Açık Gazete: 3 Temmuz 2018

Açık Gazete: 3 Temmuz 2018

03 Temmuz 2018

İki Olağan İnsanın İki Olağanüstü İnsani Hikâyesi

03 Temmuz 2018 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

Biri İmam, biri Avukat... İki sıradan insan, iki dünya vatandaşı, iki “kahraman”...

Önce İmamın hikâyesi:Bu hikâye insanlığın doğduğu kıtadan – Afrika’dan geliyor. BBC News’dan ve Pidgin’dan gene son derece sıradan bir insan, olağan bir gazeteci olduğu anlaşılan Dooshima Abu’nun sıradan, olağanüstü basitlikte bir dille anlattığına göre, olay şöyle gelişmiş. Nijeryalı bir imam, yani Müslüman bir din adamı, Nijerya’nın Plateau eyaleti kırsalındaki köyünde, komşu köyden gelen Nijeryalı silahlı Müslüman çete mensuplarının kendi köylerindeki Nijeryalı Hıristiyanları topyekûn katletmesini kendi hayatı pahasına önlemiş. Dehşet verici fotoğraflar ve yakın geçmişe ilişkin çarpıcı bilgilerle de desteklenen bu olağanüstü haber – röportajı gerçekleştiren Abu dümdüz yazıyor:

“Nijerya'nın Plateau eyaletindeki bir imam, yüzlerce ailenin dehşet içinde köyüne doğru koştuğunu gördüğünde, kendi yaşamını da tehlikeye atacak bir karar verdi. Hıristiyanların çoğunlukta olduğu komşu köyü istila eden çoğu Müslüman 300 kadar silahlı sığır çobanı rasgele ateş açıyor, evleri yakıp yıkıyordu.

Köyden kaçmayı başaranlar ise imamın yaşadığı Müslüman köyüne koşmaya başladı.

İmam aralarında kadın ve çocukların da olduğu 262 köylünün yardımına koştu, onları camisinde ve evinde sakladı.

Berom-Fulani gerginliği

Geçen hafta yaşanan saldırılar, Nijerya kırsalında çiftçiler ve hayvancılar arasında yaşanan şiddet dalgasının son halkası. Çoğu Hıristiyan Berom etnik grubundan çiftçilerle, çoğu Müslüman Fulani etnik grubundan hayvancılar arasındaki kan davası yıllardır sürüyor.

Topraklarda ve otlatacak alanlarda hak iddia eden farklı gruplar sık sık çatışıyor. Son 6 ayda yüzlerce kişi öldürüldü.

Bir araştırmaya göre 2016'da kırsal çatışmalar, Boko Haram örgütünden daha fazla insanı öldürdü.

İmam bu ailelere kucak açmasaydı, çok daha fazlası ölecekti.

Köylüler önce komşu mahalledeki silah seslerini duydu. Saldırganlar postanelerine ateş ettiğinde ise, güvenlik görevlileri dahil yüzlerce kişi kaçmaya başladı.

Saldırganlar kaçan ailelerin, imamın camisinde saklandığını duyarak adamın kapısına dayandı.

40 yıllık minnet

İmam saldırganların tehditlerine rağmen köylüleri bırakmayı reddetti. Tamamen savunmasız olsa da, silahlı grubun kendi camisine girmesine de engel oldu.

Saldırganlar evini ve camisini yakmakla tehdit ettiğinde, imam onlara yalvardı. Silahlı adamların önünde yere eğildi, ayaklarına kapandı, ağlayarak, feryat figan adamlardan gitmelerini istedi.

Onun gibi birçok Müslümanın da yardımıyla hayvancılar uzaklaştı ama giderken yakındaki iki kiliseyi de ateşe verdiler.

Olaydan sonra BBC'ye konuşan imam, önce kadınları ve çocukları kendi evine götürüp sakladığını, daha sonra erkekleri camiye götürdüğünü anlattı.

İmam için Hristiyan ailelere yardım etmenin başka bir anlamı da vardı. 40 yıl önce Hristiyanlar Müslümanlara burada cami inşa etmelerine izin vermiş, topraklarının bir bölümünü onlara bedavaya vermişti.

BBC'ye konuşan başka bir imam, "Beromlarla bir arada yaşamaya başladığımızdan bu yana böyle çirkin bir saldırı yaşamadık" diyor.

Camiye sığınan Hristiyanlar da İmam'a minnettar. İçlerinden biri, saldırıdan sonra kimsenin onları camiden atmadığını, cemaatin burada öğle ve akşam yemeği vererek onlara kucak açtıklarını söylüyor.

İmamın yanına sığınan ailelerden bazıları 5 gün sonra bir kampa yerleşirken, bazılarıysa aileleri ve arkadaşlarının yanına taşındı.

Camiye kaçanlar köylerine geri dönemiyor çünkü onları koruyacak hiçbir güvenlik unsuru yok. Evleri ise yerle bir halde.

“4 çocuğum da öldürüldü”

Köyü ziyaret ettiğimde tamamen terk edildiğini gördüm.

Saldırıya uğrayan bir kilisede papaz odası yakılmış, sandalyelerde parçalanmıştı. Papaz da yangında öldü.

Yetkililer geçen Cumartesi günü yaşanan olayda 5 saatten fazla süren şiddet olaylarında 5 farklı köyün hedef alındığını söylüyor.

Yerel halk ise tam 11 köye saldırı düzenlendiğini öne sürüyor.

70 yaşındaki bir adam gözyaşları içinde 4 çocuğunun da öldürüldüğünü söylüyor, “Şimdi bana yemek verecek kimsem yok” diyor.

Saldırganlar evleri ve dükkanları ateşe vermeden önce yağmalayıp, ailelerin çiftlik hayvanları dahil her şeylerini yaktı yıktı.

Görgü tanıkları, saldırganların “Allahu Ekber!” diye bağırdığını söyledi.

Güvenlik güçleri, saldırıya uğrayanları tahliye etmek için bölgeye ulaştığında saatler geçmiş, akşam olmuştu. Orduya bağlı güçlerin sözcüsü Adamu Umar, aynı anda çok sayıda saldırı düzenlendiği için olaya hızla müdahale etmekte zorlandıklarını açıkladı.

Öte yandan Plateau eyaletinin 3 farklı bölgesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Köylülerden biri ise ağlayarak bana karşıdaki toplu mezarı gösterirken, yaşadığı yıkımı şöyle anlattı:

“Sadece bu köyde 83 kişi öldü. Nasıl gömüldüklerine bir baksana.

“Biz burada doğduk. Nereye gitmemizi istiyorlar?”

Evet, olağanüstü basitlikte bir soru: Bu insanlar, bin yıllık komşularının nereye gitmelerini istiyorlar?

(“Onlarca Hristiyan çiftçiyi canı pahasına kurtaran Nijeryalı imamın öyküsü”, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44681888)

 

***

Şimdi de Avukatın hikâyesi. Bu hikâye de insan medeniyetinin doğduğu Mezopotamya’dan ve semavî dinlerin yükseldiği Ortadoğu’dan doğup Asya’nın derinliklerine uzanıyor. Bizzat Birleşmiş Milletler tarafından 21. yüzyılın en büyük etnik temizliği ve hatta soykırım girişimi olarak nitelenen Arakan Müslümanlarının kendi ülkeleri Burma’da ordu destekli iktidarın Budist milliyetçi çeteleri tarafından topluca imhasına girişilmesi ve kılıç artıklarının kalanlarının da komşu ülkeye korkunç “zorunlu hicreti”. Bu zalimliğe karşı yıllar yılı karşı duran sıradan bir Arakanlı avukatın, kendi hayatını da hiç sayarak yürüttüğü olağanüstü mücadelenin ve Hristiyan Ermenilerin yıllık ödülünün bir Müslümana verilmesinin olağandışı hikâyesi bu da.

Hıristiyan Ermenilerin Aurora Ödülü Myanmarlı Müslüman avukat Aung’un

 

13 Haziran tarihli Agos gazetesi hikâyeyi şöyle özetliyordu: 1915 soykırımında bütün ailesini kaybeden ve mucize kabilinden hayatta kalan Aurora Mardiganian adına her yıl Ermenistan’da verilen ödülün bu yılki sahibi Myanmarlı Müslüman bir avukat oldu. Agos adına Vicken Cheterian, hem izlenimlerini yazdı, hem de Myanmarlı Müslümanların (Türkiye’de daha çok ‘Arakanlılar’ olarak biliniyorlar) var kalma mücadelesine omuz veren avukat Kyaw Hla Aung ile bir söyleşi de gerçekleştirdi.

1,1 milyon dolarlık ‘Aurora Uyanan İnsanlık Ödülü’ne bu yıl Myanmarlı avukat Kyaw Hla Aung’un layık görülmesi sürpriz oldu. Çünkü finale kalan diğer iki kişi, güçlü karakterleri ve anlattıkları inanılmaz hikâyelerle kuvvetli adaylardı. Sürpriz oldu, çünkü 78 yaşındaki bu avukat, hayatı boyunca, kendi kendini tecrit etmiş bir ülke olan Myanmar’ın Rakhine eyaletinde yaşamıştı; günümüzde hepimizin yaptığı gibi, halkının hikâyesini iki dakikalık açıklamalarla anlatmaya alışkın değil. Ayrıca, ömrünü, uzaklarda bir ülke olan Myanmar’da, devletin ayrımcı politikalarına karşı, Müslüman bir halk olan Rohingyaların haklarını savunarak geçirmişti. Ancak bir kez daha düşünüldüğünde, bunun çok anlamlı bir seçim olduğu görülüyor. Aurora Ödülü, Ermeni Soykırımı’nın yüzüncü yıldönümündeki anma etkinlikleri sırasında tasarlanmıştı. Carnegie Corporation of New York adlı kuruluşun başkanı Vartan Gregorian ile, girişimciler Noubar Afeyan ve Ruben Vardanyan, bu ödülü tesis ederken, soykırım kurbanı Ermenilerin yaşadıklarına duyarsız kalmayıp, yardım etmek için bir şeyler yapmaya çalışan insanların hatırasını esas almışlardı. Şimdi, yüz yıl sonra, modern dönemin ilk soykırımından kurtulanların torunları, Aurora Ödülü’yle, kitlesel şiddete maruz kalan başka halklara yardım eli uzatacaktı. Aurora’nın ruhunu, dinî ve etnik kimliği nedeniyle aynı adaletsizlikler, katliamlar, tehcirlerle karşı karşıya kalan, kültürü köklerinden sökülen bir halktan daha iyi yansıtabilecek bir şey olabilir mi?

 “Kyaw Hla Aung’un çalışmaları, Aurora Ödülü’nün ruhunun canlı bir örneği. Alt edilmesi çoğunlukla mümkün görünmeyen bir adaletsizliğe karşı verilen mücadelede, bir bireyin ne kadar etkili olabileceğini; dünyanın en savunmasız insanlarına destek olmak için atılan cesur bir adımın nasıl devasa bir etki yaratabileceğini ortaya koyuyor.” Seçme komitesinin üyesi ve eski Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiseri ve eski İrlanda Devlet Başkanı Mary Robinson ödülün gerekçesini bu sözlerle anlattı.

“Halkının tarihiyle örtüşen bir yaşam öyküsü”

Aung’un yaşamöyküsü, Rohingya halkının tarihiyle örtüşüyor. 1970’li yılların sonlarında Rohingyalara karşı ayrımcı politikalar başladığında memleketinde avukatlık yapıyormuş, hatta milletvekili adayı olmuş. Myanmar’daki askerî yetkililerin, Rohingyaları “Bengalli” saymaya yani komşu ülke Bangladeş’ten gelen göçmenler olarak görmeye karar vermesinin sonucu olarak, Rohingyalara yönelik ayrımcı politikalar geliştirildi. 1982 anayasasında, Burma’daki 135 “ulusal ırk” arasında anılmayan Rohingyaların vatandaşlık hakları ve siyasi hakları kısıtlandı. 1986 yılında yetkili makamlar çiftçi Rohingyaların topraklarına devlet adına el koymuş; o dönemde hiçbir avukat, onların haklarını savunmaya cesaret edememiş. Kyaw Hla Aung, davayı üstlenerek halkının haklarını barışçıl yöntemlerle savunmak üzere yola koyulmuş. Mücadelesi boyunca defalarca tutuklanmış ve toplamda on yıl hapis yatmış.

 

2012 yılında, aşırılıkçı gruplar, en büyük Rohingya şehri olan Sittwe’de sivillere saldırdı. Halen, binlerce Rohingya’yla birlikte, iç mülteciler için kurulmuş bir kampta yaşayan Kyaw Hla Aung, ‘Polis oradaydı. Teröristler evlerimizi yakarken, polisler bize camiye sığınmamızı emrettiler’ diyor ve ekliyor: ‘Bütün kitaplarımı kaybettim.’

“Rohingya İslamcı başkaldırı hareketi, şiddetin yükselmesinden başka bir işe yaramadı. 2015-2017 arasında maruz kaldıkları kitlesel şiddet nedeniyle en az 650 bin Rohingya ülkesini terk etti ve Bangladeş’teki Rohingyaların sayısı bir milyonu geçti. 53 bin Rohingya halen kendi ülkesinde, kamplarda yaşıyor. Kendi memleketinde kalanların sayısı sadece 400 bin. Tehdit altında bulunan Rohingya kimliği ve kültürü, ancak uluslararası düzeyde itirazlarla ve devlet politikasının değişmesiyle kurtulabilir.

“İktidar hala ordunun elinde”

“Kyaw Hla Aung’a, Myanmar’ın başında, bir insan hakları savunucusu ve Nobel Barış Ödülü sahibi olan Ang San Su Çi bulunduğu halde Rohingyalara yönelik zulmün nasıl devam edebildiğini sordum. Aung, Su Çi’nin hakiki bir gücü olmadığını, iktidarın hâlâ ordunun elinde olduğunu söyledi. Devlet Başkanı’yla tanışıklığı olmadığını belirten Aung, Aurora Ödülü’nün ardından uluslararası düzeyde bir ilgi oluşmasıyla, kendisini davet etmesini umuyor; ‘Ona ne yapmamız gerektiğini anlatmak istiyorum’ diyor. Rohingyaların yaşadıkları toprakları Myanmar’dan ayırmak ya da Bangladeş’le birleşmek gibi bir talebi yok: ‘Biz Myanmar’da yaşamak istiyoruz, ama kanun ve düzen, sulh ve sükûn içinde.’”

Myanmar’da yaşamak istiyorlar evet. Orada doğmuşlar ve başka nereye gidecekler ki zaten?

Görüldüğü gibi, Myanmar’lı avukatın hikâyesi de Nijeryalı imamınki ile aynı. İkisi de insanlığı anlatıyor. Ne eksiği var, ne fazlası. İnsanlığın olağanüstü olağan hikâyesini.

 

***

İki kişi, iki hikâye, bir insanlık...

Amma hikâye!

 

 

Vakanüvis ÖM