Açık Gazete: 5 Ekim 2018

Açık Gazete: 5 Ekim 2018

05 Ekim 2018

Küresel Isınmayı Durdurmak Zorundayız, Durdurabiliriz De!

 

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

Güney Kore’de gerçekleştirilen “Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli”nin ardından 8 Ekim günü “1.5 Derece Küresel Isınma Özel Raporu” açıklanacak. 

Dünyanın önde gelen bilim insanları özel bir “1.5°C” raporu hazırlıyorlar. Aralık 2015’te Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında hazırlanması kararlaştırılan bu bilimsel çalışma, küresel iklim değişikliğinin etkilerini ve bu etkileri engellemek için ne kadar sürede ve ne kadar miktarda seragazı azaltımı yapmamız gerektiğini gözler gönüne serecek.

Rapor, Birleşmiş Milletler’in, iklim değişikliğinin bilimsel temellerini değerlendirmek için kurduğu Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından hazırlanıyor.

1.5°C Küresel Isınma Özel Raporu ismi verilen raporun son taslağı Türkiye’nin de aralarında bulunduğu UNFCCC tarafı ülkelere gönderildi bile. IPCC rapor için 01-05 Ekim 2018’de Güney Kore’de toplandı. Raporun son hali 08 Ekim 2018′de basın toplantısı ile duyurulacak.

Duke Üniversitesi iklim bilimcilerinden Drew Shindell, hazırlayan ekip içinde kendisinin de bulunduğu raporda dünya ülkelerinin hükümetlerinden hiçbirinin şu anda 1.5°Cderece hedefini tutturmanın yanından bile geçmediklerini, Paris iklim görüşmelerinde dünya hükümetlerinin tümünün hedef olarak benimsediği bu rakamı tutturmamanın da dünyanın hali için son derece vahim sonuçlar getireceğini açıkladı.

(https://www.theguardian.com/environment/2018/sep/26/global-warming-climate-change-targets-un-report

Çoğumuzu şoke edebilecek bu  haberin ardından: çifte şok! Küresel ısınma artışını 2°C’de tutmanın da mümkün olamayacağına dair araştırma sonuçları gelmeye başlamasın mı?  (https://www.theguardian.com/environment/2018/jul/06/global-temperature-rises-could-be-double-those-predicted-by-climate-modelling)

Dahası, dünkü Vakayiname’de belirttiğimiz üzere şok ötesi bir durum da vardı: “Geçen ay, Trump yönetimi, 500 sayfalık bir Çevresel Etki Değerlendirme [ÇED] raporunun derinliklerine gömülü çok şaşırtıcı şöyle bir varsayımda bulunuyordu: Bugünkü rota izlenmeye devam ederse gezegen yüzyılın sonuna dek 4°C derecelik feci bir ısınmaya maruz kalacak.”

Bill McKibben yeryüzünün bu en tuhaf “ÇED Raporu”nu ele alan yazısına “Trump yönetimi gezegenin fokur fokur kaynayacağını biliyor. Umurunda bile değil” başlığını koymuştu. Şöyle diyordu: “Paris iklim görüşmelerinde son-çare hedefi olarak konan 2°C’nin iki katı olan 4°C’lik ısınmayı sakin sakin düşünebiliyorlar. Eğer dünya gerçekten bu kadar ısınacak olursa, kelimenin tam anlamıyla cehennemden bahsediyoruz demektir: Bildiğimiz haliyle medeniyetler bu sıcaklıkta ayakta kalamaz.” 

“Endüstri çağı öncesi seviyelere göre yaklaşık 4°C derecelik böyle bir ısınma bilimcilere göre McKibben’ın dediği gibi, felaketle sonuçlanacak. Mercan resiflerinin çok büyük çoğunluğu gittikçe asitlenen okyanuslarda eriyip gidecek. Manhattan ve Miami’nin belli bölümleri ... sular altında kalacak. Aşırı sıcak dalgaları düzenli olarak yerkürenin pek çok bölgesini kasıp kavuracak.”

(http://www.acikradyo.com.tr/acik-gazete/acik-gazete-4-ekim-2018)

***

04 Ekim Perşembe tarihli çok taze bir habere göre de, Pazartesi günü bu önemli raporun yayınlanmasından önce 5 ülkeden 40 önde gelen bilim insanının yayınladığı canalıcı uyarılar taşıyan bir acil durum raporu var. Dünyayı bodoslamasına içine soktuğumuz bu Antroposen çağında iklim krizinin önünü alabilmek için dünya hükümetlerinin yalnızca karbon salımlarını derinlemesine kısması, hatta kesmesi yetmez, aynı zamanda ormansızlaştırmanın derhal önüne geçmeleri çözüm için “kilit önem” taşımaktadır, diyor bu rapor ve şöyle devam ediyor:

“Tehlikeli iklim değişikliğini önlemek, dünya ormanlarının, gezegenin ve kendimizin selameti için kritik önem taşıyan hizmetlerini sağlamaya devam etmelerini garantilemek için sağlıklı ormanları korumak ve onlara bakmak zorundayız ...

“Bilim insanları olarak mesajımız basit: Gezegenimizin gelecekteki iklimi, ormanlarının geleceğine kopmaz bir biçimde bağlıdır.”

(https://www.commondreams.org/news/2018/10/04/urging-multi-pronged-effort-halt-climate-crisis-scientists-say-protecting-worlds

***

İklim Haber Platformu adlı kuruluşun üyeleri de bu önemli raporun açıklanmasından önce ilginç bir çalışmaya imza attı ve “Dünyamızın Havale Eşiği” başlığı ile raporun özetini internet üzerinden yayınladı. Buna göre, Yerküre, sanayi öncesi ortalamalara göre sadece 1,5°C daha sıcak olursa, geri dönüşü mümkün olmayan bir yıkımla yüz yüze kalacağız. Fosil yakıt tüketimi ile artan seragazı emisyonları, bizi insanlığın şimdiye kadar yüzleştiği en zorlu süreçle karşı karşıya bırakmaya başladı bile!

 

Türkiye ve Bölgede Durum:

Platformun özetinde Türkiye ve içinde bulunduğu bölgenin durumuna özel bir yer ayrılmış:

“Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya, iklim değişikliğine karşı en hassas ve en risklibölgeler arasındabulunuyor.

Küresel ortalama sıcaklıklar 1°C sınırının üzerine çıktı. Türkiye’de ise ortalama sıcaklık artışı 1,5°C’yi şimdiden geçti. Küresel iklim değişikliği, ülkemizin karşı karşıya olduğu ekonomik ve sosyal riskleri her geçen gün artırıyor. Türkiye’nin tümü için, 5°C’ye varan sıcaklık artışı ve yine ülkenin güney ve batı kesimleri için %30’lara varan yağış azalması öngörülüyor.

Türkiye’de sıcaklıklar her geçen gün artmaya devam ediyor. 2017 yılında, Türkiye’de ortalama sıcaklık 1970 yılına göre 1,5 °C artarak 14.2°C olarak gerçekleşti. 1981-2010 ortalamasının 13,5°C olduğunu göz önüne alırsak ortalama artış 0.7°C oluyor. 

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, “Türkiye ortalama sıcaklıklarında 1998 yılından bu yana (2011 yılı hariç) süreklilik arz eden bir artış” olduğunu ifade ediyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre yağış rejimleri, miktarı ve sıklığında önemli değişimler yaşanıyor ve meteorolojik afetler artıyor. Türkiye’de 2017 yılında 598, 2016 yılında 654, 2015 yılında ise 731 meteorolojik afet gözlemlendi. Bu üç yıl, 1940’lardan beri ülke tarihinde en çok meteorolojik afetin görüldüğü yıllar olarak ön plana çıkıyor. Verilere göre, son üç yıldaki bu afetlerin ortalama %80’inden fazlası fırtına, şiddetli yağış/sel ve doluafeti olarak gerçekleşmiş.

Sel ve kuraklıkhaberleri, 2018’de ülkemizde de gündeme oturdu. Sadece bu yıl İzmir’i, Ankara’yı, İstanbul’u, Trabzon’u, Rize’yi, Ordu’yu, Bursa’yı, Kahramanmaraş’ı, Kayseri’yi, Antalya’yı, Muğla’yı, Tekirdağ’ı, Konya’yı, Muş’u, Erzurum’u, Şanlıurfa’yı, Samsun’u, kısacası yurdun dört bir yanını sel vurdu; sel canlar aldı, yollar kapattı, tarlaları ve ekinleri yok etti. Bu yaz binlerce ev ve iş yerini su bastı.

Aşırı sıcaklıklar ve orman yangınlarıda artık daha sık görülüyor. 2017 yılında Yalova’nın yüzölçümünün 1.3 katı kadar orman alanı yangınlarda zarar gördü. 2 bin 411 orman yangınında 1120 km2 alan yandı. 2018’de de yangınlar artarak devam etti. İzmir’de, Tunceli’de, Kastamonu’da, Bursa’da, Antalya’da, Çanakkale’de, Sivas’ta, Hatay’da, Denizli’de ve daha birçok kentte orman yangınları binlerce ağacın kül olmasına sebep oldu.

Kuraklık:Türkiye’nin içinde bulunduğu bölge son 900 yılın en kötü kuraklığını yaşıyor. Akdeniz havzasının son 900 yıldaki iklim trendlerini inceleyen NASA çalışmasına göre Türkiye, Kıbrıs, İsrail, Ürdün, Filistin ve Suriye bölgesinde 1998’de başlayan kuraklık, bölgenin son 900 yılda yağış bakımından en kısır dönemigeçirdiğini ortaya koyuyor.

Eşine yüzyıllardır rastlanmamış bir kuraklığı yaşayan bölgedeki binlerce insan şimdiden kıtlık, açlık, gıda krizi ve yeni göç dalgaları tehdidi ile karşı karşıya. Yanı başımızda yaşanan ve derinleşebilecek bu iklim etkileri ülkemizde de sosyal ve ekonomik sorunlara yol açıyor.

 

1°C Artış

İklim değişikliği sebebiyle küresel sıcaklıklar hâlihazırda sanayi dönemi öncesi seviyelerinin yaklaşık 1°C üzerine çıktı. Emisyonların hızla azaltılmaması halinde, sıcaklıklar 2040’ta 1,5°C yükselebilir. Sıcaklık artışının 2100 yılında 1,5°C ile sınırlı tutulabilmesi için küresel emisyonları daha önce eşi görülmemiş bir ölçekte, derhal ve radikal olarak azaltmalıyız. Ancak bu azaltımı gerçekleştirsek bile, iklim değişikliği yüzünden önemli hasarlar ile karşı karşıya kalacağız.

 

Aşırı Sıcaklar

Dünya hâlihazırda 1°C’lik sıcaklık artışının etkilerini yaşıyor. Bu artışın etkileri ülkemizde de görülmeye başlandı. En son, 2017 yılında Yalova’nın yüzölçümünün 1.3 katı kadar orman alanı yangınlarda zarar gördü.  2 bin 411 orman yangınında 1120 km2 alan yandı. 2100 yılında bugünden 1,5°C daha sıcak olacak bir dünyada, aşırı sıcaklıkların görülme sıklığı en az iki katına çıkabilir.

 

Su Kıtlığı

1,5°C’lik sıcaklık artışı, tatlı su kaynakları üzerindeki baskıyı ve Türkiye gibi hassas bölgelerde su kıtlığı riskini artıracak. 5°C’lik sıcaklık artışı, nehir ve göllerdeki tatlı su miktarını Akdeniz havzasında %9, Avustralya’da %10, Brezilya’nın kuzeydoğusunda ise %7 oranında azaltabilir.

 

Ekosistem Hasarları

Sadece insanlar değil, dünyadaki bitki ve hayvan türlerinin önemli bir kısmı iklim değişikliğinden etkilenecek. Sıcaklık artışını 1,5°C sınırında tutmak, canlılar üzerindeki riskleri yarı yarıya azaltsa da, 1,5°C senaryosuna göre 10 mercan kayalığının dokuzu 2050 yılından itibaren ciddi bozulma tehlikesi altında olacak. Kara ve deniz yaşamı olumsuz etkilenecek, türler üzerinde baskı artacak. Ekolojik hasarlar ile birlikte tarımsal üretim düşecek, gıdaya erişim zorlaşacak.

 

2°C Artış

İklim için eyleme hızlıca geçilmezse, küresel ortalama sıcaklıklar 2065 yılında sanayi öncesi dönemin 2°C üzerine çıkabilir. Sıcaklık artışını 2°C’de sınırlandırmak için küresel emisyonlarda radikal azaltıma ihtiyaç duyuluyor.

 

Aşırı Sıcaklıklar

2°C üzerinde bir sıcaklık artışı, kavurucu bir sıcaklık artışına ve aşırı sıcaklıkların neredeyse tüm yaz boyunca Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da etkili olmasına sebep olacak. Sıcak hava dalgalarına bağlı ölümler artacak, şiddetli orman yangınlarına maruz kalacağız. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki en sıcak günlerde sıcaklıklar 50°C’ye çıkabilir.

 

Su Kıtlığı ve Seller

Sıcaklıkların 2°C’den fazla yükseldiği bir dünyada, yağış rejimleri dengesizleşecek ve su kıtlığı ile daha sık karşı karşıya kalacağız. Avrupa’nın tamamı ve Türkiye her mevsimde daha şiddetli yağışlar alacak. Dünya nüfusunun %8’i şiddetli susuzluk problemleri yaşayacak.

 

Ekosistem Hasarları

2°C dünyasında mercan kayalıkları yok olacak. Amazon ve Galapagos gibi dünyanın en fazla doğal zenginliğe sahip bölgelerindeki 80.000 bitki ve hayvan türünün %25’inin soyları yüzyıl sonunda yerel ölçekte tükenecek. Sıcaklık artışları, böcek ve hayvan davranışlarını da değiştirerek ekosistemlerin tamamına yansıyan bir dalga etkisi yaratabilir. Küresel sıcaklıklar 2°C yükselirse, Arktik Okyanusu’ndaki buzullar üst üste birkaç yıl boyunca, belli aylarda tamamen eriyecek. Bu durumda gezegenin yansıttığı güneş ışını miktarı azalacağından ısınma daha da hızlanabilir. 

 

3°C Artış

Emisyon artış hızı bugünkü gibi devam ederse ortalama küresel sıcaklık, bu yüzyılın ikinci yarısında sanayi dönemi öncesi seviyelerinin 3°Cüzerine çıkacak. Hükümetler, Paris İklim Anlaşması çerçevesindeki emisyon azaltma taahhütlerini yerine getirir ancak bunun ötesine geçmezlerse sıcaklık artışı daha yavaş olacak, ama yine 2100 yılı dolaylarında sanayi dönemi öncesi seviyelerin 3°C üzerine çıkacak.

 

Aşırı Sıcaklıklar

Günümüz ikliminde ortalama Afrika bölgesinde yılda bir ila üç sıcak hava dalgası yaşanıyor. Sıcaklıkların yüzyıl sonunda 3°C arttığı bir senaryoda, sıcak hava dalgaları yüzyıl ortasına gelindiğinde beş kat artabilir. Kuraklıkların Akdeniz, Batı Avrupa ve Kuzey İskandinav bölgelerinde gittikçe daha sık görülmesi ve şiddetlenmesi muhtemel.

 

Su Kıtlığı ve Seller

3°C’lik bir sıcaklık artışı senaryosunda, dünyanın içme su kaynakları olan yeraltı suları ciddi azalma tehdidine maruz kalacak. Örneğin, 3°C’lik sıcaklık artışı, günümüzde 800 milyon kişinin su kaynağı olan Himalaya tepesindeki buzulların %43’ünün yok olmasına da sebep olabilir. Ayrıca, aşırı yağışlar ve seller milyonlarca insanın hayatını olumsuz etkileyecek.

 

Ekosistem Hasarı

Bitki ve hayvanlar, özellikle göçmen canlılar, bu sıcaklık değişimine ayak uyduramayacak ve yerel ölçekte soyları tükenecek. Deniz ekosistemleri bu derece bir sıcaklık artışında çökebilir.

(https://www.birbucukderece.com/;https://www.yenisafak.com/hayat/korkutan-uyari-15-derecelik-kabus-senaryosu-3399840; vurgular: Vakanüvis ÖM)

 

***

Antroposen çağında Altıncı Kitlesel Yokoluş sürecinin içlerine doğru hızlı adımlarla ilerlemekte olduğumuz açık. Final maçındayız adeta. Hatta, onun da “uzatma dakikaları”nı “oynamakta” olduğumuz bile söylenebilir. Ama Oğuz Atay’ın kulaklarını çınlatırsak, bayağı “Tehlikeli Oyunlar” bunlar.

Peki –bir kez daha Lenin gibi soracak olursak– ne yapmalı?

Önceki vakayinamelerde iklim ve çevre konusunda yıllardır kalem oynatan Joe Romm ve George Monbiot gibi aktivist-yazarlardan alıntılar yapmıştık: Herkes için kâinatın en önemli meselesi olan bu antroposenik (insan kaynaklı) iklim yıkımını dur durak bilmeden konuşmamız, sivil itaatsizlik örnekleri sergilememiz gerektiği üzerinde durmuştuk. Ayrıca siyasi karar alıcılar üzerinde ciddi etki yaratabilmek için örneğin LGBT bireylerinin düşünce, fikir ve kültür ortamına köklü değişiklikler getiren ısrarlı eylem ve söylemlerini örnek almamız gerektiğini de söylemiştik.

Belki bir başka yazarı da onlara ekleyebiliriz son olarak: Yazar, analist ve aktivist (yakında faaliyete geçmesi beklenen Rapid Transition Alliance/Hızlı Dönüşüm İttifakı adlı topluluğun kurucularından) Andrew Simms, bu ayın ilk günü yayınlanan “#MeToo Hareketinin hızı bana umut veriyor: İklim değişikliğini hâlâ durdurabiliriz” başlıklı makalesinde şöyle yazıyor:

““Sigara tiryakiliği ve alkollüyken araba kullanma olgularından sonra iklim değişikliği de davranışlarımızda büyük değişiklik yapma konusunda önümüzdeki yeni meydan okuma olabilir mi? ... Her şey değişir. Güvenilir tek şey bu değişimdir. İklim, onun bozulmasına yol açmaktan en fazla sorumlu olan insanların tavır ve davranışlarından daha hızlı değişiyor – ama artık şunu biliyoruz ki, eğer istersek, değişimi hızlandırabiliyoruz. ...

“Öldürücü, aşırı hava olaylarıyla dolu bir yaz mevsiminin ardından artık ortaya çıkıyor ki, iklimin bozulması, sigara tiryakiliği ya da sarhoş araba kullanmaktan çok daha büyük çapta bir kamu sağlığı meselesi...

“Nasıl yaşayacağımız, çalışacağımız ve ekonomiyi yöneteceğimiz konularında hızlı dönüşümler yapmamız gerekiyor. Davranışlarımızı –gerekli olan ölçüde– değiştirmemizin mümkün olduğu konusunda iyimser olmalıyız.”

(https://www.theguardian.com/commentisfree/2018/oct/01/metoo-movement-climate-change-social-norms-swift-profound)

Yukarıda epey ayrıntılı olarak alıntıladığımız birbucukderece.com sitesinde de benzer bir mücadele çağrısı var: “İklim değişikliği konusunda hemfikiriz ve endişeliyiz.Ancak; bu krizin boyutunu, bizleri ve geleceğimizi nasıl etkileyebileceğini önemsemiyor ve günlük hayatımızdaki koşuşturmalar ve boğuştuğumuz ekonomik ve sosyal sorunlar yüzünden çocuklarımızın yaşam alanlarını yok eden iklim değişikliğini yeteri kadar dert etmiyoruz.

“Bu konuda hepimize rol düşüyor. Artık iklim değişikliğini daha fazla dert etmemizin zamanı geldi…Küresel ısınma #birbuçuktakalsındiye, ilk adımı atar, iklim krizini daha fazla insanın dert etmesi için siteyi ailen, dostların ve arkadaşların ile paylaşır mısın?”

***

Birçok toplumun birçok noktasında –biraz da kaygıyla– gözlediğimiz “anomie” yani normsuzluk halinden yeni toplumsal normlara hızlı ve derinlemesine bir geçiş öneriliyor yani burada da.

 

Neden olmasın?

 

Vakanüvis ÖM