Açık Gazete: 15 Mayıs 2018

Açık Gazete: 15 Mayıs 2018

15 Mayıs 2018

“Yeryüzünün En Büyük Toplama Kampı”ndan Yükselen Sesler Duyuluyor mu?

 

15 Mayıs 2018 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

Sessizliğin sesi kulakları sağır ediyor: Dün tarihin önemli “taammüden kitlesel katliam”larından birinin gerçekleştirildiği Gazze’de silahsız Filistinli protestocuların 61’i vahşice öldürülür, 2700’den fazlası da –bir kısmı ilk kez insan üzerinde denenen silahlarla– yaralanıp sakat bırakılırken, İsrail yetkilileri “çit” dedikleri duvara Filistinlilerin Hamas örgütü tarafından saldırtıldığını, kendilerinin de sınırlarını korumak için meşru savunma hakkını kullandıklarını ileri sürüyorlar Yani protestocuların bir “sınır”ı aşıp İsrail’e yasa dışı yollarla “sızmaya” ya da “girmeye” çalıştığını ima ediyorlar.

Ne var ki, kıdemli Ortadoğu analisti Jonathan Cook’un yazdığı gibi, gerçek hayli farklı:

“Sınır diye birşey yok,” diyor Cook, “çünkü Filistin devleti diye birşey yok. Filistinliler işgal altında yaşıyorlar ve İsrail onların hayatlarının her noktasını kontrol altında tutuyor. Hele Gazze’de hava ve deniz de İsrail’in mülkiyeti altında... Uzun yıllardır dünya ülkelerinin siyasi liderleri Filistinlileri şiddet kullanmakla şiddetle suçladı ve Hamas’ı Gazze’den roket fırlattığı için şiddetle azarladı.

“Ama şimdi genç Filistinliler kitle halinde sivil itaatsizlik eylemlerine kalkışmayı tercih ettiklerinde, yaşadıkları dram, bırakın sempati uyandırmayı, dünya kamuoyunun dikkatini bile çekmiyor. Onun yerine ‘sınıra tecavüz etmek’ ve İsrail’in güvenliğini tehdit etmekle suçlanıyorlar.

“Anlaşılan Filistinliler için tek meşru mücadele biçimi, seslerini kesip oturmaları ve topraklarının yağmalanmasına, çocuklarının aç biilaç kalmasına seyirci kalmaktan ibaret.)

(https://www.commondreams.org/views/2018/05/14/israel-repurposes-nakba-my...)

Bir önceki Vakayiname’de değinildiği gibi, dünyanın sayılı zenginleri arasında yer alan Trump ailesinin kızıyla damadının o şaşaalı Kudüs çıkarması alkış kıyamet eğlenceli şarkılı yemeli içmeli şen şakrak devam ederken, o mükellef sofradan sadece 90 -100 km ötede “Yeryüzü’nün En Büyük Toplama Kampı” diye –haklı olarak– adlandırılan Gazze şeridinde hayat hiç de “eğlenceli” ve “müreffeh” sayılmazdı.

Çünkü orada 8 aylık bebekler drone’lardan atılan gaz bombalarıyla hayatlarını kaybediyor, iki ayağı kopuk insanlar tekerlekli sandalyelerinde öldürülüyorlar. Açık lağımların güneşin altında göl gibi parladığı Gazze’de gençlik işsizliği yüzde 60 oranında, intiharlar salgın halinde, boşanmalar yüzde 2’den yüzde 40’a fırlamış, genç kızlarla kadınlar, bir zamanlar Gazze’de neredeyse hiç rastlanmayan fahişeliğe giderek yaslanmakta, 2 milyonluk bu devasa açık hava hapishanesinin parasız pulsuz, çulsuz “mahpusları”nın yüzde 70’i de insani yardım (şeker, pirinç, süt ve yemeklik yağ) paketleriyle ancak ayakta durmakta ... Buna ayakta durmak denirse.

BM’nin tahminine göre Gazze’nin suyunun yüzde 97’si “kontamine olmuş” durumda, yani mikroplu. İsrail’in bombalayıp patlattığı kanalizasyon sisteminin tamirine de izin verilmediği için, kafesteki toplumun tek nefes alabileceği deniz sahilleri de dışkıya batmış durumda.

(https://www.truthdig.com/articles/killing-gaza/)

Türkiye’den bu büyük adaletsizliğe sesler yükseldi. CHP Sözcüsü Bülent Tezcan, “Gazze'de katliam var. Bu katliamı kınıyoruz. İnsanlık açısından büyük bir ayıp yaşanıyor” derken bunun bir adım ötesine geçip doğal bir adım atmadı ve bir protesto çağrısında bulunmadı. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/chpden-israile-sert-sozler-40836476)

HDP cumhurbaşkanı adayı, Selahattin Demirtaş ise, İsrail hükümetinin vahşetini bir an önce durdurabilmek için güçlü bir ses, ortak bir duruş gösterilmesi gerekir” dedi ve derhal bir protesto mitingi çağrısında bulundu: “Türkiye toplumu bu vahşet karşısında sessiz kalmadığını ve kalmayacağını dünyaya en güçlü şekilde göstermelidir... Filistin halkı ile dayanışmak için sivil toplum öncülüğünde, İstanbul’da büyük bir miting çağrısı yapıyorum... İstanbul’da toplanacak milyonların çığlığı bu katliamı durdurabilir” dedi ve ekledi: “Çok geç olmadan Filistin’e ses verelim.” (http://bianet.org/bianet/siyaset/197157-demirtas-tan-filistin-icin-mitin...)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “tatlıdil” diye adlandırılan bir ziyaret için bulunduğu Londra’da yaptığı açıklamada İsrail'i ‘terör devleti’ olarak nitelendirdi. “Bu insanlık dramını, soykırımı lanetliyorum” ifadesini kullandı ve Filistin için mitingler düzenleneceğini duyurdu:

“Saldırı haberlerini almaya başladıktan hemen sonra görüşmeler yaptık. İstişareler neticesinde yaşanan vahşete tepkimizi koymak için bazı kararlar aldık. Ülkemizde yarından başlamak üzere 3 gün milli yas ilan ettik... Cuma günü öğleden sonra, Yeni Kapı meydanında zulme karşı dev buluşmamızı gerçekleştireceğiz... Filistinli kardeşlerimizle dayanışmamızı göstermek için Pazar günü Diyarbakır'da mitingler düzenleyeceğiz” dedi. (http://t24.com.tr/haber/erdogan-acikladi-filistin-icin-yenikapi-ve-diyar...)

Burada soru şuydu: Hemen 3 günlük yas ilan edilmekle birlikte, neden bu “dev buluşmayı” gerçekleştirmek için üç gün bekleneceği, Nakba’nın tam 70. yıldönümündeki dev Filistin protestoları gününün veya 2014’ten beri yaşanmış bu en büyük katliamın hemen arkasının neden seçilmediği ve mitingler için önce Cuma öğleden sonrasının, sonra da Pazar’ın neden beklendiği açıklığa kavuşmadı.

Cumhurbaşkanı adaylarından birinin, yattığı hapishaneden yaptığı “Çok geç olmadan” vurgusu önemli görünüyor.

 Vakanüvis ÖM

Playlist:
Şarkıcı / YorumcuParça Adı
Mor ve Ötesi
Nakba
MALOX -
GAZA TRIP feat. Echo Uri Brauner Kinrot and 3run