Birleşmiş Milletler'in 'iklim krizi' raporu

Birleşmiş Milletler'in 'iklim krizi' raporu

30 Kasım 2019
Fotoğraf: Getty Images

Açık Gazete'de Ömer Madra ve Can Tonbil, Birleşmiş Milletler (BM)’nin iklim raporunu değerlendirdi. Rapora göre, Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefi için önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda yüzde 7,6’lık küresel emisyon azaltımı yapılması gerekiyor.

 

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Tartışmasız günün en önemli haberi: Birleşmiş Milletler’in (BM) yeni raporu. Dünyanın bütün milletlerini temsil eden en büyük örgüt olan BM ve ona bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) atmosfere yayılan ve küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımı yoğunluğunun 2018 yılında rekor seviyeye ulaştığı uyarısında bulundu. Çok kısa bir zaman içinde yayınlanmış üçüncü rapor oluyor bu – Bir hafta içinde üçüncü rapor! Dünyanın en büyük örgütü ve ona bağlı örgütler dünyada çok ciddi bir iklim krizinin bütün belirtilerinin olduğunu söylüyorlar.

2018'de rekor kırıldı ve WMO sera gazı salımı yoğunluğunun, yani fosil yakıt yakmaya bağlı olarak küresel ısınmaya yol açan gazların yoğunluğunun 2017’ye kıyasla yaklaşık yüzde 1 arttığını açıklıyor raporlar. Bunu dün de verdik programımızda. Gene verilere göre, sera gazı artış oranı son 10 yılın ortalamasının da üzerinde. Yani rekor üstüne rekor kırılıyor ve süreç hızlanarak devam ediyor. Maalesef!

Sera gazı salımı yoğunluğunun sanayi devriminin başlangıcı sayılan 1750’ye kıyasla yüzde 47 yani yarıya yakın fazla olduğuna da dikkat çekiyor raporlar. Dünya Meteoroloji Örgütü genel sekreteri Petteri Taalas Paris iklim anlaşmasının ardından verilen tüm sözlere rağmen atmosfere sera gazı salımında düşüş olduğuna hatta yavaşlama olduğuna dair bile hiçbir işaret olmadığını söylüyor. Bunun da sonuçları olarak Taalas diyor ki uzun vadede gelecek nesillerin iklim değişikliğinin yol açacağı hava sıcaklığının artması,

  1. sıcak dalgaları,
  2. deniz suyu seviyelerinin yükselmesi,
  3. deniz ve kara ekolojik sistemlerinin bozulması ve
  4. olağanüstü hava koşulları gibi ciddi etkilerle karşılaşacağını gösteriyor.

Mevcut sera gazı salım düzeyi en son 3 ila 5 milyon yıl önce görülmüştü; yani 5 milyona yakın zamandır görülmüş en yüksek sıcaklık, en büyük denge bozuklukları sözkonusu! İklim felaketinin artık kapıda da değil, kapıyı kırıp girmiş vaziyette olduğunu söylüyor genel sekreter ve hatırlatıyor ki, o dönemde deniz seviyesi bugünü mevcut düzeyden 20 metre de yukarıda!

Bu son veriler gelecek hafta İspanya’nın başkenti Madrit’te yapılacak BM iklim zirvesi öncesi açıklanıyor.  ABD Başkanı Trump, hatırlanacağı üzere, ABD’yi Paris anlaşmasından çekmişti 2 yıl önce, geçen ay da başlatmıştı bu çekme sürecini resmen. Türkiye de G20 ülkeleri arasında bu anlaşmayı meclisinden geçirip onaylamayan tek ülke olarak gözüküyor.

Sera gazı salımları konusunda bir de BM çevre programı UNEP’in dehşet verici bir raporu var, onu da hemen söyleyelim. Bugünün ve bütün önümüzdeki günlerin en önemli konusu bu, hiç şüphesiz.

Küresel iklim değişikliğinin yol açacağı kaosu önlemek için sera gazı salımlarının yani fosil yakıt dediğimiz petrol, kömür ve gazdan çıkan salımların önümüzdeki 10 sene boyunca her yıl yüzde 7,6 oranında azaltılması gerekiyor. Bu şimdi “Gerçekçi değil” denecek, “İmkânsız” denecek –  fakat fizikle, kimyayla, yer çekimiyle tartışılacak bir durum da yok: bu matematik bir hesap meselesi. Dünyadaki sıcaklık artışının bu yüzyıl içinde 1,5 santigrat dereceyi aşmaması gerektiği biliniyor, onun için de UNEP ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini tam 5 katına çıkartması gerektiğini söylemiş! Yani bugünkü çabaların 5 katına çıkması gerektiğini. Can, yüzde 500 mü oluyor artış?

Can Tonbil: Evet.

ÖM: Yani akıl durdurucu bir şey ama öyle, UNEP’in raporu yıllık sera salımlarını azaltmak için belirlenmiş mevcut hedeflere uyulsa bile yüzyıl sonuna kadar dünyada sıcaklık artışı 3 dereceyi bulacak hatta aşacak diyor! – 3,2 derece!

CT: İyimser tahminlere göre.

ÖM: Evet iyimser tahmin. Bu da yeryüzündeki yaşamın neredeyse imkânsız hale geleceğini açıkça ortaya koyan bir veri. Daha önce böyle raporlara yer verdik ama bu şimdiye kadar gördüğümüz en ağır durum raporu denebilir bence. En zengin ülkelerin sera gazı salımlarını azaltmak için gereken tedbirleri zamanında almadığı, bu gecikme nedeniyle çok daha hızlı hareket etmek ve daha yüksek hedefler belirlemek gerektiği ifade ediliyor. Daha ne söylenebilir bilmiyorum?

En zengin 20 ülkenin 15’i sera gazı salımlarını sıfıra düşüreceği tarihi belirlemiş değil. Uzmanlar dünyada canlı yaşamını tehlikeye atabilecek şiddette bir iklim değişikliğini önlemek için sıcaklık artışının bu yüzyıl sonunda 1,5 dereceyi aşmaması gerektiğini söylüyor. Petrol, kömür, gaz gibi fosil yakıt tüketimi ve endüstriyel ve hayvancılık tarımı başta olmak üzere tarımsal/endüstriyel faaliyetler sonucu atmosferde karbondioksit ve eşdeğer sera gazlarının, yani metan, azot oksit gibi gazların artmasıyla meydana gelen küresel ısıtma, iklim değişikliğine, hatta iklim krizine neden oluyor.

Karbon dioksit artışı rekor düzeyde, Paris Anlaşması'nda belirlenmiş hedeflere ulaşılsa bile aradaki açığın kapatılamayacağını söylüyor rapor. Çok net, açık, “acımasız” bir rapor bu, ama böyle işte: gerçekler böyle, veriler böyle – değiştiremeyiz yani. Raporda “Küresel sera gazı artışını engellemek konusunda ülkeler bütün olarak sınıfta kaldı” diyor. Çok açık söylemişler, karbon emisyonunun çok daha fazla ve çok daha hızlı azaltılması gerekiyor, oysa WMO verilerine göre atmosferdeki karbon dioksit ve diğer sera gazları yoğunluğu 2018’de son 10 yıl ortalamasının üzerinde seyretti – biraz önce de söylediğimiz gibi. Azalma olmadığı gibi hızlanma var ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) diye adlandırılan dünyanın en büyük bilimsel heyeti geçen yılki toplantısında bu yüzyıl sonuna kadar 1,5 dereceyi aşarsa insanların, bitkilerin ve hayvanların yaşamının ve bir bütün olarak da dünyanın muazzam zarar göreceği uyarısında bulunmuştu zaten.

Bu yılki raporsa sıcaklık artışını 1,5 derecede tutmak için karbon emisyonu salımının önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda yüzde 7,6 düzeyinde azaltılması gerektiğini vurguluyor! Bunu yapan hiçbir ülke yok dünyada! Ve, azaltmak şöyle dursun arttırıyorlar! Türkiye de dahil hepsinde büyük bir artış var. UNEP’in direktörü Inger Andersen “İklim değişikliği konusunda zamanında yeterli çaba gösterilmediği için, ayak sürüdüğümüz için, gelecek 10 yıl içinde yılda yüzde 7,5 gibi çok daha büyük oranda kesinti yapılması gerekiyor” demiş.

Özellikle zengin ülkelerin rolüne dikkat çekiliyor burada: en zengin 20 ülke dünyadaki sera gazı salımlarının yüzde 78’inden (yani neredeyse yüzde 80’inden) sorumlu! Sadece 20 ülke –G20 ülkeleri deniyor bunlara ve aralarında Türkiye de var – ağır sorumluluk taşıyorlar. Farklı derecede sorumluluk değerlendirmesi var tabii: ABD, Avustralya, Brezilya, Japonya, Kanada, Güney Kore ve Güney Afrika özellikle sorumlu gösterilmiş: mevcut hedeflerine ulaşmak için onların çok daha ciddi önlemler almaları gerekiyor.

Türkiye konusunda da şöyle deniyor UNEP’in raporunda: “Türkiye, Hindistan ve Rusya sera gazı salımlarını azaltmak için belirledikleri hedefleri yüzde 15 aştılar ve başarı kaydettiler”. Ama bakalım bu neden kaynaklanıyor? Aldatıcı olabilir demeye getriyorlar. Tebrik etmek için çok erken, çünkü  asıl sebep, baştaki hedeflerin düşük tutulmuş olması. Yani orada da bir çeşit aldatmaca olduğunu söyleyebiliriz. Raporu hazırlayanlar söylememişler ama biz bunu söyleyebiliriz herhalde.

Belirlenen hedefe uyan, yani hedefleri hem doğru hesaplayan hem de bunlara uyan sadece 3 birim varmış: AB ülkeleri, Çin, bir de Meksika. Bunların belirlenen hedeflere uydukları belirtiliyor. “Tek tek ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini yükseltmemesi halinde tehlike 2030’da gerçekleşecek” diyor rapor. Yani Paris Anlaşması'nda belirlenmiş, asla aşılmaması gerektiği söylenen 1,5 derecelik tavan 10 yıl içinde aşılmış olacak! 2030’da, yüzyıl sonuna daha varmadan 3,2 derecelik rekor bir artışla dünyanın cayır cayır yanacağı, kuraklık, sel ve fırtınalardan mahvolma tehlikesinin başgöstereceği söyleniyor.

En büyük adımların enerji sektöründe atılması gerekiyor, Guardian gazetesi, bir ay kadar önce iklim araştırmaları kuruluşlarının verilerine dayanarak küresel karbon salımlarının en az 1/3’ünden sadece 20 petrol şirketinin sorumlu olduğunu yazmıştı. Bu şirketlerin bir kısmı özel, bir kısmı devletlerin. İlk 3 sırada da S.Arabistan petrol şirketi Aramco, Amerikan enerji devi özel Chevron şirketi ve Rus devi Gazprom yer alıyor. Tehlikeyi bertaraf etmek için gereken değişiklikleri yapmak için 2020 ile 2050 arasındaki 30 yılda 3,8 trilyon dolar harcanması gerektiği belirtiliyor! Milyar değil trilyon – dikkat çekerim!

Özetle, BM raporu bu adımları atmak için zaman kalmadığına, zamanın şimdi olduğuna dikkat çekiyor. Bu konuların 2 Aralık’ta başlayıp 13 Aralık’a kadar devam etmesi beklenen iklim zirvesinde (COP 25) ele alınması bekleniyor. COP 25 normal olarak Şili’de yapılacaktı ama büyük bir toplumsal isyan dalgası çıktı ve insanlar sokağa döküldü. Bunun üzerine devlet başkanı Piñera’nın keyfî bir kararıyla alelacele iptal edilen ve İspanyol hükümetinin müdahalesiyle alelacele Madrit’e alınan iklim zirvesinde bunların ayrıntılı olarak tartışılması bekleniyor. Yani çok ürkütücü bu BM raporu: küresel sıcaklıklar 3,2 dereceye kadar çıkabilirmiş.

CT: Kaç dediniz?

ÖM: 3,2 derece. Ama kötümser senaryoya göre daha da yukarı çıkmasının mümkün olacağı bilimsel raporlara, verilere dayanarak belirtiliyor. İklim krizinin en korkunç sonuçlarından kurtulabilmek için şimdiye kadar görülmemiş emisyon (yani salım) kısıtlamalarına gidilmesi gerektiği açıkça belirtiliyor.

Buna ilişkin bir başka yeni rapor daha var: “Yıllık Emisyon Açığı” (“Emissions Gap”) raporu. BM’nin çevre programı UNEP tarafından verilmiş bir rapor bu da. Çok ciddi uyarılar içeriyor: Paris iklim anlaşmasında öngörülen taahhütlerin tutulması için son çağrı gibi birşey bu: Dünya liderlerine de şunu söylüyoruz diyorlar: fosil yakıt endüstrisine, fosil yakıtların derhal azaltılması için son çağrı olduğu ilk defa bu netlikte söyleniyor. İklim adaleti için uğraşan 350 org kuruluşunun yöneticisi May Boeve raparlar üzerine çıkan deklarasyonda diyor ki :

“Dünya liderlerine şunu söylüyoruz, şu an fosil yakıt endüstrisini durdurmanın zamanı, genişlemesinin yolu yok, tek bir yeni maden bile açılamaz, tek bir yeni kömür ya da başka bir fosil yakıt madeni açılamaz, tek bir yeni petrol ya da doğal gaz boru hattı kurulamaz!”

Halbuki Çin ile Rusya bu projelere asıl şimdi girişiyorlar. “Sibirya’nın Gücü” gibi en pahalı gaz boru hattı yatırımları BM iklim zirvesiyle aynı gün açılıyor!

CT: Evet!
ÖM: “Yeni tek bir petrol kuyusu bile okyanusların dibinde açılamaz” diyor May Boeve. Gayet açıkça şöyle devam ediyor çevreci kuruluşun raporu da: “Böyle azar azar, gıdım gıdım yükselecek tedbirlerin yeterli olamayacağı apaçık –  yeterli olmayacak ve hızlı, dönüşsel, adeta devrimci bir dönüşüme ihtiyaç var.” Böyle diyor rapor. Açıkça söylemiş yani:

“1) enerjimizin,

2) yiyecek sistemimizin ve

3) diğer maddi müşevviklerle yürütülen hizmetlerin nasıl yürütüleceği değişmeli...

Bütün bunların hepsinin derinlemesine değişmesi gerekiyor. Dünyadaki yaşama biçimimizi – düşünme biçimimiz de buna dahil tabii – değiştirmemiz gerekiyor. Hem hükümetler hem iş yerleri yani sanayi ve ticaret merkezleri hem de piyasalar buna ayak uydurmak zorundalar.”

Yani bu çok acayip bir şey: BM raporu “Şu anda harekete geçmemiz gerekiyor, yeterince ayak sürüdük, safsakladık ve tam hareket geçmenin zamanı, çok tehlikeli zamanlardayız, sıcaklık ortalaması 3 dereceyi aşabilir” diyor. WMO’nun raporu da ortada, hepsi ortada.

Bütün raporların uyarısı aynı aslında: "Ölümcül ve felakete yol açacak sıcak dalgaları, fırtınalar ve kirlenmeye gidiyor dünya” diyorlar.

Bunlar, şimdiye kadar neredeyse 22 yılı aşkın zamandır yaptığımız yayınlar içinde yer verdiğimiz belki de en önemli raporlar – resmî düzeyde çıkarılan ve yayınlanan raporlardan bahsediyoruz. Zaten bir rapor açıkça gayretlerin 5 kat arttırılması gerektiğini, yüzde 500’lük bir artış gerektiğini söylüyor? Petrol, kömür, gaza her yıl yüzde 7’nin üzerinde salım kesintisi yapılmasının şart olduğunu!...

350.org’un bir basın açıklaması var bu 3 büyük rapor hakkında: Başlığı: “Bilim haykırıyor!” (‘The Science is Screaming’). Şöyle diyor mesela: “Ne cüretle bunları gözden kaçırırırsınız?” diye soruyor, Greta’nın BM’de dünya liderlerine hitaben yaptığı çarpıcı konuşmayı da anımsatarak.

Bu 3 rapor “iklim çöküşünün, yıkılışının korkunç durumunu açıkça ortaya koyuyor” diyor 350.org’un açıklamasında. Ve devam ediyor: "Çözümler de orada olduğu halde, yani Paris anlaşmasındaki hedefleri tutturma halinde çözüm pekala mümkün olduğu halde bu korkunç iklim durumuna geldiğimize ilişkin 3 rapor var elimizde."

Birincisi – işte biraz önce sözünü ettiğimiz – 26 Kasım 2019 tarihli emisyon açığı raporu. Salım açığı da diyebiliriz (“emissions gap”). Bu da dünyada sıcaklığı 3,2 derece artışına götürüyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu G20 ülkelerinin de bütün emisyonların yüzde 78’inden sorumlu olduğu ortaya konuyor! Artık lamı cimi kalmadı yani.

İkincisi, Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) raporu. O da 25 Kasım 2019’da yayınlandı. Yani iklimi ısıtan sera gazlarının – azaltmayı bıraktık – hiçbir yavaşlama bile olmadan yüksek bir rekora çıktığını gösteriyor. Bütün taahhütlere rağmen kırılıyor rekor, yani hiçbir taahhüt tutulmuyor Paris anlaşmasındaki. Türkiye gibi anlaşmayı daha meclisinden geçirip onaylamayan ülkeler bile var.

CT: Evet.

ÖM: Üçüncüsü de üretim açığı raporu (“Production Gap Report"). 20 Kasım 2019’da yayımlanmış olan bir büyük rapor. Bu da 2030’da, yani sadece 10 yıl içinde, dünyada yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretileceğini gösteriyor. Yani, her şeye meydan okuyarak, bilime, akıl, sağduyu, rasyonel düşünce, ne varsa, hatta vicdan da varsa hepsine aykırı olarak, şirketlerin yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üreteceğini söylüyor. Özetlersek, sadece bir avuç şirketin kâr hırsı yüzünden milyarlarca insanı ya da iki yüze yakın ülkenin halklarını mahva sürüklemesinden bahsediyoruz! 10 yıl içinde yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretilecek ve böylece dünya sıcaklığındaki artışı 2 derecenin altında tutmanın imkânı kalmayacak. 1,5 dereceyi aşması ise yüzde 120 ihtimal oluyor. Yani, içinden çıkılması imkânsız bir şeye, bir “devrilme noktası”na – ya da “bardağı taşıran damla” durumuna (“tiping point”) – gidilecek diyor rapor.

CT: Tekrar edebilir miyiz?

ÖM: Özetlersek, birinci rapor emisyon açığı raporu, 26 Kasım 2019 tarihli. Ağırlıkla G20 ülkelerini suçluyor. Yüzyıl içinde dünya 3,2 sıcaklık artışı görecek diyor.

İkinci rapor BM’nin uzmanlık kuruluşu WTO’nun 25 Kasım 2019 tarihli raporu. “Hiçbir konsantrasyonda azalma yok, iklimi ısıtan sera gazlarında rekor var ve azalmak şöyle dursun, yavaşlamıyor bile!” diyor.

Üç, gene BM’nin “Üretim Açığı” (“Production Gap”) raporu. 20 Kasım’da yayınlanmıştı bu da. Dünyayı 2 derecelik sıcaklık artışı tavanının altında tutabilmek için gerekli olandan yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretileceğini öngörüyor – sadece 30 yıl içinde! Tutarlı değil yani. Paris’te belirlenen hedefleri tutturmak imkânsız, 2 derecenin altında kalma hedefini tutturmak bile imkânsız görünüyor. Paris anlaşmasının iyimser hedefi 1,5 derece, onu tutturabilmesinin yüzde 120 açığını bulmuş, yani şyüzde 120 daha fazla oranda tutturamayacağı anlaşılıyor.

“Bu 3 rapor artık bir uyarı değil” diyor May Boeve. Kendisi uluslararası iklimle mücadele kuruluşu 350.org’un yöneticisi. Ve şöyle devam ediyor:

“Bu artık bir uyarı değil, şu anda iklim yıkımının gündelik hayatımızdaki etkilerini görüyoruz. Kongo’da, Kaliforniya’da ve Avustralya’da muazzam yangınlar var, aynı zamanda başka yerlerde de, Avrupa’nın dört bir tarafında da, işte Fransa’da, İtalya’da, Yunanistan’da gördüğümüz seller var, sular seller götürüyor her tarafı, bu artık gündelik hayatımız oldu.”

“Hani yanlış anlaşılmasın, bu 3 rapor öyle sıradan bir grup meraklı bilim insanının filan yaptığı bir şey değil” demeye getiriyor. Bunu açıkça söylememiş ama şunu belirtiyor net olarak:

“Bunlar bilimsel olarak hakemli yayınlarda defalarca kontrol edilmiş, son derece ciddi şekilde araştırılmış raporlar. Bilim haykırıyor artık. Dünya liderlerine söylüyoruz: fosil yakıt endüstrisinin genişlemesinin derhal durdurulması gerekiyor. Hiçbir yeni maden açılmayacak, kömür çıkarma yapılamayacak...”

Oysa, bakalım, Türkiye’de kaç tane kömür yakıtıyla termik santral yapılıyor? Hesabı 80’e yakın, aslında mevcut olanlar arasında artık miadını doldurmuş olanların, kapatılmaları gerekenlerin bile ömürlerinin uzatılması kararı alınıyor ve üstelik filtresiz olarak çalışıyorlar. Oysa mesele filtre meselesi bile değil artık.

“Hiçbir yeni boru hattı açılamaz” diyor 350.org.  Oysa bakıyoruz: Sibirya üzerinden 2 yeni petrol boru hattı açılmak üzere, biri rekor maliyetli....Çin - Rusya anlaşmışlar. İklim zirvesi açılırken onlar da 2’li zirve yapıp açacaklar bunu. Ayrıca bir de Türk Akımı2 projesi var Rusya - Türkiye arasında – onun da resmî açılışı yeni yılın başında yapılacak. Avrupa’ya da o hattan gaz sevkiyatı yapılacak.

Okyanuslarda artık petrol sondaj kuyusu açılmayacak, açılamaz BM raporlarına göre. Oysa bütün ülkeler, ABD, Rusya, Norveç vb eriyen buzların altında kuzey kutbunda aramalara girişiyorlar, geniş ölçüde. BM raporlarında derhal sürdürülebilir, yenilenebilir enerji sistemlerine geçmek zorunluluğu belirtiliyor ama gidişat bunun tam tersi yönde.

Ayrıca, çok önemli bir nokta ilave edelim: Yenilenebilir enerjide muazzam bir ucuzlama var – araştırma ve raporlar onu gösteriyor, özellikle güneşte. Ayrıca rüzgârda dünyanın ihtiyacının 5 kat üstünde enerji sağlanabileceği de hesaplandı. Guardian’da geçen ay öyle bir rapor haberini de okuduk: eğer sığ sularda, “offshore” denilen yerlerde rüzgâr türbinleri çiftlikleri kurulursa adeta devrimci bir sonuç elde edilebiliyor. Dolayısıyla da iklim aktivistleri ve ilgili kuruluşlar şöyle bağlıyorlar bildirilerini:

“COP 25 için Madrit’te toplanan hükümetlere bütün gelecek nesillerin gözleri sizin üzerinizde diyoruz. Dünya artık iklim yıkımı gerçekliğine uyanmış durumda, iklim değişikliğinin önünde duranlara biz de şunu söylüyoruz : Ne cüretle yapabilirsiniz bunu!”

Evet, iklim felaketini tek önleme imkânı da budur.

Biz de naçizane söyleyelim: Dünyanın bu en önemli konuları hakkındaki bilgileri BBC’den, BBC’nin hem İngilizce hem de Türkçe yayınlarından, Washington Post’tan, Guardian’dan derleyip toparlamaya çalıştık. Gözümüze uyku girmiyor ama bunlarla uğraşıyoruz, bir de Common Dreams’den aldığımız pek çok siteden ve gazetelerden baktık, öğrenmeye çalıştık. Bizzat BM çevre programı UNEP’in sitesine de girip baktık. “Yönetici Özeti” (“Executive Summary”) dedikleri metni de okuduk ve durumu özetlemeye çalıştık.

Greenpeace UK yani Greenpeace Britanya’nın başkanı John Sauven da – Açık Radyo’da dün günün sözüydü – iklimi mahveden sera gazları yoğunluğunun rekor kırdığını, azalma şöyle dursun yavaşlama bile göstermediğini belirten son raporu şöyle anlatmıştı:

“Karbon dioksit yoğunluğuna ilişkin bu rakamın gerçek dünyanın kıyamet saatine en yakın şey olduğunu söyleyelim. Bizi gece yarısı 12’ye doğru hızla itiyor arkamızdan.”

Yani Açık Gazete’nin naçiz elemanları olarak bu uyarıları dinleyicilerimize aktarmamız bir görev.

“Yale Environment 360” internet dergisinde de Bill McKibben şunu söylemişti:

“İklim değişikliği pek çok anlama geliyor: birincisi, etik/ahlaki mesele; ikincisi nesiller arası bir adalet sorunu, çocukları ve torunlara ne diyeceğimiz; üçüncüsü büyük bir ekonomik sorun getiriyor ve şimdi de dördüncü olarak günlük ve dehşet verici bir gerçeklikle karşı karşıyayız.”

CT: Şöyle bir durum da söz konusu, biraz önce bahsettiniz, küresel iklim krizinin başlıca sebebi olan bir avuç şirketin başında gelen Suudi Aramco’nun bile bazı faaliyetlerinin iklim krizi nedeniyle durma noktasına gelebileceğine dair bir açıklama yapıldı. Daha doğrusu bir araştırma yapılmış. Paris merkezli danışmanlık şirketi Calender’in hazırladığı rapor, deniz seviyesindeki yükselişin Aramco için büyük bir tehdit oluşturduğunu, bazı tesislerinin sular altında kalmasına yol açabileceğini ve şirketin faaliyet göstermesinin zorlaşacağını söylemiş. Yani bu krize neden olan şirketler dahi bu krizden doğrudan etkilenecek kurumlar ve yapılar arasında...

ÖM: Evet. Dünyanın sonundan bahsediyoruz yani, yapılacak bir şey yok. Öte yandan da Deutsche Welle’den bir haber: Rusya’nın doğalgazını Çin’e taşıyacak olan boru hattı 2 Aralık’ta, yani tam da bugünlerde devreye giriyor. BM’nin kıyamet raporları, 3 raporu birden gelirken ve en önemli iklim zirvesi olan COP 25 toplanırken aynı tarihlerde, 2 Aralık’ta yeni petrol boru hattı devreye sokuluyor “Sibirya’nın Gücü” adını taşıyor, adı da çok hoş değil mi: Sibirya’nın Gücü! 50 milyar Euro’yla Rusya’nın bugüne kadarki en maliyetli boru hattı projesiymiş! Deutsche Welle Türkçe’den okuyabiliriz: Kremlin’den yapılan açıklamaya göre Rus doğalgazını Çin’e taşıyacak olan Sibirya’nın Gücü isimli petrol boru hattının açılışında Rusya lideri Vladimir Putin’le Çin devlet başkanı Xi Jinping’in video konferans yoluyla yer almaları bekleniyormuş. Bravo! Ben de video konferans yoluyla alkışlıyorum onları!

CT: Öyle oluyor.

ÖM: Duyuyor musun?

CT: Evet.

ÖM: Devlete ait Rus Gazprom, küresel iklim krizinin en önemli 10 sorumlu şirketinden bir tanesi işte yeryüzünde bütün kuşakları mahveden, canlıları bitiren, bitkisini bitirenlerden bir Şirketin Sibirya’nın Gücü adlı dev projesi 50 milyar Euro’ya mal olmuş. Kuzey Akım 2 adlı gaz projesinin maliyetinin yaklaşık 5 katıymış. Bu da Baltık denizi üzerinden gazı Avrupa’ya taşıyacak. Bu da yıl sonunda açıklanması planlanıyor. O da İklim zirvesine denk gelir inşallah. Alay eder gibi. Bir yandan BM’nin bütün raporları var, bir yandan da bunlar açıklanıyor, Sibirya’nın Gücü, Kuzey Akım 2. Evet, bu iki doğalgaz hattına ek olarak bir tane daha var: Türk Akımı! Türk Akımı projesini de 2020 yılının başında hayata geçirmeyi hedefliyor. Bizimle dalga mı geçiyorlar?

CT: Dalga geçiyorlar, sizinle değil sadece, diğer canlı türleriyle de dalga geçiyorlar. Dünyanın bütün kurumlarıyla dalga geçiyorlar.

ÖM: BM’yle de dalga geçiyorlar.

CT: Ama asıl dalga geçenler, bence bu haberleri duyduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden herkes.

ÖM: Bu haberleri veren medya mı var ki? Mesela “Birçok önemli haber varken neden bununla açıyorsunuz programı ve yarım saat 40 dakikadan beri sadece bundan bahsediyorsunuz?!” diyebilecek olanlara da şunları söyleyebiliriz. Türk Akımı projesi 2020 yılı başında hayata geçirilecekmiş. Karadeniz’den geçen boru hattı Kırklareli’nin Kıyıköy ilçesindeki dağıtım noktasına ulaşıyormuş. Bak ne güzel! Rusya’dan gelen doğalgaz buradan nereye ulaşacakmış peki? İki yere birden Can: bir tanesi hem Türkiye’ye geliyor hem de Avrupa’ya. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov’un açıklamasına göre Ocak’ın ilk 10 gününde yapılması planlanan Türk Akımı projesinin açılışına katılmak üzere Putin geliyormuş! Sevindin değil mi? Putin Türkiye’yi ziyaret edecekmiş. Çin’e yılda 38 milyar metreküp gaz akıtacakmış Sibirya’nın Gücü, en büyük petrol boru hattı projelerinden biri. Yani tamamen dalga geçiyorlar – bir kâbustan bahsediyoruz aslında, korkutucu bir şeyden!

CT: Dalga geçiyorlar gerçekten, 2100 tarihi nedir? Yani şu anda çocuğunuz olsa ve o çocuğunuzun çocuğunun görebileceği bir tarih, hatta çocuğunuzun kendisinin bile belki görebileceği bir tarih, yani hayatının son evrelerinde görebileceği bir tarih. Diğer taraftan torunlarınızın içinde bulunacağı bir tarihten bahsediyoruz 2100 denildiği zaman ve bununla alakalı herhangi bir şey yapmıyorsunuz. Bilim insanları net bir şekilde 2100 yılına gelindiği zaman iyimser rakamlarla 3,2 derecelik bir artıştan bahsediliyor. 3,2 derecelik bir artış dünyanın ölümü demek iyimser rakamlarla, kötümser rakamlarla daha da fena. Her iki durumda da bu dünyanın tamamen içinde bulunan canlılarla beraber ölümü demek. Tekrardan başlar dünya, orada bir problem yok ama kendi elimizle yok edeceğimiz ve bizden sonra gelecek olan kuşakların tamamen ipini çektiğimiz, altındaki sandalyeye tekme attığımız bir zaman diliminden geçiyoruz.

ÖM: Çocuklar ve torunlar “Sen ne yapıyordun?” demezler mi? 2100’ü bekleyecek değiliz tabii, 2030’da da korkunç felaketler olacak.

CT: Evet.

ÖM: Ama biz diyeceğiz ki “Sibirya’nın Gücü vardı, Türk Akımı vardı, Çin’e 38 milyar metreküp gaz vardı!...” Böyle mi diyeceğiz? Ne yapacağız? Çok korkunç aslında!

CT: Hiçbir şey yapmayacağız, Hürriyet gazetesini açacağız ve ondan sonra okumaya devam edeceğiz “Acun beni denizde uçurdu!” Her neyse bundan bahseden çok fazla gazete yok, çok fazla haber yok doğrudan içinde bulunduğumuz gezegenin varoluşuyla alâkalı.

ÖM: Ama biz mücadele edeceğiz, çocukların, bugünkü kuşağın geleceklerini kurtarmaları için ve hesap sormaları için de – “bu ne cüret!” diye hesap soran çocukların, Greta Avrupa’ya varmak üzere, birkaç haftası daha var aslında, iklim zirvesine yelkenliyle gidiyor, katamaranla, ama onun izindeki pek çok çocuk da – dünyadan da, Türkiye’den de – hepsi mücadele halindeler... Biz de onların bu çabalarını size giderek artan bir gayretle nakletmeye devam edeceğiz...