Ekim 2016

Bağlı olduğu dosyalar: 
2016'nın Ardından

Ekim 2016

28 Aralık 2016
Overpass Light Brigade / Joe Brusky

Kuzey Dakota’da tarihlerinde ilk kez birleşen ve yerli olmayanların da desteğini alan tüm yerli kabileleri ata topraklarına, sularına tecavüz eden Dakota Access petrol boru hattına, “Su Hayattır!” diyerek karşı çıkıyor, efsanelerindeki “Büyük Kara Yılan’la mücadele sonuna kadar devam edecek,” diyorlardı.

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

"Benim sevgimi ifade etme eylem biçimim de bu işte."

ABD'de Dikilen Kaya Sioux yerlilerinin toprakları üzerinde petrol botu hattı yapımına karşı sivil itaatsizlik eylemini destekleme amacıyla ülkenin dört bir yanında doğrudan eylemlere giren aktivistlerden 64 yaşındaki anne Annette Klapstein'ın,  polis tarafından göz altına alınmadan hemen önce gönderdiği mesajdan. (Common Dreams)

*

Yeni yasama yılı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AB ve ABD’yi eleştirdiği konuşmasıyla açıldı. Meclis'te ilk tartışılan ve onaylanan konu, Suriye ve Irak’a sınır ötesi operasyon konusunda hükümete verilen yetkinin bir yıl daha uzatılmasını öngören başbakanlık tezkeresi oldu. HDP hariç meclisteki bütün partilerin onayını alan tezkere, yeni tartışmaların başlangıcını oluşturacaktı. 13 yıl önce AKP iktidarının taze günlerinde TBMM’de reddedilen tezkere ile ABD’nin komşu Irak’ı istilasına ortak olmayı reddeden Türkiye, AKP iktidarının 13. yılında Başkanlık rejimini konuşan Meclis’te bu tezkerenin onaylanmasıyla komşularının topraklarında savaş halini sürdürmekte kararlı görünüyordu.

Bir diğer oylama da komşu Irak’taydı. Irak Meclisi'nin ülkede bulunan Türk askerlerini “işgalci güç” olarak kabul eden yasa tasarısını onaylamasının ardından iki ülke arasında ipler gerildi. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve diğer bakanların açıklamaları ve restlerini Irak hükümeti ve protestocularının eylemleri karşılamış, Irak konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne taşımış, Türkiye’de hükümet muhalefetin de desteğini almıştı. 13 yıl önceki savaş karşıtlığından pek eser yoktu.

Tartışmaların merkezinde Musul’a yönelik operasyon, yani şehrin IŞİD’den geri alınması için savaş vardı. Bununla ilgili tartışma ve hazırlıklar sürerken, BM yılın en büyük insani krizinin de kapıda olduğu uyarısı yapıyordu. 1,2 milyonluk sivil nüfusun büyük kısmının topun ağzında olduğu Musul’da son yıllarda görülmüş en büyük “yerinden yurdundan olma” felaketinin meydana gelmesi yüksek ihtimaldi. Üstelik doğal felaket de değildi bu, insan kaynaklıydı.

Irak uçakları şehrin tepesinden “teslim olun” broşürleri bırakıyor, başlayan Musul savaşı ile dünya ilk kez canlı savaş görüntüleri üzerindeki emojilerle tanışıyordu. Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un egemen Irak ülkesi içindeki bir şehri, “bizim Misak-ı Milli sınırlarımızın içinde olan bir yerdir” diyerek tanımladığı Musul’da aylarca sürebileceği söylenen askerî operasyon başlamıştı.

Suriye’ye dönülecek olursa, BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun’un 300 binden fazla insanın ölümüne neden olduğunu söylediği Beşşar Esad, İran ve Rusya üzerinden Türk hükümetine samimi mesajlar vermeye başlamış, BM Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü, Suriye’de rejimin üç defa kimyasal silah kullandığını açıklamıştı.

Halep'te bir okul. Kaynak: Human Rights Watch

Nobel Barış Ödülü adaylarından Beyaz Baretliler adlı arama-kurtarma ağı, Halep’de düzenlenen bir hava saldırısında 14 kişilik bir ailenin istisnasız tüm fertlerinin öldüğünü açıklarken, rejimin ve Rusya'nın savaş uçakları muhaliflerin elinde bulunan yerlere yaptığı saldırı hedeflerine yeni okullar ve yeni pazar yerleri eklemeye devam etti.

IŞİD’in Musul yakınlarında ateşe verdiği sülfür tesisinin oluşturduğu zehirli duman bulutunun rüzgârla birlikte Türkiye sınırından geçerek, Mardin ve Şırnak’ta asit yağmurları oluşturmasından bahsedildiği günlerde, Türkiye’deki savaş hali de komşularını andırmaya devam ediyordu.

Yemen’in başkenti Sanaa’da Suudi Arabistan uçaklarının bir cenaze törenini bombaladığı korkunç hava saldırısında en az 140 kişi hayatını kaybediyor, 525 kişi yaralanıyordu. Aynı günlerde Türkiye’de çatışmada öldürülen bir PKK'lının cenazesine katılan HDP milletvekilleri hakkında soruşturma başlatılıyordu.

Avrupa Konseyi'nin anayasal konulardaki danışma organı olan Venedik Komisyonu, Türkiye’den dokunulmazlıkların kaldırılması yasasının geri çekilmesini talep etmekteydi. Fakat durum Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nda davetli olarak konuşma yaptıktan sonra apar topar gözaltına alınıp tutuklanmalarıyla daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz hale geliyordu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP'yi, "darbe yapmakla" suçlamasına neden olan bu olayın ardından çıkan protesto gösterileri ile alakalı mıdır bilinmez, Türkiye’nin doğu illerinde internet kesintileri peydah olmaya başladı.

ABD menşeli Forbes dergisi Procera isimli ünlü teknoloji firmasının Türk Telekom’dan gelen sipariş üzerine Türk vatandaşlarının tüm haberleşmelerinin takip edilebildiği özel bir yazılım ürettiğini haberleştirdi. Bu haber gündemde geniş yer tutarken, erişim engellemelerinin Türkiye’ye maliyeti 35,1 milyon dolar olarak hesaplanıyordu.

Buna rağmen, ülkenin geri kalanında çalışan internette sosyal medya üzerinden yapılan iç savaş çağrıları zerrece hız kesmiyordu. Osmanlı Ocakları 1453 Genel Başkanı Emin Canpolat, "Bizimle hareket eden tüm kardeşlerimize duyurumuzdur. Vatan için Bayrak için Erdoğan için silahlanın" diyerek bir savaş çağrısında bulundu. Bu mesajın ardından sosyal medyada açılan "#AkSilahlanma" başlığına da birçok mesaj atıldı. İçişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nin yazılı açıklamasında, AK Partili siyasilere yönelik güvenlik ve koruma tedbirlerinin bazı basın yayın organlarınca "silahlanma" adı altında özellikle çarpıtılarak servis edildiği” söylendi. Anlaşılan, “silahlanın” çağrısı, “silahlanmayın” şeklinde anlaşılmalıydı.

Trabzon’da bir epilasyon merkezine ait broşürlerin dağıtılmasına “dinimize aykırı” diyerek tepki gösteren etrafa ateş açarak, 4 kişiyi yaralayan grubun elinde olduğu gibi, o silahlar aslında her yerde, herkesin elindeydi.

Silahları toprağa gömmek ise pek kolay değildi. Bogota yönetimi ile Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) arasında imzalanan ve 260 bin kişinin öldüğü, 6 milyon kişinin de yerinden yurdundan olduğu 52 yıllık iç savaşı bitirmek için atılan en ciddi adım olan anlaşma, 4 yıllık bir müzakere süreci sonunda sonuç verecek gibiydi.

Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için ise referandumda onaylanması gerekiyordu. Katılım oranının yüzde 40'ın altında kaldığı referandumda 13 milyon seçmen oy kullandı. "Hayır" diyenlerin sayısı, "Evet" diyenlerden yaklaşık 63 bin fazla oldu. Barış çabalarının devam edeceğini söyleyen Kolombiya Devlet Başkanı Santos’a verilen, ama nedense süreçte yüzde elli payı bulanan muhatabı  FARC örgütü başkanına uygun görülmeyen Nobel ödülünün edebiyat dalındaki sahibi Bob Dylan’dan ise uzun süre haber alınamayacaktı.

Hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'nun ardından yaptığı basın açıklamasında MGK'nın tavsiye kararı üzerine OHAL'in 90 gün daha uzatıldığını duyururken kısa süre önce bu uzatmanın yapılmasına taraftar olmadığı yolundaki açıklamasına atıf yapmadı. Uzatmanın üzerine birçok ilde her türlü etkinlik ve gösteri yasaklandı, ama asıl yasaklar medyaya gelecekti.

3 ay daha uzatılması Türkiye'nin yararına bulunan OHAL sürecinde çıkarılan bir Kanun Hükmünde Kararname ile 12 televizyon ve 11 radyonun yayını durduruldu.

Hayatın Sesi ve İMC TV stüdyoları polis tarafından basılarak mühürlendi, Özgür Radyo'nun da yayını kesilirken, 18 kişi gözaltına alındı. stüdyosu basılarak yayını kesilen İMC TV’nin teknik malzemeleri TRT’ye emanet edildi.

Gazeteci Celal Başlangıç ve Cumhuriyet gazetesi yazarın eşi Ayşe Yıldırım’ın pasaportları alıkonuldu, T24 yazarı Hasan Cemal ile T24’ün kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın sürekli basın kartları iptal edildi.

Ama kızılca kıyametin kopacak olduğu asıl yer, Cumhuriyet Türkiyesi’nin en eski Türkçe gazetesi Cumhuriyet olacaktı. 92 yıl önce 7 Mayıs 1924'te kurulan Cumhuriyet.

Tarihinde ilk kez, iki eski yöneticisine de ağır suçlamalar içeren bir başyazıyla çıkan Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ile yazarlar ve yöneticilerinden bir grup sabah saatlerinde evlerinde yapılan arama sonrasında gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı operasyon kapsamında gözaltına alınan Cumhuriyet Gazetesi yazarı duayen gazeteci Aydın Engin, sağlık kontrolünden geçirilirken gazetecilerin “Neden gözaltına alındınız?” sorusuna “Cumhuriyet'te çalışıyorum, yetmez mi?” diye cevap veriyordu.

Gözaltılar üzerine başlatılan protesto gösterileri “Cumhuriyet Nöbeti” adını aldı. Meslek örgütleri, her akşam gazete önünde dayanışma çağrısı yapacaklarını duyurdu, tutuklu yazarlar Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay, yattıkları Silivri Cezaevi'nden Cumhuriyet'e destek mektubu gönderdi.

Barış bildirisi imzacılarına destek bildirisinde yer alan sözlerin altına imzalarını attıklarını belirttikleri için kendileri hakkında suç duyurusunda bulunulan 46 kişinin yargılandığı davada ilk duruşmanın yapıldığı günlerde bir başka mücadele de ABD’de Kuzey Dakota’da sürüyordu.

Karayipleri vuran Matthew Kasırgası’nın Haiti’de 1 milyon 400 bin kişiyi yardıma muhtaç durumda bıraktığı günlerde, Mısır'ın bazı illerini etkisi altına alan şiddetli yağışın neden olduğu sel felaketi sebebiyle ölenlerin sayısı 20’yi bulmuş, Libya'da 126 göçmeni taşıyan bir plastik botun batmasının ardından 90 kişinin yaşamını yitirdiği açıklanmıştı.

Fransa'nın Manş Denizi kıyısında bulunan Calais kentindeki Jungle (Cengel) sığınmacı kampının tahliyesinde, sığınmacıları taşıyan otobüs koltuklarının tamamen plastikle kaplı olması vicdanlarda çok büyük yara açmamış, tıpkı Türkiye'deki Suriyeli mülteci çocukların İngiltere'de satılan tekstil ürünlerinin üretiminde çalıştıklarının ortaya çıkması gibi kısa sürede unutulup gitmişti.

Uluslararası Af Örgütü, dünya gayri safi hasılasının yüzde 2,5'ini oluşturan 10 ülkenin, mültecilerin yarısından fazlasına ev sahipliği yaptığını açıklamış, İsviçre hükümeti, Avrupa Birliği’nin yeniden yerleştirme programı kapsamında ilk defa Yunanistan'da bulunan 30 Suriyeli sığınmacıya kapılarını açmıştı. Örgütün raporuna göre, dünyada 21,3 milyon mülteci vardı: en çok mülteci barındıran ülkeler Ürdün, Türkiye ve Pakistan’dı. Medeniyetin beşiği Avrupa ülkeleri ve Avustralya ise mültecileri kabul etmemek için türlü hak ihlallerine başvuruyordu.

Korkulacak onca şey arasında bir de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin çıktı: nükleer silah yapımında kullanılabilecek düzeyde zenginleştirilmiş fazla plütonyumu imha etmek için ABD'yle yapılan anlaşmayı askıya aldığını duyurdu. Yoksa soğuk savaş nüks mü ediyordu? Yoksa nükleer savaş kapıda mıydı?

İklim konusunda Ekim’le ilgili bir iyi, bir de kötü haber vardı. İyi haber, NASA’nın aylık ölçümlerine göre bu ay, sıcaklık rekoru kırılmamıştı. 2016 Ekim ayı, 136 yıllık modern çağ kayıtlarına göre en sıcak değil, ikinci en sıcak Ekim olmuştu sadece. Kötü haberse şuydu: Gene NASA ölçümlerine göre bunca sıcaklık rekorundan sonra 2016 yılı, gezegenimizin 136 yıllık modern çağ kayıtlarına göre en sıcak yıl olacaktı. Bu, Allah’ın değilse, "doğanın emriydi” artık.

Türkiye’de de iklim ve doğa bakımından işler karışıktı: Bir ay önce ülkenin en büyük doğa davasında 751 davacının 61 avukatı mahkeme heyetini reddettikten sonra duruşma salonunu terketmiş, doğa savunucularına ülkenin dört bir yanından destek için gelenlerse çoraplarına kadar aranmıştı. Ekim başında Artvin Cerattepe davası mahkemece reddedildi: Cerattepe’de Cengiz Holding’e ait Eti Bakır AŞ’nin bu projesi ile yapılacak madencilik faaliyetinin milli park alanına tam 660 metre uzak (!), yani zararsız, turizm merkezinin de içinde değil yanında, yani yine zararsız olduğunu belirten mahkeme, belki de tarihe geçecek nitelikte bir karar vermişti.

Ülkenin en güzel doğa köşelerinden birinde madenciliğin önünü açan bu kararın alındığı gün Yeşil Artvin Derneği yöneticileri “Halkın mücadelesi yaşamsaldır ve sonuna kadar devam edecek,” dediler ve yollarına devam ettiler.

"Biz Suyuz." Kuzey Dakota Access petrol boru hattına direnen yerli halk. (Fotoğraf: Desiree Kane)

Kuzey Dakota’da tarihlerinde ilk kez birleşen ve yerli olmayanların da desteğini alan tüm yerli kabileleri ata topraklarına, sularına tecavüz eden Dakota Access petrol boru hattına, “Su Hayattır!” diyerek karşı çıkıyor, efsanelerindeki “Büyük Kara Yılan’la mücadelenin sonuna kadar devam edeceğini” duyuruyorlardı.

Dakota ile Artvin arasındaki mesafe binlerce kilometreydi, ama aynı zamanda arada hiç mesafe yoktu işte.