Her protesto dünyanın dengesini değiştirir

Her protesto dünyanın dengesini değiştirir

27 Haziran 2019
Fotoğraf: Getty Images

Manchester Guardian'ın kurulmasına yol açan Peterloo katliamı, üzerinden geçen iki yüz yıl sonrasında politik durumumuzu şekillendiriyor. Buradan nereye gidiyoruz?

 

Rebecca Solnit

Guardian, 1 Haziran 2019

Ölçeği büyütürsek devrim olur; küçültürsek de, dikbaşlılıktan ya da hastalık numarasından başka birşey olarak görülmeyebilecek, hatta gözle hiç görülemeyebilecek bireysel katılımsızlık olur. Protesto dediğimiz şey, halk iktidarı ile direniş kavramının bir yönünü, bir gücü tarif eder; bu güç, tarihle ve gündelik hayatımızla o kadar iç içe geçmiştir ki halka açık yerlerde tavır sergileyen insan topluluklarına odaklandığımız takdirde, bunun tesirini büyük ölçüde gözden kaçırırız. Ancak şu var: böyle tavır alan insanlar dünyayı defalarca değiştirdiler, rejimleri devirdiler, haklarını kazandılar, zalimleri dehşete düşürdüler, boru hatlarını, ormansızlaşmayı ve barajları durdurdular. Bu hareketler 200 yıl önceki Peterloo protesto ve katliamından çok daha öncesine, büyük Fransız devrimlerine, oradan Haiti'nin Fransa'ya karşı giriştiği devrime, onlardan da önceki köylü ayaklanmalarına, oradan sömürgecilik ve köleleştirmeye karşı Afrika'da ve Amerika'da girişilen yerli direnişlerine, ve oralardan da, hiç kayıtlara geçmemiş her çapta sayısız direniş eylemine kadar uzanıyor.
 

Şimdi şu andan itibaren çok daha ileri gidecekler. Şu anda, iklim krizinin üzerine giden örgütlerle, dünyanın birçok yerinde feminizme yeniden kan ve can veren örgütlerle, ırkçılık karşıtı kampanyalarla, ve belirli gruplarla meselelere odaklanan insan hakları kampanyalarıyla protestolar, herşeyin içinden geçen ve aynı zamanda pek çok şeye karşı duran bir güç oluşturmakta; zira bu, hem bir liderler sultası (otoritarizm) çağı, hem de global bir süper elitin zenginliğini pekiştirdiği bir çağ.
 

Şu anda örneğin, Florida’nın Immokalee İşçileri Koalisyonu, tarım işçilerinin haklarını savunmak için öğrencilerle yeni bir ittifak kuruyor ve ülke çapındaki ABD burger zinciri Wendy’yi hedef alıyor. Bu koalisyonu, hep güçsüz olduğu varsayılanların gücünü gösteren en büyük örneklerinden biri olarak görmek yararlı olacaktır: Kurumsal, askerî veya finansal güçten başka türden güçleri, yani daha az bilinen, daha az işlenen, incelenen ya da daha az değer verilen türden güçlerin kullanıcıları ve icracıları olarak öngörülebilecek o sözümona güçsüz gücün örnekleri olarak görmek. Bu işçi ve emekçi örgütçüleriyle Karayipler, Orta Amerika ve Meksika’dan gelmiş göçmen tarım işçilerinin ittifakı, Florida’daki Immokalee kasabası çevresindeki domates yetiştirilen bölgeyi üs tutarak insan hakları ve emekçi hakkı kampanyalarını koordine etmeye neredeyse yirmi yıl önce başladı. Göçmen tarım işçilerini güçsüz diye nitelendirmek kolaydı, ve aslına bakılırsa modern kölelik, onların hedef aldıkları esas konulardan biriydi.
 

Ama onlar gücün doğasını kavramışlardı işte: geçinebilecekleri bir gündelik ücret elde edebilmek için, her kasa domates başına birkaç sent daha fazla kazanmaları gerekiyordu ve çiftçilere baskı yapmak da işe yaramayacaktı; o zaman onlar da müşterilerin, yani büyük süpermarketlerle fastfood zincirlerinin peşine düştüler: her defasında bir tanesini hedef alarak koalisyonlar kurdular; medya kampanyaları, yürüyüşler ve başka kamu etkinlikleri düzenlediler. Ve kazandılar. 2005'te Taco Bell'i fethettiler. Sonra McDonald'sı. Daha sonra 2008 yılına kadar Burger King, Whole Foods Market ve Subway’i teslim aldılar ve bu böyle sürdü gitti. Immokalee İşçileri Koalisyonu elemanları modern kölelikle savaştılar, köleci çiftçileri hapse yolladılar ve işyeri standartları oluşturdular; kısa süre önce bu standartları tarlalarda cinsel tacizi ve istismarı kapsayacak şekilde genişlettiler. “Todos somos líderes” (Hepimiz lideriz), onların söylemlerinden biri bu; gücün her yerde bulunduğu ve herkesin de bunu tıpkı kendilerinin yaptığı gibi kullanabileceği konusunda ısrarcılar.
 

Köleliğe ilk direnenlerle son direnenler, köleleştirilmiş olanlardır; bu en başta da öyleydi, şimdi de öyle: 18. yüzyıl İngiltere’sinin ve İskoçya'sının tarihi, tek tek köleleri serbest bıraktırmak için mahkemelerde açılan bireysel davalarla ve diğer benzer taktiklerle doludur. Bugün güneydoğu Nijerya'da bulunan Igbo köyünden kaçırılan ve köle olarak satılan Olaudah Equiano, kendi özgürlüğünü satın almış, sonra da İngiltere'de kölelik karşıtı bir eylemci olmuştu. Equiano 1789'da çok okunan bir otobiyografi yayımlayarak köleliğin vahşeti ve dehşeti hakkındaki bilgileri derinleştirip yaygınlaştırdı. Değişimi, şiddet ve kaba kuvveti zorunlu kılan bir süreç olarak hayal etmenin tehlikesi vardır; bunun bir parçası da şudur: şiddet, şiddet içermeyen ayaklanmaların ve bireyleri kendi ayakları üzerinde duran birer sivil topluma dönüştüren diğer momentlerin o büyük gücünü gözden kaçırtabilir.
 

“En önemli savaş, çoğu kez ortak hayal gücünde verilir; bu savaş kısmen kitaplarla, fikirlerle, şarkılarla, konuşmalarla kazanılır.”
 

Ayrıca, bu anlayış, en önemli savaşın genellikle kolektif hayal gücünde olduğunu, bu savaşın kısmen kitaplarla, fikirlerle, şarkılarla, konuşmalarla, hatta eski melanetler için yeni kelimeler ve çerçeveler bulunmasıyla kazanıldığını gözden kaçırır. ABD’nin ikinci başkanı John Adams, Amerikan Devrimi’nin silahlı çatışmalar başlamadan önce 'insanların aklında ve kalbinde' meydana geldiğini söylemişti. Uzun süre katlanılmış olan şeyleri katlanılmaz kılan, doğrudan etkilenmeyen insanları durumu umursamaya iten, kamuoyunun yönünü değiştiren, sonucu etkileyen, harekete geçmemenin tehlikesinin harekete geçmenin önüne geçtiğini politikacıların fark etmelerini sağlayan şey nedir? Büyük halk hareketleri hakkında hatırlanması gereken bir başka şey de şu; ister 1999’da Seattle’da ve başka yerlerde Dünya Ticaret Örgütü’ne karşı girişilen protestolar olsun, ister 2003’te Irak savaşına karşı girişilen küresel protestolar olsun, isterse 2017’de dünyanın dört bir yanında girişilen yüzlerce kadın yürüyüşü olsun, bunlar halkın hayal gücündeki değişim tohumlarının toprağa ekilmesi değil, onların hasatının toplanmasıdır.
 

İnsanlar umursadılar; birşey onların umursamalarını sağladı; insanlar harekete geçmeye hazırdı;  insanlar kaynaştı; birisi ya da birçok birileri çağrıyı yaptı ve eylemi organize etti. Benim için geçerli bir metafor da şu: yağmurdan sonra çıkan mantarlar, göremediğimiz çok daha büyük bir yeraltı mantarının verimli gövdesidir; yağmur mantarların toprağın altından fışkırmasına sebep olur; ama mantar daha önce de canlı ve iyiydi (ve görünmezdi); yağmur bir olay olabilir. Donald Trump’ın, belli başlı yedi Müslüman ülkeye getirdiği göç yasağını düşünelim: bu yasak 2017’nin Ocak ayında Amerikalıların ülkenin dört bir yanındaki havaalanlarına üşüşmesine yol açmıştı. Ya da, iklim krizi konusunda yeterli tedbir alınmaması, Yokoluş İsyanı'nın Nisan’da Londra’daki kilit bölgelerde kontrolu ele geçirmesine neden olmuştu. Ayrıca, bu kamusal eylemler çoğu zaman kendi sonuçlarını doğurur; Birleşik Krallık parlamentosunun geçen ayın başlarında iklim acil durumu ilan etmesi kuşkusuz kısmen bu eyleme verilmiş bir karşılıktı, ama tabii ki resmi güçler – gelin onları yer üstündeki güçler olarak adlandıralım – yeraltı güçlerini kabullenmekten hiç hoşlanmadıkları için genellikle onları kovar, görmezden gelir ya da şeytanlaştırırlar. Ama biz bunları yapmak zorunda değiliz. Bu büyük kolektif anlarda insanlar birşeyleri önemsedikleri için bir araya gelirler; ortaya atıldıklarında da bu sefer kendilerinde yeni bir dayanışma ve güç duygusu bulurlar, ki bu da yepyeni başka olanakları meydana çıkarır.

 

Batı dünyasında, halk içinde büyük köle karşıtı kampanyanın tohumları 22 Mayıs 1787'de ekildi. O gün, 12 Quaker erkek, Adam Hochschild'ın 'Bury The Chains' (Zincirleri Gömelim) isimli muhteşem kitabında aktardığı üzere, köleliği sona erdirmek amacıyla bir kampanya başlatmak için Londra'daki bir matbaada toplandılar; onların başarıya ulaşmaları neredeyse 50 yıl alacak ve aralarından sadece biri Britanya imparatorluğu'nda köleliğin sona erdiğini görebilecekti. Yıllar geçtikçe hareketin uyguladığı  taktikler arasında şunlar vardı: bir şeker boykotu, Afrikalıların köle gemilerinin ambarlarına nasıl tıkıştırıldığını tasvir eden ve şimdi çok meşhur olan bir gravür, ayrıca mektuplar yazarak ve parlamentoda lobicilik yaparak halkın kampanyaya katılımını sağlamak için girişilen eylemler. Bunların hepsi günümüzde sosyal değişim sağlamakta kullanılan yaygın taktikler. 1807'de, köle alıp satmak imparatorluk içinde yasa dışı kılındı; köle sahipliği de 1833'te başlayan bir süreçle yasadışı hale getirildi. Kölelerden çok köle sahiplerini gözeten, kölelerden ziyade köle sahiplerine tazminat sağlayan bir süreçti bu; ama gene de kölelerin serbest kalmasını, köle sahipliğinin de yasaklanmasını sağladı işte.
 

Özgürleşme bulaşıcıdır – fikir olarak da, süreç olarak da. 19. yüzyılın en olağanüstü olay zincirlerinden biri, ABD kölelik karşıtı hareketinde aktif olarak yer almış Amerikalı kadınların Haziran 1840’ta Londra’da yapılan Dünya Kölelik Karşıtı Kongresi’nde konuşmak şöyle dursun, konferans salonu sıralarında oturmaktan bile alıkonulmalarına karşı verdikleri cevap oldu. Zaten köleliği sona erdirme mücadelesinde yer almış olan kadınlar böylelikle gözlerini kendi hak, özgürlük ve eşitlik yoksunluklarına çevirmeye başladılar. Sonuç, kadınlara oy hakkı talep eden hareketin doğuşu oldu – ki, kölelik karşıtı hareketin gelişmesi bile bunun yanında hızlı kalırdı. ABD anayasasına yapılan ve kimsenin 'cinsiyetinden dolayı' oy kullanma hakkından mahrum bırakılamayacağını öngören 19uncu değişiklik maddesinin kabul edilip onaylanması bile 80 yıl aldı (ve bugün ABD’de ırkına bakılmaksızın herkesin oy kullanma hakkına sahip olabilmesi için hâlâ mücadele etmekteyiz). Bu, dünyadaki diğer ülkelerde de kadınların oy hakkı için harekete geçmesine yol açtı. Siyahların vatandaşlık hakkı hareketinin ABD’deki Latinler, Asya kökenli Amerikalılar ve Amerikan yerlilerinin hakları için verilen diğer ırksal adalet hareketlerini nasıl tetiklediğini tam olarak bilmiyorum, ama 50 yıl önce Amerikan Yerlilerinin Alcatraz Adası’nı işgal etmesinin toplumda muazzam bir etki yarattığını biliyorum. Bu kampanya da, bundan üç yıl önce Dakota Access petrol boru hattına karşı yürütülen 'Standing Rock' (Dikilen Kaya) protesto hareketlerinde olduğu gibi kendi sınırlarının ve resmi hedeflerinin çok ötesine geçmişti.
 

Bu büyük halk eylemlerini, onlardan önce ekilen tohumların hasadı olarak tanımladım demin; olgun ürün daha fazla tohum üretir. Dikilen Kaya’daki büyük direniş buluşması, Alexandria Ocasio-Cortez'e siyasete atılması için ilham verdi; onun başarısı ve müteakip eylemleri ise, özellikle Yeşil Yeni Düzen’le birlikte insanların iklim kriziyle mücadele konusundaki kararlılıkları üzerinde olağanüstü etkili oldu. Bana anlattıklarına göre, Dikilen Kaya (Standing Rock), birçok Yerli Amerikalı katılımcısı için yeni ittifaklar getirmenin ve eski çatışmaları iyileştirmenin yanı sıra, insanlara gurur, umut ve güç duygusu aşıladı. Ayrıca, yerli olmayan birçok insan için de hem yerli hakları hem de arazi sorunları konusunda farkındalık yarattı. Alberta, Kanada'dan, ABD’nin ortabatısındaki Nebraska'ya kadar uzanması öngörülen Keystone XL petrol boru hattına karşı yapılan uzun süreli kampanyada olduğu gibi, Dikilen Kaya da, kıtanın dört bir yanında ve ötesinde yaşayan insanlara, boru hatlarının fosil yakıt hafriyatını kârlı bir iş yapmadaki rolü, bunun tehlikeleri, etkileri ve izlenen politikalar konusunda bir okul oldu.

 

Birkaç yüz insanın bir kamp kurması veya onbinlerce kişinin sokaklarda yürümesi kadar doğrudan bir eylem yoktur; ancak, bu, sonuçların doğrudan alınacağı ya da sadece doğrudan ve ölçülebilir sonuçların önemli olacağı anlamına gelmez. Her bir hareket dünyanın dengesini değiştirir; bazen dünya dengesindeki bu değişimler asla dikkate alınmayacak ya da bunların etkisi uzun zaman sonra hissedilecek ya da çok uzak yerlerde olacaktır. Peterloo'da silahsız insanlar silahlı süvariler tarafından katledilmişti; bunu bir yenilgi olarak tanımlamak kolay; ancak, belirtildiğine göre bu olay dengeyi öylesine değiştirdi ki, dünyada erkek oy hakkı meselesi birden acil hale geldi ve 13 yıl sonra da 1832 Reform Yasası'nın çıkarılması yoluna gidildi. Bu gazete, Peterloo olayları sonrasında kuruldu ve kuruluş amacı da “Reform davasını sıcak bir şekilde savunmak”tı; dolayısıyla, bu gazete, sözkonusu katliamın öngörülemeyen bir sonucudur. Şiddet, protestocuları öldürmekten, dağıtmaktan ve dehşete düşürmekten daha fazlasını yapmak anlamına geliyorduysa eğer, devlet güçleri orada kazanamadı; çünkü adalet fikrini öldüremedi, hatta adalet fikrinin ilerlemesini hızlandırmış bile olabilir. Dikilen Kaya’da, kiralık haydutlar ve devlet güçleri protestoculara çoğu kez zalimce saldırdılarsa da insanların inançlarını, umutlarını, fikirlerini ya da farkındalıklarının artmasını durdurmayı başaramadılar. Şiddet, insanları dönüştürmek amaçlıdır ama daha ziyade yıldırmakta işe yarır. Pablo Neruda, bir keresinde “Tüm çiçekleri biçebilirsin ama baharı durduramazsın” diye yazmıştı.
 

“Yeryüzünün ve onun üzerindeki tüm canlıların geleceği, iklim krizine yeterli cevabı verip veremeyeceğimize bağlı.”
 

Güzel bir ifade biçimiydi bu, ama şimdi iklim acil durumu, felaketi harfi harfine gerçekleştirmek suretiyle bu ifadeyi biraz sabote etmiş olabilir. Bu yılın ilkbaharı, Mozambik'te ve orta ABD’de yıkıcı sel felaketleri ve gecikmiş acayip kar fırtınaları, Kuzey Kutbu’nda rekor sıcaklıklar, Japonya’da da erken açan kiraz tomurcukları ile geldi. Evet, baharı durdurmadık ama çarpıtıp yamulttuk onu. Yeryüzünün ve onun üzerindeki tüm canlıların geleceği, şimdi, iklim krizine cevaben, tüm enerji üretim ve tüketimimizi, tarım ve ormancılığımızı, önceliklerimizi ve algılarımızı radikal bir şekilde dönüştürerek yeterli çabayı gösterip gösteremeyeceğimize bağlı.
 

Bu çaba da, büyük ölçüde aşağıdan, Filipinler'den Alaska'ya kadar iklim aktivistlerinin tabandan yükselen hareketleriyle yönlendirildi: Bu aktivistler geride bıraktığımız on-oniki yıl içinde, şaşırtıcı şeyler başardılar – kömür ve doğalgaz terminallerini, boru hatlarını, kaya çatlatma faaliyetlerini durdurdular (bazı ABD eyaletlerinde, özellikle de New York'ta ve Fransa, Almanya ve İrlanda dahil olmak üzere bazı ülkelerde kaya çatlatmayı düpedüz yasaklayan yasalar çıkmasını sağladılar). Rüzgâr ve güneş enerjisinde teknolojik bir devrim, fosil sonrası yakıt çağına girmemize izin verecek; ne var ki, bu, fosil yakıt şirketlerinin, vurguncularla kapkaççıların ve bir de, bunlara vatandaşlarından çok daha iyi hizmet veren hükümetlerin büyük güçlerine karşı koymak anlamına gelecektir. Gençleri yaşlılara karşı çıkmaya zorlayan bir çatışma bu: ki bu gençlerden kimi 22. yüzyılı görebilecek kadar küçük yaşta; ve yine bu öyle bir çatışma ki, iklim krizinin etkisini şu anda en çok hisseden yoksul insanları ve güney ülkelerinin halklarını, iklim krizinden büyük ölçüde sorumlu olan kuzey ülkelerinin halkları ile karşı karşıya getiriyor.
 

Bu, görünüşte güçsüz olanın, görünüşte güçlü olana karşı bir çatışması olmuştur hep ve daima da böyle olacaktır. Geçmişteki zaferlerimizi, protestonun gücünü hatırlamalıyız; ama aynı zamanda sanatın, hayal gücünün dönüştürücülüğünü, yaygın sivil itaatsizliğin gücünü de hatırlamamız gerekecek. Yine de bu, bir çatışmadan daha fazlası. İklim krizine verilecek karşılık, ulaşım sistemlerinden hayal gücüne kadar her şeyin dönüştürülmesi demek. Kimileri, herşeyin muhteşem güzellikte ve dehşet verici bir şekilde birbirine bağlandığı bir Yeryüzünü şimdiden tanıyor bile: Şu anda yaktığımız ya da yakmadığımız kömürün, geleceğin iklimi ile tümüyle birbirine bağlı olduğu olduğu bir dünyayı zaten tanıyor onlar: karbonu atmosferden çekip tutma konusundaki en mükemmel teknolojinin ormanlar olduğu bir dünyayı tanıyor, biliyorlar. Şimdi bize gençlerin öncülük etmekte olduğu bir dünya bu.
 

Greta Thunberg, yeni nesil iklim aktivistlerinin en ünlüsü; ancak, Oregon merkezli gençlik iklim davasındaki genç davacıları, 'Günışığı Hareketi' (Sunrise Movement) ve Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion) hareketlerinin genç liderlerini de bu öncüler arasında saymalıyız. Burada onları anıyorum çünkü batı Amerika'da görebildiklerim onlar. Ama dünyanın her yerinde olağanüstü gençlerin iş başında olduğunu da gayet iyi biliyorum – Amazon’da ormansızlaştırmayı durdurmak için Kolombiya'da açtıkları davayı daha yeni kazanan ve yaşları 7 ile 25 arasında değişen 25 eylemci ve Grönland'ın dört bir yanında hızla artan buz erimesine ilişkin farkındalığı arttıran şair Aka Niviana da bu genç öncülere dahil. Ve şunu biliyorum ki, onların sahip oldukları güç de, bizim sahip olduğumuz güç de, krizlerin en büyüğünü durdurmaya yeter –eğer bu krizler krizini kavrayabilir, farklı bir dünya hayal edebilir, ve her zaman sahip olduğumuz ama sahip olduğumuzu pek farketmediğimiz araçları kullanarak bunu gerçekleştirebilirsek. Eğer… •

 

Çeviren: Nil K. Sarrafoğlu

 

Çeviri Editörü: Ömer Madra