dezenfektanlara duyarlı olduğunu biliyoruz.

Ömer Madra: Evet, peki bu salgının yayılmasını önlemek için ne yapılması gerekiyor?

Selim Badur: Yarasa çorbası içmeyin diyeceğim ama unutmadan değinelim daha sonra, o yarasayla ilgisi olmadığının altını çizmek istiyorum. Salgının önlenmesi için tabii aslında dünya sağlık örgütünün bütün ülkelere önerdiği ve ülkelerin de uymaya çalıştıkları- gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler- klasik önlemler geçerli ve doğru önlemler. Şimdi HIV virüsüyle ilgili AIDS tablosu ortaya çıktığı zaman ya da Ebola'da Dünya Sağlık Örgütü ağır davrandı, bu nedenlerle eleştirildi. Buna karşın griple ilgili H1n1, H5n1 gibi salgınlarda da çok hızlı davrandı, çok agresif davrandı diye eleştirildi. Şimdi dengeyi bulmaya çalışıyor. “Tam bir tehlike değildir, seyahat yasağı getirmiyorum” ama işte “acil durum ilan ediyorum” diyor ve özellikle Çin'in dışında 25-30’a yakın ülkede görülmeye başlandığı için bu enfeksiyon bütün bunların alınan bir takım o klasik önlemlerle işte seyahat yasaklarıyla ya da kısıtlamalarıyla ya da çeşitli kaynaklarda da dünya sağlık örgütü sitelerinde görülen el yıkama, hastalardan uzak durma, aksıran öksüren insanların dışarıya çıkmaması, izolasyon gibi önlemlerle...  Bu klasik yaklaşımlarla solunum yolu enfeksiyonlarının engellenmesine çalışıyor. Bunlar çok bildik ve çok klasik yöntemler yani sadece korona virüsüne özgü şeyler değil.

Özdeş Özbay: Bu sabah bir haber vermiştik. Dünya Sağlık Örgütü 11-12 Şubat'ta bir konferans düzenliyor İsviçre'de ve aşı ve benzeri şeyleri konuşuyor uzmanlarla birlikte.

Ömer Madra: Evet, yani aşı konusunu çok önemli. Onu etraflıca konuşmamız lazım. Aşı hakkında öteden beri, belki yıllardır konuştuğumuz şeylerden bir tanesi komplo teorileri. Özellikle de dünyanın savaş öncesi dünya savaşları öncesinde iyice yaygınlaşan komplo teorilerinden bir tanesi gibi geliyor bana...

Özdeş Özbay: Tabii yakın zamanda Soner Yalçın'ın bir kitabı çıkmıştı ve uzmanlar çok sert bir şekilde eleştirdi. Aşı üzerinden muazzam bir komplo teorisi yazmıştı.

Selim Badur: Aslında aşı teknolojisi şuandaki aşı üretim yöntemlerine baktığınız zaman çeşitli kontrollerle... Hemen şunu belirteyim: Bir ilaçla bir aşıyı kıyasladığınız zaman üretim süreci içinde kontrol aşamaları çok farklı. İlaçta yaklaşık 5 ile 10 aşamada kontrol yapılır. Bir örnek vermek istiyorum. Zatürre aşısında üretim iki sene sürüyor ve bu süreç zarfında 500’e yakın kontrol aşaması var. Yani aşı, sağlıklı bir bireye uygulanan, ilerde karşılaşma olasılığı bulunan bir etkene karşı sizi, kendinizi, çocuklarınızı korumak için yapılan bir uygulama olduğu için ilaçtan çok daha farklı, çok daha sıkı denetlenir. O nedenle aşı üretimi öyle basitçe eleştirilecek ya da üzerinde sadece bir cümle söyleyip geçilecek bir konu değil. Ancak bugün yaygın olarak kullanılan, aşıların üretiminde yararlanılan teknoloji oranla... Çünkü bu bir süreç alacaktır, 20 ay gibi bir süreç alacaktır- Enstitü Pasteur bunu işte 6 aya çekmeye çalışıyor- ama yeni birtakım umutlar var. O da yeni teknolojiler. Örneğin kısaca SAM teknolojisi diye bir teknoloji var. Bu Obama döneminde Amerika Birleşik Devletleri'nde ortaya çıktı. Siz bugün saptıyorsunuz virüsü, etkeni, bir hafta sonra aşı hazır oluyor. Bu çok önemli bir şey yani kısa sürede aşı elde etme yaklaşımları var ama şuan için işte 2020 yılında bunlar çok kuramsal olarak çok iyi yürüyen ama daha uygulaması zor olan şeyler. Onun için korona virüsü aşısının bugün yarın elde edilmesi mümkün değil. Yani buradan şuraya gelmek istiyorum “bu, aşı ya da ilaç şirketlerinin komplosu”, “onlar yaydılar bu hastalığı aşılarını, ürünlerini satmak için” bu doğru değil, daha ortada aşı yok çünkü.

Ömer Madra: Bir de aşıyla ilgili birazcık daha devam edersek Laurie Garrett, işte uzman olduğu söyleniyor Council on Foreign Relations’da, küresel sağlık uzmanı, aynı zamanda Politzer ödüllü bilim yazarı... İşte Ebola üzerine Küresel Kamu Sağlığı'nın Çöküşü diye kitap yazmış. Onla yapılmış ayrıntılı bir mülakat vardı democracy now’da. Kısmen de izledim. Orada diyor ki, iki tane çok önemli meseleden bahsediyor benim görebildiğim kadarıyla; bir tanesi bütün ilaçların ham maddeleri Çin’den geliyor. Bütün şeyi kesersek diyor, Çin’le olan ihtilattan men yaparsak ne diyabet ne kalp ilaçları, kanser ilaçlarının falan bulunamayacağı... Zaten Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde hammaddesi az bulunan bütün bu pharmaceutical endüstrisinin (ilaç endüstrisi)... Bir de normal virüse karşı yani sadece korona virüsüne karşı değil, doğrudan doğruya grip aşısının da mutlaka olunmasında çok büyük yarar var demiş.

Selim Badur: Öncelikle Çin’de üretilen hammaddelerin, bu ilaç olsun başka ürünler olsun... İlaçta da söylediğiniz gibi diyabet gibi önemli bir takım enfeksiyon dışındaki hastalıklardan korunma ilaçları, araçları... Bunların bir kere bu salgınla herhangi bir ilintisi yok çünkü gelen bir eşyayla bu virüsün taşınması mümkün değil. En fazla, en fazla uygun ve nemli virüsün sevdiği ortam olan ortamlarda bile üç saatten fazla yaşamıyor. Daha kuru ortamlarda üç dakikada ölüyor. Onun için bu biliniyor yani böyle eşyayla nakledilmesi ya da bir başka hemen bir parantez açayım, evcil hayvanlarla öyle kedi, köpek falan geçmesi, böyle bir şey söz konusu değil.

Diğer soru yani grip aşısı, şuanda kuzey yarımkürede korona virüs sorunuyla uğraşılıyor ve bu çok dillendiriliyor ama esas şu anda, özellikle Türkiye'de de, grip daha fazla hasar yaratmakta. Daha yaygın.

Ömer Madra: Çok yaygın ve bütün çevremizdeki insanlar, radyomuzun çevresinde bile çok sık rastladığımız...

Selim Badur: Bu çok doğal çünkü bu küresel ısınma olayıyla ilintili olarak bir kere grip mevsimi sarktı. Yani Ocak’ın 15’inden önce grip virüsü bir tane bile yoktu Türkiye’de. O nedenle bir kere öteleniyor gittikçe. O nedenle Şubat, Mart, Nisan, Mayıs aylarında biz grip görürüz. Evvelden derdik ki, grip işte Eylül’de, Ekim’de başlar, Şubat'ta biter. Hayır, öyle değil. Tamamen kaydı. Bu tabii Kuzey ve Güney Yarımküre'ye farklı içerikli aşılar kullanıldığı için bu konuyu da değiştirecek. Küresel ısınmanın buraya da uzantısı var.

Özdeş Özbay: Kar yağmamasıyla bağlantısı olduğu söyleniyor...

Selim Badur: Yok, kar yağmamasıyla çok bağlantılı değil ama özellikle okulların açılıp kapanması, havaların böyle ani soğuması ve bunlar çok kuramsal gibi görünen ama daha fazla soğuk hava ile daha fazla insanın daha kalabalık bir şekilde kapalı yerlerde, sinemalarda, alışveriş merkezlerinde bir araya gelmesine yol açıyor. Neden kuzey yarımkürede havalar soğuyunca başlar, okullar açılınca başlar grip ve diğer solunum yolu enfeksiyonları? O nedenle grip şu anda önemli bir sorun ve gripten aşı üzerine çok fazla spekülasyon yapılıyor artık bıktırıcı derecede. “Bu aşı yararlıdır, yapılmalıdır” diyenler ile “hayır yapılmaz” diyenler hep aynı şeyi söyledikleri için artık gına geldi ama bu aşı özellikle belli risk gruplarında hayat kurtarıcı ve etkilidir. Yüzde 60’mış bunun etkisi, bazen yüzde 40’mış. Evet, yüzde 40 yüzde 60'tır ama bu önemlidir. Bu oran olarak önemli halk sağlığı açısından. Bir de siz aşılandığınız zaman hastalanmasınız bile hastalık çok daha hafif seyreder. Bir örnek vereyim, kolera salgınlarında kolera aşısı yüzde 50 falan gibi çok yüksek oranda etkili olan bir aşı değil. Yüzde 50’dir aşının etkisi. Ama siz bin kişi yerine bu aşı sayesinde 500 kişiyi hastanelerde ağırlıyorsanız bu halk sağlığı açısından çok önemli bir şeydir. Yani toplumun yarısını siz o aşı sayesinde koruyabilirsiniz. Büyük salgınlarda bunlar önemli sayılardır, küçümsenecek ya da dışlanacak gibi değil. Yoksa çok kolay oturduğunuz yerden “bu aşı çok da etkili değilmiş, biz onu kullanmayalım” demek.

Ömer Madra: Baya bu aşı meselesinde ciddi şekilde rivayet o kadar muhtelif ki insan sonradan da derin pişmanlıklara sebep olabilecekken, çocuklarının, bir daha ömür boyu kendini affetmeyebilecek aile ihmallerinden bahsetmek mümkün olabilir. Bunu kendilerine bile itiraf etmeyecektir insanlar ama...

Selim Badur: Bu yarasalar konusunda eğer vaktimiz varsa değinmek istiyorum.

Ömer Madra: Var tabii...

Selim Badur: Şimdi yarasalar viral enfeksiyon açısından çok ilginç yaratıklar. Biz sadece korona virüsüyle gündeme getirdik yarasaları. Klasik tıp eğitiminde de sadece kuduz konusunda, yarasaların bazı coğrafyalarda, örneğin Amerika kıtasında kuduzu bulaştırmada en önemli faktör olduğunu, örneğin mağaralara girenlerde işte o tarz spor yapanlar tam adını hatırlayamadım şimdi... O tarz işlerle uğraşan insanların yarasa ısırmaları ile kuduza yakalanmaları söz konusu oluyor. Ama yarasalar bizim bilmediğimiz nipah gibi marburg gibi çok çeşitli virüsleri barındıran canlılar, memeliler ve ilginçtir bir canlı türü düşünün, başka türlerde olmayacak kadar fazla sayıda virüsü taşıyorlar. Nasıl oluyor da yarasalar bu konuda birden bire ön plana çıkıyor. Öyle ilginç özellikleri var ki, bir kere uçan memeliler canlı türlerinin dörtte birini oluşturuyorlar, çok çeşitlilik var. Ve yarasalar özellikle evrim sürecinde, bu uçma özelliğini kazanırken immune (bağışıklık) sistemlerinde bir farklılık olmuş. Kısaca şöyle özetleyebilirim bir viral enfeksiyon sırasında bir virüs ile enfekte bireyde oluşacak hasarın iki nedeni vardır. Birisi, virüsün kendisi yapar hasarı. Diğeri ise, daha sıklıkla, bütün yaşanan olumsuzluklar sizin virüse karşı harekete geçen immune sisteminiz tarafından vücudunuza gelen zarardandır. Bunu şöyle açıklamak mümkün: Örneğin Hepatit B enfeksiyonlarında, sara hastalığında, virüsü alanların yüzde beş ile onunda fulminan hepatit dediğimiz bir tablo gelişiyor, bu da virüsü aldıktan çok kısa bir süre sonra, bir hafta, 10 gün içinde ağır bir karaciğer yetmezliğinden insanlar yaşamını yitiriyorlar. Ne oluyor da virüsü alanların o küçük orandaki kısmında fulminan hepatit gelişiyor? Demişler ki, bu insanların immune sistemleri zayıf ya da çok fazla virüs giriyor bunlara ya da çok daha şiddetli hastalık yapan birisine… Hayır, bakmışlar ki bu insanların immune sistemleri çok güçlü çalıştığı için ölüyor bu insanlar. Çünkü virüs, enfekte olan, virüs taşıyan vücut, virüs taşıyan karaciğer hücrelerine karşı savunma sistemiyle saldırıya geçiyor. Eğer sizin immune sisteminiz çok güçlü çalışırsa, karaciğer hücreleri arasında kim virüsle enfekte olmuş, kim olmamış diye ayırt etmeksizin, bu etabı atlayıp, göz ardı edip bütün karaciğer hücrelerine saldırıyor. Ağır bir karaciğer harabiyeti, çok ağır bir karaciğer yetmezliği kısa sürede ve çok güçlü olan immune sisteminiz siz “aman ne iyiyim ben, ne kadar sağlıklıyım!” derken sizi ölüme götürüyor. Bu bir hepatit örneğiydi. Yarasalarda bu evrim sırasında, evrim derken bir memelinin uçma yetisi kazanma sürecinde immune sistemlerinin zayıflaması söz konusu olmuş. O zaman virüse karşı mücadele edemiyor, virüsü tolere ediyor ve virüsü öldürmediği için bütün virüsler yarasalarda yaşıyor. Ancak yarasaların bu olumsuz özelliklerini ya da virüsler açısından önemli özelliklerini saydım da bu korona virüsü ne zaman konuşursa son bir aydan beri Türkiye'de sürekli “zaten onlar yarasa çorbası içiyor”… Ya yarasayla bir ilgisi yok bu virüsün. Neden yok? Birincisi, yani yarısından bulaşması söz konusu değil, korona virüsü yarasalarda var ama hem SARS’ta hem MERS’te de olduğu gibi yani hem 2002 hem 2010’lu yıllarda iki farklı korona virüs tipi ile oluşan, bizim işte SARS ve MERS diye bildiğimiz iki hastalık tablosunda kaynak yarasalar ama yarasadan bir ara konağa geçiyor. SARS’ta yarasadan misk kedilerine, kedilerden insanlara geçiyor. Kedi derken sokakta gördüğümüz kedi değil bu, özel svet de denilen özel bir tür. Yarasadan bu hayvanlara, onlardan insanlara bulaş… MERS’te ise Ortadoğu'da görülen Middle East Korona Virüsü Enfeksiyonu’nda yarasalardan develere, develerden insanlara… Şimdi yarasa, o nedenle ana kaynak belki ama bulaşma kaynağı değil. Bunu şuradan biliyoruz, bir kere yarasalar yeni koruma virüsü salgını çıktığı zaman tarihe baktığımızda- Aralık sonu Ocak başı ortaya çıktı- bir kere yarasalar kış uykusuna yatarlarmış, ben de bilmiyordum ve o tarihlerde uyumayan yarasa yok, hepsi uyuyorlarmış açık alandakiler. Bu enfeksiyon sea food-deniz ürünleri satan bir markette ortaya çıkıyor. İlginçtir bu salgının çıktığı pazar- ki kapatıldı hemen 1 Ocak’ta- bu pazarda hiç yarasa yokmuş. Bunu niye söylüyorum? Yani sürekli olarak “yarasalar şöyleydi böyleydi” falan diye söyleniyor, öyle yarasa çorbası yemekle bu enfeksiyon bulaşmaz. Yarasadan insana direk bulaşmıyor. Evet, yine o sizin biraz önce belirttiğiniz gibi her şeyi suçlamak “bunlar zaten her bir şeyi yerler, böcekti yılandı yarasaydı da ondan böyle oluyor” diye… Hayır, öyle değil! Yani bu henüz tam saptanamayan, bir ara yılanlar suçlandı ama o da doğru çıkmadı, büyük bir olasılıkla kaynak evet yarasa, yarasada var bu virüs, yarasadan bir ara konağa geçiyor, ondan insana bulaşması söz konusu.

Ömer Madra: Peki, bu durumda şimdi bunun yayılmasını önlemek için yayına girmeden önce de konuşuyorduk, bu maskeler, eldivenler falan meseleleri üzerinde de birtakım yanlış anlaşmalar var…

Selim Badur: Bir anekdot anlatayım size. Ben dün gece Cezayir'den geldim ve benim görüşme yapacağım sağlık bakanlığı yetkilileri birden bire randevuyu ötelediler çünkü Cezayir kendi vatandaşlarını, yurttaşlarını Wuhan bölgesinden alıp, Türkiye'nin de yaptığı gibi, Cezayir Havayolları ile ülkelerine getiriyorlarmış. Uçak o Cezayirlileri almaya giderken Çin’e, yanında da Çin'e yardım olarak- ilginçtir Çin çünkü böyle bir yardım çağrısında bulundu “maske ve eldivenimiz kalmadı, plastik gözlüğümüz kalmadı” diye kendini korumak için- bunlara yardım olarak 500 bin kadar eldiven ve gözlük götürüyormuş Cezayir'den Çin'e ve bütün malzemelerin üzerinde “Made in China” yazıyormuş.

Ömer Madra: Ne ilginç, ne kadar acayip bir durum. Peki, bundan sonra ne ölçüde yaygınlaşması bekleniyor? Ve nasıl bir önlemle sınırlandırılması, önümüzdeki döneme ilişkin gözlemleri nasıl yapabiliriz ve tam tedbirler neler olabilir?

Selim Badur: Tabii, nasıl gidecek konusunda bir takım ölçümler var. Bu ölçümler ve sayılar üzerinden konuşmak herhalde en doğrusu. Virüsün yayılma hızına baktığınız zaman oldukça yüksek. SARS'a oranla çok hızlı yayılıyor. Bakın dünden beri yüzde 34 oranında artmış…

Ömer Madra: Evet ya, dehşete kapıldık biz de yani…

Selim Badur: Bulaşması kolay ama aynı H1N1'de olduğu gibi hastalık yapma, ağır hastalık yapma oranı düşük. Hep bu solunum virüslerinin, influeansa için de biz aynı şeyi söyledik, RNA virüsleri bunlar ve kolay mutasyona uğrayabiliyorlar ve çok kolay dönüşüm söz konusu bu virüslerde. Özelliklerini değiştiriyorlar. Eğer bu virüsler kolay, hızlı yayılma özelliklerinin yanı sıra bir de ağır hastalık yapma, ölümcül hastalık yapma yetisini kazanırlarsa eğer o zaman iş çok ciddileşir. Ama H1N1’de de beklenti buydu, onun için pandemik aşısı falan önerildi. Sonra “ölü sayısı az oldu” diyerek “vay siz boşuna aşı kullan dediniz”… Tabii yani 680’e yakın insan öldü ülkemizde bunlar aşılansalardı ölmeyecekti. 680 insanı önemsemiyorsunuz demek ki…

Ömer Madra: Bu çok temel bir gerçek, yani hakikaten ölüm kalım meselesi diye bir şey varsa dedikodulara, söylentilere filan kurban edilmemeli. Aşı yapılmış insanlar ölmüyorlar, bu kadar temel bir gerçeklik var ve bu kabullenilmiyor.

Selim Badur: Bunu kabullenememek, bunu yadsımak nasıl mümkün? Bunu anlamak mümkün değil. Toplumumuzda, ülkemizde, birçok Avrupa ülkesinde de, gelişmekte olan ülkelerde, Afrika ülkelerinde de şu anda bir duyarlılık var. Herkes öğrenmek istiyor ve endişeyle sizi dinliyorlar ama bir süre sonra bir plato yapmaya başladığı zaman ya da durulmaya başladığı zaman bu salgın, bu durulma sonucunda “ya amma da abarttınız” diyeceklerdir. Yani klasik bir çizgisi vardır, döngüsü vardır. Ne zaman duracaktır? Tabii toplumda bu virüs ile enfekte olanların sayısı artıp da toplumsal bir bağışıklık kazanmaya başlandığı zaman, yani buradaki Açık Radyo'da çalışan bütün genç arkadaşlarımızın hiçbirisi bu virüsle temas etmediler, birisi gelip de buraya virüsü yayarsa hepimiz burada enfekte oluruz ama aradan 10 gün geçtikten sonra buradaki insanların 10 kişiden 8 tanesi virüsle temas etmiş ve bağışıklık kazandı ise daha sonra gelen virüsü burada bulaştıracak kimse bulamayacaktır. İşte o zaman da durulmaya başlayacaktır. Seyri bu ve bu tempoda giderse yani bizim ro değeri dediğimiz bir değer vardır, bir hasta kişi kaç kişiye virüsü bulaştırıyor? İnflueanza’da farklı, kızamıkta farklıdır. Kaç kişiye bulaştırma sayısı fazlaysa, ro değeri ne kadar büyükse bu daha tehlikelidir, daha hızlı yayılır. Hızlı yayılıyor dedim ama yine de SARS’tan ve MERS’ten çok farklı değil. Ölümcüllük açısından baktığınız zaman SARS’ta enfekte olanların yüzde 10’u ölüyordu. MERS’te yüzde 25-30’u ölüyordu, bu önemli. Burada çok düşük, yüzde 2'lerde. Yani her saat değişiyor ama 28.276 enfekte birey saptanmış. Konfirme edilmiş birey dediğin zaman yani alınan örnekte virüsün gösterildiği örnekler, yoksa hastalanan kişi sayısı ya da belirti veren kişilerin sayısı yüz binleri geçti. Bunun içinde 565 tanesi yaşamını yitirdi ama sürekli artıyor. Durulacak herhalde bu. Bugün yarın artık ölen sayısı çok fazla artmaz diye bekliyorum ama öyle olmuyor. Yüzde 2'lerde yani ölümcüllük oranı, fazla değil. Dediğim gibi toplumsal bağışıklık şu anda madem aşı veya ilaç yok spesifik olarak kullanılan, iyi bakım ve toplumsal bağışıklığın sağlanması sonucunda… Tabii Çin'de alınan önlemler, yani birtakım önlemler alınıyor yayılmaması için hastalığın, örneğin adını da söyleyeyim size daha bir inandırıcı ve bilimsel olsun, Wuhan belediye başkanını biliyor musunuz? Belediye Başkanı 11 milyonluk kentten dışarıya çıkışları yasakladı. Yasakladı da kaç kişi çıkmışlar biliyor musunuz? 5 milyon kişi. 5 milyon insan dışarı çıkmış zaten.

Ömer Madra: Koskoca Çin Komünist Partisi’nin gücü de buna yetmemiş yani…

Selim Badur: Belediye başkanı pek etkili olamamış. 5 milyon kişi daha büyük karantina uygulamaya başlamadan önce şehri terk etmişler. O dönemde bu yarasalar falan konuşulurken bir yazıda “yarasayı falan boşverin, trenler çok önemli” diyordu. Trenlerle bu şehirden 11 milyondan 6 milyon kalmış herhalde, buradan kısa sürede bu karantina ve yasaklar gelmeden önce çok fazla sayıda tren seferi vardır diğer kentlere, o kalabalık trenlerde bulaşıp arttı. Sizin altını çizdiğiniz gibi asemptomatik olgular önemli…

Ömer Madra: Xi Jinping (Çin Devlet Başkanı) de mesela kendini ilginç bir şekilde geri çekmiş. Eğer başarılı olursa bütün ödüller ona, başarısız olursa da yerine tayin ettiği bir adam, adını unuttum şimdi, ona yıkılacak diye bir analiz de vardı ilginç. Bunu yakından takip etmeye devam edeceğiz. Selim Badur çok teşekkür ederiz. Yani Türkiye'de ve dünyada da en çok konuşulan şeylerden bir tanesi. Dedikodular ve söylentiler de maalesef besliyor tersi yönde. Halbuki bilimin izini sürerek iklim değişikliği ile bağlantılı olduğunu söylemek de çok önemli…

Selim Badur: Bir kere bütün bu tür solunum virüsleri, bu kentler, kalabalıklaşma, tarımın değişmesiyle çok ilintili. Hem solunum virüslerinin hem de ara konak olarak kemiricilerin, yarasaların, farelerin ve diğer kemiricilerin, memelilerin tabii elbette artropod gibi böceklerin kenelerin, sivrisineklerin tatarcıkların bunların yayılması, kentlere daha kolay girmeleri, habitatlarının değişmesiyle beraber biz hiç ummadığımız “ya bu da nereden çıktı” dediğimiz yeni virüsler ortaya çıkacak. Yeni salgınlar ortaya çıkacak. Yani sağlık sorunları 21. yüzyılda hani “teknoloji gelişti, azaldı” falan değil öyle, tam tersine bu neoliberal düzenle beraber ve bu kalabalıkla bu sistemli gittikçe daha da ağırlaşacak. Tabii yeni virüsler dedim şunu da hemen unutmayalım: teknoloji gelişince siz eskiden grip, nezle, soğuk algını dediğiniz şeylerin adını koyuyorsunuz artık tek tek. Teknolojinin yardımıyla da isim koyma ve yeni virüslerden söz etme imkânı doğuyor.

Ömer Madra: Çok teşekkürler.