COP 24/Wendel Trio ile söyleşi: Türkiye termik santrallar kaynaklı hava kirliliğinin etkilerini yaşıyor

Açık Gazete
-
Aa
+
a
a
a

Katowice’de, COP 24 kapsamında Avrupa İklim Eylem Ağı’nın direktörü Wendel Trio ile söyleşi. 

Fotoğraf: Açık Radyo

8 Aralık/Katowice

Ümit Şahin

Katowice’de, COP 24’teyiz ve Avrupa İklim Eylem Ağı’nın direktörü Wendel Trio ile birlikteyiz. Açık Radyo’da bizimle birlikte olduğunuz için teşekkürler.

Benim için zevk.

İlk olarak COP 24’te Türkiye’nin durumu ile ilgili bazı sorular sormak istiyorum. Siz müzakereleri çok yakından izliyorsunuz. Türkiye’nin kural kitabı hakkındaki pozisyonu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu çok iyi bir soru, çünkü aslında Türk hükümetinin kural kitabı hakkındaki pozisyonunu bilmiyorum, zira Türk hükümetinin pozisyonuyla ilgili bildiğimiz başlıca şey, spesifik konular hakkındaki pozisyonlarından ziyade müzakerelerdeki statülerini değiştirmeye yönelik talepleri.

Yani Türkiye’nin pozisyonuyla ilgili bir şey duymadınız mı, mesela ortak zaman çerçevesi hakkında veya…

Ben tabii bütün kapalı müzakereleri izliyor değilim, çünkü pek çok müzakere kapalı kapılar arkasında yapılıyor. Ama farklı konulardaki bütün çalışma gruplarında iş birliği yaptığımız kişiler var, onlardan raporlar alıyoruz ve Türkiye’den hiçbir zaman müzakerelerdeki bir aktör olarak söz edilmiyor.

Herhangi bir olumlu açıklama veya bir bloke etme çabası…

Hayır, hayır.

Türkiye’nin Ek 1 listesinden silinme talebi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin farklı pozisyonlandırılması gerektiği bir şekilde anlaşılabilir bir argüman. Sivil toplum örgütlerinin de Türkiye’nin Yeşil İklim Fonu’na erişiminin olması konusunda bir sorunları olacağını sanmıyorum. Ancak bu müzakereler aslında tehlikeli iklim değişikliğini nasıl önleyeceğimizle, bu soruna ne gibi çözümler bulacağımızla ilgiliyken, Türkiye’nin ilgilendiği tek konunun bu gibi görünüyor olması biraz tuhaf. Türkiye bütün her şey bir yana, en çok kendi statüsünün durumuyla meşgulmüş gibi görünüyor.

Diğer tarafların, özellikle gelişmekte olan ülkelerin pozisyonlarıyla ilgili bir bilginiz var mı?

Çoğu gelişmekte olan ülke Türkiye’nin kendi gruplarına katılmasını rekabetin artması olarak görür. Yeşil İklim Fonu’ndaki fonlar oldukça sınırlı ve büyük bir ekonomiye sahip olan Türkiye’nin de bu fonlara erişimin olması diğer ülkelerin erişimini sınırlar, dolayısıyla gelişmekte olan herhangi bir ülkenin Türkiye’nin bu özel isteğinin kuvvetli bir destekçisi olması çok küçük ihtimal.

Sanırım Fransa bu konudaki diyalogu kolaylaştırıyor...

Evet, Türkiye konuyu bu toplantının gündemine resmi bir madde olarak koydu, bu da o ya da bu şekilde ele alınmasını gerektiriyordu. Tabii bu konu COP’un bu seneki Polonyalı başkanının ilgisini çekmiyordu ve konunun bütün tarafların olduğu bir yerde büyük bir tartışmaya dönüşmesini istemedi. İki ülkeden konuyla ilgili gayrı resmi görüşmeler yürüterek mümkün olanın ne olduğuna bakmalarını istedi ve bu iki ülke hafta sonunda COP biterken görüşmeleri tamamlayıp bir rapor sunacaklar. Bu rapor büyük ihtimalle bir çözüm içermeyecek. Bence sonuçta olacak olan bu.

Türkiye için olumlu bir karar çıkması için herhangi bir şans görüyor musunuz?

Şu anda bu konuyla ilgili olumlu bir sonuç çıkması için bir şans görmüyorum. Statüsünü değiştirmeden Türkiye’nin fonlara ekstra erişimini sağlayacak bazı öneriler getirilebilir. Ama bence şu anda Türkiye süreçte kendisine yardımcı olacak yeterli sayıda dostlar veya destekçiler yaratabilmiş değil.

Yani sizce Türkiye Ek 1’de kalacak…

Bence şu anda, dediğim gibi, Türkiye’nin pek fazla bir ülkeden destek alması olası değil. Bildiğiniz gibi Türkiye Paris Anlaşması’nı henüz onaylamadı. Bu nedenle pek çok ülke Türkiye’nin aslında kulübün bir üyesi olmayı pek de istemediği hissine kapılacaktır. Böyleyse neden istisnai bir fayda sağlasınlar ki? Bence Türkiye önce Paris Anlaşması’nı onaylamalı. Böyle olursa bu konuda bir çözüme varmak daha kolay olabilir.

Küresel iklim hareketinin Türkiye’nin önerisi hakkındaki pozisyonu nedir? Herhangi bir koşulda bu öneriyi destekler miydiniz?

Türkiye’nin gelişmiş ülkelerin mi yoksa gelişmekte olan ülkelerin mi bir parçası olduğunun, küresel iklim hareketinin muhtemelen pek de ilgilendiği bir konu olmadığını söylemeliyim. Bence küresel iklim hareketi asıl Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını azaltmak için ne yaptığıyla ilgilenir. Türkiye’nin özellikle elektrik üretiminde kömür kullanması gibi bir sorun var. Tam da Birleşmiş Milletler’in bilimsel komitesi, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, en son raporunda kömüre görece kısa bir süre içinde son verileceğini net bir şekilde ortaya koymuşken, Türkiye’nin yeni kömürlü termik santrallarla ilgili bir dizi planı olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin bu tür konularda ne gibi planları olduğunu görmek isteriz. Gelişmiş ülke mi gelişmekte olan ülke mi tartışmasından ziyade bizi bu ilgilendiriyor.

Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olmaması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bundan son derece üzüntü duyuyoruz ve Türkiye’nin bu durumu hızla değiştirdiğini görmek istiyoruz. Böylece iklim değişikliğini ciddiye aldıklarını ve konuyu gerçekten önemsediklerini gösterebilirler. Bence Türk halkı sorunu önemsiyor. Türk halkı iklim değişikliğinin sonuçlarını görüyor. Türk halkı termik santrallardan kaynaklanan hava kirliliğinin sağlık etkilerini yaşıyor. Dolayısıyla evet, bu düzeyde bir şey çok faydalı olurdu.

Müzakerelerle ilgili bugünkü genel beklentiniz nedir? Taahhütlerin güçlenmesi hakkında, kural kitabı halkında ve finans konularında tatmin edici sonuçlar bekliyor musunuz?

Büyük ihtimalle bu COP’un sonunda kural kitabı hakkında bir tür anlaşma olacak. Bu anlaşma birkaç tartışmayı gelecek yıla ya da gelecek yıllara öteleyebilir. Tam bizim istediğimiz niteliklerde de olmayabilir. Biz çevresel bütünlüğü sağlayacak bir kural kitabı istiyoruz, ama bunun olacağından emin değiliz. Yine de bir şekilde olumlu bir sonuç bekliyoruz. Taahhütlerin güçlenmesi konusu bence daha problemli. Bir şekilde dünyadaki bütün ülkeler Paris Anlaşması’ndaki uzun vadeli amacın başarılması için bugün planlanmış olandan çok daha fazlasına ihtiyacımız olduğunu biliyorlar. Ama ülkeler buraya yeni planlar, yeni hedefler için potansiyellerinin ne olduğu konusunda hazırlanmış gelmediler. Bu nedenle bu COP’ta ülkelerden en azından eve döndüklerinde hedeflerimizi nasıl arttırabiliriz, Paris’te taahhüt ettiğimizden daha fazlasını nasıl yapabiliriz diye bakmaya başlayacakları konusunda taahhüt almamız gerekiyor. Bu tür bir söz almamız son derece hayati, ama bundan yüzde yüz emin değiliz, zira birtakım ülkeler bunu pek destekler görünmüyor. Finansman konusuna gelince, tabii bu konu her yıl müzakerelere gelmeye devam ediyor. Gelişmekte olan ülkelerin hem emisyonlarını düşürecek eylemler için hem de iklim değişikliğinin etkilerine karşı hazırlık yapmak için devasa bir finansmana ihtiyaçları olduğu çok açık. Özellikle ikinci tipteki eylemler için finansman hâlâ çok az ve bu COP‘tan bunun için daha fazla taahhüt çıkması lazım. Gelişmekte olan ülkelerin önümüzdeki yıllarda ve on yıllarda para geleceğinden emin olmaları gerekiyor. Bu konuda da biraz ilerleme var, ancak gelişmiş ülkelerin ne kadar istekli olduklarını görmemiz lazım. Ama biraz ilerleme bekliyoruz.

Son olarak Türkiye delegasyonuna ve Türkiye’nin iklim hareketine mesajınız nedir?

Mesajım şu: Türkiye delegasyonunun diğer konularda masaya neler koymak istediğini, iklim tartışmasına ve buradaki müzakerelere nasıl katkıda bulunmak istediklerini duymak iyi olurdu. Böylece hangi diğer konularda ortaklaştığımızı ve nerelerde birlikte mücadele edebileceğimizi görebiliriz. Böyle olursa bence Türkiye’nin statüsü konusu işaret etmek istedikleri meseleler bütününün bir parçası olabilir. Sivil topluma gelince, Avrupa Birliği’ndeki hareketler olarak Türkiye’deki sivil topluma çok saygı duyduğumuzu söylemek isterim. Bence iklim değişikliğini Türk toplumunda bir mesele olarak ortaya koyma konusunda, özellikle kömür meselesiyle uğraşma anlamında ve çözümün diğer unsurları açsından önlerinde pek çok zorluk var. Türkiye dışından Türkiye’deki sivil topluma, yaptıkları işlerde nasıl destek olabileceğimizi görmekten mutlu oluruz.

Çok teşekkür ederiz.