Açık Gazete: 1 Mart 2018

Açık Gazete: 1 Mart 2018

01 Mart 2018
Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

Milyon Dolarlık Soru: Yazarlarını Hapseden Ülkenin

Özgür Dünyada Yeri Olabilir mi?

 

Dünyanın önde gelen yazar, akademisyen, düşünür ve bilim insanlarından 44’ü Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a açık mektup yazdı. Edebiyat, Fizik, Kimya, Tıp/Fizyoloji ve Ekonomi dallarında Nobel Ödülü sahibi olan 44 kişi, Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’a destek veren ve “Ekselansları Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Açık Mektup” başlığını taşıyan ortak metni, şu seslenişle açıyordu:

 

 “Sayın Cumhurbaşkanı,

İfade özgürlüğü alanında dünyanın önde gelen otoritelerine göre, ülkenizde, yazarlar ve düşünürler sadece evrensel bir hak olan ifade özgürlüğü hakkını kullandıkları için, haksız bir şekilde tutuklanıyor ve mahkûm ediliyorlar. Bu durumun Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarına ve vatandaşlarının onur ve refahına verdiği zarara dikkatinizi çekmek isteriz...”

 

Dünyanın önde gelen Nobel ödüllü şahsiyetleri, BM ve Avrupa Konseyi gibi dünyanın önde gelen uluslararası kuruluşlarının temel hak ve özgürlüklerin korunmasından sorumlu organlarının yanı sıra, önde gelen uluslararası hak savunucusu kuruluşlardan Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası PEN, Gazetecileri Koruma Kurulu, Article 19 ve Sınır Tanımayan Gazeteciler’in mahkûmiyet kararlarına eleştirilerini de dile getiriyorlar ve şöyle söylüyorlardı:

 

“Sayın Cumhurbaşkanı, zatıalileriniz de, 1998 yılının Nisan ayında, 1997’nin Aralık ayında bir miting sırasında okuduğunuz bir şiir nedeniyle yine TCK’nın 312. maddesi uyarınca İstanbul Belediye Başkanlığı görevinden azledilmiş, siyasetten men edilmiş ve 10 ay hapis cezasına mahkûm olmuştunuz. Bu, haksız, gayrimeşru ve zalim bir karardı. O zaman sizi savunan çok sayıda insan hakları örgütü, aynı ihlallerin bugün de işleniyor olmasını son derece sarsıcı buluyor... aynı şekilde bugün de bu mahkeme kararlarına karşı çıkıyorlar.”

 

Nobel ödüllü yazarlar, hocalar, fizikçiler, kimyacılar, doktorlar ve iktisatçılar Türkiye’deki hukuk, yargı bağımsızlığı ve demokrasi, özgürlük eksikliği eleştirileri arasına Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin kararını, ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın –Başbakan olduğu dönemdeki– konuşmalarını da ekliyorlardı:

 

“Türkiye’nin Anayasa Mahkemesi de bu eleştiriye bizzat katılmıştır. Geçtiğimiz 11 Ocak’ta verdiği kararda, tutukluluk nedeniyle Mehmet Altan ve bir diğer gazeteci, Şahin Alpay’ın haklarının ihlal edildiğine ve tahliye edilmeleri gerektiğine hükmetmiştir. Ancak, birinci derece mahkemeler, üst mahkeme hüviyetindeki Anayasa Mahkemesi’nin kararını uygulamayı reddetmiş, bunun sonucunda da yargı, açıkça anayasayı ihlal etme suçunu işlemiştir. Bu gayrimeşru karar hükümet sözcüsü tarafından da desteklenmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı, alt Ağır Ceza Mahkemesi’nin Anayasa’ya bu meydan okuyuşundan şüphesiz endişe duymuş olmalısınız...

 

“2 Şubat 2009’da Çetin Altan’ın onuruna düzenlenen bir ödül töreninde kamuoyunun önünde “Türkiye büyük yazarlarını hapislerde süründüren o eski Türkiye değildir –o dönem artık geride kaldı,” dediniz. O gün sizi alkışlayan izleyiciler arasında Çetin Altan’ın iki oğlu da vardı: Ahmet ve Mehmet. Dokuz sene sonra, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldılar; bu sizce de amansız bir çelişki değil midir?”

 

Nobel ödüllü 44 kişinin ortak mektubu, yazarları hapseden Türkiye’nin özgür dünyada yeri olamayacağını vurgulayan –endişeli ve fakat aynı zamanda ümitvar ve çarpıcı olan– şu paragrafla sona eriyordu:

 

“Sayın Cumhurbaşkanı, bu mektubun imzacıları olarak biz Nobel Ödülü’ne layık görülmüş yazar ve bilim insanları, Türkiye’de yaşayan çok sayıda kişinin, müttefiki olduğunuz ülkelerin, üyesi olduğunuz uluslararası kuruluşların paylaştığı derin endişeleri dile getiriyoruz. OHAL uygulamasının ivedilikle kaldırılması, hukuk devletine hızlı bir şekilde geri dönülmesi ve ifade özgürlüğünün yeniden tam ve eksiksiz olarak tesis edilmesi için çağrıda bulunuyoruz. Böyle bir adım Altan kardeşler ile Nazlı Ilıcak hakkında verilen kararların bozulmasına ve hızlı bir şekilde beraat etmelerine yol açacağı gibi, haksız yere tutuklu olanların da derhal tahliyesi ile sonuçlanacaktır. Ama bunlardan daha önemlisi, böyle bir adım Türkiye’yi tekrar özgür dünyanın onurlu bir üyesi hâline getirecektir.”

(http://t24.com.tr/k24/yazi/nobellilerden-cumhurbaskani-erdogana-mektup,1627)

 

***

 

Bu açık mektup haberi işbu vakayiname için K24, T24, BBC türkçe, DW Türkçe, Diken, Artı Gerçek, Ahval, the Guardian, Presstv vb. internet gazete ve kaynaklarından izlendi ve derlendi. İşin tuhafı, ayrıntılı bir tarama yapıldıysa da, gerek metne gerekse metinle ilgili herhangi bir habere Türkiye’nin önde gelen gazetelerinin basılı nüshalarının hiçbirinin 1. (yani “kapak”) sayfasında rastlanmadı. “Solcu”ların, Sağcıların, Ulusalcıların, Ulusolcuların, Merkezcilerin, Amiral gemilerinin, Hücumbotların, Yandaşların, Dincilerin, Kürtçülerin, Türkçülerin, Türkücülerin, Ilımlıların, Muhafazakârların, Magazinlerin, hatta bunların o iddialı İngilizce versiyonlarının da hiçbirinde 1. sayfada bununla ilgili tek bir satır bile çıkmadı!

 

Bunun anlamı nedir?

 

Türkiye’nin önde gelen, kimi uluslararası üne sahip, düzinelerce kitabı bulunan, kimi kitapları dünyanın birçok dilinde de yayınlanmış yazar, akademisyen ve gazetecilerinin, birkaç yazı ve bir tv konuşmaları dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbede, yani ömür boyu hapse mahkûm edilmelerini konu edinen bir mektuptan söz ediyoruz. Bu karanlık ortamı bir an önce geri çevirerek ülkenin yeniden özgür dünyanın onurlu bir üyesi hâline getirilmesi için Cumhurbaşkanı’na açık çağrıda bulunan kişilerin mektubundan.

 

Dünya çapında yazarların, düşünürlerin ve bilim insanlarının mektubundan. Şöyle bir bakalım kimler varmış? 2017 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Kazuo Ishiguro, sekiz Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, yedi Nobel Fizik Ödülü sahibi, 11 Nobel Kimya Ödülü sahibi, 13 Nobel Tıp Ödülü sahibi ve beş Nobel Ekonomi Ödülü sahibi!....

Ishiguro’nun yanı sıra, Alman yazar Herta Müller, Michael Haneke tarafından beyazperdeye aktarılarak Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü alan Piyanist romanının yazarı Avusturyalı Elfriede Jelinek, İkinci El Zaman, Kadın Yok Savaşın Yüzünde ve Çinko Çocuklar kitaplarıyla Türkçede okurla buluşan Belaruslu gazeteci yazar Svetlana Aleksiyeviç, Latin Amerika’nın yetiştirdiği en büyük romancı ve denemeciler arasında gösterilen Perulu Mario Vargas Llosa, Afrika kıtasının ilk Nobel ödülü sahibi oyun yazarı Wole Soyinka, iki kere Man Booker Ödülü’ne de değer görülen Güney Afrikalı yazar J. M. Coetzee...

 

Ayrıca, Amerikalı saygın ekonomist Joseph Stiglitz, “yavaşça hızlı düşünme”nin önemini cümle âleme basitçe anlatan Daniel Kahneman, dünyanın yaşayan en önemli kimyagerlerinden biri olarak görülen Elias J. Corey, fotosentezle ilgili önemli keşiflerde bulunan kimyagerler Robert Huber ve Harmurt Michel, genetik alanında çığır açıcı çalışmalara imza atan biyolog Andrew Fire ve bilinen en ince, hafif ve sağlam malzeme olan grafenin mucidi fizikçi Andre Geim de mektubun imzacılarından.

 

E peki? Niye bahis yok?

 

Dünyanın önde gelen beyinlerinden bazılarının ülkenin Cumhurbaşkanına ve en büyük partisinin başkanına, ülkenin önde gelen beyinlerinden bazılarının kaderi ile ilgili temel hukuk, hakkaniyet, vicdan soruları sorması, Türkiye’nin önde gelen gazeteleri için bir haber değeri taşımamakta mıdır? Kendi sayfalarında yıllar yılı köşe yazılarını, haber-yorum yazılarını, analizlerini vb. yayımladıkları kıdemli ve tecrübeli gazetecilere ilişkin dünya çapındaki bu haber onlar için bir anlam ifade etmemekte midir? Bunu mu anlamalıyız?

 

Bu önemli anlambilim sorusunu, Türkiye’den değerli bir yazarın,Yılmaz Murat Bilican’ın “Demokrat Olmanın Koşulsuz Buyrukları” başlıklı yazısından (http://t24.com.tr/yazarlar/yilmaz-murat-bilican/demokrat-olmanin-kosulsuz-buyruklari,19198) bir alıntı yaparak bir daha soralım isterseniz:

 

“Koşulsuz diyorum, çünkü memlekette koşullu demokrattan geçilmiyor, belli koşullar dahilinde herkes demokrat.

Ne demek koşullu demokrat olmak?

Kişinin işine geldiğinde, çıkarlarına, düşüncelerine, değerlerine, ideolojisine uygun koşullar olduğunda demokrat kesilmesi demek. “Ama, fakat, öyle de olmaz ki, içinde bulunduğumuz durum, o da şöyleydi, şunu demişti, şunları yapmıştı” gibi sözcüklerle başlayan cümleler kurmak demek.

Peki koşulsuz demokrat olmak ne demek?

Demokrasi ve onun değerlerini, koşul koymadan, ister kişisel olsun ister ulusal, hiçbir çıkar gözetmeden, bazen bunun sonucunda gelebilecek olası zararları göze almak pahasına savunmak demek. Demokrasiyi, başka bir şeyi elde etmek için değil, kendisi bir değer olduğu için istemek demek...

 

“Ama, fakat, öyle de olmaz ki...” demeye mi hazırlanıyorduk ne? “O da şöyleydi” filan? Yok, öyle yapmayalım isterseniz. Vicdanı rahatlatmıyor. Doğru, hiç kolay değil, ama başka çare yok galiba.

 

Bilican yazısını şu öğütle bitiriyor:

 

“Aslında son derece basit ama hayata geçirmesi zor buyruklar. Zor ama öğrenilmez değil, yeter ki insan kendini demokrasiyle terbiye etmeye bir yerden başlasın.”

 

Ve evet, yazar haklı, demokrasi terbiyesine biz de bir yerden başlamak zorundayız!

 

Ve evet, Nobelciler de haklı: Ülkenin itibarı, vatandaşların onur ve refahı buna bağlı.

 

 

Vakanüvis ÖM  

 

 

 

 

Playlist:
Şarkıcı / YorumcuParça Adı
Lullabies from Around the World - Argentina
Harry Belafonte
Jamaica Farewell
Harry Belafonte
Brown Skin Girl
Manfred Mann
Mighty Quinn
Dario Moreno
Deniz ve Mehtap