Haziran 2016

Bağlı olduğu dosyalar: 
2016'nın Ardından

Haziran 2016

28 Aralık 2016
Reuters

Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden çıkıp çıkmamasını belirleyecek referandumda sandıktan, süpriz çıktı: İngiltere'deki AB referandumunu "Brexit" diye adlandırılan "AB'den ayrılma" taraftarları kazandı. AB'de kalmaktan yana oy kullanan İskoçya'da Başbakan, gerekirse Birleşik Krallık kararını tanımayacaklarını söyledi, İngiltere’de ikinci bir referandum düzenlenmesi için başlatılan kampanyada imza sayısı milyonları buldu.

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

“Her şey 17-25 Aralık 2013’te dört bakan ve Erdoğan’ın oğlu ile ilgili yolsuzluk dosyalarının açığa çıkmasıyla başladı."

Türkiye'nin de üye olduğu Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) İzleme Komitesi'nin hukukun üstünlüğünün “erozyona uğradığı”nı belirten raporundan. (Cumhuriyet)

*

2016 yılının yarısına gelindiğinde dünyada ve tabii Türkiye’de hem Leonard Cohen’in bahsettiği zengin-fakir savaşı, hem de onun bir uzantısı olarak tank, top, tüfek, bomba ve roketlerin tepe tepe kullanıldığı o bildiğimiz savaş, dolu dizgin devam ediyordu.

Menbiç’te evlerini terkedenler. Reuters

Demokratik Suriye Güçleri’nin İslamî terör örgütü Irak Şam İslam Devleti'ne (kısaltılmış haliyle IŞİD’e) karşı Menbiç’te başlattığı operasyonda yaklaşık 20 bin sivilin yerinden yurdundan olduğu günlerdi. Bu esnada Irak ordusunun Felluce'yi IŞİD’in elinden almak için başlattığı harekâtın ortasında kalan sivillere Şii milisler tarafından işkence edildiği haberleri geliyordu. Ülkeyi IŞİD’den kurtaracağı söylenen eli baltalı Şii milisler Amirli Hapishanesi’nde 50 mahkumu infaz etmekle suçlanmaktaydı. Bazı cesetler yol kenarına atılmış ya da bırakılmıştı. Irak hükümeti gölgede 47 dereceye varan sıcakta açıkta kalan sivillerin insani ihtiyaçlarını karşılayamıyordu.

Suriye’de Ramazan ayının ilk haftasında 224 kişinin öldürüldüğü Halep ilinde üç saat içinde üç ayrı hastaneye saldırı düzenlendiği haberi UNICEF tarafından dünyaya duyuruldu. BM’nin saygın uzmanlık kuruluşu bu raporunda yalan söylemiyor idiyse, uluslararası hukukun açık ve net olarak tanımladığı şekliyle düpedüz savaş suçu işlenmiş demekti. Savaş ve/ya insanlık suçları olarak tanımlanmış böylesi eylemler yalnız Suriye’ye mahsus değildi; Yemen’de ve başka yerlerde de büyük bir pervasızlık ve cezasızlıkla işlenmekteydiler ve işlenmeye de devam edeceklerdi üstelik.

IŞİD’in son propaganda videolarından birinde, örgütün bir üyesinin, casusluk yapmakla suçlanan öz kardeşini infaz ettiği görülüyordu. Bir diğer videoda ise, örgüt, Irak'ta Neo-Asur krallığından kalma 3 bin yıllık Nimrud antik kentinin doğu kesimindeki eşsiz Nabu Tapınağı'nı ağır iş makineleri ve buldozerlerle yıkarken görüntüleniyordu. BM’nin saygın bir başka uzmanlık kuruluşu UNESCO, “insanlığın kültür mirasına karşı” işlenen bu kasıtlı yıkımı da savaş suçu olarak mahkûm edecekti: Asurlulara, Iraklılara ve insanlığa karşı bir suç. 

ABD'nin New York kentindeki John F. Kennedy Uluslararası Havalimanı (JFK), şüpheli bir paket nedeniyle boşaltıldı, ama neyse ki, ölüm ya da yaralanma olmadı. Şanghay kentindeki Pudong Uluslararası Havalimanı'ndaki patlamada 3 kişi yaralandı ama neyse ki orada da can kaybı olmadı. Ölümlü saldırıların adresi ise İstanbul olacaktı.

İstanbul Atatürk Havalimanı, 28 Haziran 2016, Osman Orsal / Reuters

Dünya kentlerı arasındaki yolculukların en önemli kavşak ve odak noktalarından biri olan Atatürk Havalimanı'nda aynı anda gerçekleştirilen üç ayrı canlı bomba saldırısında 42 kişi oracıkta hayatını kaybetti, 239 kişi de yaralandı. IŞİD’in üstlendiği saldırı sonrasında, BM Dünya Turizm Örgütü, tüm dünyada seyahat sektörüne çağrı yaptı ve Türkiye’yi terk etmemelerini istedi. Ne var ki, işler sadece uluslararası çağırılarla yürümüyordu.

Türkiye’de turizm sektörü tarihinin en kötü Haziran ayını yaşıyordu. Antalya'ya 1-16 Haziran tarihleri arasında gelen turist sayısı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 58,7 oranında düşüvermişti. Aynı dönemde –elbette savaş uçağının Suriye sınırı semalarında düşürülmesinin büyük etkisiyle– Rus turist sayısı yüzde 98,5 oranında azalmış, neredeyse sıfıra düşmüştü. Öte yandan, genel siyaset ve şiddet ortamının etkisi ile olsa gerek, aynı dönemde Alman turist sayısı da yüzde 44,9 azalmış, yani o da neredeyse yarıya inmişti.

Ülkede şiddet ve vahşet hız kesmeden sürüp gitmekteydi. Mardin Midyat’ta Emniyet binasına, İstanbul Beyazıt’ta yolda giden bir polis aracına yapılan saldırılar yüzünden 10’un üzerinde polis şehit oldu, 100’e yakın kişi de yaralandı.

Güneydoğu’da çok yönlü şiddet, çok boyutlu bir sefaleti de beraberinde getirmişti. Diyarbakır’a bağlı 25 köyde sokağa çıkma yasakları ilan edilirken, sokağa çıkma yasağının zaten aylardır sürdüğü Şırnak'ta 3 bin aile sersefil çadırlarda yaşıyordu. Ülkenin Batı kesiminde pek farkedilmeyen kapsamlı bir sefalet manzarası idi bu. Ama facianın boyutu, yılın sonuna doğru Uluslararası Af Örgütü’nün (Amnesty International) yayımladığı tüyler ürpertici raporda açıkça ortaya konacaktı.

Uluslararası Af Örgütü yeni açıkladığı raporda Türkiye'nin güneydoğusunda yaşayan en az yarım milyon insanın yerinden yurdundan edildiğini bildirecekti. “Zorla Yerinden Edilen ve Mülksüzleştirilenler: Sur Sakinlerinin Evlerine Geri Dönme Hakkı” başlıklı belgede, "UNESCO dünya mirası statüsüne sahip olan Sur'un 40 bin sakininin de aralarında bulunduğu tahmini yarım milyon insan, son bir yılda Türkiye yetkililerinin toplu cezalandırmaya varan acımasız baskıları sonucu evlerinden çıkarıldı" ifadesi kullanılacaktı.

Öte yandan, bu tehlikeli belirsizlik durumunu biraz olsun giderebilecek görüşme, diyalog, uzlaşma gibi kavramlara ülkede rastlamak imkânsızdı. Başbakan Yıldırım, "Terör örgütünün bugünlerde 'biz görüşebiliriz, silahları bırakabiliriz, konuşalım' gibi doğrudan, dolaylı haberleri geliyor. Onların uzantılarından bize böyle haberler geliyor. Konuşacak hiçbir şey yok” diye demeç verdi. Bu özlü sözler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Toprak şehit kanıyla yoğrulduğu zaman vatandır, yoksa tarladır tarla!" şeklindeki veciz tanımlaması ile tamamlandı. Anladığımız kadarıyla, 2016 yılının Haziran ayında barışın yanından yöresinden geçilmiyordu.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), dünya genelinde çatışmalar nedeniyle yerlerinden olan mülteci sayısının gelmiş geçmiş en büyük sayıya ulaştığını yine Haziran’da açıkladı. 2016 yılının ortasında, Türkiye kıyılarından Yunanistan’a kaçarken, batmak üzere olan botlarını ablasıyla birlikte iterek kurtaran 18 yaşındaki Suriyeli yüzücü kız Yusra Mardini, kendisi ile birlikte olimpiyatlarda ilk kez yarışacak 10 kişilik olimpik mülteci takımına seçildi.

Uluslararası Göç Örgütü’nün açıkladığı rakamlara göre, 2016'nın başından bu yana Akdeniz'i geçerek Avrupa'ya ulaşan 200 bini aşkın göçmen arasından olimpiyatlara katılacak sporcuların taşıyacakları bir bayrak olmayacak, geçit töreninde herhangi bir milli marş da çalınmayacaktı. Olimpik göçmenler Olimpiyat Bayrağı altında yarışabileceklerdi sadece. Hani olur da madalya filan alırlarsa, podyumda olimpiyat marşını dinleyeceklerdi.

Dünyada ise insanlar sokakta taleplerini dile getirmeye devam ediyordu.

Polonya’da muhalefet, Arjantin’de basın mensupları, Papua Yeni Gine’de de öğrenciler sokaktaydı.

Papua’da Başbakan Peter O’Neill’i protesto etmek isteyen öğrencilere polis ateş açtı ve 4 kişiyi öldürdü.

Fransa'da Euro 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası devam ederken farklı kentlerde hükümetin çalışma yasasında yapmak istediği değişikliklere karşı çıkan on binlerce protestocu sokaklardan ayrılmıyordu.

Turnuva sırasında İngiliz ve Rus taraftar grupları arasındaki şiddetli gerginlik bir türlü dindirilemezken, UEFA Rusya’ya ertelenmiş diskalifiye cezası veriyordu.

Turnuva’yı Portekiz kazanırken, gönüllerin şampiyonu, maç taktiklerini bir pubda taraftarla beraber bira içerek hazırlayan,  taraftarlarının bütün seyircinin sempatisini kazanan tezahüratları ile soğuk ülkenin sıcak takımı 330 bin nüfuslu İzlanda oluyordu.

Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden çıkıp çıkmamasını belirleyecek referandumda sandıktan sürpriz çıktı: İngiltere'deki AB referandumunu "Brexit" diye adlandırılan "AB'den ayrılma" taraftarları kazandı.

AB'de kalmaktan yana oy kullanan İskoçya'da Başbakan, gerekirse Birleşik Krallığın kararını tanımayacaklarını söyledi, İngiltere’de ikinci bir referandum düzenlenmesi için başlatılan kampanyada imza sayısı milyonları buldu.

Bu kararla Sterlin, borsa ve petrolün sert düşüşünü gören Birleşik Krallık için artık çok geçti, ama asıl sorunun kaynağı başka yerdeydi: Irkçılık ve faşizm çirkin yüzünü pervasızca göstermeye başlamıştı. İşçi Partisi milletvekili genç barış aktivisti ve iki küçük çocuk annesi Jo Cox, kendi seçim bölgesinde seçmenleriyle konuşurken sokak ortasında güpegündüz silahlı ve bıçaklı korkunç bir saldırıya uğradı ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Yakalanan soğukkanlı katil, Cox’un haklarını savunduğu göçmenlerden nefret ettiğini söylemekle yetindi. Nefret söylemi ve ırkçılık, ayrımcılık her yerde kol geziyordu.

Britanya basını, "AB'den çıkılsın" kararının hemen ardından polise 100'den fazla ırkçı taciz ve nefret söylemi şikâyetinde bulunulduğunu aktardı. Bunlar, sadece resmi kayıtlara geçenlerdi üstelik.

2016 yılının Haziran ayında, ABD’de Omar Mateen (Ömer Metin) adında silahlı bir saldırgan Florida’nın Orlando kentindeki LGBTİ gruplarının favorilerinden olan Pulse adlı gece kulübünde korkunç kanlı bir saldırı düzenledi ve 49 kişiyi öldürdü. Mateen polis tarafından vurularak öldürüldü ve saldırganın IŞİD’le bağlantısı kuruldu. 

Avrupa genelinde onbinlerce kişi, sokaklara çıkarak Orlando'da yaşanan kanlı katliamı kınarken, İstanbul'da LGBTİ üyelerinin Onur Haftası çerçevesinde gerçekleştirmek istediği yürüyüşe izin verilmedi. Polis 29 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında Alman milletvekili Volker Beck de vardı.

Ama Alman Parlamentosu ile ipleri gerecek olan konu, Almanya Federal Meclisi'nin Osmanlı İmparatorluğu’nda İttihat ve Terakki iktidarının planlayıp icra ettiği 1915 kıyımını "soykırım" olarak niteleyen tasarıyı kabul etmesiyle olacaktı. Böylece 1915 Ermeni kırımını ilk kez resmen "soykırım" olarak nitelendiren Almanya, Rusya, Brezilya, Fransa, İtalya ve Kanada dahil olmak üzere 29 ülke ve ABD’nin 45 eyaletinin parlamentoları ile aynı yönde karar alan ülkeler safına katılmış oluyordu.  

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Almanya Federal Parlamentosu’nun Ermeni soykırımı tasarısına “evet” oyu veren Türk kökenli milletvekilleri için kan analizi talep etti:  "Bunların kanının laboratuvar testinden geçmesi lazım" dedi.

Böylece, bir tür “çok taraflı halat çekme oyunu” da başlamış oldu. Soykırım kararını destekleyen Türk kökenli Almanya milletvekillerine gelen sayısız tehditler, karşılıklı mesajlar, geri çağrılan elçiler eşliğinde AB ile halat iyice gerilmeye başlarken, savaş uçağının düşürülmesi ve Rus pilotlarının ölümü üzerine iplerin iyice gerilmiş olduğu Rusya’ya, Rusların milli günü dolayısıyla gönderilen tebrik mesajı üzerinden, halatın gevşetilip ilişkilerin canlandırılması sürecine girildi.

Ülkede ise kan dökülmeye devam ediyordu: Maslak’taki bir caminin tuvaletini temizleyerek evinin geçimini sağlayan Fırat Karavil, ünlü bir kebap zincirin sahibinin verdiği ücretin üstünü vermeye çalışırken paranın sahibi tarafından öldürüldü. Gerekçe Karavil'in 200 liralık banknotu bozması idi!

İstanbul'un Firuzağa semtinde Koreli Lee’nin işlettiği plakçıda düzenlenen etkinlik sırasında içeri giren 20 kişi, içki içtikleri ve yolu kapattıkları gerekçesi ile etkinliğe katılanları dövdü. Yıllardır İstanbul’da esnaflık yapan Lee dükkânını kapatacağını ve sonra da ülkeden ayrılacağını söyledi.

Özgür basın açısından ise iyiye giden bir durum yoktu. Aksine ifade özgürlüğü konusunda çember iyice daralmaya devam ediyordu. Özgür Gündem'in başlattığı “Nöbetçi Eş Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına destek veren isimlere 2 yıldan 14 yıla kadar hapis cezası istendi. Sırf dayanışma amacıyla bir gün birkaç saatliğine sembolik “nöbetçi genel yayın yönetmenliği” yapmış olanan Şebnem Korur Fincancı, Ahmet Nesin, Erol Önderoğlu çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı. Fincancı cezaevinde tecrite alındı! Duayen gazeteci Hasan Cemal’e, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla ikinci bir dava daha açıldı.

Twitter'da Ömer Hayyam'ın rubaisini paylaşıp Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı eleştiren öğretmenin soruşturulmasına izin vermemesi ve çantasında Newroz bildirisi bulunduğu için gözaltına alınıp hakkında “terör örgütü propagandası” iddiasıyla dava açılan akademisyen Chris Stephenson’ın ilk duruşmada beraat etmesi, ifade özgürlüğü açısından insanları bir nebze olsun rahatlatan gelişmeler oldu. Ne var ki,  bir şehit cenazesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun önüne –mafya usulü–  mermi bırakılması ve 139 milletvekiline ait 682 fezlekenin bir an önce cezai işlem yapılması amacıyla savcılıklara gönderilmesi, işleri daha da karanlık hale getirmeye yetecekti.

NASA’nın açıkladığı verilere göre 20. YY ortalamasından 0.9 derece daha sıcak olan 2016 yılının Haziran ayı, kayıtların tutulmaya başlandığı 1880 yılından beri görülmüş en sıcak Haziran ayı olarak tarihe geçiyordu. Daha önce görülmüş en sıcak Haziran ayı için çok uzaklara gitmeye ise gerek yoktu, 2015’in Haziran rekoru, 2016 Haziranı tarafından kolayca kırılıyordu. Sırıkla atlama rekorlarının peşpeşe kırılması gibi olimpik bir faaliyete dönüşmüştü iklim değişikliği.

Muğla’nın Fethiye İlçesinde sıcaktan asfalt eriyor, Adana'da termometreler 51 dereceyi gösterince sokaklar boşalıyor, İzmir ve Aydın’da mevsim normallerinin 5 ila 9 derece üzerinde seyreden hava sıcaklıkları, hamile olan ve sağlık sorunu olan kamu görevlilerinin izinli sayılmalarına yol açıyordu.

Bodrum’da, Ayvalık’ta, Kumluca’da, Silifke ve Denizli’de, hektarlarca ormanlık alan, içindeki canlılarla birlikte cayır cayır yanıyordu. ABD de binlerce yıldır görülmemiş büyüklükte kuraklıkla yıllardır boğuşan Kaliforniya eyaletinde çıkan yangınlar ise yüzlerce insanın evlerini terk etmesine neden oluyordu.

Rusya, Çin ve Hindistan’da yüzlerce insan fırtına, aşırı yağmur, yıldırım, hortum ve toprak kaymaları yüzünden hayatını kaybederken, Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde etkili olan sağanak dolayısıyla sele kapılan 800 küçükbaş hayvan telef oluyor, 300 koyun da sakat kalıyordu.

Muhammed Ali'nin cenaze töreninden, Adrees Latif / Reuters

Gelmiş geçmiş en iyi boksör ve aynı zamanda önemli bir hak savunucusu olan –Galeano’nun deyişiyle "dünyanın en özlü sosyalizm şiiri" olan me, we'yi yazan– Muhammed Ali, nâm-ı diğer “Şampiyon”, 2016 yılının Haziran ayında 74 yaşında Hakk'ın rahmetine kavuştu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, kendisine konuşmacı olarak yer ayrılmayan cenaze programını yarıda bırakarak Türkiye'ye dönmesini izah ederken, “Perşembe günü cenaze namazını da eda etmiş olmaları hasebiyle, Cuma günkü programa kalmaya gerek duymadık” dedi.