Benim kuşağım dünyanın canına okudu: Büyüklerine karşı gelen o çocukları selamlıyorum

Benim kuşağım dünyanın canına okudu: Büyüklerine karşı gelen o çocukları selamlıyorum

18 Şubat 2019
Fotoğraf: BBC

Bugün çocuklar boylu boyunca ülkede iklim değişikliğini protesto etmek için derslerini astılar. İşte bu da benim onlara mesajım.

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

(Guardian/15 Şubat 2019)

George Monbiot

Gençlik İklim İçin Grevde (The Youth Strike 4 Climate) hareketi, bana 30 yıllık mücadelem boyunca hissetmediğim kadar büyük bir umut verdi. Bu hafta gelene kadar herşeyin bittiği düşüncesindeydim. Bizi yönetenlerin kayıtsızlığı, kin ve düşmanlığı, bir de kendi kuşağımın çoğunluğunun pasifliği ortada olduğuna göre, iklim yıkımının ve ekolojik çöküşün artık kaçınılmaz olduğunu düşünüyordum. Şimdi ise, uzun yıllardan beri ilk defa bunları geri döndürebileceğimizi sanıyorum.

Benim kuşağım da, ondan önceki kuşak da sizi sınıfta bıraktı. Biz kuşaklararası adaletin şu temel ilkesini kavramayı başaramadık: İnsan hayatına indirim oranları uygulayamazsınız. Yani, henüz doğmamış birinin hayatı, halihazırda yaşayan birinin hayatından daha düşük değerde olamaz. Biz sizin hayatınızın bir önemi yokmuş, karşımıza çıkan tüm kaynaklar sadece ve sadece bizimmiş ve onları gelecek kuşaklar üzerindeki etkileri ne olursa olsun canımızın istediği gibi tepe tepe kullanabilirmişiz gibi yaşadık. Böyle yapmakla bir yamyam ekonomisi yarattık: kendi açgözlülüğümüzü doyurmak için sizin geleceğinizi yedik.

Benim kuşağımın bütün mensuplarının eşit derecede suçlu olmadığı doğru. Kabaca söylersek bizimkisi, psikopatların yönettiği diğerkâmlar toplumu. Şaşılacak derecede zengin bir avuç insanın ve onların yemlediği tahripkâr politikacıların yaşam destek sistemlerimizi ezip geçmesine izin verdik. Bazılarımız ötekilerden daha fazla suçluysa da, yönetici zümrelere karşı çıkmaktan ve onların gayrımeşru iktidarını alaşağı etmekten âciz kalmamız, kolektif bir fiyasko. Hep birlikte size miras bıraktığımız dünya – kesin ve kararlı eylemler olmaksızın – yakında barınılır olmaktan çıkabilir.

Her Allah’ın günü evde size “Kendi pisliğini kendin temizlersin” deriz. “Kendi hayatlarınızın sorumluluğunu kendiniz alacaksınız” deriz. Ne var ki bu ilkeleri kendimize uygulamayı başaramadık. Ortalığı berbat ettikten sonra, bu pisliği sizin temizleyeceğinizi umarak çekip gidiyoruz işte.

Bazılarımız sahiden denedi. Sizin şu anda yapmakta olduğunuzu kendi kuşağımıza telkin etmek için yıllarca uğraştık. Ama genel olarak asık suratlarla ve silkilen omuzlarla karşılandık. Yıllar ve yıllar boyunca benim yaşımdaki insanların çoğu ortada bir sorun olduğunu inkâr edip durdu. İklim yıkımının meydana gelmekte olduğunu inkâr edip durdu. Türlerin yokoluşu sürecinin meydana geldiğini inkâr edip durdu. Dünyanın yaşayan sistemlerinin çöküşe gitmekte olduğunu inkâr edip durdu.

Bütün bunları inkâr ettiler çünkü kabul etmeleri, iyi diye baktıkları herşeyi sorgulamaları anlamına gelecekti. Eğer bilim doğru idiyse, arabaları doğru olamazdı. Eğer bilim doğru idiyse, yabancı ülkelerdeki tatilleri doğru olamazdı. Ekonomik büyüme de, yükselen tüketim eğrileri de, doğru olduğuna inanmak üzere yetiştirildikleri tüm sistem de yanlış olmak zorundaydı. Bilim yanlışmış ve kendi hayatları doğruymuş gibi gibi yapmak, bilimin doğru, kendi hayatlarınınsa yanlış olduğunu kabul etmekten daha kolaydı.

Birkaç yıl önce birşey değişti. Aynı insanların bilimi inkâr etmek yerine, şöyle demeye başladıklarını duyuyordum artık: “Tamam, bu bir gerçek. Ama şimdi artık bu konuda birşey yapmak için çok geç.” Baştaki inkârları ile sondaki çaresizlikleri arasında “Bu gerçek, öyleyse harekete geçmeliyiz” dedikleri bir an bile olmadı. Umutsuzluğa düşmeleri de inkârcılığın bir başka biçimi; herşeye eskisi gibi devam edebileceklerine dair kendilerini ikna etmelerinin bir başka yoluydu aslında. Harekete geçmenin bir anlamı yok idiyse eğer, en derin inançlarını sorgulamaya da ihtiyaçları yok demekti. Benim kuşağımın inkârcılığı, bencilliği ve kısa vadede azami kâr çıkarcılığı yüzünden şimdi bu, elimizdeki son şans artık.

Torunlarımın yaşlandıklarında başlarına geleceğinden korktuğum felaketler daha şimdiden olmakta: çöken böcek popülasyonları, kitlesel yokoluş, orman yangınları, kuraklıklar, sıcak dalgaları, seller. Size miras bıraktığımız dünya bu işte. Tüketimimiz arş-ı âlâya çıkarken dikkate almayı ihmal ettiğimiz o doğmamış kuşaklar arasında sizinki ilk kuşak oluyor.

Ama aramızda uzun yıllardır bu mücadele içinde bulunanlar sizleri terk etmeyecek. Siz “Hodri Meydan!” dediniz ve biz de buna cevaben ayağa kalkmalıyız. Sizinle dayanışma içinde olacağız. Biz yaşlıyız, siz de gençsiniz, ama buna rağmen bize siz öncülük edeceksiniz. Size en azından bu kadarını borçluyuz.

Sizin azim ve kararlığınızla bizim tecrübemizi bir araya getirerek, bizleri felaketin eşiğine – ve hatta ötesine – getirmiş bu hayat-inkârcısı sistemi alaşağı edebilecek büyüklükte bir hareket inşa edebiliriz. Elbirliği ile, farklı bir yolu, hepimizin bağlı olduğu doğal dünyayı savunan o hayat-verici sistemi talep etmeliyiz. Siz çocuklarımızı onurlandıran, henüz doğmamış olanların hayatlarına da eşit derecede değer veren bir sistemi. Elbirliği ile öyle bir hareket inşa edelim ki o hareket karşı konulmaz olsun – olacaktır da.

Çeviren: Ömer Madra